Salı, Aralık 30, 2008

Iyi Yillar!!!

2008 yilinda bu handan gelip gecen arkadaslarim, durup dinlenen yoldaslarim, benim halimi hatrimi merak eden dostlarim, 

hepinizin yeni yili kutlu olsun, 2009 evinize nese, kalbinize huzur, cebinize bol kazanc getirsin. 

Herseyin basinda, kuru dallara can veren Allah'im beni de gorsun.

Benim annem, teyzelerim, hepsi yillardir dualarinda, once baskasina, sonra bana ver, demistir. En son yanina gittigimde annem bana tembihledi, artik baskasina bir sey dileme, bana ver, benden artarsa ele de ver, diye gecir icinden, elalemi dusunmek bize yaramiyor, islerimiz iyi gitmiyor, ben cok denedim, dedi. 
Turkiye'ye gelirken teyzem de benzer bir seyler tembihlemisti. Onu, bunu dusunme, git keyfine bak, sen sana lazimsin, el degil, demisti. 
Yas ilerledikce imana gelenlerin aksine, bizimkilerin Allah korkusu gitgide azaliyor bence. Artik takmiyorlar pek, acik acik niyetlerini belli ediyorlar.

Yeni yilimda ailemdeki herkes, saglikli ve huzurlu olsun.  
Sizinkiler de :)

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Ne olacak benim sonum?

Gunler zor ve yorucu geciyor. Fiziksel yorgunlugun disinda kafa yorgunluguyla demek daha dogru olur.

Geleli epey vakit oldu. Geldigimden beri master tezimin parcasi olan bir projemi Istanbul'da hayata gecirmek icin ugrastim. Halen de ugrasiyorum ve surec devam ediyor. Gerceklesebilir de, gerceklesmeyebilir de... Bu arada her iki ihtimale karsi da cozumler uretmeliyim. 

Calismam gerekiyor. Fakat bir yerde ise baslamak istemiyorum. Komik belki ama Turkiye'deki is ortamlari ile ilgili biraz fobim var. O sebeple bir sekilde irili ufakli isler ayarlayip, freelance dedigimiz sekilde idare etmek istiyorum. 

Iste bu sistemi ayarlamak, yeni, pek tanimadiginiz ve sizi taniyanlarin da pek olmadigi bir sehirde cok zor.  Bu yuzden cok dusunuyor ve cok cabaliyorum. Sonumuz guzel olur umarim.

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Dun gece

Dun biraz fazla sarap ictim, gecem kabus gibiydi. Tahminimce sabahin besinde zink diye uyandim, hafif mide bulantim vardi ve Kerbela'da sususluktan kavruluyormus gibiydim. Normalde o uyku haliyle tuvalete bile gitmeye erinir, sabaha kadar hafif sanciyla yatagin icinde doner dururum ama bu defa o halde mutfaga gidip, daha yataktan cikmadan, dusunce gucuyle yerini tespit ettigim koca bir portakali kapmis ve tirnaklarimla acele acele, yaralaya yaralaya soymus, tahmin edilmez bir istah ve istekle yarisindan fazlasini acele acele, suyunu damlata damlata yemis, cok yersem midem daha da bulanir korkusuyla bir kismini sarmalayip, tezgah ustunde birakmisim. Insan denen mahluk, yeri gelince nasil da biliyor caninin kiymetini!

Cuma, Aralık 26, 2008

26 Aralik 2008 Cuma

Hava soguk. Daha yeni kahvalti yaptim. Kalvaltida, dun Tchibo'dan aldigim, geceden beri cok iyi bir alisveris yaptim, diye ovundugum, mumlu demlik isiticisini kullandik. Yarim saatte bir, belki bir bardak daha cay icerim, diye saatlerce ocagin altinin acik kalmasini icim kaldirmiyordu. Bir de dogalgaz ciddi ciddi pahaliymis ya, yeni yeni ikna oluyorum.

Bugun pek yapilmasi gereken isim yok. Canim Galata civarinda dolasmak, biraz da sergi falan gezmek istiyor.  S. benimle gelmek istemiyor. 

Pazar, Aralık 21, 2008

Arı namus şişesini taşa caldim kime ne

Hayati duzene girmis (yemisim oyle duzeni!) insanlarin, kendilerince hayati henuz duzene girmemis (kime gore, neye gore bir duzense!!) insanlara karsi yaklasimlari beni cileden cikariyor.  Hayatin zamanlamasi herkese gore ayni islemiyor, herkese ayni imkanlari, sanslari ya da bence aptal duzenle yetinme salakligini bahsetmiyor hayat. Ama insanlar bunu genelde anlamak istemez. Insanlar her vakit kendi sahip olduklari hayatin dogrulanmasini, onaylanmasi ister. Bu sebeple de kendileri gibi olmayanlara akil verir, daha da sevimsizi acir, kendi hayatlarina ozendirip, onlari bos hayallerinin pesinde gitme yolunda yildirmaya calisirlar. Daha da aptalca olani, bunu yaparken, yaptiklarinin farkinda olup, bilinclice yapacak zekaya bile sahip olmayislaridir.

Ama onlar gibi olmayanlar her seferinde bu dalasmadan, ilk yikintiyi atlattiktan sonra (ki onlar gibi olmayanlar cok hassas insanlardir) iyi ki onlar gibi degilim, diye ayrilirlar. 

Çarşamba, Aralık 10, 2008

Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz

Bir hal var ustumde. 

Hem herseyi yikip darmadagin edebilecek kadar ofkeli, hem de yerinden kipirdayamayacak kadar yorgun ve gelen hayati kabullenmis sinik bir ruh gibiyim.

Ah, hayat kendini neden surekli tekrarlayip duruyor ya da ben neden yol alamiyorum bir turlu?

Sabahlari ensemden tum basima yayilan bir hafif sizi, bir agir mutsuzlukla kalkiyorum sanki. 

Zorla daldigim uyku bazen oyle ruyalar gosteriyor ki bana, degil sabahinda gununde bile kendime gelemiyorum. Dun gece mesela, kirk dunyaya girdim ciktim, kirk koca degistirip, kirk adam oldurup, kirk ulke gezdim, kirk patavatsizlik yaptim, kirk insani ozledim. Bu kucuk kalbim her sabah hangi birinin etkisinden kurtulabilsin?. Ruya gormeyi azaltan, engelleyen ilac var midir?  

Eskiden, cocuk-genc iken gunun en sevdigim vakti gece yataga girme vaktiydi. Yataga girip, gun icinde aklima dusen turlu seylerden yola cikarak, uzun uzun hayaller kurar, o hayaller icinde kaybolur gider, hayalle gercek arasinda bir halde uykuya dalardim. 
O zamanlar hayal kurmak umuttu, ama simdi hayal kurmak umutsuzluk gibi.

Neyse, ben simdi gideyim, neselenince tekrar geleyim.

Salı, Aralık 02, 2008

Küçükten yar seveni cennete gönderseler

Universitenin ilk yilinda, hatta okula kayit yaptirdigim gun yolda tanistigim, sonrasinda o gun benimle karsilasinca, ben ona gulumseyip yardim etmek isteyince, ilk defa geldigi sehirdeki tedirginligini, gerginligini nasil da bir anda ustunden atip mutlu oldugunu soyleyen, devamindaki iki yil boyunca (ben o universiteden ayrilana kadar) yedigimiz ictigimiz ayri gitmeyen, annemlerin, teyzemlerim, amcamlarin bile bir erkek arkadas olarak evin icine kabul edip, pek sevdikleri, fakat simdi aklima bile gelemeyecek kucuk seyler ve mekansal uzaklik yuzunden koptugum sinif arkadasim, gectigimiz haziran ayinda trafik kazasinda hayatini kaybetmis.

En son 2003 sonbaharinda bambaska bir sehirde tesadufen yolda karsilasmistik. Yine gozleri parlamisti beni gorunce. Aramizdaki kirginlik, kopukluk cok net ortadaydi. Fakat mutluluk da gozden kacmayacak sekilde belirgindi. Ben biraz soguktum. Beni cok tanimayanin anlamayacagi ama onun cok iyi gorebilecegi derecede bir sogukluk.

Kazagin ne guzelmis, dedim. Beyaz bir kazak vardi uzerinde. Begendiysen sana vereyim, dedi ve cikarmaya calisti ustunden. Tamam, ver, dedim. Ama sevgilimin hediyesi bu, dedi son anda ve tekrar giydi.

Son bir iki aydir hep aklima geliyor, acaba tekrar arayip bulsam mi onu diyordum. Facebook'da ortak tanidiklarimizin arkadas listesinde ismine rastliyor, eklesem mi, yoksa onun beni eklemesini mi beklesem, diyordum. 

Meger o coktan gitmis. Ben anlamsiz ekleme, cikarma hesaplari yapip duruyormusum.

Salı, Kasım 25, 2008

30.yil







Aslinda onemli bir gun bugun, gunun gidisati hic oyle gorunmese de. Artik 30 yasinda biriyim ben. Kulagima hic iyi gelmiyor, hele kalbime.

Annemin dedigi gibi, cok uzuluyorum yaslanacagim icin. Ne yapayim, elimden baska turlusu gelmiyor.

Bir haftaya yakindir sabahin korunden gece yarilarina kadar, onumuzdeki cumartesi bitmesi gereken bir projeye yardim ediyorum. Dun gece eve girdigimde ne cok yoruldugumu farkettim. Ama pazar gunu bir kacamak yaptim ve Asliberry ile bulustum. Cok cok iyi geldi bana onunla gorusmek. 

Bugun gitmedim su projeye yardim isine. Evde kalip yarinki bir gorusme icin hazirliklar yapmam gerekiyor. 
Dogumgunum bu yil boyle gececek, evde tek basina calisarak.
Bir ara cikip saclarimi fonletecegim ve su faturasini yatiracagim.

(Blogumun 3. yilini kutlayan, kutlamayan, beni ziyaret eden herkese cok tesekkurler)

Salı, Kasım 18, 2008

3. yıl


















Bu ayin basinda blogum 3. yilini doldurmus. 3 yildir vazgecmeden, tembellik etmeden, keyifle yazmisim. 

Cumartesi, Kasım 15, 2008

El edersem eve gel, göz edersem cama gel

Insan Istanbul'da yasiyorsa en az  haftada bir iki disarida yiyor yemegini. Hele coluk cocuk yoksa kesin oyle oluyor. Evden bir ciktin mi geri donmen mutlaka saatleri buluyor. Zaten her koseden guzel kokular gelen bir sehir. Dolayisiyla ac karinla o kokulara karsi koyamiyor insan.

Ben ilk memleketten, kucuk sehrimizden ayrilip da gorece biraz daha buyuk bir sehre gittigimde en cok buna sasirmistim; insanlarin disarida, ayakustu yemek yemesine. Eve gidecek insanlar neden disarida yemek yer, diye dusunur, sasirirdim.  Mesela adam isten cikmis, eve gidiyor ama yol ustunde bir tatli alip, yiyor falan. Hani cocuk desen cocuk da degiller.  Meger bunlar buyuk sehrin cilveleriymis, sonradan ayiktim.

Salı, Kasım 11, 2008

Hala garip seyler oluyor

Uc Maymun'u izlemeye gittigimde sinemada fragmanini gormus, saskinlik ve urpertiyle S.'e donup, bu ne lan, demistim. 

Oyle komik (uydurma, sahte) sozler ve sahnelerdi ki, gulmekten kendimi alamamistim. Filmi izlemedim ama benim agzimi acik birakan, komedi gibi olan fragmanin filminden, bildik bilmedik, ciddiye aldigim almadigim bir cok kisi ovguyle bahsediyor. Sastim kaldim. Nasil yani? 

Sorun yumurta mi tavuktan cikti, tavuk mu yumurtadan cikti problemini bile asiyor. Gorunmeyen bir yumurtadan nasil bir tavuk cikar da millet yemeye doyamaz? 

Yazmayi unutmusum, Issiz Adam filminden bahsediyorum.


Pazartesi, Kasım 10, 2008

Garip seyler oluyor

Her seferinde sasiriyorum, tencerenin dibine koydugum bir avuc misir nasil olur da patlayinca dev gibi bir kabi doldurur, diye. Her defasinda, acaba bir daha  patlatmadan once ve sonra misirlari saysam mi, diyorum. Bu derece inanamiyorum yani.

Cuma, Kasım 07, 2008

Cok yalvarma kabul olmaz dilegin

Teyzemi aradim demin, kac haftadir konusmamistik. Cok ozlemis beni, cok alismislar meger bana. E, tekrar donsem Almanya'ya ne olurmus. Halen kosturmaktan bikmamis miyim. Obur is ne olmus (S.den bahsediyor)sakin evlenip falan yesil pasaportumu oldurmeseymisim, hic olmadi onunla gidip gelseymisim canim her istediginde. 

Galiba bunlar benim bu ay otuz yasina girecegimi, yasitlarimin peslerinde bebelerle, hic olmadi kariyerle dolastiklarini, kendime ait yer bezlerim, tavalarim olmasini istedigimi unutuyorlar.* Hos, bunlarin hepsinden cok artik emeklerimin bir halta yaradigini, bir karsiligi oldugunu gormek tek derdim. Yoksa ne tava, ne tencere ne de koca derdindeyim. Olsa olsa tek derdim gozlerimin etrafinda olusan ilk kirisikliklar olur.

Bir de, gelirken mis gibi bir kutu (100gr) American Spirit tutunu getirmistim, sarip sarip iciyordum. Bugun o da bitti, bulamadim da hicbir yerde. Onun yerine Drum marka tutun aldim. Berbat bir sey. En erken aralik ayinda gelecek olan ablama siparis ederim tutunu. Istanbul'da nereden bulabilirim, bilen var mi? Sigara icenlere de israrla tutun icmelerini, mumkunse de bu 100% dogal tutunu bulup denemelerini tavsiye ederim. Tutun sarmak hem cok zevkli ve icimi guzel hem de sigarayi daha az icmenizi sagliyor. 

*Cevremdeki okuldan falan arkadaslarimin hic biri henuz bu tablonun icinde degil.

Çarşamba, Kasım 05, 2008

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Belediyelerimiz ve web siteleri

Bugun S. bir sebeple belediyelere sayip soverken soylemisti; bizim belediyelerin web sayfalari belediye baskanlarinin kisisel sayfasi gibi, diye. O dedikten sonra Almanya'daki ornekleri dusunmustum ama simdi bakip, bir karsilastirma yaptim da, sonuc korkunc. Buradaki belediyelerin sitelerine girince, gevsek siritisiyla bir baskan karsiliyor sizi. Baskanimizdan mesaj var, baskanimiz konusuyor, baskanimiz basbakanimizla elele, baskanin gundemi gibi basliklardan gecilmiyor.  Aslinda bu siteler, baskanlik edilen halka dair oyle cok bilgi veriyor ki, ozellikle halkin guc/iktidar karsisindaki tutumu ve gucun/iktidarin halka bakisi hakkinda. 
Arastirmaci TT sizin icin biraz secme yapti, hadi bulun bakim 70 farki 

Oncelikle Almanya ve Isvicre'den bir iki sehrin web sitesine bakalim. Fotograflara tiklayinca buyuk halini gorebilirsiniz.(Ben denedim, olmuyor)

Dresden/Almanya













Kreuzlingen/Isvicre













Zurih/Isvicre
















Mannheim/Almanya
















Evet, bundan sonrakiler Turkiye'den

Sirayla Malatya, Samsun, Izmir ve Ankara. Tabii ki favorim Melih G. ile Ankara. Malatya hernekadar cok basarili olsa da Melih G. nin ciciligi, ayni sayfada 4 farkli fotografini sergileme (medeni!) cesareti birinciligi acik ara farkla hakediyor. Kismetse bayramdan sonra Facebook'daki ANKARA'DA BIR SURREALIST MELIH G. grubuna da uye olacagim.


Perşembe, Ekim 30, 2008

Ankara

Gunler ilginc bir kosturmacayla geciyor. issiz bir insansin nedir bu mesguliyetin, diyor bir takim arkadas kitlesi. Haklilar. Ama halim boyle.

Uc gunlugune Ankara'ya gittim. Bu sabah geldim. Trenle yolculuk cok guzeldi. Tren yolculugunu tercih edenler de. Otobuse, ucaga binenlerden daha baska insanlar oluyorlar.

Ankara'dan pek bir sey anlamadim aslinda. Orayi cok ozlemistim fakat az gorebildim. Eskiden sevdigim, arada aklima gelen mekanlarin coguna gidemedim. Bir kosturmacadir orada da devam etti.

Ama sunu diyebilirim; Ankara'da inanilmaz bir trafik, her yerde bitmis, bitmekte olan dev gibi  alisveris merkezleri vardi. Bir de sehir geceleri ne kadar karanlikti oyle. Sehrin gobegi Kizilay fena halde karanlikti mesela. Isil isil olmasi gereken bir nokta halbuki. Dogru duzgun aydinlatma yerine Kizilay'a bir takim sacma sapan isik oyunlari ve dev cussesine ragmen cok az kisinin gorebilecegi cirkin bir saat yapmis Ankara'lilarin gozbebegi Melih G.  

Cuma, Ekim 24, 2008

Mallaşmamak!!!

Hepimize erisim mahkeme karariyla kapatilmis!! Var mi boyle bir sacmalik ya?
Bu ne hesapsizliktir, ne kabaliktir boyle!

Aaaa, ben ulastim ama , bak buraya yeni yazi da koydum, kapatilma tarihinden daha sonra hem de! Simdi ne olacak? Erisilmesi mahkeme karariyla engellenen bir siteye girdim diye basima turlu turlu isler mi gelecek?

Bir seyler yapmali.
Onlarin bizleri mallaştirma cabalari karsisinda mal gibi durmamaliyiz.

Salı, Ekim 21, 2008

Yürü ya kulum

Bir is ustundeyim.
Nina soylemisti, buyuk sehirdeki insanlar, ozellikle sanat, tasarim camiasindakiler her daim bir proje ustunde calistiklarini soylerlermis ve o da sasirirmis, hep buyuk bir proje ustundeler ama ortada hicbir sey yok, diye. Bu sohbetlerde gecen buyuk sehir Berlin'di. Ben geldim ya Istanbul'a simdi, Nina'ya yazdigim maillerimde benzer cumleleri kullaniyorum :)

Pazar, Ekim 19, 2008

Iyi pazarlar

Hava gunesli, acik, mis gibi. 
Evin balkonumsu cikintisindan gorunen manzarayi seviyorum. Demin baktim yine, bizim sokagi kesen, kucuk karsi sorkagin iki yanindaki eski, ahsap evlerin arasinda kediler vardi. Hep kedi oluyor orada. 
Sonra, bizim sokaktan asagi, rihtima dogru inen bir cift gecti. Kadin carsafliydi. Ellerinde posetler vardi, birinde sanki portakal gibi bir meyve vardi. Hasta ziyaretine gittiklerini dusundum.

Kahvaltiyi Almanya'dan gelen eski bir tanidigimla disarida yapacagim bugun. 
Birazdan arar ve cikarim.

Guzel bir gun, herkese iyi pazarlar.



Pazar, Ekim 12, 2008

Ozgur Dunya!

Ken Loach'un Iste Ozgur Dunya'sini izledim demin. Film mih gibi cakiyor insani oldugu yere. 
Gocmenlerin, kacak, kagitsiz, guvencesiz yasayanlarin, daha bir sure once haksizliga ugrayip, isinden atilan bir isciden isverene donusen biri tarafindan nasil da acimasizca kullanildigini anlatiyor. Ve bunun hep boyle davam edecegini, bu sistemde baska yol olmadigini esas mih gibi cakiyor insanin aklina.

Almanya'da gocmen, kacak yasayanlarin hikayesini cok duydum. Bazilarini tanidim. Onun gibi.
Ilk gunlerde, hic calisma iznim olmadigi ama kendi masraflarimi kendim karsilamak zorunda oldugum gunlerde bir yerde calismistim. Ucret konusunda tartisirken, bu bana haksizlik gibi bir laf etmistim patrona. Karsiliginda "ne hakki, sen ne hakkindan bahsediyorsun, bu ulkede senin hic bir hakkin yok" demis ve esprisine icten ama sevimsiz bir sekilde gulumsemisti. Hakliydi. 

Kardesim, bu dunyanin baska bir boktan ulkesinde hayalindeki, kendine sunulmayan ve bekledikce asla da gelmeyecegini bildigi, hayati kazanmak icin cirpiniyor. Bu cirpinma sirasinda cok sikinti cektigini ve hirpalandigini biliyorum. Korkarim ki sonu, bir dunya hayal kirikligi ile gecmis, gitmis gencligi olacak bu cabanin. Gorunen bu.

Filmi izlemeden once cay demlerken, gunlerdir evde su eksik bu eksik diye soylenmeme ragmen aslinda cok luks bir hayatimiz oldugunu, demleyebilecegimiz 4 degisik cesit cayimiz oldugunu soylemistim S. e.   Tam o sirada kardesim gelmis aklima ve cayin tadi kacmisti. Simdi, filmden sonra o cay daha da burnumdan geldi.

Çarşamba, Ekim 01, 2008

Yayla yüksek alamadım uykumu

Baskasinin evinde (yani size ait, sizin aylardir kullanmakta olup sonraki aylarda da kullanacaginizi bildiginiz esyalarinizla dolu olmayan bir evde), baskasinin telaslari, baskasinin dertleri oluyor.  Siz de o baskalarinin dertleri, duzeni, huylari ile kisa sureli de olsa bir ortaklik kurduğunuzdan kafaniz kendi evinizde, kendi esyalarinizla, kendi duzeninize gore yasarken calistigi gibi calismiyor.. Hatta kendinizce dusunmeyi, yorumlamayi ertelemekle geciyor vakit. Emanet yasamak deniyor buna Teyzen efendi lugatinda.

Iyi bayramlar.

Perşembe, Eylül 18, 2008

Persembe - Eylul

Annemin evindeyim.
Evde olmak guzel.
Annem biraz yaslanmis, ama yapabilirse eger estetik yaptirip, biraz goz civarini gerdirecekmis. Insan kendisi icin de birseyler yapmaliymis su hayatta.
Hem kendisine hem de teyzeme aldigim goz ve cilt bakim urunlerine teyzemin hic ihtiyaci yokmus, onlarin hepsini kendisi kullanacakmis, teyzem ne anlarmis kirisikliklarla savastan, daha sacini bile boyatmazken.

Omur geciyor.
Annenin yaslandigini gormek biraz uzucu, ama bir yandan da sans belki.
Yasasin, yaslansin...

(Ablami da ozledim)

Pazartesi, Eylül 15, 2008

15.09.08

Apartmanın giris katında yaslı bir adam oturuyor. Dün ılk defa gördüm. "Merhaba" diyen S.nin arkasından apartmana giren beni görünce sanki şaşırdı ve birden "Masallah, masallah" deyip, gevsekce, keyifli keyifli güldü. Ya normalde her gün eve tek dönen S. ile alay etti, ya beni begendi ya da genclerin mutlulugunu görüp, neselenen bir ihtiyardı. Ama suratı cok komik ve sevimliydi.

Gecen gece 1961 yapımı Judgment at Nuremberg filmini seyrettik. Çok güzel bir filmdi. Amerikanvari hislenmeleri vardı elbette ki ama iyiydi.

Masumiyet Müzesi'ni okuyorum, dün geceden beri. Sanırım su sıralar pek çok kişi okuyor bu kitabı. O sebeple çok yorum yapmayayım. Hatta gecen gün de vapurun acık kısmında oturanlardan ikisi bu kitabı okuyordu . Satışlar pek iyidir, kesin.

Cuma, Eylül 12, 2008

İşte Geldim

Dün gece geldim.
Şaşkınım biraz.

İyi olacak ama.

Pazartesi, Eylül 01, 2008

Ben gidersem...

Aslinda her sey fani. Bir donem kapaniyor hayatimda. Bu evi, bu kenti, bu ulkeyi terkedecegim sayili gunler sonra. Ne kotu. Oysa ki ben geride kalan herseyi cok ozlerim. Hem gider, hem aglarim.

Yeni evimde, sehrimde, ulkemde burnuma kokular gelecek, yuzume ruzgar degecek, kulagima bir ses, agzima bir tat degecek ve ben burayi, buradaki gunlerimi hatirlayip, ozleyecegim. Omrume kimbilir daha ne cok ozlem sigacak. Guzel hayat budur belki de. Yasamak, geride birakmak, hatirlamak, ozlemle hatirlamak.

Ah, hic esyam kalmayinca daha da bir hassas oldum ben.
En iyisi gidip alisveris yapayim.

Cumartesi, Ağustos 30, 2008

Iyi seyler de olmadi degil

Son günlerde cok yogunum. Toparlanmakla ugrasiyorum ve islerim tam bir karmasa icinde ilerliyor son bir iki haftadir.

Tüm esyalarimi doldurup, Istanbul`a gönderdigim 6 koca koliden bir haftadir haber alamiyorum. Iclerinde nelerim yok ki. Cok üzülürüm onlarin basina bir is gelirse. Hem gecmisimden hem de gelecek planlarima ait bir sürü sevdigim esya var icinde. Halen elimde net bir bilgi olmamasiyla birlikte, kolilerin pazartesi Istanbul`a ulasmalarini umuyorum.

Öyle iste, bunun gibi bir sürü ters giden islerim vardi ama dün geceden beri yaz burcu kus gezegenine gectigi icin islerim yavas yavas yoluna giriyor gibi.

(son zamanlarda gelen yorumlara akilli akilli cevap yazamiyordum, kimse kusura bakmasin lütfen)

Öptüm
Sizin Teyzen Teyfik`iniz.

Cumartesi, Ağustos 16, 2008

Dizimde dermanimsin, gözümde fermanimsin

Günlerdir buradaki esyalarim toplaniyor, kutulara dolduruluyor. Bes kutu oldu simdilik.
Bugün de teyzemin kücük kizinin esyalarini topladik, odasini bosalttik. Baska bir sehre tasiniyor, evden ilk defa ayriliyor. Teyzemin dali kolu kirildi biraz. Evinde kimseler kalmayacak yakinda. Yok, kimse tekrar dönmez artik bu eve, dedi aksam sigara icerken. Dönmez, dedim ben de.

Cuma, Ağustos 15, 2008

Hediye

Hediye konusunda arada söylenirim S.`e, Sen bana sürpriz yapmiyorsun, söyle söyle seyler almiyorsun, diye. Kastettiklerim, kitap, bardak, canak gibi beni mutlu edecegini düsündügü seyler almamasi. Yani bir sey görünce, aaa T.T. bunu ne cok sever deyip almamasi. Neymis? Benim begenmememden korkuyormus!! Gerci haksiz da degil ama. Neyse...
Fakat ayni adam hediye olarak özel emeklilik sigortasi yaptirmisti bana gecen yil. Ne ilginc hediye degil mi? Iyi bir sey mi bu simdi?
:)
(haa, tezi de teslim ettim, bitti!!!)
(Acaba bir vicdani retci olarak senin basina neler gelecek? Gelmesin hicbir sey!)

Pazartesi, Ağustos 11, 2008

Ne hikmettir su dünyaya gelen aglar, giden aglar

O ülkede, bu ülkede, bu dünyada cocuk olmak.
O ülkede, bu ülkede, bu dünyada cocuk yapmak.
Cok zor. Mümkün degil aslinda. Ama insanoglu neyi düsünüp tanisinarak yapar ki. Bu da öyle. Ahirda kuzu dogunca, yazida otu bitermis misali.

Benim cocugum olsa onu ilk olarak dinden uzak tutarim. Inanmasin isterim hicbir seye. Kimse yavrumun aklini bulandirmasin, kimsecikler onu korkutmasin isterim. Sonra yavrumun sinirlari, ülkesi, vatani olmasin isterim. Sinirlara inanmasin isterim. Bir siniri asti diye kimse canina kiymasin isterim. Yavrumun sinirlarina biri girdi diye yavrum kimsenin canina kiymasin isterim.

Sabahin ilk isiginda iyi olmasi mümkün görünmeyen hic bir egitim icin uykusundan, rüyalarindan uyanmasin isterim yavrum.

Cinsiyeti yüzünden ne asagilansin ne de kimseyi asagilasin isterim yavrum. Izin verdigi herkes bedenine dokunsun, onu mutlu etsin, o da diledigi zevki yasasin isterim. Namussuz damgasi yemeden, kendini, bedenini daha tanimadan, kendine küsmesin isterim.

Bunlar mümkün mü? degil. Mümkün olacaksa bile yukarida sayilanlarla hirpalanmis, yara bere olmus ana babalarla hic mümkün degil.
Ana babanin yarasiyla, hirpalanmisligiyla baslayan bir ömür her cocugun ömrü.
Borges yazmisti bir yerde galiba, geri dönüsü olmayan gecmisler oldugu gibi, geri dönüsü olmayan gelecekler vardir, diye. Bu da öyle. Gelecegi, gelecekte yasayacagi acilari coktan belli bu ülkenin, o ülkenin, bu dünyanin cocuklarinin.

Hergün ölüyor yavrular. Hepsi de bir hic ugruna, bana göre. Ama ben eminim ki, bu noktada iki dogru kesinlikle yok, ayni ölüm gibi tek ve net bu. Hergün bir sürü cocuk hic icin ölüyor. Hayatta kalanlarinsa annesi babasi, hic degilse bir sevdigi ölüyor. Yarali cocuklar kaliyor geriye, yarali nesiller yetistirmek icin.

Salı, Temmuz 29, 2008

Honey

Bugün teyzemle bögürtlen toplamaya gittik. Yolda teyzem "Bosver, Türkiye`ye dönme. Cok üzülüyorum ben. Orada essek gibi calistirirlar seni. Bir koca degil mi? Koca burada da bulunur hem hayatini yasa, ne evlenmesi, keyfine bak biraz. Kutu gibi kücük bir ev kurariz sana, mis gibi calisir, tatillerinde de dünyayi gezersin. Gel gitme, pisman olursun sonra" dedi.

Bir kac hafta önce annem, teyzemi Almanya`ya yolcu ederken, "Bak aman ha, yine bir is cikarmasin T.T. kesin dönsün artik okulunu bitirince. Güzelce evini, yuvasini kursun artik. Git, ona böyle söyle, mutlaka dönsün!" demis teyzeme.

Ben ne diyeyim simdi bu ikisine
:)

Salı, Temmuz 22, 2008

Neler geldi gecti say deli gönül

Eskiden köyde bir sürü kiz vardi. Her evin bir kac kizi. Bizim gibi sadece yazlari gelmezler, hep orada yasarlardi. Köy kizlariydi. Bir tane ev vardi. Kizlarinin teybi vardi. Yerel sanatcilarin kasetleri vardi. Evin büyük kizinin sesi güzeldi. O da söylerdi, o kasetlerden ezberledigi türküleri. Gözünün biri kördü. Kizlarin hepsinin hayali büyük sehre gelin gitmekti. Baslari isten kalkmazdi. Hep isleri vardi. Isleri yoksa da kanavice, dantel falan örerlerdi. Bazen sesleri, bagirtilari gelirdi. Abileri ya da erkek kardesleri onlari döve döve köy yoluna kadar düsürürlerdi. Kimse ses etmezdi.

Simdi hepsi gelin gitti büyük sehre. Hepsinin bir iki bebesi var. Konusmalari degismis, elleri yüzleri acilmis, kilo almislar. Youtube`da dolanirken, kücükken o kör kizdan duyup da hemen hafizaya kaydettigim bir türküye rastladim. Güzel seni su yolunda görmüs idim unuttun mu, adini kücük bacindan sormus idim unuttum mu, diye sözleri olan.

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

14.07.08 güzel bir sabahti

Sunum harika gecti. Cok cok alkis ve övgü aldim. Hatta bu dönem verilen master projelerinin en iyisinin benimki oldugu bile söylendi ;)

Sevgili Limoni`nin dedigi gibi, okumakla ilgili, artık okumayanın anlayamayacağı streslerin bir kismi geride kaldi. Yazili teslimi yapmadim henüz, ki abuk bir durum bu biraz, ama hocalar bir babalik yaptilar bana, sagolsunlar.

Artik okumayanlarin, bu dertleri okumaktan usandiklarini tahmin edebiliyorum, ama tam da su tepede Kavafis`den alintiladigim söz gibi, ömür nasil tükeniyorsa yeryüzünde, bu kösenin payina düsen de o oluyor.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

Teyzen hanim, süremizin sonuna geldik, son olarak ne söylemek istersiniz?

Tez bitmedi. Bir ay uzatma aldim. Fakat önümüzdeki pazartesi sunumumu yapacagim yine de. Yazili teslim de bir aya kadar biter mi, emin degilim. Essek gibi calisiyorum. Sabah erkenden kalkip, gece yarisina kadar. Aci cekiyorum. Usandim.

Neyse... Dün mübarek bir rüya gördüm, hayirlar olsun. Hic olmayan bir kadin hocam varmis okulda. Onun odasinda oturuyoruz falan, o biliyor tezin uzadigini, okulun daha bitmedigini. Bana, Floransa`da calismak ister misin? diyor. Bilmem ne yaratici bir seysi yönetici (hemi de yönetici!! neyse artik) kadrosu acmis ve bu hocama da direkt bildirmisler, birini önerir mi acep, diye. Bir kac saniye düsünüyorum; peki su, peki bu ne olacak, diye. Yemisim hepsini, diyorum icimden.
Tabiiiii, cooook isteriiim, diye cevap veriyorum.
Yolum acik olsun..:)

Salı, Temmuz 08, 2008

Bugün

Sabah uyandigimda (uyanmam gerektigine dair kendime baski yapmaya basladigimda) belim feci agriyordu. Yatakta dizlerimin üstüne cöküp, belimi biraz germeye calistim. Sonra, pozisyonumu pek bozmadan, dizlerimin üstünde, kafami yastigimin altina gömmüs olarak beklemeye basladim. Meger 20 dakika kadar o pozisyonda, uyumusum!

Atladim bisiklete bir copy shop`a gittim. Daha önce de gittigim bir türk vardi, ona gideyim, iki laf ederiz de acilirim belki, dedim. Adamin surati uykusunu alamamis olmaktan, benimkinden beter kaymisti. Sinirliydi. Istedigim baskilari almadan, onlarca gecersiz bahane siralaya siralaya, beni neredeyse kovar gibi gönderdi.

Baska bir yer vardi, hadi oraya gideyim, dedim. Bu dedigim cok özel bir yer. Bir apartmanin kapisindan giriyor, apartmanin arkasina düsen minik bahcesine geciyor, oradan da sol yanda kalan kapidan asagi dogru iniyorsunuz. Taa apartmanin girisinden baslayarak tüm yolu doldurmus olan oyuncaklar, posterler, kartlar, neler neler, indiginiz bodrum katinda göreceginiz manzaraya alismanizi sagliyor. Iceride saatler gecirip de, bir an bile bosluga bakma sansi yakalayamayabilirsiniz, ki bos yer yok. Dolu, dolu, her yer ilginc, rengarenk nesnelerle dolu.

Alman bir cift isletiyor orayi. Onlar uykusunu iyi almisti. Hele ellisine yaklasan kadinin üstündeki mini, yeni yetme genc kiz elbisesi uykusu olani bile uyandiracak cinstendi. Bir ayagi aksayan bu kadinin bacaklari, ondan onlarca yas kücük olan bana tas cikarirdi.

Basilmasi, kesilmesi gereken islerimi, genc bir oglan özenle yapti, neredeyse bir saat ugrasti ve onca ise cok cüzi bir miktar ödeyip, ayrildim.

Pek severim bu Sezen Aksu sarkisini. Canim cekti, dinleyeyim.

Cuma, Haziran 27, 2008

Sepetumun ipleri keseyi omuzimu

Ilk geldigim günlerde görünmez oldugumu düsünürdüm. Ki yalan da degil, öyleydi. Kimse beni görmüyordu sokaklarda yürürken.

Bu durum ilk günlerde rahatsiz etti beni, e alismisim görünmeye, görünme cabalarimin her vakit karsilik bulmasina. Ama ilk birkac günün soku gecince zevk verir oldu. Özel oldugumu hisseder oldum. Baskaydim, farkliydim... Hatta o kadar baskaydim ki, beni algilayamiyorlardi bile.

Sonra baktim ki benim gibi baska baska bir sürü var etrafta. Hem hic de zevkli degilmis baska olmak. Öyle sandigim gibi bir gözle bakilmiyormus baska olana.

Bu defa basladim görünür olmak icin caba harcamaya. Cok calistim. Ama bu öyle bir illet ki, siz calistikca, onlar sizi görmeye basladikca, gerisi gelmez.

Hep daha iyi, cok daha iyi, cok daha net görünür olmanizi beklerler.

Arada görünmenin zevkiyle bir gevsemeyiverin, hemen hatirlatirlar size, ama su noktan görünmüyor ki henüz, diye.

Bosuna yani hepsi. Ne onlar sizi oldugunuz gibi görürler, ne de siz onlarin istedigi gibi görünebilirsiniz.

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Bitti

Fena gürültüler geliyor disaridan. patlamalar, kornalar, bagrismalar... Epey bir zaman da sürer bu. Uyku yok bu gece.

Iyi oynadi Türkiye... Keske yenselerdi de.

Joachim Löw ne hos adam degil mi? Beyaz gömlegi ne de yakisiyor siyah saclarina.

Cumartesi, Haziran 21, 2008

Saglik olsun

Lütfen S.`in babasi iyilessin. Cabuk iyilessin. Annesi telefonda aglamasin.
S. her haftasonu babasinin yanina, baska bir sehre giderken yollarda basina bir is gelmesin.
Benim tezim de biterse bitsin, bitmezse canim sagolsun.

Perşembe, Haziran 12, 2008

Bana bir peri lazim, o da bu gece lazim

Son bir ayim kaldi. Bu sürede yetistirebilir miyim tezi bilmiyorum. Ama bitsin istiyorum. Ama istedigim gibi olsun, öyle bitsin de istiyorum. Cok gerginim cooook!

Hani bir masal vardi ya, fakir bir ayakkabici vardi, geceleri minik minik canlilar gelip ona ayakkabi yapiyorlar, sonra da gidiyorlardi. Keske öyle kücük periler gelse, girse bilgisayarima, isleri bitince yatagima ugrayip, beni öpüp gitseler sonra.
Her zaman kücük insanlarim olsun istemisimdir, cocukken de. Minik minik olsunlar, ben onlara bakayim, ev kurayim, dügün yapayim, bebeklerini seveyim.

Kücükken bas parmagim ve isaret parmagim arasina sigan minik periler hayal ederdim, sanki gercek gibi olurlardi. Halen parmaklarimi birbirlerine dogru yaklastirdigimda ayni hisse kapiliyorum. Parmaklarimi birbirlerine dogru inanilmaz bir yavaslikta yaklastirdikca kücülür, yine yavas yavas aralarini actikca boylari uzardi. Yok, canlari hic acimazdi. Hem boylari uzar hem de tombullasirlardi, ben arayi actikca.

Cocukluk.

Pazar, Haziran 08, 2008

Çevraşamın

S.´i özledim.
...

Almanca düsünemiyorum, kendimi ne kadar zorlasam da tezi türkce yaziyorum, demistim danismanima. Keske ben de okuyabilsem türkce, kurtarabilsem seni sonradan cevirme isinden, demisti o da. Ana dil böyle bir sey. Ki benim ana dilimin ne oldugu da tartisiliyor halen, aile de bile.

Ana dilinde düsünürsün, ana dilinde en cin fikirlerin düser aklina, ana dilinde hatirlarsin sevdigini, ölenlerinin agitlarini ana dilinde yakarsin. Neden o anda sunu demedim, diye kendini yiyip bitirdiklerin, gedigine koymadigin icin icine dert olan laflar hep ana dilindedir.

Ana dilin alinirsa gecmisin, kuracagin gelecegin, isin asli; aklin, fikrin ve hayal gücün alinir.

Danismana söylediklerimin benzerini bugün baska bir arkadasima tekrarladim. Sonra, onun cok önceleri anlattiklarini hatirlayip, utandim. Tek kelimesini anlamadigi bir dille ilk ögrencilik günlerine baslayan, ellerinde cetvel, suratinda küfür ve dayak acisi olan minik bir cocuk oldugunu, daha 16 yasinda yatirildigi falakanin parcaladigi, yaralardan kapkara kalmis ayaklarini, dökülmüs tirnaklarini hatirladim. Utandim.

Salı, Haziran 03, 2008

TT Nasil Kurtulur - bölüm 1*

Hayatimda tanidigim en kararsiz insan benim. En en önemli konularda bile karar veremem. Bugün evet dedigim icin yarin, aslinda hayir demeliydim, diye delice bir pismanligida düsebilirim. Fakat hayatimin gidisatina bakinca hic öyle degilmisim gibi görünüyor. Sanirim cok önceleri bu halimi kesfettigimden artik pek karar vermemi beklemeden mantikli buldugum yola giriyor, yola girdiysem sonuna kadar da gitmeliyim diyor ve sanki cok cok kararli bir insan izlenimi vere vere hayatimda ilerliyorum.
Günler geciyor. Dogustan gelen sakatligi icin kimseyi suclamadan cilesini cekmeye razi biri gibi.

* TT`nin Sucu Ne romanindan uyarlama

Perşembe, Mayıs 29, 2008

Kulak agrisi

Sol kulagimda hafif bir agri var birkac gündür. Söyle derin nefes alinca ya da esneyince daha belirgin hissedilen türden.

Kulak agrisi daha cok bebeklere, cocuklara göre bir agri gibi. Annenin gögsüne ya da dizine basini koyarsin, anne parmaklariyla agriyan kulagin üstünde minik minik daireler cizerek masaj yapar ve aglayan ya da mizmizlanan cocuk yavas yavas susar. Bu kulak agrisinin bana ilk hatirlattigi görüntü bu. O yüzden ne zaman kulagim agrisa daha bir cocuk gibi hissediyorum kendimi.

Cumartesi, Mayıs 24, 2008

Bunu da yaptim ya!

Dün gece Hatirla Sevgili`yi izlerken kaslarim catilmis, suratimda bir tiksinmeyle ekrana baktigimi farkettim.

Bugünse, baktigimda suratimda gülümseme olusturan eski görüntülerden bir secme yaptim. Zamanim yettigi kadar. Ve yine zamanim yettigi kadar karisik bir hediye listesi oldu.
Haftasonu caniniz oyalanacak bir seyler ararsa karistirirsiniz listeyi. :)

S. icin
Edip Akbayram - Ciceklerin Dili



Ekmekci kiz icin Mogollar - Dila Hanim, Devlerin Aski


Elif icin Erkin Koray - Aska Inanmiyorum


Seri Katil icin Üc Hürel - Kolbasti


Simon icin
Mogollar - Kaleden Kaleye Sahin Ucurdum


Miso icin Esin Engin - Bana Ellerini ver


Asliberry icin Tülay Özer - Ikimiz Bir Fidaniz


Sunny icin Yeliz - Bu Ne Dünya Kardesim


Endiseli Peri icin Özdemir Erdogan - Baharda Kuslar Gibi


Sebnem icin Semiha Yanki - Yaniyorum


Dere icin Muzaffer Akgün - Ana Beni Eversene



Jazzetta icin Nükhet Duru - Melankoli (Aslinda Bir Nefes Gibi``yi aradim ama yoktu)


Elektra icin Tanju Okan - Koy Koy Koy


Ada`nin annesine Ajda Pekkan - Haykiracak Nefesim Kalmasa Bile



Figen icin Yildiz Tezcan/ Nuri Sesigüzel- Bagdat Yolu


Hrant Dink`e Fahri Kayahan - Sarı Gelin


Kitty wu icin Nezahat Bayram - Kara Tren


Gaykedi icin Ruhi Su - Drama Köprüsü


Hakiki Vladimir icin Nezahat Bayram - Seker Oğlan


Neolitik Hanim icin
Füsun Önal-Bilmem Şu Feleğin


Teyzen Teyfik icin Esin Afşar - Modern Folk Üçlüsü - Yoh Yoh


Acalya icin Timur Selçuk - 1 Mayıs Marşı (Ne alaka deme!, alaka yok cogunda zaten:)


Pelin icin Yasemin Kumral,Timur Selcuk,Ersen ve Dadaşlar


Ssbb icin Timur Selçuk - Oy Be Nenem


Simografya icin Ayten Alpman - Kimbilir


Sofra icin Barış Manço - Nazar Eyle


Isimsizler icin Selda Bagcan - Katip Arzuhalim


Ve diger tüm blog arkadaslarim icin Sürpriz :)

Cuma, Mayıs 23, 2008

Dogru yerde, yanlis yolda

Bugün neler oldu diye düsündüm. Ilk aklima gelen; kafami kaldirdim, gökyüzüne baktim, mavi gökyüzünde kablolara konmus minik bir kus gördüm. Hemen ardindan farkettim ki bu görüntüyü ben görmedim. Dün gece izledigim filmde Howard gördü. Wenders`in Don't Come Knocking filmindeki.

Aksam isten dönerken, israrla yol yerine kaldirimdan sürmeyi tercih ettigim bisikletimi, her sabah tam 09.00 da, ben önünden gecerken, yasli sahibinin kapisini actigi sahafin önünde durdurdum. Önce durur gibi yaptim, sonra vazgectim sonra hizla durdum, bir iki saniye icinde. Disarida, vitrinin önüne dizilmis kitaplarin arasinda Henry Miller`i görünce, günün kari bu olsun, inip alayim, dedim. Teki 1 euro. Sonra sepetlere doldurulmus kitaplari karistirirken "En güzel cocuk masallari" diye bir kitabi da elime aldim ve tam ödemek icin dükkana girerken, kitapci adam yaninda bir ufaklikla bana dogru yanasti ve cocuga "hah, bu kitabi diyordum ama hanimefendi almis bile" dedi ve bir cocuga bir bana bakip güldü. Ben ne oldugunu tam anlamadim ama yine de "bu kitabi mi istiyorsun, verebilirim sana" diye sordum cocuga. Hafif utanir gibi bakti, "yok" dedi. "Ciddiyim" dedim. "Yok" dedi. Ödemek icin iceri girince, kitapci, cocugun masal kitabi aradigini ve elindeki ona göre tek kitabin da benim aldigim oldugunu söyledi. Sucluluk hissiyle tekrar ettim, ama sordum ona, ister mi diye! Yok, alin lütfen, tabii ki sordunuz, diyerek rahatlatmaya calisti beni. Icerisi cok güzeldi. Genis bir vakitte tekrar gitmek isterim.


Bisikletin kilitini acarken, buldun mu bari bir seyler, diye sordum cocuga. Yine ayni bakisla, evet der gibi bir seyler mirildandi. Iki kitabi da cantama atip evin yolunu tuttum. Sonra düsündüm. Nasil tesadüfler oluyor böyle. Bu nasil bir düzen. Benim o kitabi hizlica yüzlerce kitap arasindan cekip cikarmam, kirmizi baslikli kiz masallari olan bir kitaba sahip olmak istemem, ayni anda, iceride, bir cocugun masal kitabi aramasi, belki "evet, ben istiyorum"dese sahip olacagi kitabi bir anlik ya da bilmem ne sebeplerden üstüne sinmis bir ürkeklikle reddetmesi.


Yapmadigim ve sonunda pisman oldugum cok sey var. Bunlarin cogu kücük seyler. Ama beni en üzenler, aklimdan cikmayanlar da böyleleri. Büyük pismanliklarini daha kolay affediyor insan sanirim. Ona göre daha iyi savunma hazirliyor kendince.


Sahneyi geriye alalim. Kitapciya girdim, parasini ödeyip, kitabi aldim ve cikinca, sepetlerde baska hic masal kitabi olmadigini bile bile, cekingence karistiran cocuga gülümseyerek aldigim masal kitabini uzattim. "Hayir, istemiyorum, siz alin" dedi ama tam bunlari söylerken bile suratindaki o cekingenlik, ürkeklik yerini bambaska bir ifadeye birakti. Sanki bir hinzirlik, bir sevinme gibi. Ve ikimiz de gülümserken ben bisiklete binip, uzaklastim.


Ama olmadi. Ben bunu yapmadigim icin cok pismanim simdi. Bu kitabi her elime aldigimda, her gördügümde o cocuk aklima gelecek ve ufak bir jestin kiymetini ilk defa anladigim benzer yaslardaki halimi nasil unuttum diye pismanligimi daha da arttiracagim.

Çarşamba, Mayıs 21, 2008

Ah Andi, Ah Bülent!











Bu tepede duran logo, "Frankfurt Kitap Fuari Konuk Ülke Türkiye" logosu. Logoyu Bülent Erkmen hazirlamis. Logoya bakarken birden sol dirsegimin altinda duran kitabin kapagina ne kadar benzedigini farkettim. Kitap asagidaki.











Bu kitap ve tasarimi Andreas Übele`ye ait. Andreas Übele ayni zamanda 2005 yilindaki Istanbul Mimarlik Kongresi Logo Tasarimi Yarismasini kazanan ve logusu kullanilan tasarimci.

Internette bahsi gecen Kitap ve kitap fuari logosu ile ilgili bakinirken asagidakini buldum bir de. Kopyanin kopyasi basliginin altinda. Böyleyse bizim Bülent Erkmen`in hazirladigi kopyanin kopyasinin kopyasi mi olacak? Ay, yok olmaaaz!








Asagida yazan metin, 05 kasim 2008 tarihinde tesadufen bu yazimi okuyan birisi tarafindan email olarak gonderildi. Yazan kisi yorum olarak nasil yazacagini bilmediginden benim email'ime gondermis. Yazdiklarini burada yayinlamanin iyi olacagini dusundugum icin metni oldugu gibi kopyaladim. 

merhaba,
blogunuza nasil yorum yazacagimi bilmediğim için eposta gönderiyorum.
http://teyzenteyfik.blogspot.com/2008/05/ah-andi-ah-blent.html
linkindeki sayfanizda bahsettiginiz tasarımci bülent erkmen'in, mimar
sinan güzel sanatlar üniversitesi'nden bir ögrencisiyim. haddimi asmak
istemem ama oradaki esinlenme meselesi hakkinda yeterince bilgi sahibi
olmadan fikir sahibi oldugunuzu düsünüyorum.

aslinda bahsettiginiz logonun esinlenildigini düsündügünüz örnekleri
de, dünya'da onlarca yildir kullanilan bir tasarim fikrinin, kaynagin
tekrar tekrar esinlenilmiş tezahürleridir. bu kaynak da yine bu
topraklardadir, yüzlerce yil kullanilan ve bazi hattatlar tarafindan
hala varligi sürdürülen "satrançli küfi yazi"dir (eski ismi: Ma'kıli).
bu yazı sanatina eserlerinde rastlayacaginiz bir hat sanatcisi merak
ederseniz de gectigimiz yillarda yasamini yitiren dunya'da cok önemli
hat eserleri yaratmis "emin barin" ismini verebilirim. temeli dedigim
gibi bu topraklardir ve selçuklu devleti'dir. fakat ilginizi daha çok
çekebilecegini düsündügüm diger sey de; tek bir sahibi, yaraticisi
olmayan bu yazi sanatini stilize edip modern tasarim diline uyarlama
fikrini üreten ilk isimlerden birinin de yine bu topraklarda yetisen
sizin de artik bir sekilde tanidiginiz bülent erkmen olmasidir.
kendisi daha 80'li yıllarda size bu çok yeni gelen tasarim anlayisini
yaratan isimlerden biridir. belki 25 yil once benzer ihtiyaclara
karsilik gelen, sizin yine cok benzetebileceginiz ama kendi kulvarinda
tamamen farkli olan bircok is üretmistir. hatta gercekten merak
ederseniz biraz daha zamanimi ayirip bu örneklerden bazilarini gene
eposta gönderebilirm.

son olarak umarim bunu okumaktan memnun olmussunuzdur. bende emegi
olan bir insan hakkinda acikliga ihtiyaci oldugunu dusundugum bir
konuya mudehale etmekti amacim.
cunku blogunuzu sadece siz degil, belki bilen bilmeyen binlerce insan
takip ediyor.
hatta, sanirim blogunuzu fuarin duzenlendigi almanya'dan yazan bir
insan oldugunuz icin ulkemiz adina yaratilmis bu guzel logoyla ilgili
gonlunuzun hos olmasini da istedim.

size iyi eglenceler dilerim.

kaan



Pazartesi, Mayıs 19, 2008

Sabahin karanliginda ciktigimiz dagda, önümüzdeki 30-40 bas koyundan olusan bir sürüyle yürüyoruz. Mese agaclariyla dolu bir orman. Agac var, toprak var gorunurde sadece, ama öyle cok kesfedecek, ilginc seyler de var ki... 

Cocuguz hepimiz, ben en fazla 10 yasindayim. Kuzenim belki 15 yasinda. Biz olmasak, tüm günü tek basina o dagda sürüyü otlatarak geciren bir kiz. Halen aklimda kalan ve bildigim en özel bilgilerden olan koyun güdecek sopa yapimini ondan, orada ögreniyorum. Kirik bir cam parcasiyla sopayi pürüzsüz ve parlak yapmayi da. 

Orasi yayla, cok az ev var. Ama ne güzeli halamlarin evi. Tavanin, duvarlarin, hatta oturdugumuz sedirlerin, bana devasa gelen ahsap sutunlardan olustugu bir ev. Kilimler, duvar halilari dolu her yerde. Her sabah erkenden, kendi yaptiklari islatilmis süpürgeyle süpürülen, neredeyse betonlasmis toprak bir avlusu var. 

Avluda, tahta bir sandalyede oturup, hep ceketinin cebinde tasidigi ayna ve cimbiziyla kulaginin, burnunun üstündeki killari temizleyen, güleryüzlü enistem var. Dedem gibi, ona su ikram ettikce ardi arkasi gelmeyen güzel sözler soyleyip, bal tadi gelen soguk suyu öven enistem.

Sonra, annem ve babam geliyor. Galiba yaz tatili bitiyor da bizi almaya geliyorlar. 
Aksam sofra kuruluyor, belki icki de iciliyor. Babam saz caliyor, türkü söylüyor. Annem de en sevdigi türküye eslik ediyor sofrada, ayrilik hasreti kar etti cana, seher yeli sevdigimden bir haber...

Bir zaman sonra, biri, bir sebeple vuruyor evin babayigit oglunu. Halamlar, olayin, acilarini daha da buyutecek bir kan davasina dönüsmesinden korkup, mali mülkü birakip, büyük sehre göcüyorlar. O guzel ev yok artik ya da harabesi duruyordur.

Esyalar

Bazen, bir kac gün hic evden cikmiyorum. Disariyi izliyorum ama, artik bulundugum mekan ne gibi pencereler, balkonlar sunuyorsa.

Basimi bilgisayardan kaldirip, sag yanimdaki pencereden baktim demin. Terasli bir ev var karsida. Tepesinde elle yapilmis gibi görünen bir gölgelik. Sanki yesil, sari, yas, kuru yapraklari aralarinda genisce mesafeler birakarak birbirlerine dikmisler gibi. Hafif bir esintide bile kipirdanisi, salinisi bana bile serinlik getiriyor. Ne güzel bir sey. Bazi esyalar ne güzel oluyor. Bazi esyalarini cok sevenler de.

Pazar, Mayıs 11, 2008

Mevlam sizi süs icin mi yaratmis?

Tramvaylara, otobüslere, hatta özel arabalara reklam alinmasindan tiksiniyorum. Bu kadar cirkin baska sey olamaz. Bir de su disaridan bakanlara reklamin, resimlerin, yazilarin göründügü ama aracin icinden bakinca disarinin ufak noktaciklar arasindan göründügü, tüm araci, tramvayi kaplamis, yutmus gibi görünen resimli reklamlar yok mu! Deli ediyor beni.

Tüm tramvay, yol keyfini bozuyor, sanki hapsedilmissin gibi iceriyi karanlik yapiyor ve disarisi ile arana abuk sabuk yazi karakterleri ve renklerin oldugu bir duvar örüyor. Allah sizi inandirsin gecen gün nefes almak icin tramvayin durakta durmasini ve acilan kapidan disariyi biraz olsun görebilmeyi kolladim, yolculuk yaparken. Böyle bir hale sokar mi insan insani, böyle bir zulüm yapar mi insan insana?
Sikayet falan mi etmek lazim acep? Ne haklari var buna? Bir de dünyanin parasini ödüyorum o araca binmek icin, bilet icin.


Efkarli bir türkü dinleyelim bari.

Anneler Günü

Öglene dogru aradigimda yoktu evde. Sonra uyudum, uyandim ve aksamüstü tekrar aradim. Belki günlerdir beni yine esir alan sorunlu, bozuk uyuma/uyuyamama maceramin etkisiyle, belki de son aylarda üzerimde anneme karsi olan hassasiyetimden dolayi hemen aglamaya basladim, daha anneler gününü kutlayamadan.

Az kaldi, biticek, geleceksin, diye teselli etti zavalli annem beni, kendisi de bir yandan aglarken.

Hem sizin umudunuz var, anneniz var, ariyorsunuz konusuyorsunuz, ben ne yapayim, dedi. Bundan 8 yil önce bir anneler gününde annesini kaybetti annem.

Ben o vakitler yine uzakta, baska bir sehirde tek basima kaliyordum. Gece telefon caldi. Babamin sesi geldi ve haberi verdi. Sonra annem aldi telefonu. Cok aciliydi sesi. Ilk defa annemin sesi öyle geliyordu.

Sabahin cok erken vaktinde annemlere vardim. Annem yataktaydi. Yanina yattim, sarildi bana. Sayiklar gibi konusuyor, agliyordu. Annem gitti, annem gitti, diye.

Cumartesi, Mayıs 10, 2008

Günes var günes!!!

Hava günlerdir günesli, sicacik. Kemiklerim isindi cok sükür. Fotograflar bazi isinma gezilerinden.




Pazar, Mayıs 04, 2008

Yolculuk

Gecen carsamba günü okuldan tren yerine birinin arabasiyla döndüm . Bu hizmeti veren bir kac internet sitesi var. Yolculugunuzun baslayacagi yeri ve gitmek istediginiz noktayi seciyorsunuz ve ayni yolu alacak olan araba ilanlarini, arabalarin plakalarini ve eger gitme niyetindeyseniz arayip haber vermek icin sürücünün ismi ve telefon numarasini görüyorsunuz. 4 yolculuk yaptim bu sekilde son 3 hafta icinde. Hepsi de keyifliydi. Ayrica hem daha ucuz hem de daha hizli.

Sonuncusu 23 yaslarinda görünen sapsari bir alman oglanin arabasiydi. Yaninda tombulca, kulaklarinda sari killar olan bir is arkadasi vardi. Arabada 3 kisilik bos yer oldugu yaziyordu ilanda ve tam 3 kisiyi de bulmuslardi. Birisi ben, digeri universiteye yeni baslamis kücük bir kiz, öbürü cok fazla amerikan filmi izleyip, amerika hayrani olan ikinci üniversitesini okuyan, 25 yaslarinda görünen bir oglandi.

Kücük kizimiz arabaya biner binmez konusmaya basladi ve yol sonuna kadar hic ama hic susmadi. Sirayla bir ona bir buna sorular sorup, kendini anlatip durdu. Cok sevimli biriydi. Yolun ilk iki saatini uyuyarak gecirdim ben. Gözümü actigimda hic de eve giden yolda olmadigimi farkeder gibi oldum, kendime gelmeye calisirken. Sevimli kizimiz bendeki saskinligi anlamis olacak ki gerekli aciklamayi yapti hemen. Bulunmamiz gereken yolda bakim oldugundan, bir digerinde cok yogun trafik oldugundan dolayi bu yola sapmisiz, o yüzden yolumuz biraz uzayacakmis (yol sonunda hesapliyoruz ve fark 2,5 saat)

Hava güzeldi, günes batmak üzereydi. Günes bir solumuza bir karsimiza gecip durdu. Yolun uzadigindan, planlanan vakitte olmak istedigimiz ya da olmamiz gereken yerlerde olamayacagimizdan konusurken, kiz cantasindan üc tane bira cikardi ve arkadaki biz yolculara ikram etti. Cok lezzetliydi. Bu biradan sonra ne bende uyku ve yorgunluk, ne de cool gencimizde bir kasilma kaldi. Kizimizsa hep oldugu gibiydi. Gülüse gülüse, bir bir eksile eksile tamamladik yolu.

Bir de güzelim Calw`dan gectik. Hermann Hesse` in memleketinden.

Yer olsam, gök olsam, hep sarhos olsam

Gece. Kalabalik, cok kalabalik. Herkes en güzel ama herkes cirkin. Rüküs. Müzik, müzik, gürültü. Canim sigara istiyor. Sigara da yok, bir sigaralik vakit de. Arada bir iki kisiyle göz göze gelip gülümsemem haric hep asik suratim. Fakat keyfim yerinde.

Gürültü bitti. Güzel cirkinler terledi, yoruldu. Ben yorgun degilim. Sarhosum sanki.
Arabadayim. Cok zaman oldugu gibi, bu araba yolculugu da bitmesin istiyorum. Yol alalim, gidelim. Yanimdaki(ler) mümkünse cok konusmasin ama müzik olsun. Ne olursa olsun, müzik olsun. Bende hepsine uyacak, eslik edecek duygu var. Kalbim yol gibi uzamis, tarlalar gibi genislemis. Sanki sarhosum.

Isiksik bir göl kenari. Yildizlar var. Cok karanlik. Kus sesleri geliyor. Hem de cesit cesit kus. Kurbagalar da sohbette. Ördekler attigimiz ekmekleri istahla yiyip uzaklasti. Bir kugu yaklasti. Ona ekmek kalmadi. Hic renk yok mu? Siyah beyaz mi görüyorsun sen de? Evet, isik yok ya, yer, gök, göl siyah, gri. Serin topraga uzaninca, yildizlar agaclara serpilmis simler gibi. Gücsüz ve cok uzaklar. Hic kayan da olmadi. Ne dilek tutardin kaysaydi? Dilek söylenmez ki! O renkleri görürken, o yildizlara bakarken akla dilek de gelmez ki!

Sonra, bir agacin üstünde, saclarin agacin gövdesinde yildizlara bakmak. Gelen igde kokusu mu? Evet, hadi, sana igde agaci arayalim. Yok, aramayalim. Ne güzel kokuyor.

Iyi geceler.

Perşembe, Mayıs 01, 2008

Çarşamba, Nisan 30, 2008

Günlerden 29 bitmeden 30 oldugunda

Saat sabahin dördü ve henüz uyuyamadim. Aslinda gece 12 gibi esnemelerimden cenem yorulmustu. Belki uykum kacmazdi, eger hic esnemeseydim ya da agzimi iyice bir kapatsaydim!

Uyuyamamak daha dogrusu uykuya dalamamak sorunum cok eskilere dayaniyor, hatta asagi yukari on sene önce kendimce buldugum bir yöntem vardi bu derdim icin. Gecen aklima geldi.

Söyleydi; yok oldugumu, ben uyumasam da bedenimin uyudugunu düsünüyor ve bedenimi uyutuyordum kendimden önce. Bu uyuma ayak parmaklarimdan basliyordu ve yavas yavas, sakince, uyuttugum noktalari uyandiracak telasa kapilmadan ilerliyordu. Ayaklarimdan baslayip dizlerimi, karnimi gecerek kafama dogru yol alan uyumanin/uyusmanin hatirladigim en son noktasi genellikle omuzlarim oluyor ve gerisini getiremeden uykuya daliyordum. Yaptigim meditasyondu sanirim.

Artik olmuyor, bacaklarimdan öteye gitmiyor. Ben de bu saatte bunlari yaziyorum.

Perşembe, Nisan 24, 2008

24.04.2008

Iki gündür hava günesli. Ise yürüyerek gidiyorum. 45-50 dakika arasi sürüyor yol.
Dünden beri, haftalardir görmedigimiz, her gün lafini edip ic gecirdigimiz günesi gördügümden beri baska baska seyler de görür oldum etrafta. Sanki ilüzyon gibi. Günes ciktigindan beri yerlerde bir sürü cicek oldugunu, özenle bakilmamis bahceler de bile rengarenk cicekler bittigini, her agacin tazecik, daha koyulasmamis, seffaf yesil yapraklar döktügünü gördüm.

O kadar zaman gecti ki, arka arkaya iki gün günes görmeyeli. Ücüncü gün hayallerimde bile yok.

Kahvalti öncesi

Iceride bir misafirimiz var. Saat 11.11 ve halen uyuyor. Yasli bir adam. Kücükken, onu hep deveye benzetirdim, ki halen de benzetirim. Kalin camli gözlükleri gözlerini o kadar büyük gösteriyor ki... Sanirim o yüzden. Bir de yüz, sac rengi gri. Deve gibi.

Beni ogluna istemisti bu misafirimiz. Ben istemeyince, bir süre bana da, bizimkilere de küsmüstü.
Komik bir hikayesi var bu isin, uzun uzun yazdim ama sildim tekrar, olaylarin kahramanlarini eglence malzemesi yapiyorum diye kötü hissettim kendimi.
Fakat onun bazi imalari halen devam ediyor. Ömrümü burada beyhude tüketdigimi düsünmesi gibi. Ki evde kalmam da cabasi!
Uyandi, kahvalti yapacagiz simdi.

Cuma, Nisan 18, 2008

Pazar, Nisan 13, 2008

Yarin mahser günü dava ederim, siz mahser yerine gelmez misiniz?

Hic tecavüze ugramadim.

Dogdugumdan beri tecavüze ugramayi hak etmemek(!) icin nasil bir disi olmam gerektigi bir sekilde ögretildi. Yapilmasi gerekenler listesinden bazilari söyle;


- Tanimadigin (tanisan bile) kisilerin yaninda kendini kaybedecek kadar sarhos olmayacaksin.

- Bilmedigin bir ülkeye, sehre gitmek icin asla otostop yapmayacaksin.

- Icin daralsa, ev üstüne gelse bile gece asla tek basina disari cikmayacaksin.

- Bir parkta oturup, keyifle bir bira icmeyeceksin.

- Sigara da icmeyeceksin.

- Giydigin kiyafetleri sürekli kontrol edip, karsi tarafi tahrik etmemek icin elinden geleni yapacak, komik görünme pahasina da olsa yakani, etegini cekip duracaksin.

- Biriyle flörte baslayip (onun aklina kurt düsürüp), benden bu kadar, ben eve gidiyorum demeyeceksin.

- Asiri makyaj da yapmayacaksin, mümkünse kirmizi ruju kocan, sevgilin yaninda olmadan hic kullanmayacaksin.

- Is yerinde, okulda cinsiyetini ön plana cikarmamak icin cabalayacak, hatta böylelikle takdir toplayacaksin.
- Seks konusunda erkeklerle, hatta hemcinslerinle de pek konusmayacaksin.

- Erkekler, en ufak sohbette bile cinsiyetlerine vurgular yapa yapa ilerlerken sen saygiyla karsilarinda egilip, kendini salakliga vuracaksin.

Tüm bu cabama, en istediklerimin cogundan vazgecmeme ragmen bu yasima kadar hakki sayilir miktarda cinsel tacize ugradim. Demek ki ögrenmem gereken daha cok sey varmis!

Bu dünyadaki ömrümü, bir insan gibi degil, tecavüze, tacize ugramamak icin cabalayan bir disi gibi yasayip, tüketecegim.
Ey disi! Sunu unutma, senin memelerin ve vajinan var, bunun bedelini ödemeden su fani dünyadan, eline bir daha gecmeyecek su dünyadan göcmek yok!

Her disi cinsel tacizi tadacaktir!


Lanet olsun!

Çarşamba, Nisan 09, 2008

Böyle olsun

Bir baltayla olsun. Sapi kullanilmaktan cok degil, sadece biraz parlamis bir baltayla olsun. Enseye, saclarin bittigi yerden tam üc parmak yukariya, basin en cok agriyan yerine vursun, yere 50 derecelik bir aciyla vursun ve kulaklarin arkasina kadar gelsin. Cok hizla olsun, hizla hareket ederken olsun belki de. Mesela hizla yürürken, kosarken ya da en iyisi bir yokustan asagi, düsmeyeceginden kesinlikle emin hizla bisiklet sürerken olsun. Gözler acik olsun.

Birden olsun. Sonra, her sey yok olsun. Baltadan yansiyan gökyüzü, kulaga degen cimenin serinligi, islak dudaga yapisan toprak... Hicbiri hicbir sey hatirlatmasin.

55 kelime

Aralik ayinda ofise ugrar, saygiyi hakettigini düsünen, ellisinde bir adamin tavriyla bir kagit uzatir, pek kalmadan giderdi. O saygiyi destekleyecek derecede bakimli, devlet dairesinden emekli bir adamdi. Kagitta, yil icinde ülkede olan bitenlerin listesi olurdu. Bu notlarin son anda yazilmadigi, daha olaylar olurken not edildigi barindirdigi heyecandan ve son anda akla gelemeyecek kücük ayrintilardan anlasilirdi.
(buraya kadar olan kisim Fulya`nin sobesi icin:)

Bir anadolu sehrindeki emekli adamlar, ufak girisimleri, bunlari yapma nedenleri ilginctir.
Bir ihtiyac talebi olmadan, uzun yillardir hic bozulmayan disipliniyle bu listeyi hazirlayan ve etrafindakilere dagitan, gücüne, gücü olmasi gerektigine inanan bir adam.

Doktor Narin`i (Yeni Hayat) getirdi aklima bir de.

Pazar, Nisan 06, 2008

Bir nisan gecesi

Teyzemle tavada lahmacun yaptik. Tam 31 tane. Cok güzel oldular, afiyetle yedik. Ardindan biletlerimizi önceden alip, program kitapciginda gidecegimiz yerleri tek tek isaretledigimiz "uzun müze gecesi"nin tadini cikarmak üzere aksam sekiz gibi yola düstük. Malesef hava soguk ve yagmurluydu. Gece ikiye kadar 4 müze gezdik. Hepsinde de cok ilgi cekici seyler gördük. Dünyanin bir cok yerinden getirilmis mumyalardan, 600 yillik canim alman porselenlerine, Van Gogh`dan Monet`e resimlerine, Henry Cartier Bresson fotograflarindan, tam olarak ne oldugunu cözemedigimiz, insan bedeni fotograflarinin detaylarinin oldugu, teyzemin enisteme duyurmadan, "bak, bunu anladim, cocuk pipisi fotografi bu" dedigi ilginc enstalasyonlara kadar.

Sokaklar cok kalabalikti. Her yastan insanla doluydu. En zevklisi, o geceye özel sehrin icinde turlayan, icki servisi yapilan eski tramvayla eve dönerken birer biramizi icmekti.

Üsümüs, uykulu ve yorgun argin eve vardigimizda birer lahmacunumuzu daha isitip, afiyetle yiyip, yatagimiza yollandik.

Oh, ölmüslerimizin canina degsin!

Çarşamba, Nisan 02, 2008

Trik tirak trik tirak olur mu hic calismamak



Tezi bu dönem bitiremeyecegimi, acik havada Yasmin Levy konserine gidemeyecegimi, Montevideo`da rozet satarak karnimi doyuramayacagimi, canim apple`i bir kac ay icinde alamayacagimi kim söylemis?

Evet, simdi hep beraber!
trik tirak trik tirak olur mu hic calismamak?

Pazar, Mart 23, 2008

Yüz bin derman versen almam bu derde

Tamam, bahar gelsin, yagmur yagsin, günes acsin. Ama solucanlar olmasin. Her yagmurlu geceden sonra sabahlari kaldirimlarimizi, yollarimizi dolasmasinlar.
Her yagmurlu gecenin sabahinda ürke ürke, pür dikkat, ziplaya ziplaya yolda yürümesek. Görmeye asla tahammül edemedigimiz o solucanlara kazara basmamak icin adimlarimizi gözlerimizle takip etmesek, yollari gözlerimizle taramasak. Bu esnada bizden önce o yollari adimlayanlarin ezdikleri, ezmedikleri solucanlari hic görmesek. Hic olmazsa yere bakmamayi basarabilmek icin bu denli caba harcamasak.

Yagmur yagsa, gün dogsa, hic solucan olmasa. Onlardan en nefret edenler onlari en cok görenler olmasa.

Çarşamba, Mart 19, 2008

19.03.08

Istanbul`da bilgisayarim bozuldu ve orada biraktim. Yarin, tamir edilmis bir halde gelecek diye umuyorum. Bilgisayar olmayinca meger günler ne uzunmus. Yatmaya, kalkmaya, 40-50 sayfalik gazete okumaya, dergileri bitirmeye, kitap okumaya, elbise dolabini bastan sona düzenlemeye, ekmek yapmaya, yani her seye vakit kaliyormus. Fakat onsuz dersler yapilmiyormus. Ki biz de ilim bilim icin buradayiz degil mi?

Simdi okulun kütüphanesindeyim. Kütüphanede calismak ne güzel bir sey. Kokusu da cok güzel buranin. Disarida hafif hafif kar yagiyor bir de.

Salı, Mart 11, 2008

Kulak verdim dört köşeyi dinledim


Üç tanesi beş lira, yağmala, diye bagıran pazarcılar, vapurda buldugu gazeteyi yol bitene kadar okuyup, derli toplu katlayıp, sonra gelenler okusun diye tekrar yerine bırakanlar, ayıpsın abla, simitlerim tazedir, aha şunu al, diye ikna eden simit satıcıları, derme catma, kesif tuvalet kokularının hakim oldugu bir belediye binası, sorulan tüm soruları, ayrıntılı, eksiksiz cevaplayan, kirli duvarlı, berbat bir odası olan, kadın misafiriyle ne karşılarken ne de yolcu ederken tokalasmayan bir müdür, pembeli, turunculu güneş batışı, Atatürk portreleri, amaçsızca yürüyüp, gözlerine kestirdikleri yerde, sırayla birbirlerinin fotoğrafını çeken iki japon erkek turist, yaya üst gecittinden yola işeyenler, geçen yıldan kalma, tatsız haşlanmış mısırlar, projelerini teslim etmek icin, haftasonları bile geceleyenler, moskova senfoni orkestrası konserine gelip, arada Baykal'a kızgınlıgını dile getiren, konser icin kuaföre gittigi belli olan, konser çıkışı belediye başkanının dağıttırdığı karanfillerin kırmızısını degil de pembesini isteyen kadınlar, ermeni kilisesinde dertlerini anlatıp, dua isteyen cileliler, kibar davranmayan müsterilerin içeceklerine tükürüp öyle servis yaptıklarını birbirlerine kahkahalar eşliğinde anlatan turizm meslek lisesi öğrencileri, makası ustalıkla kullanan kuaförler, nasıl olduğu bilinmez bir şekilde hacminin sekiz katı yer kaplıyormuş hissi yaratan otel sahipleri, değeri hiç düşmeyen edirne kapı otobüs hattını bir alıcıya öven şoförler, kapıyı açar açmaz, gözü gögüslerinize takıldığı için yüzü kızaran, sonrasında gözgöze bile gelinemeyen su servisi calışanları, sigara içenler, durmadan, usanmadan, heryerde sigara içenler, iki paket az ic, bu gömleği al, diyen pazar satıcıları, kimliklerini kontrol ettiği gençlere tiksinirmiş gibi bakarken, soru soran genç kadına içten gülümsemeyi becerebilen polisler, teröristlerin de kalbi vardır klişesini aşamamış sinema filmleri, desen desen, renk renk eşarplar, "Bu kent çağdaş dünyanın ahlaksızlık başkentiyken polisin beni rahatsız etmekten başka yapacak işi yok mu? Bu kent kumarbazları, fahişeleri, teşhircileri, İsa karşıtları, alkolikleri, eşcinselleri, uyuşturucu bağımlıları, tapınmacıları, sapıkları, açık saçık film oynatıcıları, dolandırıcıları, yaşlı oro spuları, kamuya açık yerleri kirletenleri ve sevici kadınlarıyla ünlüdür" diye mağaza önündeki kalabalığa bağıran Ignatius, insanları güzelleştiren, renk renk kıyafetler giydiren güneş, vuran ayakkabılar, el emeğimden biraz daha indirim yapabilirim diyen bilgisayar tamircileri, saatinde ya da hic gelmeyen belediye otobüsleri, üç gün önce alınıp birazdan çöpe atılacak papatyalar, üç yeni türk lirasına nar suyu, gözlerinden yorgunluk akıyor diyen aktarlar, antenler, deniz, el örgüsü paspaslar, ...

Pazartesi, Mart 10, 2008

Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi

Haberiniz vardır, bu günlerde Acık Radyo'da Dinleyici Destek Projesi 2008 Özel Yayınları var. Geldigimden beri sürekli bir kosturmaca icinde oldugumdan henüz özel yayınlarını dinleyemedim. Web sitelerinden Özel Yayın Programlarına baktım, epey şenlikli görünüyordu. Neyse, lafı uzatmayalım. Diyecegim o ki; destek olun! Ben ögrencilik statüsünde oldugumdan ne yazık ki destek olamıyorum fakat kayıtlarda velim olarak gecen S. destek olacak.

Destek olmak icin 0212 343 41 41 numaralı telefonu arayabilir, web siteleri üzerinden bilgilerinizi verebilir ya da direkt onları ziyaret edebilirsiniz. Desteklemek istediginiz programın bir saati icin 120 Ytl, yarım saati icinse 60 Ytl ödüyorsunuz. Bence hic de abartılacak, üstüne cok düsünülecek rakamlar degil. Calısan insanlarsınız!

Asagıda, onların agzından projelerinin tanımını okuyabilirsiniz.

"Dinleyici Destek Projesi Nedir?

Radyomuz, “sürdürülebilir bağımsızlık” doğrultusunda ödün vermeksizin yayınlarına devam ediyor. “Kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık” olma düsturunu, ancak temel insan hak ve özgürlükleri dışında hiçbir "ideoloji"ye, hiçbir çıkar ve sermaye grubuna ve devlete bağlı olmadan, yani gerçekten bağımsız olarak yerine getirebiliriz. Açık Radyo’da hep bu temel prensibi öncelikli olarak kabul ettik.

Bundan dört yıl önce, Dinleyici Destek Projesi’ne başlarken, bu çabanın gerçekleşebilmesinin en sağlam yolunun dinleyicinin maddi ve fikri katılımı olacağını düşünmüştük. Bu modelin işlediğini artık biliyoruz; en başta hayal ettiğimiz gibi, bir radyonun bağımsızlığını sürdürebilmesinin tek garantisinin dinleyicisinin ona sahip çıkması olduğunu görüyoruz.

Her yıl düzenlenen Dinleyici Destek Projesi ile Açık Radyo dinleyicisi radyosuna sahip çıkıyor. Dinleyiciler seçtikleri programın istedikleri bir saatine kişisel olarak sponsor oluyor. Yani dinleyiciler bedava dinleyebilecekleri bir yayının sürdürülebilmesi için para vererek destek oluyorlar. "


Hassas kardesiniz Teyzen Teyfik'den sevgiler.