Cumartesi, Mayıs 10, 2014

L.

Buraya doğru düzgün yazmayalı epey zaman olmuş. Neydi Kavafis'in dediği? "Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde".

Geçen ömrümün bazı anlarını en naif şekilde buraya kaydetmek ve burada bunu yaptığımı kendime hatırlatmak için bu sözü blogun tepesinde tutuyordum hep.

Blogda suskun geçen ömrümün son zamanları yeryüzünde de suskun geçti mi? Aslında geçmedi. Hatta hiç olmadığı kadar çok gürültülü, çok ağlamalı, çok gülmeli geçti.

Neden mi?

Tam 6 ay 10 gün önce güzeller güzeli kızım L. geldi dünyaya, hayatımı kasıp kavurmaya...

Salı, Şubat 05, 2013

Deniz vurgununun yaresi bir hoş

Geçen günlerden biri. Hem geçsin diye daha başlamadan dualar ettiğim, hem de her bitiş anında yine bitti diye içimi cız ettiren günlerden biri. Sıradan, oldukca sıradan bir akşam. Eve dönüş yolu. Eve varış vakti için dakika hesabı yapılıyor yine. Bugün 6 dakika erken geldim Kadıköy'e! markette 9 dakika ve 6.22'de evdeyim. Ne başarı!

Eve doğru yokuşu çıkarken, iki yaşlı teyze. Birisi daha da yaşlı. Digeri de onun daha da yaşlı oldugunu düsünüyor. - Yazık sana, bu işler için çıkma dışarı, diyor. Daha yaşlı; yok yok, iyi oluyor, ben anlamam otomatik ödemeden falan, güvenmem bankaya, hem bana da bir mesguliyet oluyor, iki yürüdüm, geldim.

Otomatik ödeme değil kimisine göre, fatura ödemek için evden çıkmak keyif.

Şimdi, o yaşlı teyze gibi, halsiz ama kendince keyfi olan bir  güneş var dışarıda. Ne güzel.

Pazartesi, Aralık 03, 2012

İkindi üstü

İşte taze ikindi güneşim.
pencerelerde küçük sarışınlar,
her şey iyi, her şey sade
anlıyamıyorum şu iç sıkıntımı.
yaşamak dersen yaşamak,
sarhoşluğum sarhoşluk.
ah! hatırlamak olmasa eski günleri.

İkindi üstü 1947
Edip Cansever

Harika yazılmış bir  biyografi ve güzel şiir örnekleri için Tavsiye

Perşembe, Kasım 08, 2012

TT ile pratik mutfaklar!

Vapurda, pazarda satılan çin malı limon sıkacaklarından usananlara önerimdir.
Bu limon sıkacağı çok güzel ve çok kullanışlı. Limonu güzelce sıkabiliyorsunuz, çekirdekleri güzelce ayrılıyor. Suyu oraya buraya sıçramıyor. Eliniz çok bulaşmıyor ve çok da kolay temizleniyor.
Basit ama hoş bir tasarım. Joseph Joseph marka. Ben Esse magazasından almıştm. Fiyatı da iyi, 19 TL.
Benimki gri.

Çarşamba, Kasım 07, 2012

Karpuz kestim sulandı yine gönlüm bulandı


Ofiste beni uyuz eden bir kız var. Öyle böyle degil, resmen diliyle, sözleriyle, olmadı bakışları ile sokuyo beni her vakit. Bir de dengesiz oldugundan, ona karsı her daim savunma halinde de olamıyorum. Bazen korunmasız yakalıyor beni, daha da tepemi attırıyor. Aramızdaki (sebebini çok düsünmeme ragmen anlayamadıgım) kötü elektrik gitsin diye, gereksiz (herkes beni sevsin istiyorum ya!) çok cabaladım aslında. Evine gittim, dügün hediyesi gelen güzelim nevresim takımlarımdan (yok, o kadar güzel olsa vermezdim) birini hediye bile götürdüm!  Kıyması çiğ kalmış böreğini, ayılmış bayılmıiş efektleri esliginde yedim. Ama nafile, beni sevmiyor! :)

Annemler yakınlarda bizi ziyarete gelecekler, bunu duyan hanımefendi, annem gelirken, bizim memleketten isteyecegi bişeyleri getiremez miymiş ona, diye sordu. Normalde tabii ki getirir hatta baskaları icin siparis de veriyorum ama ona pisligine yok diyecegim. Bana cok daha pis uyuz olacak. Dise dis kana kan!!!

Pazartesi, Kasım 05, 2012

Yeni günler


Yavaş yavaş  kendimi toparladıgımı hissediyorum. Önceki yaz beni serseme çeviren, günlük hayatımda korkaklasmama, tedirgin olmama ve bir cok seyden elimi ayagımı ceker hale gelmeme neden olan hastalık durumunun etkisi yeni yeni üzerimden geciyor gibi. Fiziksel olarak 1,5 ay boyunda kıpırdamadan yatarak, bolca kalorili beslenerek aldıgım kiloları vermeye de basladım. 59 kiloya cıkmıstım ve simdilerde 53'lere yaklastım tekrar. Bir kac kilo fazla bile insanın vucudunu nasıl degistiriyor bir bilseniz. Hele ufak tefekse insan o 3-5 kilo kaç beden fark ettiriyor tahmin edemezsiniz. Gerçi bu kilo dertleri herkesin basında oldugundan, herkes biliyor da olabilir.

Neyse...

Önceki yıl katıldıgım bir tasarım yarısmasını kazanmamla, yatalak moduna geçisim bir olmustu. Nazar tabii ki! Gecen hafta yeni bir yarısmaya daha katıldım. Bayram tatilinde zar zor yetistirdigim bir calısmayı gönderdim. Aslında üc eser ile katılma sansım vardı ama ancak bir taneyi yetistirebildim. Birinciligi gectim, derece bile alsam cok pis havam olacak. Kesinlikle ödülün, parasının pesinde degilim. Tek derdim, "kazandım!" artizligi yapmak. En azından dürüstlügüm ödüllendirilmeli bence.

Velhasıl, kendimi tekrar tam da Ercan Kesal'ın dedigi gibi hissediyorum; "ha deyince elmayı dalından, yıldızı yerinden koparabilirim" Ama bu acımasız memleket hangimizin gücünü, ateşini, inancını uzunca harlar, hangimizi tepetaklak eder bilinmez.

Sizi seven TT. (S.'nin dedigine göre, etrafımdaki herkes beni sevsin, istiyormusum ben!)



Perşembe, Eylül 27, 2012

Beni değil kendini de unutursun


















Çok eskilerden bir arkadaşım çıksa gelse. Konussak, hasret gidersek, konustukça daha da çok hasret çeker olsak. Kalbim  güçlü güçlü atsa. Yine, ilk gençlik günleri gibi bu dünya çok küçük ve absürd gelse gözüme. Bu hayatın, içine düştüğümüz bok çukurundan baska şeyler de vadebileceğini tekrar hatırlasak ve inansak buna.

Keşke çok eskilerden bir arkadaşım çıksa gelse. Ama geçen zamandan, yüklendiğim fani dertlerden yanında utanmayacaklarımdan. Çok çok eskiden.

Salı, Eylül 11, 2012

Gün batarken her akşam

Sabah kendi hayatımla ve işe gitmek icin gözümü zor açışımla nasıl bir baglantı kurduysam, uyanır uyanmaz fabrika kızı'nı mırıldanmaya basladım. Sonra Alpay'ın bu sarkıyı söylemesini garip buldugumu düsündüm. Nedense hiç özdeşleşmiyor benim aklımda bu şarkı ve şarkıcısı. Ahmet Kaya'da söylemisti. Onunki daha gercekçi ve daha hisli gibi. Tabii Alpay'ın söyledigi hali çok çok güzel ama eskiden de hep ters ve itici bir sey bulurdum bu şarkının hikayesi ile soyleyenin zıtlığı arasında.

Kendisi evde mis gibi oturup, babadan kalma malı mülkü yiyen, gönlünde edebiyat sevgisi olan ve arada bişiler çiziktiren entellektüel bir adamın, uzaktan, kapısından geçen canlıları, hiç aralarına karışmadan izlemesi, sonra onlarla ilgili yargılara varması gibi.

Mesela Cem Karaca ve tamirci çırağı. Tertemiz, akla ikisini ayrı düsünmek bile gelmez. Uyum, inandırıcılık mevcut.

Alpay


Ahmet


Cem

Perşembe, Eylül 06, 2012

Öpmeye kıyamadım, sevmeye yazık.

Bir filmde vardı, sanırım Ruanda ile ilgili bir film. Filmi hatırlıyorum ama ismini hatırlayamıyorum.

Oradaki katliamda gazetecilik yapan Avrupalı ya da Amerikalı gazeteci bir kadın tanık olduğu vahsetten kendi etkilenme halini anlatıyordu. Aklımda kabaca söyle kalmış;

Katledilen zenci kadınları gördügünde hiç hissetmedigi acıyı, başka bir katliamda tanık oldugu beyaz bir kadının ölümünde hissetmisti. Çünkü o beyaz kadın annesine benziyordu. Tanıdıgı, nasıl sever, nasıl yemek pişirir, nasıl güler, karnı acıkınca ne der, bildigi kadınlardan biriydi. Beyaz kadın tanımlıydı kafasında, dolayısıyla onun kaybını da, acısını da hissediyordu.

Çok tanıdık ama güzel tanımlanmış bir duyguydu bu.

Dağda ölen ovadakine, ovada ölen dağdakine zenci bizim memlekette de.

Çarşamba, Eylül 05, 2012

İştah

Anaaa, canım nasıl da kıymalı yumurta istedi. Google da aratıp, bolca görsele baktım demin. Sebzeli falan... Yumurtası karısmamıs, löp löp... Normalde hiç haz etmem tüm tüm kırılmıs yumurta görüntüsünden ama...10 dk sonra koşa koşa eve gidip yapacagım sanırım.

Dün de nutella'lı kek pişirmistim. Çok güzel oldu. Bu tarifi öneririm. Ben içine bolca ufalanmıs fındık da ekledim. Zaten Teatime beni hic üzmüyor. Her tarifi çok güzel sonuc veriyor.

Çay demlerim, önce çayla kıymalı yumurtamı yer, sonra çayı tekrar ısıtır, bir dilim de kekimi yerim.

Allam kimseyi istahsız bırakma!

Pide de alsam mı?

Ohh mesai bitti ve kafamda ne güzel hayallerim var. Hayat bazen güzel ya.