Sol kulagimda hafif bir agri var birkac gündür. Söyle derin nefes alinca ya da esneyince daha belirgin hissedilen türden.
Kulak agrisi daha cok bebeklere, cocuklara göre bir agri gibi. Annenin gögsüne ya da dizine basini koyarsin, anne parmaklariyla agriyan kulagin üstünde minik minik daireler cizerek masaj yapar ve aglayan ya da mizmizlanan cocuk yavas yavas susar. Bu kulak agrisinin bana ilk hatirlattigi görüntü bu. O yüzden ne zaman kulagim agrisa daha bir cocuk gibi hissediyorum kendimi.
Perşembe, Mayıs 29, 2008
Cumartesi, Mayıs 24, 2008
Bunu da yaptim ya!
Dün gece Hatirla Sevgili`yi izlerken kaslarim catilmis, suratimda bir tiksinmeyle ekrana baktigimi farkettim.
Bugünse, baktigimda suratimda gülümseme olusturan eski görüntülerden bir secme yaptim. Zamanim yettigi kadar. Ve yine zamanim yettigi kadar karisik bir hediye listesi oldu.
Haftasonu caniniz oyalanacak bir seyler ararsa karistirirsiniz listeyi. :)
S. icin
Edip Akbayram - Ciceklerin Dili
Ekmekci kiz icin Mogollar - Dila Hanim, Devlerin Aski
Elif icin Erkin Koray - Aska Inanmiyorum
Seri Katil icin Üc Hürel - Kolbasti
Simon icin
Mogollar - Kaleden Kaleye Sahin Ucurdum
Miso icin Esin Engin - Bana Ellerini ver
Asliberry icin Tülay Özer - Ikimiz Bir Fidaniz
Sunny icin Yeliz - Bu Ne Dünya Kardesim
Endiseli Peri icin Özdemir Erdogan - Baharda Kuslar Gibi
Sebnem icin Semiha Yanki - Yaniyorum
Dere icin Muzaffer Akgün - Ana Beni Eversene
Jazzetta icin Nükhet Duru - Melankoli (Aslinda Bir Nefes Gibi``yi aradim ama yoktu)
Elektra icin Tanju Okan - Koy Koy Koy
Ada`nin annesine Ajda Pekkan - Haykiracak Nefesim Kalmasa Bile
Figen icin Yildiz Tezcan/ Nuri Sesigüzel- Bagdat Yolu
Hrant Dink`e Fahri Kayahan - Sarı Gelin
Kitty wu icin Nezahat Bayram - Kara Tren
Gaykedi icin Ruhi Su - Drama Köprüsü
Hakiki Vladimir icin Nezahat Bayram - Seker Oğlan
Neolitik Hanim icin
Füsun Önal-Bilmem Şu Feleğin
Teyzen Teyfik icin Esin Afşar - Modern Folk Üçlüsü - Yoh Yoh
Acalya icin Timur Selçuk - 1 Mayıs Marşı (Ne alaka deme!, alaka yok cogunda zaten:)
Pelin icin Yasemin Kumral,Timur Selcuk,Ersen ve Dadaşlar
Ssbb icin Timur Selçuk - Oy Be Nenem
Simografya icin Ayten Alpman - Kimbilir
Sofra icin Barış Manço - Nazar Eyle
Isimsizler icin Selda Bagcan - Katip Arzuhalim
Ve diger tüm blog arkadaslarim icin Sürpriz :)
Bugünse, baktigimda suratimda gülümseme olusturan eski görüntülerden bir secme yaptim. Zamanim yettigi kadar. Ve yine zamanim yettigi kadar karisik bir hediye listesi oldu.
Haftasonu caniniz oyalanacak bir seyler ararsa karistirirsiniz listeyi. :)
S. icin
Edip Akbayram - Ciceklerin Dili
Ekmekci kiz icin Mogollar - Dila Hanim, Devlerin Aski
Elif icin Erkin Koray - Aska Inanmiyorum
Seri Katil icin Üc Hürel - Kolbasti
Simon icin
Mogollar - Kaleden Kaleye Sahin Ucurdum
Miso icin Esin Engin - Bana Ellerini ver
Asliberry icin Tülay Özer - Ikimiz Bir Fidaniz
Sunny icin Yeliz - Bu Ne Dünya Kardesim
Endiseli Peri icin Özdemir Erdogan - Baharda Kuslar Gibi
Sebnem icin Semiha Yanki - Yaniyorum
Dere icin Muzaffer Akgün - Ana Beni Eversene
Jazzetta icin Nükhet Duru - Melankoli (Aslinda Bir Nefes Gibi``yi aradim ama yoktu)
Elektra icin Tanju Okan - Koy Koy Koy
Ada`nin annesine Ajda Pekkan - Haykiracak Nefesim Kalmasa Bile
Figen icin Yildiz Tezcan/ Nuri Sesigüzel- Bagdat Yolu
Hrant Dink`e Fahri Kayahan - Sarı Gelin
Kitty wu icin Nezahat Bayram - Kara Tren
Gaykedi icin Ruhi Su - Drama Köprüsü
Hakiki Vladimir icin Nezahat Bayram - Seker Oğlan
Neolitik Hanim icin
Füsun Önal-Bilmem Şu Feleğin
Teyzen Teyfik icin Esin Afşar - Modern Folk Üçlüsü - Yoh Yoh
Acalya icin Timur Selçuk - 1 Mayıs Marşı (Ne alaka deme!, alaka yok cogunda zaten:)
Pelin icin Yasemin Kumral,Timur Selcuk,Ersen ve Dadaşlar
Ssbb icin Timur Selçuk - Oy Be Nenem
Simografya icin Ayten Alpman - Kimbilir
Sofra icin Barış Manço - Nazar Eyle
Isimsizler icin Selda Bagcan - Katip Arzuhalim
Ve diger tüm blog arkadaslarim icin Sürpriz :)
Cuma, Mayıs 23, 2008
Dogru yerde, yanlis yolda
Bugün neler oldu diye düsündüm. Ilk aklima gelen; kafami kaldirdim, gökyüzüne baktim, mavi gökyüzünde kablolara konmus minik bir kus gördüm. Hemen ardindan farkettim ki bu görüntüyü ben görmedim. Dün gece izledigim filmde Howard gördü. Wenders`in Don't Come Knocking filmindeki.Aksam isten dönerken, israrla yol yerine kaldirimdan sürmeyi tercih ettigim bisikletimi, her sabah tam 09.00 da, ben önünden gecerken, yasli sahibinin kapisini actigi sahafin önünde durdurdum. Önce durur gibi yaptim, sonra vazgectim sonra hizla durdum, bir iki saniye icinde. Disarida, vitrinin önüne dizilmis kitaplarin arasinda Henry Miller`i görünce, günün kari bu olsun, inip alayim, dedim. Teki 1 euro. Sonra sepetlere doldurulmus kitaplari karistirirken "En güzel cocuk masallari" diye bir kitabi da elime aldim ve tam ödemek icin dükkana girerken, kitapci adam yaninda bir ufaklikla bana dogru yanasti ve cocuga "hah, bu kitabi diyordum ama hanimefendi almis bile" dedi ve bir cocuga bir bana bakip güldü. Ben ne oldugunu tam anlamadim ama yine de "bu kitabi mi istiyorsun, verebilirim sana" diye sordum cocuga. Hafif utanir gibi bakti, "yok" dedi. "Ciddiyim" dedim. "Yok" dedi. Ödemek icin iceri girince, kitapci, cocugun masal kitabi aradigini ve elindeki ona göre tek kitabin da benim aldigim oldugunu söyledi. Sucluluk hissiyle tekrar ettim, ama sordum ona, ister mi diye! Yok, alin lütfen, tabii ki sordunuz, diyerek rahatlatmaya calisti beni. Icerisi cok güzeldi. Genis bir vakitte tekrar gitmek isterim.
Bisikletin kilitini acarken, buldun mu bari bir seyler, diye sordum cocuga. Yine ayni bakisla, evet der gibi bir seyler mirildandi. Iki kitabi da cantama atip evin yolunu tuttum. Sonra düsündüm. Nasil tesadüfler oluyor böyle. Bu nasil bir düzen. Benim o kitabi hizlica yüzlerce kitap arasindan cekip cikarmam, kirmizi baslikli kiz masallari olan bir kitaba sahip olmak istemem, ayni anda, iceride, bir cocugun masal kitabi aramasi, belki "evet, ben istiyorum"dese sahip olacagi kitabi bir anlik ya da bilmem ne sebeplerden üstüne sinmis bir ürkeklikle reddetmesi.
Yapmadigim ve sonunda pisman oldugum cok sey var. Bunlarin cogu kücük seyler. Ama beni en üzenler, aklimdan cikmayanlar da böyleleri. Büyük pismanliklarini daha kolay affediyor insan sanirim. Ona göre daha iyi savunma hazirliyor kendince.
Sahneyi geriye alalim. Kitapciya girdim, parasini ödeyip, kitabi aldim ve cikinca, sepetlerde baska hic masal kitabi olmadigini bile bile, cekingence karistiran cocuga gülümseyerek aldigim masal kitabini uzattim. "Hayir, istemiyorum, siz alin" dedi ama tam bunlari söylerken bile suratindaki o cekingenlik, ürkeklik yerini bambaska bir ifadeye birakti. Sanki bir hinzirlik, bir sevinme gibi. Ve ikimiz de gülümserken ben bisiklete binip, uzaklastim.
Ama olmadi. Ben bunu yapmadigim icin cok pismanim simdi. Bu kitabi her elime aldigimda, her gördügümde o cocuk aklima gelecek ve ufak bir jestin kiymetini ilk defa anladigim benzer yaslardaki halimi nasil unuttum diye pismanligimi daha da arttiracagim.
Çarşamba, Mayıs 21, 2008
Ah Andi, Ah Bülent!

Bu tepede duran logo, "Frankfurt Kitap Fuari Konuk Ülke Türkiye" logosu. Logoyu Bülent Erkmen hazirlamis. Logoya bakarken birden sol dirsegimin altinda duran kitabin kapagina ne kadar benzedigini farkettim. Kitap asagidaki.

Bu kitap ve tasarimi Andreas Übele`ye ait. Andreas Übele ayni zamanda 2005 yilindaki Istanbul Mimarlik Kongresi Logo Tasarimi Yarismasini kazanan ve logusu kullanilan tasarimci.
Internette bahsi gecen Kitap ve kitap fuari logosu ile ilgili bakinirken asagidakini buldum bir de. Kopyanin kopyasi basliginin altinda. Böyleyse bizim Bülent Erkmen`in hazirladigi kopyanin kopyasinin kopyasi mi olacak? Ay, yok olmaaaz!
Internette bahsi gecen Kitap ve kitap fuari logosu ile ilgili bakinirken asagidakini buldum bir de. Kopyanin kopyasi basliginin altinda. Böyleyse bizim Bülent Erkmen`in hazirladigi kopyanin kopyasinin kopyasi mi olacak? Ay, yok olmaaaz!

Asagida yazan metin, 05 kasim 2008 tarihinde tesadufen bu yazimi okuyan birisi tarafindan email olarak gonderildi. Yazan kisi yorum olarak nasil yazacagini bilmediginden benim email'ime gondermis. Yazdiklarini burada yayinlamanin iyi olacagini dusundugum icin metni oldugu gibi kopyaladim.
merhaba,
blogunuza nasil yorum yazacagimi bilmediğim için eposta gönderiyorum.http://teyzenteyfik.blogspot.com/2008/05/ah-andi-ah-blent.html
linkindeki sayfanizda bahsettiginiz tasarımci bülent erkmen'in, mimar
sinan güzel sanatlar üniversitesi'nden bir ögrencisiyim. haddimi asmak
istemem ama oradaki esinlenme meselesi hakkinda yeterince bilgi sahibi
olmadan fikir sahibi oldugunuzu düsünüyorum.
aslinda bahsettiginiz logonun esinlenildigini düsündügünüz örnekleri
de, dünya'da onlarca yildir kullanilan bir tasarim fikrinin, kaynagin
tekrar tekrar esinlenilmiş tezahürleridir. bu kaynak da yine bu
topraklardadir, yüzlerce yil kullanilan ve bazi hattatlar tarafindan
hala varligi sürdürülen "satrançli küfi yazi"dir (eski ismi: Ma'kıli).
bu yazı sanatina eserlerinde rastlayacaginiz bir hat sanatcisi merak
ederseniz de gectigimiz yillarda yasamini yitiren dunya'da cok önemli
hat eserleri yaratmis "emin barin" ismini verebilirim. temeli dedigim
gibi bu topraklardir ve selçuklu devleti'dir. fakat ilginizi daha çok
çekebilecegini düsündügüm diger sey de; tek bir sahibi, yaraticisi
olmayan bu yazi sanatini stilize edip modern tasarim diline uyarlama
fikrini üreten ilk isimlerden birinin de yine bu topraklarda yetisen
sizin de artik bir sekilde tanidiginiz bülent erkmen olmasidir.
kendisi daha 80'li yıllarda size bu çok yeni gelen tasarim anlayisini
yaratan isimlerden biridir. belki 25 yil once benzer ihtiyaclara
karsilik gelen, sizin yine cok benzetebileceginiz ama kendi kulvarinda
tamamen farkli olan bircok is üretmistir. hatta gercekten merak
ederseniz biraz daha zamanimi ayirip bu örneklerden bazilarini gene
eposta gönderebilirm.
son olarak umarim bunu okumaktan memnun olmussunuzdur. bende emegi
olan bir insan hakkinda acikliga ihtiyaci oldugunu dusundugum bir
konuya mudehale etmekti amacim.
cunku blogunuzu sadece siz degil, belki bilen bilmeyen binlerce insan
takip ediyor.
hatta, sanirim blogunuzu fuarin duzenlendigi almanya'dan yazan bir
insan oldugunuz icin ulkemiz adina yaratilmis bu guzel logoyla ilgili
gonlunuzun hos olmasini da istedim.
size iyi eglenceler dilerim.
kaan
Pazartesi, Mayıs 19, 2008
Sabahin karanliginda ciktigimiz dagda, önümüzdeki 30-40 bas koyundan olusan bir sürüyle yürüyoruz. Mese agaclariyla dolu bir orman. Agac var, toprak var gorunurde sadece, ama öyle cok kesfedecek, ilginc seyler de var ki...
Sonra, annem ve babam geliyor. Galiba yaz tatili bitiyor da bizi almaya geliyorlar.
Cocuguz hepimiz, ben en fazla 10 yasindayim. Kuzenim belki 15 yasinda. Biz olmasak, tüm günü tek basina o dagda sürüyü otlatarak geciren bir kiz. Halen aklimda kalan ve bildigim en özel bilgilerden olan koyun güdecek sopa yapimini ondan, orada ögreniyorum. Kirik bir cam parcasiyla sopayi pürüzsüz ve parlak yapmayi da.
Orasi yayla, cok az ev var. Ama ne güzeli halamlarin evi. Tavanin, duvarlarin, hatta oturdugumuz sedirlerin, bana devasa gelen ahsap sutunlardan olustugu bir ev. Kilimler, duvar halilari dolu her yerde. Her sabah erkenden, kendi yaptiklari islatilmis süpürgeyle süpürülen, neredeyse betonlasmis toprak bir avlusu var.
Orasi yayla, cok az ev var. Ama ne güzeli halamlarin evi. Tavanin, duvarlarin, hatta oturdugumuz sedirlerin, bana devasa gelen ahsap sutunlardan olustugu bir ev. Kilimler, duvar halilari dolu her yerde. Her sabah erkenden, kendi yaptiklari islatilmis süpürgeyle süpürülen, neredeyse betonlasmis toprak bir avlusu var.
Avluda, tahta bir sandalyede oturup, hep ceketinin cebinde tasidigi ayna ve cimbiziyla kulaginin, burnunun üstündeki killari temizleyen, güleryüzlü enistem var. Dedem gibi, ona su ikram ettikce ardi arkasi gelmeyen güzel sözler soyleyip, bal tadi gelen soguk suyu öven enistem.
Sonra, annem ve babam geliyor. Galiba yaz tatili bitiyor da bizi almaya geliyorlar.
Aksam sofra kuruluyor, belki icki de iciliyor. Babam saz caliyor, türkü söylüyor. Annem de en sevdigi türküye eslik ediyor sofrada, ayrilik hasreti kar etti cana, seher yeli sevdigimden bir haber...
Bir zaman sonra, biri, bir sebeple vuruyor evin babayigit oglunu. Halamlar, olayin, acilarini daha da buyutecek bir kan davasina dönüsmesinden korkup, mali mülkü birakip, büyük sehre göcüyorlar. O guzel ev yok artik ya da harabesi duruyordur.
Bir zaman sonra, biri, bir sebeple vuruyor evin babayigit oglunu. Halamlar, olayin, acilarini daha da buyutecek bir kan davasina dönüsmesinden korkup, mali mülkü birakip, büyük sehre göcüyorlar. O guzel ev yok artik ya da harabesi duruyordur.
Esyalar
Bazen, bir kac gün hic evden cikmiyorum. Disariyi izliyorum ama, artik bulundugum mekan ne gibi pencereler, balkonlar sunuyorsa.
Basimi bilgisayardan kaldirip, sag yanimdaki pencereden baktim demin. Terasli bir ev var karsida. Tepesinde elle yapilmis gibi görünen bir gölgelik. Sanki yesil, sari, yas, kuru yapraklari aralarinda genisce mesafeler birakarak birbirlerine dikmisler gibi. Hafif bir esintide bile kipirdanisi, salinisi bana bile serinlik getiriyor. Ne güzel bir sey. Bazi esyalar ne güzel oluyor. Bazi esyalarini cok sevenler de.
Basimi bilgisayardan kaldirip, sag yanimdaki pencereden baktim demin. Terasli bir ev var karsida. Tepesinde elle yapilmis gibi görünen bir gölgelik. Sanki yesil, sari, yas, kuru yapraklari aralarinda genisce mesafeler birakarak birbirlerine dikmisler gibi. Hafif bir esintide bile kipirdanisi, salinisi bana bile serinlik getiriyor. Ne güzel bir sey. Bazi esyalar ne güzel oluyor. Bazi esyalarini cok sevenler de.
Pazar, Mayıs 11, 2008
Mevlam sizi süs icin mi yaratmis?
Tramvaylara, otobüslere, hatta özel arabalara reklam alinmasindan tiksiniyorum. Bu kadar cirkin baska sey olamaz. Bir de su disaridan bakanlara reklamin, resimlerin, yazilarin göründügü ama aracin icinden bakinca disarinin ufak noktaciklar arasindan göründügü, tüm araci, tramvayi kaplamis, yutmus gibi görünen resimli reklamlar yok mu! Deli ediyor beni.Tüm tramvay, yol keyfini bozuyor, sanki hapsedilmissin gibi iceriyi karanlik yapiyor ve disarisi ile arana abuk sabuk yazi karakterleri ve renklerin oldugu bir duvar örüyor. Allah sizi inandirsin gecen gün nefes almak icin tramvayin durakta durmasini ve acilan kapidan disariyi biraz olsun görebilmeyi kolladim, yolculuk yaparken. Böyle bir hale sokar mi insan insani, böyle bir zulüm yapar mi insan insana?
Sikayet falan mi etmek lazim acep? Ne haklari var buna? Bir de dünyanin parasini ödüyorum o araca binmek icin, bilet icin.
Efkarli bir türkü dinleyelim bari.
Anneler Günü
Öglene dogru aradigimda yoktu evde. Sonra uyudum, uyandim ve aksamüstü tekrar aradim. Belki günlerdir beni yine esir alan sorunlu, bozuk uyuma/uyuyamama maceramin etkisiyle, belki de son aylarda üzerimde anneme karsi olan hassasiyetimden dolayi hemen aglamaya basladim, daha anneler gününü kutlayamadan.Az kaldi, biticek, geleceksin, diye teselli etti zavalli annem beni, kendisi de bir yandan aglarken.
Hem sizin umudunuz var, anneniz var, ariyorsunuz konusuyorsunuz, ben ne yapayim, dedi. Bundan 8 yil önce bir anneler gününde annesini kaybetti annem.
Ben o vakitler yine uzakta, baska bir sehirde tek basima kaliyordum. Gece telefon caldi. Babamin sesi geldi ve haberi verdi. Sonra annem aldi telefonu. Cok aciliydi sesi. Ilk defa annemin sesi öyle geliyordu.
Sabahin cok erken vaktinde annemlere vardim. Annem yataktaydi. Yanina yattim, sarildi bana. Sayiklar gibi konusuyor, agliyordu. Annem gitti, annem gitti, diye.
Cumartesi, Mayıs 10, 2008
Pazar, Mayıs 04, 2008
Yolculuk
Gecen carsamba günü okuldan tren yerine birinin arabasiyla döndüm . Bu hizmeti veren bir kac internet sitesi var. Yolculugunuzun baslayacagi yeri ve gitmek istediginiz noktayi seciyorsunuz ve ayni yolu alacak olan araba ilanlarini, arabalarin plakalarini ve eger gitme niyetindeyseniz arayip haber vermek icin sürücünün ismi ve telefon numarasini görüyorsunuz. 4 yolculuk yaptim bu sekilde son 3 hafta icinde. Hepsi de keyifliydi. Ayrica hem daha ucuz hem de daha hizli.Sonuncusu 23 yaslarinda görünen sapsari bir alman oglanin arabasiydi. Yaninda tombulca, kulaklarinda sari killar olan bir is arkadasi vardi. Arabada 3 kisilik bos yer oldugu yaziyordu ilanda ve tam 3 kisiyi de bulmuslardi. Birisi ben, digeri universiteye yeni baslamis kücük bir kiz, öbürü cok fazla amerikan filmi izleyip, amerika hayrani olan ikinci üniversitesini okuyan, 25 yaslarinda görünen bir oglandi.
Kücük kizimiz arabaya biner binmez konusmaya basladi ve yol sonuna kadar hic ama hic susmadi. Sirayla bir ona bir buna sorular sorup, kendini anlatip durdu. Cok sevimli biriydi. Yolun ilk iki saatini uyuyarak gecirdim ben. Gözümü actigimda hic de eve giden yolda olmadigimi farkeder gibi oldum, kendime gelmeye calisirken. Sevimli kizimiz bendeki saskinligi anlamis olacak ki gerekli aciklamayi yapti hemen. Bulunmamiz gereken yolda bakim oldugundan, bir digerinde cok yogun trafik oldugundan dolayi bu yola sapmisiz, o yüzden yolumuz biraz uzayacakmis (yol sonunda hesapliyoruz ve fark 2,5 saat)
Hava güzeldi, günes batmak üzereydi. Günes bir solumuza bir karsimiza gecip durdu. Yolun uzadigindan, planlanan vakitte olmak istedigimiz ya da olmamiz gereken yerlerde olamayacagimizdan konusurken, kiz cantasindan üc tane bira cikardi ve arkadaki biz yolculara ikram etti. Cok lezzetliydi. Bu biradan sonra ne bende uyku ve yorgunluk, ne de cool gencimizde bir kasilma kaldi. Kizimizsa hep oldugu gibiydi. Gülüse gülüse, bir bir eksile eksile tamamladik yolu.
Bir de güzelim Calw`dan gectik. Hermann Hesse` in memleketinden.
Yer olsam, gök olsam, hep sarhos olsam
Gece. Kalabalik, cok kalabalik. Herkes en güzel ama herkes cirkin. Rüküs. Müzik, müzik, gürültü. Canim sigara istiyor. Sigara da yok, bir sigaralik vakit de. Arada bir iki kisiyle göz göze gelip gülümsemem haric hep asik suratim. Fakat keyfim yerinde.
Gürültü bitti. Güzel cirkinler terledi, yoruldu. Ben yorgun degilim. Sarhosum sanki.
Arabadayim. Cok zaman oldugu gibi, bu araba yolculugu da bitmesin istiyorum. Yol alalim, gidelim. Yanimdaki(ler) mümkünse cok konusmasin ama müzik olsun. Ne olursa olsun, müzik olsun. Bende hepsine uyacak, eslik edecek duygu var. Kalbim yol gibi uzamis, tarlalar gibi genislemis. Sanki sarhosum.
Isiksik bir göl kenari. Yildizlar var. Cok karanlik. Kus sesleri geliyor. Hem de cesit cesit kus. Kurbagalar da sohbette. Ördekler attigimiz ekmekleri istahla yiyip uzaklasti. Bir kugu yaklasti. Ona ekmek kalmadi. Hic renk yok mu? Siyah beyaz mi görüyorsun sen de? Evet, isik yok ya, yer, gök, göl siyah, gri. Serin topraga uzaninca, yildizlar agaclara serpilmis simler gibi. Gücsüz ve cok uzaklar. Hic kayan da olmadi. Ne dilek tutardin kaysaydi? Dilek söylenmez ki! O renkleri görürken, o yildizlara bakarken akla dilek de gelmez ki!
Sonra, bir agacin üstünde, saclarin agacin gövdesinde yildizlara bakmak. Gelen igde kokusu mu? Evet, hadi, sana igde agaci arayalim. Yok, aramayalim. Ne güzel kokuyor.
Iyi geceler.
Gürültü bitti. Güzel cirkinler terledi, yoruldu. Ben yorgun degilim. Sarhosum sanki.
Arabadayim. Cok zaman oldugu gibi, bu araba yolculugu da bitmesin istiyorum. Yol alalim, gidelim. Yanimdaki(ler) mümkünse cok konusmasin ama müzik olsun. Ne olursa olsun, müzik olsun. Bende hepsine uyacak, eslik edecek duygu var. Kalbim yol gibi uzamis, tarlalar gibi genislemis. Sanki sarhosum.
Isiksik bir göl kenari. Yildizlar var. Cok karanlik. Kus sesleri geliyor. Hem de cesit cesit kus. Kurbagalar da sohbette. Ördekler attigimiz ekmekleri istahla yiyip uzaklasti. Bir kugu yaklasti. Ona ekmek kalmadi. Hic renk yok mu? Siyah beyaz mi görüyorsun sen de? Evet, isik yok ya, yer, gök, göl siyah, gri. Serin topraga uzaninca, yildizlar agaclara serpilmis simler gibi. Gücsüz ve cok uzaklar. Hic kayan da olmadi. Ne dilek tutardin kaysaydi? Dilek söylenmez ki! O renkleri görürken, o yildizlara bakarken akla dilek de gelmez ki!
Sonra, bir agacin üstünde, saclarin agacin gövdesinde yildizlara bakmak. Gelen igde kokusu mu? Evet, hadi, sana igde agaci arayalim. Yok, aramayalim. Ne güzel kokuyor.
Iyi geceler.
Perşembe, Mayıs 01, 2008
Çarşamba, Nisan 30, 2008
Günlerden 29 bitmeden 30 oldugunda
Uyuyamamak daha dogrusu uykuya dalamamak sorunum cok eskilere dayaniyor, hatta asagi yukari on sene önce kendimce buldugum bir yöntem vardi bu derdim icin. Gecen aklima geldi.
Söyleydi; yok oldugumu, ben uyumasam da bedenimin uyudugunu düsünüyor ve bedenimi uyutuyordum kendimden önce. Bu uyuma ayak parmaklarimdan basliyordu ve yavas yavas, sakince, uyuttugum noktalari uyandiracak telasa kapilmadan ilerliyordu. Ayaklarimdan baslayip dizlerimi, karnimi gecerek kafama dogru yol alan uyumanin/uyusmanin hatirladigim en son noktasi genellikle omuzlarim oluyor ve gerisini getiremeden uykuya daliyordum. Yaptigim meditasyondu sanirim.
Artik olmuyor, bacaklarimdan öteye gitmiyor. Ben de bu saatte bunlari yaziyorum.
Perşembe, Nisan 24, 2008
24.04.2008
Iki gündür hava günesli. Ise yürüyerek gidiyorum. 45-50 dakika arasi sürüyor yol.
Dünden beri, haftalardir görmedigimiz, her gün lafini edip ic gecirdigimiz günesi gördügümden beri baska baska seyler de görür oldum etrafta. Sanki ilüzyon gibi. Günes ciktigindan beri yerlerde bir sürü cicek oldugunu, özenle bakilmamis bahceler de bile rengarenk cicekler bittigini, her agacin tazecik, daha koyulasmamis, seffaf yesil yapraklar döktügünü gördüm.
O kadar zaman gecti ki, arka arkaya iki gün günes görmeyeli. Ücüncü gün hayallerimde bile yok.
Dünden beri, haftalardir görmedigimiz, her gün lafini edip ic gecirdigimiz günesi gördügümden beri baska baska seyler de görür oldum etrafta. Sanki ilüzyon gibi. Günes ciktigindan beri yerlerde bir sürü cicek oldugunu, özenle bakilmamis bahceler de bile rengarenk cicekler bittigini, her agacin tazecik, daha koyulasmamis, seffaf yesil yapraklar döktügünü gördüm.
O kadar zaman gecti ki, arka arkaya iki gün günes görmeyeli. Ücüncü gün hayallerimde bile yok.
Kahvalti öncesi
Iceride bir misafirimiz var. Saat 11.11 ve halen uyuyor. Yasli bir adam. Kücükken, onu hep deveye benzetirdim, ki halen de benzetirim. Kalin camli gözlükleri gözlerini o kadar büyük gösteriyor ki... Sanirim o yüzden. Bir de yüz, sac rengi gri. Deve gibi.Beni ogluna istemisti bu misafirimiz. Ben istemeyince, bir süre bana da, bizimkilere de küsmüstü.
Komik bir hikayesi var bu isin, uzun uzun yazdim ama sildim tekrar, olaylarin kahramanlarini eglence malzemesi yapiyorum diye kötü hissettim kendimi.
Fakat onun bazi imalari halen devam ediyor. Ömrümü burada beyhude tüketdigimi düsünmesi gibi. Ki evde kalmam da cabasi!
Uyandi, kahvalti yapacagiz simdi.
Cuma, Nisan 18, 2008
Pazar, Nisan 13, 2008
Yarin mahser günü dava ederim, siz mahser yerine gelmez misiniz?
Hic tecavüze ugramadim.Dogdugumdan beri tecavüze ugramayi hak etmemek(!) icin nasil bir disi olmam gerektigi bir sekilde ögretildi. Yapilmasi gerekenler listesinden bazilari söyle;
- Tanimadigin (tanisan bile) kisilerin yaninda kendini kaybedecek kadar sarhos olmayacaksin.
- Bilmedigin bir ülkeye, sehre gitmek icin asla otostop yapmayacaksin.
- Icin daralsa, ev üstüne gelse bile gece asla tek basina disari cikmayacaksin.
- Bir parkta oturup, keyifle bir bira icmeyeceksin.
- Sigara da icmeyeceksin.
- Giydigin kiyafetleri sürekli kontrol edip, karsi tarafi tahrik etmemek icin elinden geleni yapacak, komik görünme pahasina da olsa yakani, etegini cekip duracaksin.
- Biriyle flörte baslayip (onun aklina kurt düsürüp), benden bu kadar, ben eve gidiyorum demeyeceksin.
- Asiri makyaj da yapmayacaksin, mümkünse kirmizi ruju kocan, sevgilin yaninda olmadan hic kullanmayacaksin.
- Is yerinde, okulda cinsiyetini ön plana cikarmamak icin cabalayacak, hatta böylelikle takdir toplayacaksin.
- Seks konusunda erkeklerle, hatta hemcinslerinle de pek konusmayacaksin.
- Erkekler, en ufak sohbette bile cinsiyetlerine vurgular yapa yapa ilerlerken sen saygiyla karsilarinda egilip, kendini salakliga vuracaksin.
Tüm bu cabama, en istediklerimin cogundan vazgecmeme ragmen bu yasima kadar hakki sayilir miktarda cinsel tacize ugradim. Demek ki ögrenmem gereken daha cok sey varmis!
Bu dünyadaki ömrümü, bir insan gibi degil, tecavüze, tacize ugramamak icin cabalayan bir disi gibi yasayip, tüketecegim.
Ey disi! Sunu unutma, senin memelerin ve vajinan var, bunun bedelini ödemeden su fani dünyadan, eline bir daha gecmeyecek su dünyadan göcmek yok!
Her disi cinsel tacizi tadacaktir!
Lanet olsun!
Çarşamba, Nisan 09, 2008
Böyle olsun
Bir baltayla olsun. Sapi kullanilmaktan cok degil, sadece biraz parlamis bir baltayla olsun. Enseye, saclarin bittigi yerden tam üc parmak yukariya, basin en cok agriyan yerine vursun, yere 50 derecelik bir aciyla vursun ve kulaklarin arkasina kadar gelsin. Cok hizla olsun, hizla hareket ederken olsun belki de. Mesela hizla yürürken, kosarken ya da en iyisi bir yokustan asagi, düsmeyeceginden kesinlikle emin hizla bisiklet sürerken olsun. Gözler acik olsun.
Birden olsun. Sonra, her sey yok olsun. Baltadan yansiyan gökyüzü, kulaga degen cimenin serinligi, islak dudaga yapisan toprak... Hicbiri hicbir sey hatirlatmasin.
Birden olsun. Sonra, her sey yok olsun. Baltadan yansiyan gökyüzü, kulaga degen cimenin serinligi, islak dudaga yapisan toprak... Hicbiri hicbir sey hatirlatmasin.
55 kelime
Aralik ayinda ofise ugrar, saygiyi hakettigini düsünen, ellisinde bir adamin tavriyla bir kagit uzatir, pek kalmadan giderdi. O saygiyi destekleyecek derecede bakimli, devlet dairesinden emekli bir adamdi. Kagitta, yil icinde ülkede olan bitenlerin listesi olurdu. Bu notlarin son anda yazilmadigi, daha olaylar olurken not edildigi barindirdigi heyecandan ve son anda akla gelemeyecek kücük ayrintilardan anlasilirdi.
(buraya kadar olan kisim Fulya`nin sobesi icin:)
Bir anadolu sehrindeki emekli adamlar, ufak girisimleri, bunlari yapma nedenleri ilginctir.
Bir ihtiyac talebi olmadan, uzun yillardir hic bozulmayan disipliniyle bu listeyi hazirlayan ve etrafindakilere dagitan, gücüne, gücü olmasi gerektigine inanan bir adam.
Doktor Narin`i (Yeni Hayat) getirdi aklima bir de.
(buraya kadar olan kisim Fulya`nin sobesi icin:)
Bir anadolu sehrindeki emekli adamlar, ufak girisimleri, bunlari yapma nedenleri ilginctir.
Bir ihtiyac talebi olmadan, uzun yillardir hic bozulmayan disipliniyle bu listeyi hazirlayan ve etrafindakilere dagitan, gücüne, gücü olmasi gerektigine inanan bir adam.
Doktor Narin`i (Yeni Hayat) getirdi aklima bir de.
Pazar, Nisan 06, 2008
Bir nisan gecesi
Teyzemle tavada lahmacun yaptik. Tam 31 tane. Cok güzel oldular, afiyetle yedik. Ardindan biletlerimizi önceden alip, program kitapciginda gidecegimiz yerleri tek tek isaretledigimiz "uzun müze gecesi"nin tadini cikarmak üzere aksam sekiz gibi yola düstük. Malesef hava soguk ve yagmurluydu. Gece ikiye kadar 4 müze gezdik. Hepsinde de cok ilgi cekici seyler gördük. Dünyanin bir cok yerinden getirilmis mumyalardan, 600 yillik canim alman porselenlerine, Van Gogh`dan Monet`e resimlerine, Henry Cartier Bresson fotograflarindan, tam olarak ne oldugunu cözemedigimiz, insan bedeni fotograflarinin detaylarinin oldugu, teyzemin enisteme duyurmadan, "bak, bunu anladim, cocuk pipisi fotografi bu" dedigi ilginc enstalasyonlara kadar.Sokaklar cok kalabalikti. Her yastan insanla doluydu. En zevklisi, o geceye özel sehrin icinde turlayan, icki servisi yapilan eski tramvayla eve dönerken birer biramizi icmekti.
Üsümüs, uykulu ve yorgun argin eve vardigimizda birer lahmacunumuzu daha isitip, afiyetle yiyip, yatagimiza yollandik.
Oh, ölmüslerimizin canina degsin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













