Salı, Ağustos 18, 2009

Iste geldim burdayim


Cok yol gittim, cok yol geldim. Cok kisiyi gordum, cok kisiyi goremedigime uzuldum ve tekrar evimize geri dondum.

Istanbul'a doner donmez hayat eski ritmine girdi. Sanki bir ruyadan uyanmis ya da pek uzun bir film izlemis gibiyim. Biraz karisik biraz sersem.

Salı, Ağustos 11, 2009

:)

tatile gidiyorum, hafta basina donerim... 

Salı, Temmuz 14, 2009

Öten bülbül senin yuvan mi yoktur

Efendim biliyorum bu siralar pek yazmaz oldum. Seyrek seyrek bir seyler yaziyorum buralara ama bilseniz nasil bir kosturmaca halindeyim. 

Dugun vakti yaklasiyor ve yarin itibari ile Istanbul'daki tum islerimi bitirip, sonraki gun memlekete gidiyorum. Anacigimla ceyizimi hazirlayip, kinami yapmaya..:) Oradan da S.'nin memleketine gidip, dugunumu yapacagim. Sonra da balayi...

Henuz evlilik islemlerini pek hissetmemistim, yanimda yonumde aile olmadigindan dolayi ama bir haftadir sagolsunlar varliklarini iyiden iyiye hissettirdiler. Annem, aman benim kizim boyle mi gelin olacak telasina dustu anlamadigim bir sekilde. Bu telasi S.'nin ailesine de hissettirdi, mantigi tartisilir bir tarzda ve gaza gelip bizim eve biraz biraz esyalar almaya basladilar. Ee, fena da olmadi yani, ne yalan soyleyeyim..:)

Ust paragraflardan  da anlasilacagi gibi epey geleneksel bir evlilik isine donustu bizimki. Olmusken tam olsun diye, kinada davul caldirma dilegimi de dile getirecegim. 

Gelinligim yarin bitecek. Guzel olacak gibi.

Yine epeydir Almanya'dan, teyzemlerden bahsetmiyordum. Onlar halen sizlaniyor halime. Son anda, ben evlenmiyorum, Almanya'ya donecegim desem, sevinecekler neredeyse. Hic hoslanmiyorlar evin kizinin evlenmesi fikrinden. Halbuki 3-5 yil once evlenin evlenin diye israr ederlerdi. Neyse, evlen olmadi bosanir geri donersin, bile diyor kucuk teyzem. Onceki gun  telefonda, evlen, kocani da al gel bari, dedi...:) O derece isteksiz yani..:) E, ona gore evlenmek demek, elin adaminin boklu donunu yikamak demek. Bu cumle tamamen ona aittir. Buyuk teyzeme gelince, kocadan yana hic hayir gormemis, sadece bir defa ruyasinda kocasiyla birbirlerini cok sevdiklerini ve mutlu olduklarini gormus. Sabahinda ruyasini anlatirken bile saskindi, hissettiklerine. O derece yabanci yani mutlu evlilik olayina...:)

Gelinlikcimin de bugun 7. evlilik yildonumuymus ve birak kutlmayi eve gidesi bile yokmus.

:)

Pazartesi, Temmuz 06, 2009

06 temmuz 2009

Yeni girisimimle ilgili arama yapanlar dogal olarak buraya da geliyor. Burasi biraz ozel bir alan ve ikisini  birbirine fazla bulastirmamak icin konuyla ilgili bazi yazilari malesef biraz kirptim. Gelismeleri takip etmek isteyen olursa diger blog adresini ziyaret edebilir. 

Ozel konulara gelirsek eger; dugun davetiyelerimiz hazir, nikah sekerleri yolda (bugun alacaktik ama istegimiz disinda bazi seyler yaptiklari icin duzeltmelerini bir hafta daha bekleyecegiz) ve gelinligim dikiliyor. Epey yuksek topuklu bir ayakkabi bulmak kaldi geriye.

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

İş görüşmesi

Dun bir yerle is gorusmesi yaptim ve gorustugum adam "felegin cemberinden gecmissiniz, bunu henuz sizinle gorusmeden, cv'nizi gorunce anladim" dedi. Ardindan "yasiniz da epey varmis, artik hic vakit kaybetmemeniz lazim" dedi.

Sizce benimle calismak ister mi bu adam? 

:)

Çarşamba, Haziran 10, 2009

A kızım sana potin alayım mı? Al babacığım al

Gunlerdir bir sebeple (yakinda aciklarim) esnafla, zanaatcilarla icli disliyim. Cok farkli bir dunyalari var ve bence bazilari halen cok naif. Naif olup da cinlik numarasi yapanlari saymiyorum. Ama ozellikle kumascilar ve masrafcilarin (incik boncuk, dantel mantel satanlara deniliyormus) gencten olanlari flort etmeye, hatta hanimlara asilmaya pek yatkin. Bunu hic cekinmeden ve abarta abarta yapiyorlar. Bu huy ozellikle hazir mal satanlarda var ama el isi yapanlarda, ne bileyim ayakkabicida, matbaada calisan gencte ya da cadir diken adamda bu huy nedense olmuyor. Demek ki el isi yapanin, yani zanaatcinin is esnasinda guzel guzel dusunme vakti oluyor ve kendini bilir bir hale geliyor. 

Yani diyecegim o ki, yasasin zanaat!

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

Sanki içimde açan bu sarmaşık gülleri

Hatirladigim bir donem var. Sanirim doksanlarin ortalari. Tum ailemiz, hatta tum tanidiklarimiz birdenbire cicek yetistirme sevdasina dusmustu. Herkes birbirinden cicek fidesi alirdi.  Aksam misafirligine gidilen evlerde hangi cicekler var diye ortalik kontrol edilir ya izinli ya da izinsiz (boyle hikayeler de duymustum) begenilen cicegin fidesi alinirdi. Boyle aksamlarda, en son gelen meyve ikramiyla birlikte, evin sarmasiginin masallah nasil da uzadigi konusulur, ev sahibi (erkekler daha da hevesliydi sanki bu gelisen cicekler hakkinda konusmaya) hemen bu isin sirrini aciklardi, aspirin koyuyorum topragina ya da cay suyu dokuyorum gibi birseyler soylerdi. Sarmasigin tum duvar ve tavan boyunca uzayip, odada  tur atmasinin yakinlarda ev sahibi olunacak anlamina geldigine dair hafif inancli bir espriyle cicek sohbeti iyice koyulasirdi. Sarmasiklar sanirim o gunlerdeki gibi bir daha hic populer olmadilar.

Aklima nereden mi geldi bunlar? Apartmanin bahcesinde duran guzel ciceklerden nasil birer fide asiririm hesabi yapmaktayim kac gundur. Evi ciceklendirme kampanyasi dahilinde cicekciden aldigim cicek pek agir geldi bana, para vermek sacma oldu sanki. Oysa eskiden hatirladigim donemdeki gibi, paylasilarak cogalmasi, dagilmasi ne guzelmis. 

Pazar, Mayıs 17, 2009

Aşk İle Pervane Dönersin Dünya


Ben yine tasiniyorum... bir haftaya yakindir ev toplaniyor, yeni ev icin hazirliklar yapiliyor... Simdi ayaklarimda fena bir sizi, parmaklarimin (el parmaklarim) arasinda da bir dinlenme sigarasi var...

Hanginiz "ev dedigin nedir ki, dert etme boyle seyleri" demisti ya da dusunmustu? Opuyorum onu..:)

Ve 8 Agustos gunu resmi anlamda ev-leniyorum, bir de o var daha...:)

Foto buradan

Perşembe, Mayıs 14, 2009

Başarısızlık başlı başına bir ceza değil midir?*


*Basliktaki soru asliberry'e ait.

Evet, basarisizlik ceza. Hem de gecmisi birak, geri donusu olmayan bir gelecegin kesin isaretcisi olan bir ceza. Ustunde derin izler birakan, haline tavrina yerlesen bir ceza.

Kendimi oyle basarisiz hissediyorum ki, elinizi omzuma atsaniz aglarim. Hic abartmiyorum. Oyle basarisiz hissediyorum ki, bana ovgu dolu sozler siralayip, devaminda gelen 'ama'larla kendi akillarinin elbette daha ustun oldugunu ima edenleri dinlerken bile gucsuz, caresiz kaliyorum. Dilim tutuluyor. Is becerme degil, varolma basarisizligina donusuyor hersey.

Ilk genclik boyle bir sey degil. Okul basarisizliklari bile boyle bir sey degil. Esas basarisizlik sonradan hayatiniza hakim olan... O sebeple anne babalar saglamciligi ogutlerler yavrularina. Sonradan ilk genclik tercihlerinin, cesaretlerinin basarisizligi altinda ezilmesinler diye. Haddini bilmeyi de ogretmektir bu sanirim ayni zamanda.

Hani boyle duygular dile getirilir ve bunlari (aci da olsa) acikca dile getirmenin coskusuyla bambaska bir zevk ve gurur yasanir ya, bu yazdiklarim onlardan degil. Utanarak yazilmis cumleler...

Kendimi sakinlestirmek icin gorus alanimi genisletiyor, genisletiyor ve su dunya uzerinde minicik bir canli olarak kaliyorum. Senin basarili olman, yapmayi cok istedim ve bakin yaptim demen, ya da yapamaman ne ifade eder ki bu dunyada, diyorum. Yine de o minik yuregim huzur bulmuyor. Sagima da donsem soluma da donsem basarisizlik melekleri omuzlarimda duruyor. Her teselli beni ofkelendirmekten baska ise yaramiyor.

Pazar, Mayıs 03, 2009

Gunes yine doguyor, sabah oluyor


BANDISTA
Bandista evi şenlik kıyamet bir eylem bandosu şimdi ses vermekte ska, balkan, vertov, reggae, eşitlik, özgürlük, cango, votka, adalet, kökler sularından... Bandista evinde geceler gündüz gündüzler denktir geceye, bu evde güneş batsa da dinlenir ev hece heceye...

Kac gundur S. bana Bandista dinletiyor. Yeni kesfi. 
Web siteleri uzerinden albumlerindeki tum sarkilari dinleyebilir, isterseniz tum albumu indirebilirsiniz. Zaten "copyleft, bandista, 2009 | armağandır. çoğaltınız! dağıtınız!" buyurmuslar kendileri. 

Asagidaki linke tiklayin, dinleyin, pek sevecek, sasiracaksiniz.

Cumartesi, Mayıs 02, 2009

Benim vadem senden evvel yeterse


Saat sabahin ikisini geciyor. Aklima Leby geldi. Bartleby, kedim... Icim sizladi. Nereden nasil geldi aklima tam bimiyorum ama sanirim cocuk sahibi olmak ile ilgili bir seyler dusunurken geldi... Sonra da ona cektirdigim eziyetler geldi aklima. 
O beni pek severdi, incitmezdi. Ama ya ben... Kac defa arkadaslarimin israrina dayanamayip ya da yalniz evime donmek istemeyip onu gece evde tek ve ac biraktim.. Kendimce tuvalet aliskanligini ogretecegim diye kac defa vurdum.. Ahh soylemesi bile utanc, aci verici... Ama o cok akilliydi, beni cok az uzdu. Patisini yanagima koyar, yastigimin ustunde uyurdu.

Sonra gitti o... Ya da ben biraktim onu.

Her eziyetin cezasi cekilmeli. Baska turlu ceken de cektiren de huzura ermiyor.

Pazartesi, Nisan 27, 2009

Pencereden Kaç Da Gel, Gavur Anan Duymasın

Dunden beri, yolda buldugum (surada bahsettigim) Almanya'da dogup buyuyen ama simdi Yunanistan'da yasayan arkadasimla birlikteydim. Dun bulusup biraz dolastik ve sonra da eve geldik, guzel bir yemek ve sarap keyfi yaptik. Sonra o oteline gitti. Bugun de neredeyse tum gun gezip, bol bol sohbet ettik. Hani bazi insanlar vardir, iclerindeki gerginlikleri ya da eksiklikleri surekli masaya koyup sizi germez, birlikte vakit gecirdikten sonra her yola, her fikre ve her konuya aciktirlar... Iste tam oyle birisiydi. 

Yarin sabah Almanya'ya gidiyor ve bir kac aya tekrar buraya gelir sanirim. Bir dahaki sefere bizde kalir artik. Otele verdigi paraya yazik.

Salı, Nisan 21, 2009

Evrim sempozyumu





23-24 Mayıs tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde 2. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu varmis. Akademisyen ve genç bilim adamlari  sunumlar yapacaklarmis. 

‘Evrim Çalışkanları’ adlı gönüllü bir topluluk varmis ve evrim konusunda temel bilgilere sahip olmak isteyenler icin Kaliforniya Berkeley Universitesi’nin sitesini Türkcelestirerek oluşturduklari
www.evrimianlamak.org adresinden faydalanabilirmis.

Cogumuzun pek elle tutulur fikir sahibi olmadigi bu konuda saglikli bilgi sahibi olmak icin ekrana gelen firsat.

Cumartesi, Nisan 18, 2009

Yeni gün

Hani oglen uykusuna yatilir ve sonra uyaninca bir sersemlik olur. Sanki yepyeni bir gune baslaniyormus gibi hissedilir, bir gunde iki gun yasiyormus gibi...

Festival sayesinde bir gunde iki gun, hatta bazen uc gun yasadim. Her filmden  sonra, sinema salonunun cozmeye zaman taninmayan  mimari yonlendirmesiyle birlikte, bir solukta kendimi sokaga firlatilmis buldugumda, yepyeni bir gune uyaniyorum sanki. Bir suru ruya gorup de, tazecik bir gune uyanir gibi.

Çarşamba, Nisan 15, 2009

Kestin mümkünümü çarelerimi



Aksamustu pencerenin onunde oturmus tirnaklarimi torpuluyor, boyuyordum. Geldigimden beri sasirtaci ve akla gelmeyecek sekilde ters giden islerimin yorgunlugu, bezginligi ustumdeydi. Fakat bir an icimden, evimiz ne guzel, burada cok huzurluyum, iyi ki bu evi bulmus ve tutmusuz, diye bir nese gecti. 

Ben o dumanli kafa ile otururken, S.'in telefonu caldi. Arayan ev sahibi ve bir takim gerekcelerle evden cikmamizi istiyor.

Sans mi denir, kismet mi denir, nazar mi denir? Ne denir bu bahtsizliga?

Son gunler ev ile ilgili gorusmeler, kosturmacalarla gecti ve tam da bu doneme denk gelen uzundur gormedigim arkadaslari misafir etmekle, bulusmakla. 

Bu karmasik gunler yuzunden simdiye kadar  iki festival biletim yandi. Bu da baska bir aci kalbimde.

Bilmiyorum... kalbim kirik biraz.

Resim Max Liebermann

Perşembe, Nisan 09, 2009

Tavada Rüya


Eve biri geldi. Akrabalardan birisi, kuzen sanirim. Dogum yapmis. Galiba kiz dogrumus. Ama erken dogum, bebecik cok kucuk. Anne ve teyzeler takimi bebeyi durum gibi sarmis, kundaklamis. Bildiginiz kebap durumu goruntusu ve olculerinde. Bebe cok kucuk, halsiz... Usuyebilir... O sebeple bir teflon tavaya koymus, ocagin ustunde isitiyoruz. Ben ocagin basindayim... Bir zaman sonra bu bebe yanar burada, tava cok isindi, diye dusunup, telaslaniyorum.

V for Vendetta

Ben de bu maskeden istiyorum

Pazar, Nisan 05, 2009

Perşembe, Mart 26, 2009

Bir zaman gül için zara düş oldum

Tramvay beklerken, ayni dili konusmadigimiz bazi gulumseyislerle belli oldu ve birimize kesin yabanci olan bir dil kullanarak tekrar konusmayi denedik ve farkettik ki bizim iletisim kurabilecegimiz en iyi dil ikimize de yabanci olan baska bir dil, almanca!
 
Yunanistan'dan gelmis, ama Almanya dogumluymus. En az iki ayda bir gelirmis Istanbul'a, hayali burada yasamakmis. Ilk defa birisiyle boyle konusma imkani bulmus. Turklerle iletisim kurmakta zorlaniyormus. Bildigi cok turkce kelime olmasina ve turkceyi ogrenmek icin kisa da olsa kurslara gitmesine ragmen pek konusamiyormus. Fakat ne guzel olurmus ogrense, nasil da istermis.

Eldeki kalemler yazmayi birakinca, vatmandan aceleyle bir kalem istenmis ve kisacik tramvay yolculugunda, aceleyle bulunan bir parca kagida karsilikli telefonlar, emailler yazilmis, bir dahaki Istanbul ziyaretinde birlikte gezmek ve sohbet etmek icin anlasilmis...

Demin, Yunanistan'da yasayan, tramvay duraginda buldugum arkadasim mesaj atti, sonunu turkce "iyi uykular" diye bitirerek. 

En ilginci, bu karsilasmadan 4 saniye once duragin arkasinda duran gazeteciye dogru yonelmis, die Zeit gazetesini gormus ve ne yapsam da almancami kuflendirmesem, diye dusunmustum.

(Haftasonuna kurtce muzikle girelim oyleyse. Bir burada, iki surada)

Salı, Mart 24, 2009

Vaka-i Ekmekcikiz

Dun, sonunda Ekmekcikiz ile bulustum. Kendisinin de blogunda anlattigi gibi, bizim bulusamamamizin tarihi bir hayli cetrefilli ve komik (Talisman Hanim, pek gulmustunuz o vakitler olanlara, hic unutmadim, icimde bir sizidir!:)

Gorusmemiz pek guzel gecti, benim birazcik (!) gec kalmami saymazsak. Hem zamani unutmamdan hem de gecikmis olmamdan dolayi, sonrasinda gorusmek istedigim arkadasimi yaklasik bir bucuk saat beklettim ve hafif bir fircami da yedim. Bu da benim serefimdir.

Sanirim hic suskunluk arasi vermeden bidi bidi konusup durduk surekli ve simdi dusunuyorum da daha konusacak bir suru sey varmis. 
Dun Ekmekcihanim ile konustugumuz gibi, su blog alemi pek ilginc. Oyle internette, orada burada chat yaptigin biriyle karsilasmaya benzemiyor bir blogger arkadasinla karsilasman. Hic yabancilik cekmeye, telaslanmaya, supheci olmaya gerek kalmiyor. Huyunu, suyunu cok iyi bildigin bir arkadasinla bulusuyormussun gibi oluyor. 

Ben de cok memnun oldum efendim gorustugumuze. Kisa vakitte tekrar gorusuruz umarim.

Cumartesi, Mart 21, 2009

21 Mart 2009

Sabahin karanliginda ciktigimiz dagda, önümüzdeki 30-40 bas koyundan olusan bir sürüyle yürüyoruz. Mese agaclariyla dolu bir orman. Agac var, toprak var gorunurde sadece, ama öyle cok kesfedecek, ilginc seyler de var ki... 

Cocuguz hepimiz, ben en fazla 10 yasindayim. Kuzenim belki 15 yasinda. Biz olmasak, tüm günü tek basina o dagda sürüyü otlatarak geciren bir kiz. Halen aklimda kalan ve bildigim en özel bilgilerden olan koyun güdecek sopa yapimini ondan, orada ögreniyorum. Kirik bir cam parcasiyla sopayi pürüzsüz ve parlak yapmayi da. 

Orasi yayla, cok az ev var. Ama en güzeli halamlarin evi. Tavanin, duvarlarin, hatta oturdugumuz sedirlerin, bana devasa gelen ahsap sutunlardan olustugu bir ev. Kilimler, duvar halilari dolu her yerde. Her sabah erkenden, kendi yaptiklari islatilmis süpürgeyle süpürülen, neredeyse betonlasmis toprak bir avlusu var. 

Avluda, tahta bir sandalyede oturup, hep ceketinin cebinde tasidigi ayna ve cimbiziyla kulaginin, burnunun üstündeki killari temizleyen, güleryüzlü enistem var. Dedem gibi, ona su ikram ettikce ardi arkasi gelmeyen güzel sözler soyleyip, bal tadi gelen soguk suyu öven enistem.

Sonra, annem ve babam geliyor. Galiba yaz tatili bitiyor da bizi almaya geliyorlar. 
Aksam sofra kuruluyor, belki icki de iciliyor. Babam saz caliyor, türkü söylüyor. Annem de en sevdigi türküye eslik ediyor sofrada, ayrilik hasreti kar etti cana, seher yeli sevdigimden bir haber...

Bir zaman sonra, biri, bir sebeple vuruyor evin babayigit oglunu. Halamlar, olayin, acilarini daha da buyutecek bir kan davasina dönüsmesinden korkup, mali mülkü birakip, büyük sehre göcüyorlar. O guzel ev yok artik ya da harabesi duruyordur.

Perşembe, Mart 19, 2009

Bir taş atılırsa...

Bir tas atilirsa, bu cezalandirilmasi gereken bir davranistir. Bin tas birden atilirsa, bu politik bir eylemdir. Bir otomobil atese verilirse, bu cezalandirilmasi gereken bir davranistir, yuzlerce otomobil atese verilirse, bu politik bir eylemdir. 
Protesto, bana neyin yanlis geldigini soylememdir. Direnis ise, benim icin yanlis olanin tekrar vuku bulmamasini saglamamdir.*

Dun "Der Baader-Meinhof Komplex" filmini izledim. Filmde anlatilan Alman Kizil Ordu Fraksiyonu (RAF) hakkinda fikir sahibi olmak isteyenler suraya bakabilir.

Cok aci son bulan bir suru hayat vardi filmde. Gerci gunumuze oyle uzak ki artik bu hikayeler, inanip kendini vermeler, verenlerin arkasinda durmalar... Fakat terorist gruplar (gruptan gruba yol gider) hep bu nedenle urkutur iktidari, cunku hicbir zaman bu ihtimal, halklarin onlarin pesine takilip gitmesi ihtimali silinemez. O yuzden tek cozum, onlari tamamen yok etmektir. Hep oyle olmus. 

Cok guzel bir film, fikrimi ciddiye alan varsa eger izlemenizi tavsiye ederim. Hic olmadi, Andreas Baader rolunde Moritz Bleibtreu gormek icin bile izlenir. 

*Ulrike Meinhof

Pazartesi, Mart 16, 2009

Medeniyet Yolunda - DERS 1


Uzundur dusunur dururum, memleketime, halkima ne gibi bir faydam olabilir, diye. Sonuc olarak avrupa gormus insanim. Avrupa'da gordugum medeniyeti vatanima getirmeyeceksem, halkimi islah etmeyeceksem, ben ne demeye okudum, tahsil gordum? Degil mi vatandaslarim? (yoldas, arkadas, gardas seklinde kullaniyorum bu kelimeyi burada, yoksa politikaci dili degildir tercihim)

Evet, boyleyken boyle diye dusundum ve duzenli olarak blogumdan vatandaslarima medeniyet egitimi dersleri vermeye karar verdim. Medeni bir insan nasil oturur kalkardan tutun da sosyal ve is  iliskilerine degin varacak bu egitim yolculugumuz. Allah bana guc kuvvet verdikce, bu derslerime devam edecegim insallah. 

Simdi, ilk dersimize baslayalim.

CEVAP VERMEK

Efendim, ben yaban ellerde, tek disi kalmis canavarlarin memleketinde sunu gordum; insanlar, kurumlar, firmalar, ogretmen vs. bir soruya, bir girisime makul bir vakit icerisinde cevap verirler. 

Daha iyi anlamaniz icin yapmamaniz gerekenleri cumlenizin tecrube ettigi orneklerle dile getirecegim. 

Temsil misal, bir adam sizi adam sandi da herhangi bir konudaki bilginize (insan yaniliyor iste) ihtiyac duydu ve sizi telefonla aradi yahut cagimizin nimetlerini kullanip email yazdi. Bunun karsiliginda yapmaniz gereken sudur; oncelikle o kisiye bir karsilik verip, talebini, istegini alip, anladiginizi (burada yalan soyleyeceksiniz ama bu pembe yalan, gunah yazilmaz.) bildirip, sizi adam yerine koydugu icin tesekkur ediniz ve en kisa vakitte ihtiyaci olan bilgileri ona ulastiracaginizi soyleyiniz. O bilgilere sahip degilseniz, ki bu yuksek ihtimal, onu baska birine yonlendiriniz. Bu sizi kucultmez, bilhakis halen adam sanilirsiniz.

Veyahut, bir insan evladi, sizin firmanizi firma yerine koydu da is basvurusu yapti. Ki siz de biliyorsunuz ki, onun sigortasini yaptirmayi birakin, uc kurusa calistirmaktan baska hicbir sey vaat eden bir firma degilsiniz. Ama cesur insan evladi yine yanilmis ve size basvurmus. Bu noktada da bu yanlis anlamayi bozmamak icin, adama geri donup, oldu veya olmadi ya da karar vermek icin su kadar zamana ihtiyacimiz var deyin. Ve o zaman sonunda da kararinizi bildirin.

Ha, bunlari yaparken sakin kendinizi bir lutufta bulunuyor gibi hissetmeyin, bu sizin goreviniz, bulundugunuz yerin zorunlulugu, Allah'tan, cinlerden, kotu ruhlardan, babanin/ananin yaptigi gunahi oglu/kizi da ceker inancindan korkun hic olmadi. 
Vaktim yoktu, firsatim olmadi yalanini kendinize saklayin. Surada biz bizeyiz ve biliyoruz ki, sizin vaktinizin cogu internette gazete okumak, kizlarin fotografina bakmak (iki cins icin de gecerli bu), burnunuzu karistirmak, kredi karti borcunuzu hesaplamak, cevrenizdeki insanlara kendinizi nasil ispat edeceginizi dusunmekle ve fotograflarda gordugunuz kizlarin sacini basini nasil taklit edip, ona benzeyeceginizi (bu asla mumkun degil bir defa, unutun) hayal etmekle geciyor. 

Tam anlamayanlar, tekrar okusun dersimizi ve sorusu olanlar yazsin. Cevap veririm. Medeniyet gormus insanim.

Derslerimiz su an verdigim kararla her pazartesi aksaminda (niyet boyle fakat ben de sizler gibi kendini islah etmeye calisan bir mahlukum) yayinda olacaktir. Mumkunse kendinize bir defter edinin ve guzel guzel not edin. Gerci bu da bir medeniyet gostergesi ve o dersi halen islemediniz. En iyisi simdilik aklinizda tutun herseyi.

Ha, derslerimizde her daim hosgoru sahibi olun.  Malum, memleketimiz hosgorusu, misafirperverligi ve lokumuyla unludur. 

Dökme zülüflerin kaşın üstüne

Son bir haftadir hizmet sektorunde calismaktayim. 
Evde, gece gunduz bir yarisma icin calisan S. ve kamp arkadaslarinin yemek, temizlik ve her turlu ihtiyac destekcisiyim. 

Hazir destek, ihtiyac ve hizmet demisken 14 Martta baslayan ve 9 gun surecek olan Acik Radyo dinleyici destek projesi ozel yayinlarini da kacirmamanizi tavsiye ederim. 


Perşembe, Mart 12, 2009

The Sheltering Sky - Çölde Çay

Gecen gece, baslikta adi yazan filmi izledim. Epey bir zaman once, Almanya'ya ilk gittigim yillarda, bulundugum sehrin kutuphanesine dadanmis ve oradaki Turkce kitaplarin arasinda bulmustum bu filmin kitabini. Ne hikmetse oradaki kutuphanede bulup okudugum kitaplar halen en sevdigim kitaplar listesinde yeralanlar arasindadir. Kim yaptiysa, kutuphaneye alinacak turkce kitap secimini, kesin isten anlayan, akli basinda birisiymis. 

Kitap Paul Bowles'a ait. Film Bertolucci'nin. Belki ustunden uzun zaman gectigindendir ama kitap ve film bambaska hisler verdi bana. Kitap sanki mistik bir dunyada gezinirken, filmde ayaklar yere daha fazla basiyordu. Kitapta kahramanlarimiz Kit ve Port arasindaki sevgi beni cok carpmaz iken, filmde karsi konulamayacak kadar hissediliyordu. Ve Port'un  olumu... Kitabi okurken o sahne beni pek duygulandirmamisti ama filmi izlerken dayanamayip agladim. Cok etkileyici idi. Ayrica, yazarimiz Paul Bowles'da filmin bazi yerlerinde gorunup, baba baba laflar ediyor.

Ve Malkovich harika oynuyor. Muhtesem Bertolucci goruntulerini soylemeye bile gerek yok, hele onlar afrika collerindense. Ha, filmin muzikleri de pek guzeldi.

Salı, Mart 10, 2009

Hayat, yanina ayran ve tursu yakisan mercimekli kofte gibi olsa

Netekim sali pazarina gidemedim. Yagmur bir dakika bile boynunu bukup, durmadigindan dolayi!  Yine, heves ettigim bir seyi yapamamaktan dolayi mutsuz gecirdim ogleden sonrami. S. umutsuzlugun dibine vurmus ruh halimi biraz degistirir belki diye (sanirim) tum isini gucunu birakip, Edgar Allan Poe'dan iki kisa hikaye okudu bana. Birisi "Kuyu ve Sarkac" idi. Engizisyon mahkemesi tarafindan mahkum edilen birinin, infazini beklerken, tum kosullara ragmen icindeki kurtulus umudunu ve cabasini cok cok guzel anlatiyordu. Ki sonu hic fena bitmedi. 

Fakat bahsi gecen umut gelip benim basucuma konmadi bu hikayeden sonra. Madem oyle iste boyle deyip, markete gidip yesil sogan aldim ve mercimekli kofte yaptim. Yanina ayran ve kendi yapimim lahana tursusuyla yedim.

Sali pazari

Bugun sali pazarina gidecegim kismetse. Niyetliyim. Fakat yanima yoldas bulamadim. S. herzamanki gibi calismali! Zaten onunla zevkli olmaz pazar. Ben avare avare gezemem o varken. Biraz aceleci olmak, eve donup calismak gerek, deyip durur. Hava da hic pazara gitme havasi degil sansima. Ayrica pazarin yeni yeri (aralik ayindan beri sali pazari yeni bir yere tasindi) nerede onu da bilmiyorum. Eski pazar yerinin oralardan yeni yere giden servis varmis sanirim. Bakalim. Umarim bulurum. 

Pazara gitmeyi cok seviyorum. O yuzden bugun keyifle uyandim. 
Donunce anlatirim nasil gectigini.

Perşembe, Mart 05, 2009

Dun gecenin ruyalari

Bir denizdeyim. Ama sanki nehir gibi de. Kenardan kenardan bogazima kadar gelen sularin icinden yuruyorum. Elimde bir seyler var. Sanki koca bir deniz yatagi. Kilifi var. Icini bosaltip kilifini aliyorum yanima. 

Sonra evdeyim. Almanya'da, teyzemin evinde. Ucagim kalkacak, Turkiye'ye gelecegim. Vakit daralmis ama benim valizim hazir degil halen. Sigmayan bir seyler, unutulan bir seyler var hep. Daha deniz yataginin koca kilifi sigacak valize. Telasliyim. Sanki biraz da buruk kalbim.

Uzun bir yoldayim. Koca binalarin arasindan asmisim, gelmisim, daha da yolum var. kucaginda kizi olan bir baba var yolda. Bir sure, bulamadigim yolumu tarif ediyorlar bana. Benimle birlikte yuruyorlar. sonra baska yone dogru ayriliyor onlar. Tamam, yolun devamini ben bulurum diyorum onlara ama aslinda icimde korku da var, ya geri kalan yolu bulamazsam, diye.

Salı, Mart 03, 2009

Bu ilk miydi bebegim?

Dunden itibaren gozum acildi. Ilk defa dun okumaya basladigim Ihsan Oktay Anar'in Suskunlar'ini merakla ve hizla okuyorum. Kendime geldigimden beri evdeki diger hastaya bakmak ve mutfak isleriyle ugrasmakla mesgulum. Demin, firindan yeni cikan havuclu, zencefilli, cevizli, kuru kayisili kekimi yaninda mis gibi birer bardak cayla servis ettim. Evde S.'nin arkadaslari var. Yine bir yarismaya hazirlaniyorlar. Sonu malum! Onlar calisadursun, ben cayimi tazeleyip, koseme cekileyim ve Suskunlar'i okuyayim.


Pazar, Mart 01, 2009

Ferit, beni eve götür

Bir haftadir fena halde hastaydim. Bugun biraz kendime geldim. Hafta boyunca her ayaga kalkisimda baslikta yazan replik geldi aklima. Ince hastaligin pencesinde kivranan guzel Selma, ayri dunyalarin insani olan yasak aski Ferit ile deniz kenarinda ufak ufak yururler ve birden Selma'nin hastalikli gozleri devrilir, ayaginda derman kalmaz, sadece "Ferit beni eve gotur" kelimeleri dokulur, hasta titrek dudaklarindan. 


Cuma, Şubat 20, 2009

O is tamam

O isi halledip dondum Istanbul'a. Donerken bir miktar altin ve iki adet yuzukle yolladilar beni. Altinlari anneme biraktim, yuzukleri banyo dolabinin ustune. 

Biraz heyecanlandim oradayken. S.'e kahve vermedim mesela. Tepsidekilerin hepsini baskalarina dagitmisim cunku. Zaten pek komik, bol kahkahali bir isteme merasimi oldu. 

Sonraki gun annem, kizimin kiymetini bilin, diye agladi.

Dun gece Faye Dunaway'e oscar kazandiran Network filmini izledik. Cok guzel ve etkileyiciydi. Boyle televizyon karsiti bir filmin 1976'da cekilmesi de en az film kadar etkileyici.

Onceki gun !f film festivalindeki Turkiye'den kisa filmler gosterimine gittim.  Hepsi cok kotuydu. Kisa filmi, bes saniyeye iki kafa sigdirmak olarak dusunenler ve zaman kisa diye olmadik anda ve hizda sohbetlerin ortasina mesajlar kondurmak, sananlarin cektigi sabuklamalardi. Derli toplu, temiz goruntu almayi bile becerememisti cogu. Gosterim bitmeden ciktim salondan. Cok sinirlendigimden basima agri da girdi. Cilgin Durumcu'de yedigim et doner de dindirmedi basimin agrisini. 

Ne yazik ki ozensizlik her noktamiza sizmis durumda (kendimden biliyorum). Cogu isimiz gibi kisa filmlerimiz de cok ama cok ozensizdi. Gerci Ankara'da yine bir festival vesilesiyle Turkiye'den kisa filmler izlemistim ve hic fena degillerdi. Bu festivaldekileri kim secmis, ona da sastim.

Pazar, Şubat 08, 2009

Yolculuk

Annemlere gidiyorum bugun. Kahve pisirmeye :)

Perşembe, Şubat 05, 2009

Pizza!

Dun gece Ekmekcikiz'i okurken, yutkunmaktan ve agzimin sulanmasindan bir hal oldum ve simdi de bu aksam icin pizza yapiyorum. 
Misafir bile cagirdim. Umarim guzel olur.

Simdiden Ekmekcikiz'a tesekkurler :)

Cuma, Ocak 23, 2009

Yolum düştü köyünüzden geçmez olaydım

Allah sizi dusurmesin ama benim yolum Umraniye'ye dustu bugun. Ben omrumde boyle pislik, boyle cirkinlik gormedim. Korkunctu. Abartiyorsam ne olayim. Cirkin binalar, cirkin yollar, cirkin kaplamalar, cirkin tabelalar, mide bulandirici yazi karakterleri ve renkler... hersey cirkin... Bunu yapan insan olamaz denilen cinsten. Memleketimin heryerini bok goturur, bunu bilirim, sasirmamam lazim ama Umraniye ile hic bir yer yarisamaz diyorum. Bu kadar buyuk olcege yayilan bir cirkinlik ben henuz hicbir yerde gormemistim! 
En cok insanlarina kizdim. Cok kizdim hem de. Cunku bu pislik, cirkinlik halinin ne imkanlarla, ne parayla ne pulla ilgisi yok. Yollari masallah son model arabalarla doluydu. Bu tamamen insanlarin icinden gelen cirkinligin, aman bosverciligin urunu.  Bir goz ne gormelidir, nasil gormelidir? Iste bunun uzerine o kucuk beynini bir defa bile yormayan sefil insanlarin mekani Umraniye. Orada oturanlar bana kizmasin. Hatta isterlerse kizsinlar, ben onlara cok kizginim cunku.

Gecen radyoda bir programda vardi, sanirim Balat tarafinda bilmem kac yillarinda oturmus, cocuklugu gecmis bir hanimefendinin anilarini okuyordu programi yapan bey. Herkes gibi, aman Istanbul soyleydi, aman boyleydi, eskiden Balat'imiz, mahallemiz soyle muhtesemdi, diye basliyor anilar. Ama hanimefendiler ilerleyen yillarda o guzelim mahalledeki, cici bici evlerini kendilerini kandiran(!) bir muteahhite vermisler de, bir apartman diktirmisler, o mahalle dokusu da kaybolmus! Ya hanim, senin tek laf soylemeye, sizlanmaya hic hakkin yok, gecekondu diken adam bile senden daha masum. Sen ki bu igrenc sehirlesmeye kimbilir hangi cikarin icin izin verenlerdensin, yemisim ben senin hanimefendiligini.

Goruyorsunuz, nasil da kizginim!

Pazar, Ocak 18, 2009

Hrant İçin Adalet İçin 19 Ocak'ta, saat 3'te, aynı yerde

19 Ocak Pazartesi, 14.30-15.30
Yer: Agos gazetesi önü
Hrant'ın arkadaşları, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da Agos gazetesinin önünde toplanacak. “Bizler bu ülkenin vatandaşları olarak güvercin tedirginliğinde, gerçek failleri bulunmamış suikastlarla birarada yaşamak istemiyoruz. Bu akıl almaz cinayetten nefret üretmeyen onurlu kalabalıklar olarak, bebeklerden katil yaratan karanlığa ışık düşürmek için, ülkemizin aydınlık geleceğine sahip çıkmak için, büyük acımızın yükünü birlikte taşımak için, adalet için, barış için, kardeşlik için, Hrant Dink davasının mağdurları ve takipçileri olarak 19 Ocak Pazartesi günü bir kez daha buluşuyoruz. Din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi görüş farkı gözetmeden, halkların kardeşliğine inanan tüm yurttaşlar yan yana geliyoruz.”

Ben orada olacağım.

Cumartesi, Ocak 10, 2009

Yeni Ev

Yeni bir ev tuttuk. Guzel bir ev. Oldukca buyuk. Cok merkezi. Istanbul standartlarina gore temiz ve bakimli. Tarihi Yarimada'yi tamamen goren deniz manzarali. Hatta planladigim ev-ofis fikrine de epey uygun bir ev.

Kirasi bize gore cok fazla. Ama geldigimden beri oyle berbat evleri, oyle ucuk fiyatlara kakalamaya calisan kacik ev sahipleri ve emlakcilar gordum ki, tuttugumuz ev yanlis bir yanilsama da olsa ucuz geliyor bana. Ayrica, ahirda kuzu dogunca, cayirda otu bitermis, lafina olan inancimi burada tekrar atese verip, kararimiza olumlu bakmaya calisiyorum.

Evet, ev guzel. Haftaya tasiniyoruz. Ama hic esyamiz yok, birkac parca disinda. Simdi oturdugumuz ev esyali, o yuzden durum boyle. En acil is gorecek yatak, perde, sandalye gibi esyalarimiz bile yok. Keske ailelerimiz bu sehirde oturuyor olsaydi, ilk basta idare edecek kadar eski esya toparlarlardi bize.

Arkadaslarim, sartlar beni evlenmeye zorluyor. Bu kadar esya masrafinin altindan kalkmak icin, evlenmek ve ailelerden destek almak zorundayim. Ah, ne acizlik, degil mi? Kader dedikleri bu mu?

:)

Salı, Ocak 06, 2009

Bugun

Insankizina her daim bir iki adet iyi kiz arkadas lazim. Sevgiliymis, kocaymis bunlarin hepsi gun gelip yalan olabiliyor. Ama herhangi bir yandan tekmeyi yiyince, ilk olarak yine kiz arkadasinin yaninda solugu aliyorsun. Bu kiz arkadaslar, daha once tartismis, bagrismis, birbirini kiskanmis bile olsalar mevzu dertlesmeye gelince ana kucagindan farksiz oluyorlar.

Salı, Aralık 30, 2008

Iyi Yillar!!!

2008 yilinda bu handan gelip gecen arkadaslarim, durup dinlenen yoldaslarim, benim halimi hatrimi merak eden dostlarim, 

hepinizin yeni yili kutlu olsun, 2009 evinize nese, kalbinize huzur, cebinize bol kazanc getirsin. 

Herseyin basinda, kuru dallara can veren Allah'im beni de gorsun.

Benim annem, teyzelerim, hepsi yillardir dualarinda, once baskasina, sonra bana ver, demistir. En son yanina gittigimde annem bana tembihledi, artik baskasina bir sey dileme, bana ver, benden artarsa ele de ver, diye gecir icinden, elalemi dusunmek bize yaramiyor, islerimiz iyi gitmiyor, ben cok denedim, dedi. 
Turkiye'ye gelirken teyzem de benzer bir seyler tembihlemisti. Onu, bunu dusunme, git keyfine bak, sen sana lazimsin, el degil, demisti. 
Yas ilerledikce imana gelenlerin aksine, bizimkilerin Allah korkusu gitgide azaliyor bence. Artik takmiyorlar pek, acik acik niyetlerini belli ediyorlar.

Yeni yilimda ailemdeki herkes, saglikli ve huzurlu olsun.  
Sizinkiler de :)

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Ne olacak benim sonum?

Gunler zor ve yorucu geciyor. Fiziksel yorgunlugun disinda kafa yorgunluguyla demek daha dogru olur.

Geleli epey vakit oldu. Geldigimden beri master tezimin parcasi olan bir projemi Istanbul'da hayata gecirmek icin ugrastim. Halen de ugrasiyorum ve surec devam ediyor. Gerceklesebilir de, gerceklesmeyebilir de... Bu arada her iki ihtimale karsi da cozumler uretmeliyim. 

Calismam gerekiyor. Fakat bir yerde ise baslamak istemiyorum. Komik belki ama Turkiye'deki is ortamlari ile ilgili biraz fobim var. O sebeple bir sekilde irili ufakli isler ayarlayip, freelance dedigimiz sekilde idare etmek istiyorum. 

Iste bu sistemi ayarlamak, yeni, pek tanimadiginiz ve sizi taniyanlarin da pek olmadigi bir sehirde cok zor.  Bu yuzden cok dusunuyor ve cok cabaliyorum. Sonumuz guzel olur umarim.

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Dun gece

Dun biraz fazla sarap ictim, gecem kabus gibiydi. Tahminimce sabahin besinde zink diye uyandim, hafif mide bulantim vardi ve Kerbela'da sususluktan kavruluyormus gibiydim. Normalde o uyku haliyle tuvalete bile gitmeye erinir, sabaha kadar hafif sanciyla yatagin icinde doner dururum ama bu defa o halde mutfaga gidip, daha yataktan cikmadan, dusunce gucuyle yerini tespit ettigim koca bir portakali kapmis ve tirnaklarimla acele acele, yaralaya yaralaya soymus, tahmin edilmez bir istah ve istekle yarisindan fazlasini acele acele, suyunu damlata damlata yemis, cok yersem midem daha da bulanir korkusuyla bir kismini sarmalayip, tezgah ustunde birakmisim. Insan denen mahluk, yeri gelince nasil da biliyor caninin kiymetini!

Cuma, Aralık 26, 2008

26 Aralik 2008 Cuma

Hava soguk. Daha yeni kahvalti yaptim. Kalvaltida, dun Tchibo'dan aldigim, geceden beri cok iyi bir alisveris yaptim, diye ovundugum, mumlu demlik isiticisini kullandik. Yarim saatte bir, belki bir bardak daha cay icerim, diye saatlerce ocagin altinin acik kalmasini icim kaldirmiyordu. Bir de dogalgaz ciddi ciddi pahaliymis ya, yeni yeni ikna oluyorum.

Bugun pek yapilmasi gereken isim yok. Canim Galata civarinda dolasmak, biraz da sergi falan gezmek istiyor.  S. benimle gelmek istemiyor. 

Pazar, Aralık 21, 2008

Arı namus şişesini taşa caldim kime ne

Hayati duzene girmis (yemisim oyle duzeni!) insanlarin, kendilerince hayati henuz duzene girmemis (kime gore, neye gore bir duzense!!) insanlara karsi yaklasimlari beni cileden cikariyor.  Hayatin zamanlamasi herkese gore ayni islemiyor, herkese ayni imkanlari, sanslari ya da bence aptal duzenle yetinme salakligini bahsetmiyor hayat. Ama insanlar bunu genelde anlamak istemez. Insanlar her vakit kendi sahip olduklari hayatin dogrulanmasini, onaylanmasi ister. Bu sebeple de kendileri gibi olmayanlara akil verir, daha da sevimsizi acir, kendi hayatlarina ozendirip, onlari bos hayallerinin pesinde gitme yolunda yildirmaya calisirlar. Daha da aptalca olani, bunu yaparken, yaptiklarinin farkinda olup, bilinclice yapacak zekaya bile sahip olmayislaridir.

Ama onlar gibi olmayanlar her seferinde bu dalasmadan, ilk yikintiyi atlattiktan sonra (ki onlar gibi olmayanlar cok hassas insanlardir) iyi ki onlar gibi degilim, diye ayrilirlar. 

Çarşamba, Aralık 10, 2008

Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz

Bir hal var ustumde. 

Hem herseyi yikip darmadagin edebilecek kadar ofkeli, hem de yerinden kipirdayamayacak kadar yorgun ve gelen hayati kabullenmis sinik bir ruh gibiyim.

Ah, hayat kendini neden surekli tekrarlayip duruyor ya da ben neden yol alamiyorum bir turlu?

Sabahlari ensemden tum basima yayilan bir hafif sizi, bir agir mutsuzlukla kalkiyorum sanki. 

Zorla daldigim uyku bazen oyle ruyalar gosteriyor ki bana, degil sabahinda gununde bile kendime gelemiyorum. Dun gece mesela, kirk dunyaya girdim ciktim, kirk koca degistirip, kirk adam oldurup, kirk ulke gezdim, kirk patavatsizlik yaptim, kirk insani ozledim. Bu kucuk kalbim her sabah hangi birinin etkisinden kurtulabilsin?. Ruya gormeyi azaltan, engelleyen ilac var midir?  

Eskiden, cocuk-genc iken gunun en sevdigim vakti gece yataga girme vaktiydi. Yataga girip, gun icinde aklima dusen turlu seylerden yola cikarak, uzun uzun hayaller kurar, o hayaller icinde kaybolur gider, hayalle gercek arasinda bir halde uykuya dalardim. 
O zamanlar hayal kurmak umuttu, ama simdi hayal kurmak umutsuzluk gibi.

Neyse, ben simdi gideyim, neselenince tekrar geleyim.

Salı, Aralık 02, 2008

Küçükten yar seveni cennete gönderseler

Universitenin ilk yilinda, hatta okula kayit yaptirdigim gun yolda tanistigim, sonrasinda o gun benimle karsilasinca, ben ona gulumseyip yardim etmek isteyince, ilk defa geldigi sehirdeki tedirginligini, gerginligini nasil da bir anda ustunden atip mutlu oldugunu soyleyen, devamindaki iki yil boyunca (ben o universiteden ayrilana kadar) yedigimiz ictigimiz ayri gitmeyen, annemlerin, teyzemlerim, amcamlarin bile bir erkek arkadas olarak evin icine kabul edip, pek sevdikleri, fakat simdi aklima bile gelemeyecek kucuk seyler ve mekansal uzaklik yuzunden koptugum sinif arkadasim, gectigimiz haziran ayinda trafik kazasinda hayatini kaybetmis.

En son 2003 sonbaharinda bambaska bir sehirde tesadufen yolda karsilasmistik. Yine gozleri parlamisti beni gorunce. Aramizdaki kirginlik, kopukluk cok net ortadaydi. Fakat mutluluk da gozden kacmayacak sekilde belirgindi. Ben biraz soguktum. Beni cok tanimayanin anlamayacagi ama onun cok iyi gorebilecegi derecede bir sogukluk.

Kazagin ne guzelmis, dedim. Beyaz bir kazak vardi uzerinde. Begendiysen sana vereyim, dedi ve cikarmaya calisti ustunden. Tamam, ver, dedim. Ama sevgilimin hediyesi bu, dedi son anda ve tekrar giydi.

Son bir iki aydir hep aklima geliyor, acaba tekrar arayip bulsam mi onu diyordum. Facebook'da ortak tanidiklarimizin arkadas listesinde ismine rastliyor, eklesem mi, yoksa onun beni eklemesini mi beklesem, diyordum. 

Meger o coktan gitmis. Ben anlamsiz ekleme, cikarma hesaplari yapip duruyormusum.

Salı, Kasım 25, 2008

30.yil







Aslinda onemli bir gun bugun, gunun gidisati hic oyle gorunmese de. Artik 30 yasinda biriyim ben. Kulagima hic iyi gelmiyor, hele kalbime.

Annemin dedigi gibi, cok uzuluyorum yaslanacagim icin. Ne yapayim, elimden baska turlusu gelmiyor.

Bir haftaya yakindir sabahin korunden gece yarilarina kadar, onumuzdeki cumartesi bitmesi gereken bir projeye yardim ediyorum. Dun gece eve girdigimde ne cok yoruldugumu farkettim. Ama pazar gunu bir kacamak yaptim ve Asliberry ile bulustum. Cok cok iyi geldi bana onunla gorusmek. 

Bugun gitmedim su projeye yardim isine. Evde kalip yarinki bir gorusme icin hazirliklar yapmam gerekiyor. 
Dogumgunum bu yil boyle gececek, evde tek basina calisarak.
Bir ara cikip saclarimi fonletecegim ve su faturasini yatiracagim.

(Blogumun 3. yilini kutlayan, kutlamayan, beni ziyaret eden herkese cok tesekkurler)

Salı, Kasım 18, 2008

3. yıl


















Bu ayin basinda blogum 3. yilini doldurmus. 3 yildir vazgecmeden, tembellik etmeden, keyifle yazmisim. 

Cumartesi, Kasım 15, 2008

El edersem eve gel, göz edersem cama gel

Insan Istanbul'da yasiyorsa en az  haftada bir iki disarida yiyor yemegini. Hele coluk cocuk yoksa kesin oyle oluyor. Evden bir ciktin mi geri donmen mutlaka saatleri buluyor. Zaten her koseden guzel kokular gelen bir sehir. Dolayisiyla ac karinla o kokulara karsi koyamiyor insan.

Ben ilk memleketten, kucuk sehrimizden ayrilip da gorece biraz daha buyuk bir sehre gittigimde en cok buna sasirmistim; insanlarin disarida, ayakustu yemek yemesine. Eve gidecek insanlar neden disarida yemek yer, diye dusunur, sasirirdim.  Mesela adam isten cikmis, eve gidiyor ama yol ustunde bir tatli alip, yiyor falan. Hani cocuk desen cocuk da degiller.  Meger bunlar buyuk sehrin cilveleriymis, sonradan ayiktim.

Salı, Kasım 11, 2008

Hala garip seyler oluyor

Uc Maymun'u izlemeye gittigimde sinemada fragmanini gormus, saskinlik ve urpertiyle S.'e donup, bu ne lan, demistim. 

Oyle komik (uydurma, sahte) sozler ve sahnelerdi ki, gulmekten kendimi alamamistim. Filmi izlemedim ama benim agzimi acik birakan, komedi gibi olan fragmanin filminden, bildik bilmedik, ciddiye aldigim almadigim bir cok kisi ovguyle bahsediyor. Sastim kaldim. Nasil yani? 

Sorun yumurta mi tavuktan cikti, tavuk mu yumurtadan cikti problemini bile asiyor. Gorunmeyen bir yumurtadan nasil bir tavuk cikar da millet yemeye doyamaz? 

Yazmayi unutmusum, Issiz Adam filminden bahsediyorum.


Pazartesi, Kasım 10, 2008

Garip seyler oluyor

Her seferinde sasiriyorum, tencerenin dibine koydugum bir avuc misir nasil olur da patlayinca dev gibi bir kabi doldurur, diye. Her defasinda, acaba bir daha  patlatmadan once ve sonra misirlari saysam mi, diyorum. Bu derece inanamiyorum yani.

Cuma, Kasım 07, 2008

Cok yalvarma kabul olmaz dilegin

Teyzemi aradim demin, kac haftadir konusmamistik. Cok ozlemis beni, cok alismislar meger bana. E, tekrar donsem Almanya'ya ne olurmus. Halen kosturmaktan bikmamis miyim. Obur is ne olmus (S.den bahsediyor)sakin evlenip falan yesil pasaportumu oldurmeseymisim, hic olmadi onunla gidip gelseymisim canim her istediginde. 

Galiba bunlar benim bu ay otuz yasina girecegimi, yasitlarimin peslerinde bebelerle, hic olmadi kariyerle dolastiklarini, kendime ait yer bezlerim, tavalarim olmasini istedigimi unutuyorlar.* Hos, bunlarin hepsinden cok artik emeklerimin bir halta yaradigini, bir karsiligi oldugunu gormek tek derdim. Yoksa ne tava, ne tencere ne de koca derdindeyim. Olsa olsa tek derdim gozlerimin etrafinda olusan ilk kirisikliklar olur.

Bir de, gelirken mis gibi bir kutu (100gr) American Spirit tutunu getirmistim, sarip sarip iciyordum. Bugun o da bitti, bulamadim da hicbir yerde. Onun yerine Drum marka tutun aldim. Berbat bir sey. En erken aralik ayinda gelecek olan ablama siparis ederim tutunu. Istanbul'da nereden bulabilirim, bilen var mi? Sigara icenlere de israrla tutun icmelerini, mumkunse de bu 100% dogal tutunu bulup denemelerini tavsiye ederim. Tutun sarmak hem cok zevkli ve icimi guzel hem de sigarayi daha az icmenizi sagliyor. 

*Cevremdeki okuldan falan arkadaslarimin hic biri henuz bu tablonun icinde degil.

Çarşamba, Kasım 05, 2008

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Belediyelerimiz ve web siteleri

Bugun S. bir sebeple belediyelere sayip soverken soylemisti; bizim belediyelerin web sayfalari belediye baskanlarinin kisisel sayfasi gibi, diye. O dedikten sonra Almanya'daki ornekleri dusunmustum ama simdi bakip, bir karsilastirma yaptim da, sonuc korkunc. Buradaki belediyelerin sitelerine girince, gevsek siritisiyla bir baskan karsiliyor sizi. Baskanimizdan mesaj var, baskanimiz konusuyor, baskanimiz basbakanimizla elele, baskanin gundemi gibi basliklardan gecilmiyor.  Aslinda bu siteler, baskanlik edilen halka dair oyle cok bilgi veriyor ki, ozellikle halkin guc/iktidar karsisindaki tutumu ve gucun/iktidarin halka bakisi hakkinda. 
Arastirmaci TT sizin icin biraz secme yapti, hadi bulun bakim 70 farki 

Oncelikle Almanya ve Isvicre'den bir iki sehrin web sitesine bakalim. Fotograflara tiklayinca buyuk halini gorebilirsiniz.(Ben denedim, olmuyor)

Dresden/Almanya













Kreuzlingen/Isvicre













Zurih/Isvicre
















Mannheim/Almanya
















Evet, bundan sonrakiler Turkiye'den

Sirayla Malatya, Samsun, Izmir ve Ankara. Tabii ki favorim Melih G. ile Ankara. Malatya hernekadar cok basarili olsa da Melih G. nin ciciligi, ayni sayfada 4 farkli fotografini sergileme (medeni!) cesareti birinciligi acik ara farkla hakediyor. Kismetse bayramdan sonra Facebook'daki ANKARA'DA BIR SURREALIST MELIH G. grubuna da uye olacagim.


Perşembe, Ekim 30, 2008

Ankara

Gunler ilginc bir kosturmacayla geciyor. issiz bir insansin nedir bu mesguliyetin, diyor bir takim arkadas kitlesi. Haklilar. Ama halim boyle.

Uc gunlugune Ankara'ya gittim. Bu sabah geldim. Trenle yolculuk cok guzeldi. Tren yolculugunu tercih edenler de. Otobuse, ucaga binenlerden daha baska insanlar oluyorlar.

Ankara'dan pek bir sey anlamadim aslinda. Orayi cok ozlemistim fakat az gorebildim. Eskiden sevdigim, arada aklima gelen mekanlarin coguna gidemedim. Bir kosturmacadir orada da devam etti.

Ama sunu diyebilirim; Ankara'da inanilmaz bir trafik, her yerde bitmis, bitmekte olan dev gibi  alisveris merkezleri vardi. Bir de sehir geceleri ne kadar karanlikti oyle. Sehrin gobegi Kizilay fena halde karanlikti mesela. Isil isil olmasi gereken bir nokta halbuki. Dogru duzgun aydinlatma yerine Kizilay'a bir takim sacma sapan isik oyunlari ve dev cussesine ragmen cok az kisinin gorebilecegi cirkin bir saat yapmis Ankara'lilarin gozbebegi Melih G.  

Cuma, Ekim 24, 2008

Mallaşmamak!!!

Hepimize erisim mahkeme karariyla kapatilmis!! Var mi boyle bir sacmalik ya?
Bu ne hesapsizliktir, ne kabaliktir boyle!

Aaaa, ben ulastim ama , bak buraya yeni yazi da koydum, kapatilma tarihinden daha sonra hem de! Simdi ne olacak? Erisilmesi mahkeme karariyla engellenen bir siteye girdim diye basima turlu turlu isler mi gelecek?

Bir seyler yapmali.
Onlarin bizleri mallaştirma cabalari karsisinda mal gibi durmamaliyiz.

Salı, Ekim 21, 2008

Yürü ya kulum

Bir is ustundeyim.
Nina soylemisti, buyuk sehirdeki insanlar, ozellikle sanat, tasarim camiasindakiler her daim bir proje ustunde calistiklarini soylerlermis ve o da sasirirmis, hep buyuk bir proje ustundeler ama ortada hicbir sey yok, diye. Bu sohbetlerde gecen buyuk sehir Berlin'di. Ben geldim ya Istanbul'a simdi, Nina'ya yazdigim maillerimde benzer cumleleri kullaniyorum :)

Pazar, Ekim 19, 2008

Iyi pazarlar

Hava gunesli, acik, mis gibi. 
Evin balkonumsu cikintisindan gorunen manzarayi seviyorum. Demin baktim yine, bizim sokagi kesen, kucuk karsi sorkagin iki yanindaki eski, ahsap evlerin arasinda kediler vardi. Hep kedi oluyor orada. 
Sonra, bizim sokaktan asagi, rihtima dogru inen bir cift gecti. Kadin carsafliydi. Ellerinde posetler vardi, birinde sanki portakal gibi bir meyve vardi. Hasta ziyaretine gittiklerini dusundum.

Kahvaltiyi Almanya'dan gelen eski bir tanidigimla disarida yapacagim bugun. 
Birazdan arar ve cikarim.

Guzel bir gun, herkese iyi pazarlar.



Pazar, Ekim 12, 2008

Ozgur Dunya!

Ken Loach'un Iste Ozgur Dunya'sini izledim demin. Film mih gibi cakiyor insani oldugu yere. 
Gocmenlerin, kacak, kagitsiz, guvencesiz yasayanlarin, daha bir sure once haksizliga ugrayip, isinden atilan bir isciden isverene donusen biri tarafindan nasil da acimasizca kullanildigini anlatiyor. Ve bunun hep boyle davam edecegini, bu sistemde baska yol olmadigini esas mih gibi cakiyor insanin aklina.

Almanya'da gocmen, kacak yasayanlarin hikayesini cok duydum. Bazilarini tanidim. Onun gibi.
Ilk gunlerde, hic calisma iznim olmadigi ama kendi masraflarimi kendim karsilamak zorunda oldugum gunlerde bir yerde calismistim. Ucret konusunda tartisirken, bu bana haksizlik gibi bir laf etmistim patrona. Karsiliginda "ne hakki, sen ne hakkindan bahsediyorsun, bu ulkede senin hic bir hakkin yok" demis ve esprisine icten ama sevimsiz bir sekilde gulumsemisti. Hakliydi. 

Kardesim, bu dunyanin baska bir boktan ulkesinde hayalindeki, kendine sunulmayan ve bekledikce asla da gelmeyecegini bildigi, hayati kazanmak icin cirpiniyor. Bu cirpinma sirasinda cok sikinti cektigini ve hirpalandigini biliyorum. Korkarim ki sonu, bir dunya hayal kirikligi ile gecmis, gitmis gencligi olacak bu cabanin. Gorunen bu.

Filmi izlemeden once cay demlerken, gunlerdir evde su eksik bu eksik diye soylenmeme ragmen aslinda cok luks bir hayatimiz oldugunu, demleyebilecegimiz 4 degisik cesit cayimiz oldugunu soylemistim S. e.   Tam o sirada kardesim gelmis aklima ve cayin tadi kacmisti. Simdi, filmden sonra o cay daha da burnumdan geldi.

Çarşamba, Ekim 01, 2008

Yayla yüksek alamadım uykumu

Baskasinin evinde (yani size ait, sizin aylardir kullanmakta olup sonraki aylarda da kullanacaginizi bildiginiz esyalarinizla dolu olmayan bir evde), baskasinin telaslari, baskasinin dertleri oluyor.  Siz de o baskalarinin dertleri, duzeni, huylari ile kisa sureli de olsa bir ortaklik kurduğunuzdan kafaniz kendi evinizde, kendi esyalarinizla, kendi duzeninize gore yasarken calistigi gibi calismiyor.. Hatta kendinizce dusunmeyi, yorumlamayi ertelemekle geciyor vakit. Emanet yasamak deniyor buna Teyzen efendi lugatinda.

Iyi bayramlar.

Perşembe, Eylül 18, 2008

Persembe - Eylul

Annemin evindeyim.
Evde olmak guzel.
Annem biraz yaslanmis, ama yapabilirse eger estetik yaptirip, biraz goz civarini gerdirecekmis. Insan kendisi icin de birseyler yapmaliymis su hayatta.
Hem kendisine hem de teyzeme aldigim goz ve cilt bakim urunlerine teyzemin hic ihtiyaci yokmus, onlarin hepsini kendisi kullanacakmis, teyzem ne anlarmis kirisikliklarla savastan, daha sacini bile boyatmazken.

Omur geciyor.
Annenin yaslandigini gormek biraz uzucu, ama bir yandan da sans belki.
Yasasin, yaslansin...

(Ablami da ozledim)

Pazartesi, Eylül 15, 2008

15.09.08

Apartmanın giris katında yaslı bir adam oturuyor. Dün ılk defa gördüm. "Merhaba" diyen S.nin arkasından apartmana giren beni görünce sanki şaşırdı ve birden "Masallah, masallah" deyip, gevsekce, keyifli keyifli güldü. Ya normalde her gün eve tek dönen S. ile alay etti, ya beni begendi ya da genclerin mutlulugunu görüp, neselenen bir ihtiyardı. Ama suratı cok komik ve sevimliydi.

Gecen gece 1961 yapımı Judgment at Nuremberg filmini seyrettik. Çok güzel bir filmdi. Amerikanvari hislenmeleri vardı elbette ki ama iyiydi.

Masumiyet Müzesi'ni okuyorum, dün geceden beri. Sanırım su sıralar pek çok kişi okuyor bu kitabı. O sebeple çok yorum yapmayayım. Hatta gecen gün de vapurun acık kısmında oturanlardan ikisi bu kitabı okuyordu . Satışlar pek iyidir, kesin.

Cuma, Eylül 12, 2008

İşte Geldim

Dün gece geldim.
Şaşkınım biraz.

İyi olacak ama.

Pazartesi, Eylül 01, 2008

Ben gidersem...

Aslinda her sey fani. Bir donem kapaniyor hayatimda. Bu evi, bu kenti, bu ulkeyi terkedecegim sayili gunler sonra. Ne kotu. Oysa ki ben geride kalan herseyi cok ozlerim. Hem gider, hem aglarim.

Yeni evimde, sehrimde, ulkemde burnuma kokular gelecek, yuzume ruzgar degecek, kulagima bir ses, agzima bir tat degecek ve ben burayi, buradaki gunlerimi hatirlayip, ozleyecegim. Omrume kimbilir daha ne cok ozlem sigacak. Guzel hayat budur belki de. Yasamak, geride birakmak, hatirlamak, ozlemle hatirlamak.

Ah, hic esyam kalmayinca daha da bir hassas oldum ben.
En iyisi gidip alisveris yapayim.