Perşembe, Kasım 08, 2012
TT ile pratik mutfaklar!
Çarşamba, Kasım 07, 2012
Karpuz kestim sulandı yine gönlüm bulandı
Annemler yakınlarda bizi ziyarete gelecekler, bunu duyan hanımefendi, annem gelirken, bizim memleketten isteyecegi bişeyleri getiremez miymiş ona, diye sordu. Normalde tabii ki getirir hatta baskaları icin siparis de veriyorum ama ona pisligine yok diyecegim. Bana cok daha pis uyuz olacak. Dise dis kana kan!!!
Pazartesi, Kasım 05, 2012
Yeni günler
Neyse...
Önceki yıl katıldıgım bir tasarım yarısmasını kazanmamla, yatalak moduna geçisim bir olmustu. Nazar tabii ki! Gecen hafta yeni bir yarısmaya daha katıldım. Bayram tatilinde zar zor yetistirdigim bir calısmayı gönderdim. Aslında üc eser ile katılma sansım vardı ama ancak bir taneyi yetistirebildim. Birinciligi gectim, derece bile alsam cok pis havam olacak. Kesinlikle ödülün, parasının pesinde degilim. Tek derdim, "kazandım!" artizligi yapmak. En azından dürüstlügüm ödüllendirilmeli bence.
Velhasıl, kendimi tekrar tam da Ercan Kesal'ın dedigi gibi hissediyorum; "ha deyince elmayı dalından, yıldızı yerinden koparabilirim" Ama bu acımasız memleket hangimizin gücünü, ateşini, inancını uzunca harlar, hangimizi tepetaklak eder bilinmez.
Sizi seven TT. (S.'nin dedigine göre, etrafımdaki herkes beni sevsin, istiyormusum ben!)
Perşembe, Eylül 27, 2012
Beni değil kendini de unutursun
Çok eskilerden bir arkadaşım çıksa gelse. Konussak, hasret gidersek, konustukça daha da çok hasret çeker olsak. Kalbim güçlü güçlü atsa. Yine, ilk gençlik günleri gibi bu dünya çok küçük ve absürd gelse gözüme. Bu hayatın, içine düştüğümüz bok çukurundan baska şeyler de vadebileceğini tekrar hatırlasak ve inansak buna.
Keşke çok eskilerden bir arkadaşım çıksa gelse. Ama geçen zamandan, yüklendiğim fani dertlerden yanında utanmayacaklarımdan. Çok çok eskiden.
Salı, Eylül 11, 2012
Gün batarken her akşam
Kendisi evde mis gibi oturup, babadan kalma malı mülkü yiyen, gönlünde edebiyat sevgisi olan ve arada bişiler çiziktiren entellektüel bir adamın, uzaktan, kapısından geçen canlıları, hiç aralarına karışmadan izlemesi, sonra onlarla ilgili yargılara varması gibi.
Mesela Cem Karaca ve tamirci çırağı. Tertemiz, akla ikisini ayrı düsünmek bile gelmez. Uyum, inandırıcılık mevcut.
Alpay
Ahmet
Cem
Perşembe, Eylül 06, 2012
Öpmeye kıyamadım, sevmeye yazık.
Oradaki katliamda gazetecilik yapan Avrupalı ya da Amerikalı gazeteci bir kadın tanık olduğu vahsetten kendi etkilenme halini anlatıyordu. Aklımda kabaca söyle kalmış;
Katledilen zenci kadınları gördügünde hiç hissetmedigi acıyı, başka bir katliamda tanık oldugu beyaz bir kadının ölümünde hissetmisti. Çünkü o beyaz kadın annesine benziyordu. Tanıdıgı, nasıl sever, nasıl yemek pişirir, nasıl güler, karnı acıkınca ne der, bildigi kadınlardan biriydi. Beyaz kadın tanımlıydı kafasında, dolayısıyla onun kaybını da, acısını da hissediyordu.
Çok tanıdık ama güzel tanımlanmış bir duyguydu bu.
Dağda ölen ovadakine, ovada ölen dağdakine zenci bizim memlekette de.
Çarşamba, Eylül 05, 2012
İştah
Dün de nutella'lı kek pişirmistim. Çok güzel oldu. Bu tarifi öneririm. Ben içine bolca ufalanmıs fındık da ekledim. Zaten Teatime beni hic üzmüyor. Her tarifi çok güzel sonuc veriyor.
Çay demlerim, önce çayla kıymalı yumurtamı yer, sonra çayı tekrar ısıtır, bir dilim de kekimi yerim.
Allam kimseyi istahsız bırakma!
Pide de alsam mı?
Ohh mesai bitti ve kafamda ne güzel hayallerim var. Hayat bazen güzel ya.
Pazartesi, Ağustos 27, 2012
İmdaaat
Cumartesi, Ağustos 25, 2012
Yandı yürek kebap oldu.
Ama kararliyim, kanli ya da kansiz, bu misirlar bu aksam kozlenecek!
Perşembe, Ağustos 23, 2012
Bugün, bazen
Peki, benim görüp farketmedigim başkası da var mıdır?
Çarşamba, Temmuz 11, 2012
Şifa İstemem Balından, bırak beni bu halımdan
Geçen bir arkadaş anneannesini anlatırken söyle dedi; hep hikayeler, anılar, masallar anlatırdı ve anlattıgı anılar onun 17 yasına kadar olan hayatından ibaretti. O kadar cok anı ve yasanmıslık anlatırdı ki bir ömür gibi gelirdi. Fakat sonra bakardınız ki aslında 17 yasına kadar, babasının evinden cıkana kadar ne yasadıysa oydu anlattıkları. Hayatı orada baslamıs ve orada durmustu sanki.
Hayat bazen duruyor mu?
Çarşamba, Temmuz 04, 2012
Hadi bakim
Salı, Haziran 26, 2012
Kocan gitti sılaya, sen kimden kaldın yüklü*
Ben roman yazmaya karar verdim!
Baktım ortalıktakilere, bu iş içme şıçma ile olmuyor. Niyetleneceksin ve çalışmaya baslayacaksın. İlk is olarak etrafında gezecegım ana kişileri ve atmosferi belirledim. Sonra bir ses kayıt cinahızına ihtiyacım olduguna karar verdim. (bunların hepsini S. nin bana gülmeleri, bir yandan da kalbim kırılmasın diye sefkatle idare etmeleri arasında yapıyorum) S. kendince, teorik olarak beni desteklemek icin bir iki kitap veriyor kitaplarının arasından, bak bunları oku bari, yazım dili, kuram, hikaye, gerçeklik vs. diye bisiler geveliyor arada. Bense, acaba hangi gazetenin haftasonu ekine cıkarım, siyah bir bluz giyer, sol yanımdan vuran ışık altında fotograf cektiririm hayalleri kuruyorum.
Ben bu yasıma kadar sunu gördüm; üretmek her zaman iyidir. Kasmadan, ezilmeden, cok da konusmadan üretmek. Sonuc birilerinin gözüne gelir ya da gelmez, üretmenin zevki ve hayatı güzel göstermesi ile kıyaslanacak baska bir durum yok bence. Sorarlar adama, yaşadın da haybeye mi yasadın, diye. Ben ki eli boş dizi izleyen karılara bile burun büküyorum, roman ne ki! Hem bazen bakıyorum da cahil cesareti hic de kötü bir sey degil. Delikli boncuk yerde kalmaz lafımızı da eklersem artık sizi de ikna etmis olurum sanırım.
Ha, oldu ki yazdım romanı, verdim piyasaya ve cıktım pazar ekine... Bu yazı bir gün önce kendini imha edecektir, haberiniz ola.:)
Latife Tekin'in bu kitabını okuyan var mı? Nasıl bir anlatımdır bu! Genclere gidecek yer bırakmamıs ki, çıtayı çook yükseltmiş :)
Cuma, Haziran 01, 2012
Başlığım başımda, bir bok yok karşımda
Kuşunuz TT.'yi bakıyorum da kimsenin özledigi, merak ettigi, gelip baktıgı yok. Varsın öyle olsun. Ne dedik yukarıda; her sey karsılıklı.
Neyse, şımarıklık yapasım yok aslında.
Bu memlekete cok tepem atık benim son günlerde. Alamanyadan döndügümden beri ilk defa, acaba baska ülkeye mi gitsek yasamak icin, diye düsündüm gecenlerde. S. ayagımın bagı olmasa giderdim de. Basımda o var bir de artık. (Nasıl morarır bunu okursa! Olsun, aşk biraz da morarmak degil midir? :)
Bu boklu ofisler icimi eritti benim. Tüm hayatımı soguk, makinelerde yapılan sıcak çay suyu sıcaklıgından baska ısı yasayamadıgım bir hale getirdi. Ulan bunun icin miydi it gibi didinmek?
Aman neyse. Yanlış zamanda geldik bu dünyaya. Elbet başka bir dünya olacak bir gün. Ha, dünya mı olur orası başka gezegen mi bilemem!
hassas duyguları ateslenmeyenler icin, steril ofis ortamlarına hic de yakısmayan ama içinize cuma nesesi yayacak bir musiki, buyrun;
Pazar, Nisan 29, 2012
Kes lan sesini!
Çarşamba, Nisan 25, 2012
Mapushane
Bence ölümden beter bir şey. Bir yerde tutulmak, esir olmak, sınırlı hareket alanına sahip olmak...
Elbette cesitli suclara karsi caydırıcı olacak bir şey lazım ama, insanoğlu hapis olayını nasıl buldu, ceza olsun diye birilerini dört duvar arasına tıkmaya, kendi icinde farklı tecrit dereceleri geliştirmeye nasil oldu da karar verdi, anlamış değilim. Çünkü insan tabiatina o kadar aykırı ki bu durum. Kimseyi düşürmesin diyeyim. Beni hiç düşürmesin.
Bir de kimseye zarar vermeden, düşüncelerinden dolayı, benim hayalini bile kaldiramadigim ızdırabı yaşayanlara ne demeli!
Salı, Nisan 24, 2012
Çaldığın saza mı yanam, Ettiğin naza mı yanam?
S.nin de ofisinde onu geren bir tip var. Ama onunki benimki ile karsılastırılamacak kadar yüksek gerilim oluyor bazen. İşinin zorlugundan bahsederken en önemli probleminin, gün boyunca bir yandan çalışırken diger yandan (sol yanından) gelen, neredeyse fiziksel olarak hissedilen gerilim ile başetmek oldugunu söylüyor. Böyle durumlarla insan tam olarak işine konsantre olamıyor cogunlukla. Kendi gözü de sol ya da sag yanındaymıs gibi, kendini uzaktan inceliyor ve her manada iyi fotograf vermek icin gerildikce geriliyor.
Ayrı dünyalarda eski fotograflardaki meslaktaslarını arayan, bulusmak isteyen birileri de varmış. Tanıdıgınız varsa bildirin insanlık namına. link.
Perşembe, Nisan 05, 2012
Akşam güneşi
Pazar, Şubat 26, 2012
Yeni Yıl Kararları -2 (Fotograf Çekmek İstiyorum)
Her sey baglantılı oluyor sanki. Yeni yıl kararlarımdan birisi güzelcene bir fotograf makinesi almak, bir türlü sevemedigim makinemden kurtulmak ve böylece o hep içimde gördügüm fotografcı isigini bu yıl herkeslere göstermekti.
Ama, tam kararlı kararlı dolanırken, bu aksam üstü, Moda burunda fotograf ceken gencten bir adamla yaptıgımız ayaküstü bir sohbet fikrimi degistirdi. Ne mal oldugumu anlamam icin öncelikle kaprisi kesip, elimdeki makineyi iyicene bir çözmem gerekiyor. Kati kararım bu. Böyle yazılsın.
Adam da ne sevimliydi, güzelce anlattı bana bir sürü sey. Sanki S. benim velimmis, o da ögretmenmiş, ben de gelecek vaadeden ama biraz yol göstericiye ihtiyacı olan bir cocukmusum gibi.
*Bir önceki postun yorumlarında Pisi'nin tarif ettigi sekilde yaptım ayva tatlımı. Bence harika oldu. S. daha sekerli olabilirdi, dedi. Haklıydı cünkü ben tarifi degistirdim ve her bir ayva parcası icin bir cay bardagı degil de bir corba kasıgı seker kullandım. S. den cok benim gönlümün olması daha önemli zaten. Yapan benim, benim istedigim gibi olacak! Bu fotograftaki tabak birazdan komsuya gidecek. Önceki gün teyze bana ev yapımı kadayıf getirmisti. Simdi onun tabagıyla ayva tatlımı götürüp, bonusları toplayacagım.
*Berbat yazdıgımı, özellikle türkce karakterleri cok düzensiz kullandıgımı biliyorum. Elim hep ingilizce klavyeye alısık ve kendimi kasmadıgım icin böyle sacmalıyorum. Canım cekerse bu problemi de yeni yıl kararları listesine alırım, belki.



