Geçen hafta;
Pazartesi gece Cezayir'den gelen arkadasım vardı.
Salı gece Cazayir'den gelen ve yeni Latin Amerika turundan dönen arkadasım vardı.
Carsamba günü Ankara'dan S. nin ablası geldi.
Perşembe günü Almanya'dan ablam geldi.
Pazar günü Çin'den, erkek kardeşimin Çinli bir kız arkadaşı geldi.
ortalama konaklama oranı; 2 gece.
Evimin hali budur. :)
Pazartesi, Aralık 20, 2010
Pazartesi, Kasım 22, 2010
Sanki ben ayrilik hic cekmemisim
Cok sevdigim bir teyzem öldü bayram gunu, cuma gunu... cumartesi gunu gomduk onu... bir onceki cumartesi bize gelmisti. yaninda binbir cesit hediyesiyle. elleriyle pisirdigi birbirinden lezzetli yemekleriyle.
Uzun, guzel bir kahvalti yapmistik. Onun yeri ayri, bir omur onun hatrini kirmam, demistim onceki gunlerde S.'e.
Buradan gidince, herkese anlatmis, T.T. beni ne guzel agirladi, ne guzel sofra kurmustu bana, diye. Cenazeye gelen, hic tanimadigim kadinlardan ayri ayri dinledim. T.T.'nin kendine guveni gelmis, ne guzel olmus, demis.
Hastaneye dusup de 4. gun can vermeden onceki gece bizi agirlamisti evinde. Bayram ziyareti icin onun sehrine gitmistik. Bayram yapacaktik guya...Bayramda agir yemekler yenecek demis, hafif yemekler yedirmisti bize. ustune de muhtesem bir tatli yapmisti. O, mutfakta taze taze tatliyi yaparken yaninda kalmis, tarifini dinlemistim. Tarif defterimde ondan kalma diger tariflerin yanina eklerim diye... Plan yapmistik o gece, bir yaz vakti, bahceler meyvelerle sebzelerle dolmusken, bizim koye gidecektik, hep guzel andigi ve genc olen esiyle cok anisinin oldugunu soyledigi o sehre gidecektik.
Gelinligini cok sevmistim onun, cok once bana albumunu gosterdiginde. O gece de geldi aklima, hadi albumunu getir bakayim yine fotograflarina, dedim. Getirdi, utangac bir gelin gibi.. Benden hevesli bakti hepsine, tek tek, bir bir anlatti, parmagini ustunde gezdirdi her fotografin. Bir turlu albumunu birakmak istemedi, Tum omrunu son bir defa andi sanki, Olume dusmeden bir gece once.
Istedigin fotografi al dedi bana, yok dedim, kiyamam, dagitmayayim albumunu, sonra alirim dedim. Sonra.. yani sen belki oldukten sonra, diye gecirdim o an icinden. Yok, dedi, diledigin kadarini sec, sen kiymet bilirsin. Almam, dedim, bak yemin ettim alacaksin ,dedi. Tazecik bir kizken, guzel gelinligi ile gulumsedigi siyah beyaz bir fotografini aldim, koydum cantama.
Eve gittik, uyuduk, uyandik, haberi geldi. Teyze dustu dediler, Dustugu yerden kalkmadi geri. 4 gun sonra, yerinden kalkamayan yasli annesi kiziyla vedalassin diye, tabutu kapinin onune geldi. Camdan kizinin tabutuna bakti agladi yasli anne. Dedigine gore kokusu geliyormus kizinin disardan ve daha once hic gorunmeyen bir kumru peydahlanmis balkonun birine, 4 gundur her gun gelip, ötüyormus uzun uzun.
Cok aci bir bayramdi. Tipki bayram gibi bir teyzeydi O da.
Uzun, guzel bir kahvalti yapmistik. Onun yeri ayri, bir omur onun hatrini kirmam, demistim onceki gunlerde S.'e.
Buradan gidince, herkese anlatmis, T.T. beni ne guzel agirladi, ne guzel sofra kurmustu bana, diye. Cenazeye gelen, hic tanimadigim kadinlardan ayri ayri dinledim. T.T.'nin kendine guveni gelmis, ne guzel olmus, demis.
Hastaneye dusup de 4. gun can vermeden onceki gece bizi agirlamisti evinde. Bayram ziyareti icin onun sehrine gitmistik. Bayram yapacaktik guya...Bayramda agir yemekler yenecek demis, hafif yemekler yedirmisti bize. ustune de muhtesem bir tatli yapmisti. O, mutfakta taze taze tatliyi yaparken yaninda kalmis, tarifini dinlemistim. Tarif defterimde ondan kalma diger tariflerin yanina eklerim diye... Plan yapmistik o gece, bir yaz vakti, bahceler meyvelerle sebzelerle dolmusken, bizim koye gidecektik, hep guzel andigi ve genc olen esiyle cok anisinin oldugunu soyledigi o sehre gidecektik.
Gelinligini cok sevmistim onun, cok once bana albumunu gosterdiginde. O gece de geldi aklima, hadi albumunu getir bakayim yine fotograflarina, dedim. Getirdi, utangac bir gelin gibi.. Benden hevesli bakti hepsine, tek tek, bir bir anlatti, parmagini ustunde gezdirdi her fotografin. Bir turlu albumunu birakmak istemedi, Tum omrunu son bir defa andi sanki, Olume dusmeden bir gece once.
Istedigin fotografi al dedi bana, yok dedim, kiyamam, dagitmayayim albumunu, sonra alirim dedim. Sonra.. yani sen belki oldukten sonra, diye gecirdim o an icinden. Yok, dedi, diledigin kadarini sec, sen kiymet bilirsin. Almam, dedim, bak yemin ettim alacaksin ,dedi. Tazecik bir kizken, guzel gelinligi ile gulumsedigi siyah beyaz bir fotografini aldim, koydum cantama.
Eve gittik, uyuduk, uyandik, haberi geldi. Teyze dustu dediler, Dustugu yerden kalkmadi geri. 4 gun sonra, yerinden kalkamayan yasli annesi kiziyla vedalassin diye, tabutu kapinin onune geldi. Camdan kizinin tabutuna bakti agladi yasli anne. Dedigine gore kokusu geliyormus kizinin disardan ve daha once hic gorunmeyen bir kumru peydahlanmis balkonun birine, 4 gundur her gun gelip, ötüyormus uzun uzun.
Cok aci bir bayramdi. Tipki bayram gibi bir teyzeydi O da.
Cuma, Kasım 12, 2010
Ofke
Ben de ne yazik ki ulkemdeki, benim neslimdeki bir cok insan gibi ofkeli biriyim. Ofkeliyim, cunku berbat bir zamana denk geldi benim omrum. Sanssiz olusuma ofkeliyim.
Siyaset hakkinda hic konusmadigim eski bir sevgili yillar sonra bana soyle demisti "Sen cok sinirli birisin. Bence bu ulkedeki azinliklardan olmandan dolayi boylesin, ustunde bir takim izleri var demek ki" demisti.
Ne alakasi var, senin okuzluklerin yuzunden ben her daim sinirli oluyordum, diye cevap verdim ona. Ama yine de garip gelmisti onun boyle bir sey dusunmesi.
Son zamanlardaki sikma portakal hosgorululugu, yetmez ama evetciligi beni cok ofkelendirir oldu. Feminist bir kadinin cikip, hosgoru adina turban savunmasi yapmasi, kadin ozgurlugu ile dini bir arada anmasi, birinin cikip, evet, anliyoruz ama turk halki henuz buna hazir degil demesi... Evrim teorisini, Big Bang teorisini islama gore yorumlayip, tanrinin ispatidir diye fikir yuruten birini, kicinin kili agarmis tv spikerinin inanarak ve ciddiyetle dinlemesi...
Bir de Aziz Nesin geliyor su siralarda aklima (belki de neslimin en sansli noktalarindan birisi de o) Bakiyorum da etrafima, kimse onun gibi cesur olamiyor, hic bir fikir onderi (yemisim fikirlerini) cikip da cesurca tek kelime edemiyor. Biri cikip da tanriya inanmiyorum diyemiyor mesela. Nedense herzaman azinliklar cogunluklara karsi hosgorulu olmak zorunda bu ulkede.
Vapurda, yolda icinden geldigi gibi, hisettigi gibi konusan bir alevi, bir ateist, kurt ya da ermeni ya da escinsel duyuyor musunuz, yoksa onlar sadece ezici bir cogunlugun parcasi olan birinin kendince babacan, hosgorulu ahkam kesmelerini, hi hi diyerek dinlemekle mi yetiniyorlar.
Buyuk oranda o fikir onderlerinin korkakligi yuzunden, bizde sokaklarda korkakca, ofkemizi bileyerek yasiyoruz.
Siyaset hakkinda hic konusmadigim eski bir sevgili yillar sonra bana soyle demisti "Sen cok sinirli birisin. Bence bu ulkedeki azinliklardan olmandan dolayi boylesin, ustunde bir takim izleri var demek ki" demisti.
Ne alakasi var, senin okuzluklerin yuzunden ben her daim sinirli oluyordum, diye cevap verdim ona. Ama yine de garip gelmisti onun boyle bir sey dusunmesi.
Son zamanlardaki sikma portakal hosgorululugu, yetmez ama evetciligi beni cok ofkelendirir oldu. Feminist bir kadinin cikip, hosgoru adina turban savunmasi yapmasi, kadin ozgurlugu ile dini bir arada anmasi, birinin cikip, evet, anliyoruz ama turk halki henuz buna hazir degil demesi... Evrim teorisini, Big Bang teorisini islama gore yorumlayip, tanrinin ispatidir diye fikir yuruten birini, kicinin kili agarmis tv spikerinin inanarak ve ciddiyetle dinlemesi...
Bir de Aziz Nesin geliyor su siralarda aklima (belki de neslimin en sansli noktalarindan birisi de o) Bakiyorum da etrafima, kimse onun gibi cesur olamiyor, hic bir fikir onderi (yemisim fikirlerini) cikip da cesurca tek kelime edemiyor. Biri cikip da tanriya inanmiyorum diyemiyor mesela. Nedense herzaman azinliklar cogunluklara karsi hosgorulu olmak zorunda bu ulkede.
Vapurda, yolda icinden geldigi gibi, hisettigi gibi konusan bir alevi, bir ateist, kurt ya da ermeni ya da escinsel duyuyor musunuz, yoksa onlar sadece ezici bir cogunlugun parcasi olan birinin kendince babacan, hosgorulu ahkam kesmelerini, hi hi diyerek dinlemekle mi yetiniyorlar.
Buyuk oranda o fikir onderlerinin korkakligi yuzunden, bizde sokaklarda korkakca, ofkemizi bileyerek yasiyoruz.
Bir gun, bir gece, her gun, her gece
O gun ne guzeldi. Aslinda guzelligini gormemi engelleyecek kadar hizli atiyordu kalbim. istahim da kapaliydi, herzamanki gibi. Elimi ne yapacagimi bilemedigimden, belli olmasindan korktugumdan, onu hep mesgul ediyor, sigara ustune sigara yakiyordum. Ayaklarimizi suya sokmustuk. Yine sigara yakmistim, ne yapacagimi bilmez.
Sonra yola ciktik. Ne guzeldi o yol. Yagmur vardi, hizlanan, yavaslayan... Her sey bu son sahne icin ozel tasarlanmis gibiydi. Yolunu kaybeden bir arabadaydik. ucsuz bucaksiz yesil, dar bir yolda. Sonra sonra yolumuzla birlesen ufak baska bir yoldan sari, eski bir araba katildi bize. Onu, onumuzden gidisini, sileceklerini, benim suskun durusumu, arabada calan muzigi, ustumdeki gerilimi... Hic unutmadim. O ani sonradan cok hatirlayacagimi bildigimden kokusuna kadar icime cekip, hafizama almistim.
Sonraki gun minicik yapraklari olan ufak bir dal parcasi buldum odamda. O gun benimle birlikte gelmisti belli ki. Her gece, minik bir yapragini koparip penceden asagi biraktim. Yapragi istemeden elimden birakirken, kendime ayni duayi ettim her defasinda. Bu daldaki yapraklar bittiginde benim hafizamdakiler de silinsin diye.
Oyle cok minik yapraklari vardi ki dalin, sabredemedim. Bir gece, dali oldugu gibi biraktim camdan asagi.
Cumartesi, Ekim 16, 2010
Amsterdam
Yarin sabah Amsterdam'a gidiyorum. Bir haftaligina Hollanda'dayim... Is icabi gidiyorum fakat bolca da gezi planim var.
S. gelmiyor diye biraz icim buruk ama... Bu sabah uyandigimda icimde hafif bir sizi oldu. Sanki eskiden Turkiye'den Almanya'ya gitmelerimdeki gibi. O zamanlar gozyasi dokerdim genelde. Simdi gozyasi dokmek yerine gidilecek yerlerin planini yapma derdindeyim :)
S. gelmiyor diye biraz icim buruk ama... Bu sabah uyandigimda icimde hafif bir sizi oldu. Sanki eskiden Turkiye'den Almanya'ya gitmelerimdeki gibi. O zamanlar gozyasi dokerdim genelde. Simdi gozyasi dokmek yerine gidilecek yerlerin planini yapma derdindeyim :)
Perşembe, Eylül 02, 2010
fotograf
En çok fotograf sanatı beni heyecanlandırıyor. En kıskandıgım, keske ben yapsaydım dedigim, içimi cız ettiren hep onlar oluyor.
Pazar, Ağustos 22, 2010
marifet
Artik bir dikis makinam var. Eski bir Singer. Almanya'dan teyzem gonderdi..:) Aslinda anneme gondermisti ama annem bana verdi. Hayatimda ilk defa onun basina oturup bir sey diktim. Cok kolaymis.
Bu fotograftaki benimki degil. Ama ne kadar estetik bir gorunusu var degil mi? Bundan cok daha muhtesem gorunenleri de var tabii ki.
Makinaya bakim yapan tamirci, 15 yil once Almanya'ya gidip, eski makinalari toplayip, Turkiye'ye getirip sattigini soyledi. Fakat artik buna izin verilmiyormus. Uretici firmalar eski modelleri toplayip, parcalarini dagitip, calisamaz hale getiriyorlarmis. Disaridan gelecek olan eski bir makina, kendi markalarina ait bile olsa satilamayacak yeni bir makina demekmis cunku.
Çarşamba, Ağustos 11, 2010
Bir de bunlar var
Manasiz, benim de fikrim var genellemeleri yapmayi sevmem ama, konusurken fazla mimik yapan, kasi gozu oynayan, dudak bukup, kas kaldiran kisilerden hic haz etmiyorum. Karsisindakini salak sanacak kadar bu mimiklerin kendilerine ait oldugunu dusunen, ilk kimden, nereden gorup arakladiklarini bile unutan bu kisilerle konusurken, suratlarindaki sovu izlemekten dertlerini dinleyemez oluyorum. Bir de fena sinirleniyorum nedense. Efendi ol, kasini gozunu oynatma, goz suzup durma, deyip agizlarinin ortasina bir tane gecirmemek icin kendimi zor tutuyorum. Bu sebeple, o esnada benim suratim kimbilir ne hale geliyordur. Belki beni de kendilerine benzetiyor lanetler!!!
Pazartesi, Temmuz 12, 2010
Ağızlık
Kulaklık gibi ağızlık da olmalı. Efendi bir ofis ortamında kulaklıkla coşturucu şarkılar dinlerken, ister istemez agzımızdan çıkan ya da çıkmasın diye kendimizi kastıgımız şarkıları rahat rahat söyleyebilelim. Bağıra çağıra.
Ben düsündüm ama arge çalışması icin gerekli zaman ve sermayem yok. Fikrimi o yüzden paylaştım. Üreticiye hediyem olsun.
öptüm :)
Ben düsündüm ama arge çalışması icin gerekli zaman ve sermayem yok. Fikrimi o yüzden paylaştım. Üreticiye hediyem olsun.
öptüm :)
Pazar, Temmuz 11, 2010
:)
Kendimi mala mulke, dunyevi zevklere gonul indirmis, asagilik bir disi cinsi gibi hissediyordum. Eve bu lazim, eve su lazim derken.
Ben boyle kendi gozumde yerin dibine dogru girerken S ise tam ters yonde buyuyordu. Ne iradeli adam, manasiz seylerin pesinden hic kosmuyor, insan dedigin boyle olur, falan filan...
Sonra farkettim de, sorun bende degil. Sorun S.de. Akli yetmediginden o oyle, benimse aklim yetiyor!
Mesela, asla asagida yazdigim gibi bir sahne hayatimiz boyunca yasayamayiz.
Bir pazar aksami, yemekten sonra, oturdugu koltuktan bana dogru donup, dusunceli gozlerini hafifce kisarak, "guzelim, dondurma kaselerimiz yok bizim, bir ara alalim, unutturma da" demez.
:)
Ben boyle kendi gozumde yerin dibine dogru girerken S ise tam ters yonde buyuyordu. Ne iradeli adam, manasiz seylerin pesinden hic kosmuyor, insan dedigin boyle olur, falan filan...
Sonra farkettim de, sorun bende degil. Sorun S.de. Akli yetmediginden o oyle, benimse aklim yetiyor!
Mesela, asla asagida yazdigim gibi bir sahne hayatimiz boyunca yasayamayiz.
Bir pazar aksami, yemekten sonra, oturdugu koltuktan bana dogru donup, dusunceli gozlerini hafifce kisarak, "guzelim, dondurma kaselerimiz yok bizim, bir ara alalim, unutturma da" demez.
:)
Cuma, Temmuz 02, 2010
Evde Yoklar

Evde Yoklar / Metin Altıok*
Durmadan avuçlarım terliyor,
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.
*Onu da 2 temmuz 1993'te Sivas'ta oldurduler.
Perşembe, Temmuz 01, 2010
Bu Yollar Meste Gider

Yeni duzenimde en cok sabah aksamki yol seruvenini seviyorum yine. Cok alisilmis, ezberlenmis bildik bir yol duzenim olsun istiyorum. Elbette Istanbul'da yol zevkini dibe vurdurtacak cok dis etki var ama yine de guzel.
Simdilik S.nin evden cikis zamanina denk gelmek icin erkenden evden cikisim ve duraga gidip bir on dakika orada fazladan bekleyisim var mesela. Onu, her zaman tahilli pogaca aldigim firina varmadan bir onceki sola donen sokakta birakiyorum. Illaki arkasina donup bakiyor bana, ne kadar gec kalmis olsa da (ki anlamiyorum neden hergun israrla kosa kosa gidiyor ise, bes dakika evde elini hizli tutmak yerine! bu konuya girmeyeyim, tepem atar)
Henuz durak arkadaslari edinmedim. Kastettigim ahbaplik da degil ama hergun gorecegim, gormeyince, bugun nerde acaba, hasta mi izinli mi diyecegim kisiler pek yok.
Iki genc var. Belli ki stajyerler (bu defa dogru yazdim mi?) birisi yabanci, avrupali tipi olan bir oglan. kizsa cirkince bir sey, oglana hisler besliyor olabilir. cirkin ama tarz sahibi bir kiz. ozgun ve havali bana gore... ama yine de pek sansi yok. Oglanin akli havalarda gibi.
Bu hafta ekibe yakisikli mi yoksa bakimli mi diyecegimi bilemedigim bir adam katildi. Soforun adamla ingilizce konusma girisiminden anladigim kadariyla adam Alman. Saskinca ama saskinligini hic gozunden cikarmadigi gunes gozlukleriyle saklayabilecegini sanacak kadar da acemice tavirlar sergiliyor. Yol boyunca bulmaca cozuyor. Turkce bir gazete ekinden. Belki bir ara sohbet ederiz. Iyi olur. Kesin evlenip gelmis Istanbul'a. Esi turk olabilir.
Ha, bir tane de kendini firlama sanan, araca her binene acaba bu mu aradigim kadin diye bakan bir genc var sabah ekibinde.
Aa unutuyordum birtane de tum kalabaliga, trafige ragmen , benim pek ciddiye alamadigim dindar kitaplardan okuyan turbanli bir kiz var. Kitaplarinin adlari "Mahsun gul", "Huzur sizizi" gibi icli isimler oluyor.
Basta soyledigim gibi degilmis meger durum, ekibi kurmusuz bile.
* Bedri Rahmi Eyuboglu, Han Kahvesi (cok guzel bir resim)
Pazartesi, Mayıs 10, 2010
Arkadasim
Haftasonu cok uzundur (11 yil) gormedigim, pek haberini alamadigim bir arkadasimla gorustum. Meger nasil da ozlemisim. Sanki onceki gun okulun onunde cayirda cimende oturup konusmusuz, sonra ben otobuse binmis eve gitmisim de ertesi gun yine sirita sirita karsilasmisiz gibi oldu. Sonraki gun de bugun de yine goresim geldi. Yakinlarda olsaydi keske. Onu hergun okulda gorur gibi gorsem keske.
Blogu ona soyledim bir laf arasinda. Insallah unutmustur..:)
Blogu ona soyledim bir laf arasinda. Insallah unutmustur..:)
Pazar, Mayıs 09, 2010
Cumartesi, Mayıs 01, 2010
Çarşamba, Nisan 21, 2010
yenilik
Ve T.T. yeniden sahalarda. Pazartesi yeni isine basliyor!
ve yeni ogrendim ki, S.'in is hayatinda da muhtesem gelismeler var...
aman nazar degmesin..:)
Çarşamba, Nisan 14, 2010
Ofis çiftçinin kara gün dostudur
Çarşamba, Nisan 07, 2010
Gecen gunler
Epeydir olan bitenleri yazmamisim. Sanki fotograf albumune bakip da eskileri hatirlar gibi ben de blog sayfama girip, eski yazilarimi okumaya bayiliyorum. O yaziyi yazdigim zamanki havayi, cevredeki kokulari, hatta uzerimdeki kiyafetleri bile hatirliyorum neredeyse. Muhtesem bir firsat bence bu.
Gecen ay annemle babam geldiler ve bir hafta kaldilar bizde. Ilk defa geldiler evimize. Ne guzel oluyor ev anne baba gelince. S.'in anne babasi gelince de oyle olmustu. Evdeki tum tamirat, tadilat islerini yaptilar, anneler yemekler pisirdiler, ekmek almadan tutun da her ihtiyaca kadar babalar kostular... pek, pek guzeldi.
Annemleri ucaga yetistirmek icin sabah bes gibi uyandik ve o andan baslayarak 48 saat boyunca surekli agladim. Anlamadim neden boyle oldugumu ama gozumun yasi durmadi hic. Iki gun telefonda bile konusamadim dogru duzgun, surekli agladim... Babam, sorun mu var kizim, niye oradayken soylemedin, dedi. Annem, niye dusunup seni de yanimizda getirmedik ki, cok pisman oldum simdi, dedi... off iste cocukluk yaptigim ama...:)
Sonra hatirlamisken soyleyeyim, mango cekirdeginden mango agaci yetistirme girisimim var bir de. kocaman cekirdegini cam bir kavanoza koydum ve her gun suyunu degistiriyorum. iki haftaya kadar filizlenecekmis, sonra da saksiya dikecegim.
Bir ay once aldigim lale sogani annem buradayken oyle guzel acti ki ve boyu uzadikca uzadi ki, gidip gelip ona baktim her gun. Annem, nazar degdireceksin, yapma boyle dedi ve sonraki gune lalenin boynu kirilmisti, cok uzamaktan..:( boyle aci gunlerim de oldu....
Hani yasli komsularim vardi ya, arada pasta borek goturup taciz ettigim, onlar geldi bir de gecen gun bana misafirlige... Oglene dogru haber verip, ogleden sonra geldiler. Halimi gormeliydiniz. Yasli teyzelere yalakaligim yine doruk noktasindaydi. Guzel cici elbise giydim, annemin verdigi dantel tepsi ortusunu cikardim, harika cicekler aldim saksiya, kahvenin yanina lokum koydum, pasta, borek yaptim falan... anama babama yapmadigim hizmeti yaptim... Tum apartman dedikodularini ogrendim.. Ikisi de cok sekerdi. Bana minik ev hediyeleri getirmislerdi... Dun, o yasli teyzelerden biri Afyon'dan getirdigi ekmekten ve lokumdan getirdi biraz bana. S. benim bu iliskilerimden biraz tedirgin, bayramlarda falan komsu gezmelerine gideriz diye korkuyor..:)
Gunler boyle geciyor iste.
Cumartesi, Mart 27, 2010
Bahar yuvalari
4 katli evimizin bahcesinde, taa catiya kadar uzanan sedir agaclarindan birinin, tam bizim camdan gorulecek kisminda bir karga yuvasi var. bir haftadan fazladir bir kargacik surekli yuvada, gak gak diye otuyor. Kotu olmasina ragmen halinden dolayi ona da sesine de buyuk saygim var. Ogleden sonralari tam da gunes o camin onundeki kanepeye vurunca, oraya oturup basliyorum onu izlemeye, bak ikimiz de evimizdeyiz, hava da guzel, senin bebeklerin olacak, diye kendi kendime onunla saf salakca bir iletisim kurmaya calisiyorum. Bir yuva daha var evin bahcesinde. Arka taraftaki balkonlarin dibinde, yerde, betonun ustunde. Evsiz bir adam bu kisi orada gecirdi. Bir kac defa bahceden cikarken karsilastim onunla. Baska yonlere bakip benimle gozgoze gelmemeye calisti. Ben de aynisini yaptim, hafif tedirginlik, korku ve cekinmeden sanirim.
Taa kisin en soguk gunlerinde alt katta oturan amca onun battaniyesini, yorganini alip, evin onundeki cope koymustu. Boyle yapiyorum ama vicdanim da hic dayanamiyor, su sogukta betonun ustunde yatiyor bu adam, demisti. Kisacasi adami gondermek icin kisin gecmesi, baharin gelmesi beklendi.
Bugun, kargamin yuvasina bakarken copte kirli yorgan ve battaniyeleri gordum. Bahcemizdeki yuvalardan birisi sanirim artik dagildi.
Cuma, Mart 26, 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

