Pazar, Ağustos 22, 2010

marifet

Artik bir dikis makinam var. Eski bir Singer. Almanya'dan teyzem gonderdi..:)
Aslinda anneme gondermisti ama annem bana verdi. Hayatimda ilk defa onun basina oturup bir sey diktim. Cok kolaymis.

Bu fotograftaki benimki degil. Ama ne kadar estetik bir gorunusu var degil mi? Bundan cok daha muhtesem gorunenleri de var tabii ki.

Makinaya bakim yapan tamirci, 15 yil once Almanya'ya gidip, eski makinalari toplayip, Turkiye'ye getirip sattigini soyledi. Fakat artik buna izin verilmiyormus. Uretici firmalar eski modelleri toplayip, parcalarini dagitip, calisamaz hale getiriyorlarmis. Disaridan gelecek olan eski bir makina, kendi markalarina ait bile olsa satilamayacak yeni bir makina demekmis cunku.

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Bir de bunlar var

Manasiz, benim de fikrim var genellemeleri yapmayi sevmem ama, konusurken fazla mimik yapan, kasi gozu oynayan, dudak bukup, kas kaldiran kisilerden hic haz etmiyorum. Karsisindakini salak sanacak kadar bu mimiklerin kendilerine ait oldugunu dusunen, ilk kimden, nereden gorup arakladiklarini bile unutan bu kisilerle konusurken, suratlarindaki sovu izlemekten dertlerini dinleyemez oluyorum. Bir de fena sinirleniyorum nedense. Efendi ol, kasini gozunu oynatma, goz suzup durma, deyip agizlarinin ortasina bir tane gecirmemek icin kendimi zor tutuyorum. Bu sebeple, o esnada benim suratim kimbilir ne hale geliyordur. Belki beni de kendilerine benzetiyor lanetler!!!

Pazartesi, Temmuz 12, 2010

Ağızlık

Kulaklık gibi ağızlık da olmalı. Efendi bir ofis ortamında kulaklıkla coşturucu şarkılar dinlerken, ister istemez agzımızdan çıkan ya da çıkmasın diye kendimizi kastıgımız şarkıları rahat rahat söyleyebilelim. Bağıra çağıra.

Ben düsündüm ama arge çalışması icin gerekli zaman ve sermayem yok. Fikrimi o yüzden paylaştım. Üreticiye hediyem olsun.

öptüm :)

Pazar, Temmuz 11, 2010

:)

Kendimi mala mulke, dunyevi zevklere gonul indirmis, asagilik bir disi cinsi gibi hissediyordum. Eve bu lazim, eve su lazim derken.
Ben boyle kendi gozumde yerin dibine dogru girerken S ise tam ters yonde buyuyordu. Ne iradeli adam, manasiz seylerin pesinden hic kosmuyor, insan dedigin boyle olur, falan filan...

Sonra farkettim de, sorun bende degil. Sorun S.de. Akli yetmediginden o oyle, benimse aklim yetiyor!

Mesela, asla asagida yazdigim gibi bir sahne hayatimiz boyunca yasayamayiz.

Bir pazar aksami, yemekten sonra, oturdugu koltuktan bana dogru donup, dusunceli gozlerini hafifce kisarak, "guzelim, dondurma kaselerimiz yok bizim, bir ara alalim, unutturma da" demez.

:)

Cuma, Temmuz 02, 2010

Evde Yoklar

















Evde Yoklar / Metin Altıok*

Durmadan avuçlarım terliyor,
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.

Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.

*Onu da 2 temmuz 1993'te Sivas'ta oldurduler.

Perşembe, Temmuz 01, 2010

Bu Yollar Meste Gider




Yeni duzenimde en cok sabah aksamki yol seruvenini seviyorum yine. Cok alisilmis, ezberlenmis bildik bir yol duzenim olsun istiyorum. Elbette Istanbul'da yol zevkini dibe vurdurtacak cok dis etki var ama yine de guzel.

Simdilik S.nin evden cikis zamanina denk gelmek icin erkenden evden cikisim ve duraga gidip bir on dakika orada fazladan bekleyisim var mesela. Onu, her zaman tahilli pogaca aldigim firina varmadan bir onceki sola donen sokakta birakiyorum. Illaki arkasina donup bakiyor bana, ne kadar gec kalmis olsa da (ki anlamiyorum neden hergun israrla kosa kosa gidiyor ise, bes dakika evde elini hizli tutmak yerine! bu konuya girmeyeyim, tepem atar)

Henuz durak arkadaslari edinmedim. Kastettigim ahbaplik da degil ama hergun gorecegim, gormeyince, bugun nerde acaba, hasta mi izinli mi diyecegim kisiler pek yok.

Iki genc var. Belli ki stajyerler (bu defa dogru yazdim mi?) birisi yabanci, avrupali tipi olan bir oglan. kizsa cirkince bir sey, oglana hisler besliyor olabilir. cirkin ama tarz sahibi bir kiz. ozgun ve havali bana gore... ama yine de pek sansi yok. Oglanin akli havalarda gibi.

Bu hafta ekibe yakisikli mi yoksa bakimli mi diyecegimi bilemedigim bir adam katildi. Soforun adamla ingilizce konusma girisiminden anladigim kadariyla adam Alman. Saskinca ama saskinligini hic gozunden cikarmadigi gunes gozlukleriyle saklayabilecegini sanacak kadar da acemice tavirlar sergiliyor. Yol boyunca bulmaca cozuyor. Turkce bir gazete ekinden. Belki bir ara sohbet ederiz. Iyi olur. Kesin evlenip gelmis Istanbul'a. Esi turk olabilir.

Ha, bir tane de kendini firlama sanan, araca her binene acaba bu mu aradigim kadin diye bakan bir genc var sabah ekibinde.

Aa unutuyordum birtane de tum kalabaliga, trafige ragmen , benim pek ciddiye alamadigim dindar kitaplardan okuyan turbanli bir kiz var. Kitaplarinin adlari "Mahsun gul", "Huzur sizizi" gibi icli isimler oluyor.

Basta soyledigim gibi degilmis meger durum, ekibi kurmusuz bile.

* Bedri Rahmi Eyuboglu, Han Kahvesi (cok guzel bir resim)

Pazartesi, Mayıs 10, 2010

Arkadasim

Haftasonu cok uzundur (11 yil) gormedigim, pek haberini alamadigim bir arkadasimla gorustum. Meger nasil da ozlemisim. Sanki onceki gun okulun onunde cayirda cimende oturup konusmusuz, sonra ben otobuse binmis eve gitmisim de ertesi gun yine sirita sirita karsilasmisiz gibi oldu. Sonraki gun de bugun de yine goresim geldi. Yakinlarda olsaydi keske. Onu hergun okulda gorur gibi gorsem keske.

Blogu ona soyledim bir laf arasinda. Insallah unutmustur..:)

ayşegül - ordu nun dereleri | izlesene.com

Çarşamba, Nisan 21, 2010

yenilik

Ve T.T. yeniden sahalarda. Pazartesi yeni isine basliyor!

ve yeni ogrendim ki, S.'in is hayatinda da muhtesem gelismeler var...

aman nazar degmesin..:)

Çarşamba, Nisan 14, 2010

Ofis çiftçinin kara gün dostudur

Gerisi dert degil de, gelen giden icin yorganlara temiz nevresim takip, carsaf sermek ve ardindan hepsini sokup, yikamaktan pek, pek cok usandim yaa!!

Çarşamba, Nisan 07, 2010

Gecen gunler

Epeydir olan bitenleri yazmamisim. Sanki fotograf albumune bakip da eskileri hatirlar gibi ben de blog sayfama girip, eski yazilarimi okumaya bayiliyorum. O yaziyi yazdigim zamanki havayi, cevredeki kokulari, hatta uzerimdeki kiyafetleri bile hatirliyorum neredeyse. Muhtesem bir firsat bence bu.

Gecen ay annemle babam geldiler ve bir hafta kaldilar bizde. Ilk defa geldiler evimize. Ne guzel oluyor ev anne baba gelince. S.'in anne babasi gelince de oyle olmustu. Evdeki tum tamirat, tadilat islerini yaptilar, anneler yemekler pisirdiler, ekmek almadan tutun da her ihtiyaca kadar babalar kostular... pek, pek guzeldi.

Annemleri ucaga yetistirmek icin sabah bes gibi uyandik ve o andan baslayarak 48 saat boyunca surekli agladim. Anlamadim neden boyle oldugumu ama gozumun yasi durmadi hic. Iki gun telefonda bile konusamadim dogru duzgun, surekli agladim... Babam, sorun mu var kizim, niye oradayken soylemedin, dedi. Annem, niye dusunup seni de yanimizda getirmedik ki, cok pisman oldum simdi, dedi... off iste cocukluk yaptigim ama...:)

Sonra hatirlamisken soyleyeyim, mango cekirdeginden mango agaci yetistirme girisimim var bir de. kocaman cekirdegini cam bir kavanoza koydum ve her gun suyunu degistiriyorum. iki haftaya kadar filizlenecekmis, sonra da saksiya dikecegim.

Bir ay once aldigim lale sogani annem buradayken oyle guzel acti ki ve boyu uzadikca uzadi ki, gidip gelip ona baktim her gun. Annem, nazar degdireceksin, yapma boyle dedi ve sonraki gune lalenin boynu kirilmisti, cok uzamaktan..:( boyle aci gunlerim de oldu....

Hani yasli komsularim vardi ya, arada pasta borek goturup taciz ettigim, onlar geldi bir de gecen gun bana misafirlige... Oglene dogru haber verip, ogleden sonra geldiler. Halimi gormeliydiniz. Yasli teyzelere yalakaligim yine doruk noktasindaydi. Guzel cici elbise giydim, annemin verdigi dantel tepsi ortusunu cikardim, harika cicekler aldim saksiya, kahvenin yanina lokum koydum, pasta, borek yaptim falan... anama babama yapmadigim hizmeti yaptim... Tum apartman dedikodularini ogrendim.. Ikisi de cok sekerdi. Bana minik ev hediyeleri getirmislerdi... Dun, o yasli teyzelerden biri Afyon'dan getirdigi ekmekten ve lokumdan getirdi biraz bana. S. benim bu iliskilerimden biraz tedirgin, bayramlarda falan komsu gezmelerine gideriz diye korkuyor..:)

Gunler boyle geciyor iste.

Cumartesi, Mart 27, 2010

Bahar yuvalari

4 katli evimizin bahcesinde, taa catiya kadar uzanan sedir agaclarindan birinin, tam bizim camdan gorulecek kisminda bir karga yuvasi var. bir haftadan fazladir bir kargacik surekli yuvada, gak gak diye otuyor. Kotu olmasina ragmen halinden dolayi ona da sesine de buyuk saygim var. Ogleden sonralari tam da gunes o camin onundeki kanepeye vurunca, oraya oturup basliyorum onu izlemeye, bak ikimiz de evimizdeyiz, hava da guzel, senin bebeklerin olacak, diye kendi kendime onunla saf salakca bir iletisim kurmaya calisiyorum.

Bir yuva daha var evin bahcesinde. Arka taraftaki balkonlarin dibinde, yerde, betonun ustunde. Evsiz bir adam bu kisi orada gecirdi. Bir kac defa bahceden cikarken karsilastim onunla. Baska yonlere bakip benimle gozgoze gelmemeye calisti. Ben de aynisini yaptim, hafif tedirginlik, korku ve cekinmeden sanirim.

Taa kisin en soguk gunlerinde alt katta oturan amca onun battaniyesini, yorganini alip, evin onundeki cope koymustu. Boyle yapiyorum ama vicdanim da hic dayanamiyor, su sogukta betonun ustunde yatiyor bu adam, demisti. Kisacasi adami gondermek icin kisin gecmesi, baharin gelmesi beklendi.

Bugun, kargamin yuvasina bakarken copte kirli yorgan ve battaniyeleri gordum. Bahcemizdeki yuvalardan birisi sanirim artik dagildi.

Salı, Mart 23, 2010

2010 Dinleyici Destek Projesi Radyo Şenliği


Acik Radyo Destek Gunleri cok eglenceli bir sekilde devam ediyor. Destek olmayi ihmal etmeyin lutfen. Bir kac kisi ortak olarak da cok minik paralarla destek olabilirsiniz.

Birinin yardim istedigi zamanlarda aklima artik hep Knut Hamsun' un Aclik romani geliyor. Ya gercek anlamda acsa, midesi bombossa, su kalabalik icinde acliktan olebilecek durumda ise, sorusu kitabi okudugumdan beri aklimdan cikmiyor.

Aman, ben vermesem, ben destek olmasam baskasi destek olur fikrine kapilmayalim lutfen.

Destek icin telefon numarasi : 0212 343 41 41

(Programlar cok eglenceli ve guzel, kacirmayin. 28 Mart'a kadar devam edecek)

Cumartesi, Şubat 27, 2010

Pazar, Şubat 21, 2010

Pazar

Guzel tostlu kahvalti. Yine sucuk!!! yanima yaklasilmamasi lazim iki gun..:)

Sonra Moda'da arkadaslarla bulusma. Biraz yuruyus. Eski iskelede cay, kahve. Sonra, yogurtcu parkina kadar sahilden yuruyus. yine cay molasi. tekrar ev. sabahtan tuzu ciksin diye suya biraktigim asma yapraklarindan sarma yapma isine girisme.

Saat neredeyse aksamin altisi oldu. bakalim yemek ne vakit hazir olacak!
Baslayayim ben hemen.

Cumartesi

Guzel bir kahvalti. Bol sucuk! :) memleketten gelen peynirler. Komsu Firin'dan yayla ekmegi.

Sonra vapur. Karakoy baklavacisi. Tatli cesitlerinden karisik bir tabak. Sonra Sishane Tasarim magazasina kisa ziyaret. Istiklal kalabaligiyla bogusma. 6 kestaneye 4 lira verip, kestaneyi yemeye kiyamama.
!f festivali'nin Acilim bolumundeki Kurt filmlerinden Hisham Zaman'in "Bawke" ve "Winterland" filmleri.

Sonra vapur. Ac karin. Kadikoy Ciya. Ciya'da guzel bir kebap. Yillar sonra nereden akla gelip de canin cektigi bilinmeyen salgamin olmayisi.

Sonra Karga bar. iki bira.

Fena gecmemis di mi?
:)

Cumartesi, Şubat 20, 2010

Bir nefes gibi

Simdi eski Nukhet Duru sarkilari dinlemeye basladim. Sen ve Ben sarkisi calisiyor su an. Hava disarida huzurlu, guzel. Bu sarkilar da bu gune cok yakisiyor. Ask sarkilari. Siz de Bir Nefes Gibi sarkisini dinleyin istedim. Guzel haftasonlari. Umutlu olalim. Sizi seven kardesiniz T.T. :)


Çarşamba, Şubat 10, 2010

Beddua


Dun, isini yaptigim bir adamla cok pis kavga ettim telefonda. iki aylik emegim kesin bosa gitti. Hic bir bedel odenmedi karsiliginda.

Sonra internette bu firma ve adam hakkinda bir mesleki forumda yazilanlari ve daha kac kisinin canini yakmis oldugunu, emeklerini gasp etmis oldugunu gordum. Daha da ofkelendim.

Haksizliga ugramak insani cok ofkelendiriyor. Asagilanmis hissetmeyi saymiyorum bile. Gece boyunca beddua ettim adama. Burnundan gelsin, gittigin yoldan donemeyesin, seklinde. Ne kadar cabalasam da koklerimden kaynaklanan kana kan, dise dis intikam anlayisindan kendimi koruyamiyorum.

Bu sabah tv karsisinda pilates yaparken (keyfe bak!) kapi caldi. Cok aylar once S.'in annesigiller gelmeden ortaliga cekiduzen versin diye cagirdigim temizlikci kadin! Bu sokaktan geciyormus da bir ugramis. Ben acaba telefonunu mu kaybetmisim de onu hic arayip cagirmamisim, diye sormak istemis. Hep evde olan biri icin temizlige bir de yardimci cagirmak zoruma gidiyor valla, dedim. Camlarin haline bakinca bu dediklerim bos geldi ona ama olsun.

Pek zor durumdaymis. Isleri cok kotuymus. Zaten boyle islerde calismak zorunda kalan cogu kadin gibi tembel ve calismayan bir kocaya sahip. Utana sikila cok darda kaldigini tekrarladi. Sen en rahatisin, cocuk yok basinda, derdin yok, dedi. Ben bilmiyor muyum evimin hanimi olmayi ama napayim, basimda 3 cocuk var, dedi. En kisa zamanda ben ararim oyleyse seni, dedim ve bir cay ictikten sonra utana sikila gitti.

Onceki gelisinde ona eski mutfak esyalarimdan bir paket yapmis ve vermistim. Oyle sevinmisti ki, verdigim epey eksik parcali, kirik porselen takimi ve caydanligi alirken. Nasil neseyle gitmisti evine, anlatamam.

Bu nasil bir salak dunya ya? Herkes kendine gore umutsuz ve perisan halde.

Dun S. bana bir hikaye anlatmisti. Size de anlatayim.

Zamanin behrinde bir hukumdar yasarmis. Ucsuz bucaksiz topraklara sahipmis bu hukumdar. Bir gun imparatorlugundaki en bilge adamlari toplamis etrafina. Demis ki, ben gelmis gecmis en buyuk hukumdarim, hakim oldugum topraklar gibi bilgeligim de ucsuz bucaksiz olmali. Bana oyle kitaplar hazirlayin ki, tum insanlik tarihini kimsenin bilemedigi kadar iyi bileyim.

Bunun ustune tum bilgeler bir araya toplanmislar ve hukumdarin istegini gerceklestirmeye cekilmisler. Arada 10 yil gecmis ve hukumdarin huzuruna yanlarinda getirdikleri 4-5 essege ancak yuklenmis kitaplarla cikmislar.

Hukumdar kitaplari gorunce, ben iyice ise guce dalmis bir adamim, bu kadar kitabi okuyacak bos vaktim yok, gidin ve bana bunlarin daha azaltilmis halini getirin.

Bilgeler gitmis ve bir on yil sonra tek essege yuklenmis kitaplarla gelmisler.

Imparator bunlari gorunce, aradan 20 yil gecti, ben eskiden genctim ama artik omrum de kisaldi, istesem de bu kitaplari okumaya zamanim yetmez, gidin ve daha da ozetleyin insanlik tarihini, demis.

Bilgeler gitmis ve bir 5-10 yil sonra tekrar gelmisler. Bu defa ellerinde tek bir kitap varmis.

Bu sirada artik hukumdar yataga dusmus, olmek uzereymis. Elinde kitapla yattigi odaya giren bilgeye, goruyorsun halimi, omrum son buldu bulacak, bu bir kitabi bile okuyacak gunum kalmadi, insanlik tarihinin ozeti olan bu kitabin ozunu sen soyle bana, demis.

Bunun ustune bilge, hukumdarin kulagina uzanmis ve "dogdular, aci cektiler ve olduler" demis.