Kardesiniz TT su an Rotterdam'da, bir otel odasinda, 24 saat icin 12,5€ odedigi internetini son damlasina kadar tuketmekle mesgul.
3 saat bugun, 5 saat yarin kullansam da toplamda 24 saate denk getirsek olmaz mi diye teklif ettim resepsiyondaki kiza. Sacmalama der gibi bakti yuzume, yarin 18.55'e kadar kullanabilirsiniz, dedi !
S.nin dedigine gore bende (bir miktar da onda) fakirlik psikolojisi varmis. Mesela taksiye binince stres oluyormusun, bu adam beni dolastirir da 3-5 fazla oderim ya da yol yanlis tarif edilir de gereksiz taksimetre doner diye. Dogru. Allah var daha bir gun, soyle yolu izleyerek dalip gitmisligim, taksicinin ''hanfendi, hanfendi daha gidelim mi?'' demisligi yoktur.
Avrupa her yerde avrupa sanki. Buralar ayni Alamanya gibi. Otel odasi, tatil gunundeki ofis kokusu... ayni. Sanki Almanlar biraz daha mi sicak? Emin olamadim. Ki olunmaz da zaten. Neyse...
Boyle de bir sarki yapilmis zamaninda memleketimizde. Ben daha onun bunun memleketine laf yetistiriyorum.
Gune bunu dinleyerek basladim. Ikinci koyu kahvemi icerken fizy'nin yeniden acildigi haberini aldim twitter ve facebook'dan.
Yalniz blog sayfama giremiyorum. Halen yasakli diyor ama blogger'a girdim!
Eskiden ne cok yazardim burada degil mi? neredeyse 6 yil olmus buraya yazmaya baslayali. Unuttugum belki hic aklima gelmeyecek anlari not dusmusum buraya. Ne iyi etmisim.
Yalniz kalan insan daha cok yaziyor galiba. Kendini gostermek, icini bosaltmak isteyen insan sanirim. Benim son bir iki yildir basim kalabalik, ondan belki eskisi gibi not dusmuyorum buraya. Etrafimda icimi dokecek birileri oluyor belki de.
Bir de donem donem insanin naifligi, sadeligi kayboluyor. Bugun cayimin icine limonun yaninda nane de ekledim yazmak sacmalamak gibi geliyor. Senin naneni! diyesi geliyor insanin cogu zaman. Yalniz kalmak cok daha duyarli ve gozlemci yapiyor insani. Gozlem yapiyorsun, ben nasil gorunuyorum derdinden cok. Onundeki yolu, yolun kenarini, golgeden faydalanmak icin agac dibine sokulmus bir genci, onun agzi ve eli arasinda hizla gidip gelen sigarasini, vs... izleme, ustune dusunme luksun oluyor. Bu lukstur, oyle her daim gelmez insana bunu gercekten gorecek goz.
Kim ne derse desin, yalniz insan kadar hayatin kendisini acik ve net goren kisi yoktur.
Bu da yalniz insanlara, evlendik, yerimizi yurdumuzu belledik de kicimiz goge ermedi tesellisi olsun. Hisst, kufretmeyin! Operim gozlerinizden.
buna aglasam mi gulsem mi bilemedim :) Umut degil mi bu?
bir donem de bu vardi ya. ana konuyu halen anlayabilmis degilim :) Sabah sabah azrail gelmis ve adamin canini alacak sanirdim cocukken. Halen oyle saniyorum :)
S.'in cep telefonu almak konusunda fobisi var sanırım. Beni hasta ediyor. Aylardır telefonu bozuk, sürekli kapanıyor, kendisi farketmeden saatlerce beye ulasmaya calısma derdimiz oluyor. Yeni telefon alma tekliflerime sürekli tamam, sonra bakarım ben, diye cevap veriyor. Aylardır bakacak! Ha, tek sinir olan ben degilim, ablası da gecenlerde dedi, hasta mı bu cocuk, niye telefon almıyor, diye.
Demin farkettim S. simdiye kadar 3 cep telefon degistirmis. 1.sini annesi almıştı. Biliyorum onu, eski bir Nokia idi. 2. telefonunu o Nokia'lar tarih olalı epey yıl gecmesınden cok sonra ben ona almıstım. 6 yıl önceydi. 3. telefonunu ise ben 3 yıl önce kendime yeni telefon alınca eskimi ona vermistim. Halen tum sorunlarına ragmen ayıla bayıla onu kullanıyor. Cok yakında hic acılamaz olur insallah telefonu! Sakat atı acı cekmesin diye olduren iyi kalpli-cani gibi hissettim kendimi.
İlk ortaya cıktıgı vakitler nasıl da hayrandım ona. Fotograflarının basılı oldugu kartpostalları toplardım. Hayranlıgım ufak da olsa aile icinde duyulmustu . Dayımın çalıştıgı otelde kalmıs bir gün Tarkan ve sevgili dayım da benim için imzalı fotografını almıstı. Sonra da bir mektupla beraber bana göndermişti. Tabii ki çok mutlu olmustum. Bakıyorum da halen sevgi, saygı ve sefkatle bakıyorum Tarkan'a. Ne mutlu ikimize de :)
Bu ofis ortamları ne garip ya. Ne çok kırık tip var ortalıkta. Aslında evlerine göndersen pamuk şekeri olurlar kesin ama bir araya gelince oluşan elektrik baş döndürücü. Herkesin döndüğü kendine tabii ki ama oluşan hortum bizi de peşine takıyor hiç farketmeden.
Düşünün, "ama bu benim baardaağııım" diye bağrışan biri olabilir ortalıkta. Aynı kişi haftasonu evindeki benzer bardakları sadece sıkıldığı için hiç düsünmeden çöpe atan kişidir de. Bu ufak örnekti. Bunun daha ele gelir versiyonlarını düşünün bir de.
Günler hayvana baglamış şekilde geçiyor. Özellikle S. eve çok geç geliyor. Dün gece geldiginde ona biraz sıcak çorba ısıtayım da, yiyip uyusun diye uyumadan onu bekledim. Pazar günü de evde iken güzel bir şeyler yesin diye, köfteli çorba, çekirdekli ekmek, börek ve fındıklı /üzümlü kek yaptım.
Sonra sonra bu halime gıcık oluyorum. Niye bu moda giriyorum diye. Annelik, karılık modu işte. Sevimsiz bir şey var bu rolün altında, beni gıcık eden.
Pazartesi gece Cezayir'den gelen arkadasım vardı. Salı gece Cazayir'den gelen ve yeni Latin Amerika turundan dönen arkadasım vardı. Carsamba günü Ankara'dan S. nin ablası geldi. Perşembe günü Almanya'dan ablam geldi. Pazar günü Çin'den, erkek kardeşimin Çinli bir kız arkadaşı geldi.
Cok sevdigim bir teyzem öldü bayram gunu, cuma gunu... cumartesi gunu gomduk onu... bir onceki cumartesi bize gelmisti. yaninda binbir cesit hediyesiyle. elleriyle pisirdigi birbirinden lezzetli yemekleriyle.
Uzun, guzel bir kahvalti yapmistik. Onun yeri ayri, bir omur onun hatrini kirmam, demistim onceki gunlerde S.'e. Buradan gidince, herkese anlatmis, T.T. beni ne guzel agirladi, ne guzel sofra kurmustu bana, diye. Cenazeye gelen, hic tanimadigim kadinlardan ayri ayri dinledim. T.T.'nin kendine guveni gelmis, ne guzel olmus, demis.
Hastaneye dusup de 4. gun can vermeden onceki gece bizi agirlamisti evinde. Bayram ziyareti icin onun sehrine gitmistik. Bayram yapacaktik guya...Bayramda agir yemekler yenecek demis, hafif yemekler yedirmisti bize. ustune de muhtesem bir tatli yapmisti. O, mutfakta taze taze tatliyi yaparken yaninda kalmis, tarifini dinlemistim. Tarif defterimde ondan kalma diger tariflerin yanina eklerim diye... Plan yapmistik o gece, bir yaz vakti, bahceler meyvelerle sebzelerle dolmusken, bizim koye gidecektik, hep guzel andigi ve genc olen esiyle cok anisinin oldugunu soyledigi o sehre gidecektik.
Gelinligini cok sevmistim onun, cok once bana albumunu gosterdiginde. O gece de geldi aklima, hadi albumunu getir bakayim yine fotograflarina, dedim. Getirdi, utangac bir gelin gibi.. Benden hevesli bakti hepsine, tek tek, bir bir anlatti, parmagini ustunde gezdirdi her fotografin. Bir turlu albumunu birakmak istemedi, Tum omrunu son bir defa andi sanki, Olume dusmeden bir gece once.
Istedigin fotografi al dedi bana, yok dedim, kiyamam, dagitmayayim albumunu, sonra alirim dedim. Sonra.. yani sen belki oldukten sonra, diye gecirdim o an icinden. Yok, dedi, diledigin kadarini sec, sen kiymet bilirsin. Almam, dedim, bak yemin ettim alacaksin ,dedi. Tazecik bir kizken, guzel gelinligi ile gulumsedigi siyah beyaz bir fotografini aldim, koydum cantama.
Eve gittik, uyuduk, uyandik, haberi geldi. Teyze dustu dediler, Dustugu yerden kalkmadi geri. 4 gun sonra, yerinden kalkamayan yasli annesi kiziyla vedalassin diye, tabutu kapinin onune geldi. Camdan kizinin tabutuna bakti agladi yasli anne. Dedigine gore kokusu geliyormus kizinin disardan ve daha once hic gorunmeyen bir kumru peydahlanmis balkonun birine, 4 gundur her gun gelip, ötüyormus uzun uzun.
Cok aci bir bayramdi. Tipki bayram gibi bir teyzeydi O da.
Ben de ne yazik ki ulkemdeki, benim neslimdeki bir cok insan gibi ofkeli biriyim. Ofkeliyim, cunku berbat bir zamana denk geldi benim omrum. Sanssiz olusuma ofkeliyim.
Siyaset hakkinda hic konusmadigim eski bir sevgili yillar sonra bana soyle demisti "Sen cok sinirli birisin. Bence bu ulkedeki azinliklardan olmandan dolayi boylesin, ustunde bir takim izleri var demek ki" demisti.
Ne alakasi var, senin okuzluklerin yuzunden ben her daim sinirli oluyordum, diye cevap verdim ona. Ama yine de garip gelmisti onun boyle bir sey dusunmesi.
Son zamanlardaki sikma portakal hosgorululugu, yetmez ama evetciligi beni cok ofkelendirir oldu. Feminist bir kadinin cikip, hosgoru adina turban savunmasi yapmasi, kadin ozgurlugu ile dini bir arada anmasi, birinin cikip, evet, anliyoruz ama turk halki henuz buna hazir degil demesi... Evrim teorisini, Big Bang teorisini islama gore yorumlayip, tanrinin ispatidir diye fikir yuruten birini, kicinin kili agarmis tv spikerinin inanarak ve ciddiyetle dinlemesi...
Bir de Aziz Nesin geliyor su siralarda aklima (belki de neslimin en sansli noktalarindan birisi de o) Bakiyorum da etrafima, kimse onun gibi cesur olamiyor, hic bir fikir onderi (yemisim fikirlerini) cikip da cesurca tek kelime edemiyor. Biri cikip da tanriya inanmiyorum diyemiyor mesela. Nedense herzaman azinliklar cogunluklara karsi hosgorulu olmak zorunda bu ulkede.
Vapurda, yolda icinden geldigi gibi, hisettigi gibi konusan bir alevi, bir ateist, kurt ya da ermeni ya da escinsel duyuyor musunuz, yoksa onlar sadece ezici bir cogunlugun parcasi olan birinin kendince babacan, hosgorulu ahkam kesmelerini, hi hi diyerek dinlemekle mi yetiniyorlar.
Buyuk oranda o fikir onderlerinin korkakligi yuzunden, bizde sokaklarda korkakca, ofkemizi bileyerek yasiyoruz.
O gun ne guzeldi. Aslinda guzelligini gormemi engelleyecek kadar hizli atiyordu kalbim. istahim da kapaliydi, herzamanki gibi. Elimi ne yapacagimi bilemedigimden, belli olmasindan korktugumdan, onu hep mesgul ediyor, sigara ustune sigara yakiyordum. Ayaklarimizi suya sokmustuk. Yine sigara yakmistim, ne yapacagimi bilmez.
Sonra yola ciktik. Ne guzeldi o yol. Yagmur vardi, hizlanan, yavaslayan... Her sey bu son sahne icin ozel tasarlanmis gibiydi. Yolunu kaybeden bir arabadaydik. ucsuz bucaksiz yesil, dar bir yolda. Sonra sonra yolumuzla birlesen ufak baska bir yoldan sari, eski bir araba katildi bize. Onu, onumuzden gidisini, sileceklerini, benim suskun durusumu, arabada calan muzigi, ustumdeki gerilimi... Hic unutmadim. O ani sonradan cok hatirlayacagimi bildigimden kokusuna kadar icime cekip, hafizama almistim.
Sonraki gun minicik yapraklari olan ufak bir dal parcasi buldum odamda. O gun benimle birlikte gelmisti belli ki. Her gece, minik bir yapragini koparip penceden asagi biraktim. Yapragi istemeden elimden birakirken, kendime ayni duayi ettim her defasinda. Bu daldaki yapraklar bittiginde benim hafizamdakiler de silinsin diye.
Oyle cok minik yapraklari vardi ki dalin, sabredemedim. Bir gece, dali oldugu gibi biraktim camdan asagi.
Yarin sabah Amsterdam'a gidiyorum. Bir haftaligina Hollanda'dayim... Is icabi gidiyorum fakat bolca da gezi planim var. S. gelmiyor diye biraz icim buruk ama... Bu sabah uyandigimda icimde hafif bir sizi oldu. Sanki eskiden Turkiye'den Almanya'ya gitmelerimdeki gibi. O zamanlar gozyasi dokerdim genelde. Simdi gozyasi dokmek yerine gidilecek yerlerin planini yapma derdindeyim :)
Artik bir dikis makinam var. Eski bir Singer. Almanya'dan teyzem gonderdi..:) Aslinda anneme gondermisti ama annem bana verdi. Hayatimda ilk defa onun basina oturup bir sey diktim. Cok kolaymis.
Bu fotograftaki benimki degil. Ama ne kadar estetik bir gorunusu var degil mi? Bundan cok daha muhtesem gorunenleri de var tabii ki.
Makinaya bakim yapan tamirci, 15 yil once Almanya'ya gidip, eski makinalari toplayip, Turkiye'ye getirip sattigini soyledi. Fakat artik buna izin verilmiyormus. Uretici firmalar eski modelleri toplayip, parcalarini dagitip, calisamaz hale getiriyorlarmis. Disaridan gelecek olan eski bir makina, kendi markalarina ait bile olsa satilamayacak yeni bir makina demekmis cunku.
Manasiz, benim de fikrim var genellemeleri yapmayi sevmem ama, konusurken fazla mimik yapan, kasi gozu oynayan, dudak bukup, kas kaldiran kisilerden hic haz etmiyorum. Karsisindakini salak sanacak kadar bu mimiklerin kendilerine ait oldugunu dusunen, ilk kimden, nereden gorup arakladiklarini bile unutan bu kisilerle konusurken, suratlarindaki sovu izlemekten dertlerini dinleyemez oluyorum. Bir de fena sinirleniyorum nedense. Efendi ol, kasini gozunu oynatma, goz suzup durma, deyip agizlarinin ortasina bir tane gecirmemek icin kendimi zor tutuyorum. Bu sebeple, o esnada benim suratim kimbilir ne hale geliyordur. Belki beni de kendilerine benzetiyor lanetler!!!
Kulaklık gibi ağızlık da olmalı. Efendi bir ofis ortamında kulaklıkla coşturucu şarkılar dinlerken, ister istemez agzımızdan çıkan ya da çıkmasın diye kendimizi kastıgımız şarkıları rahat rahat söyleyebilelim. Bağıra çağıra.
Ben düsündüm ama arge çalışması icin gerekli zaman ve sermayem yok. Fikrimi o yüzden paylaştım. Üreticiye hediyem olsun.
Kendimi mala mulke, dunyevi zevklere gonul indirmis, asagilik bir disi cinsi gibi hissediyordum. Eve bu lazim, eve su lazim derken. Ben boyle kendi gozumde yerin dibine dogru girerken S ise tam ters yonde buyuyordu. Ne iradeli adam, manasiz seylerin pesinden hic kosmuyor, insan dedigin boyle olur, falan filan...
Sonra farkettim de, sorun bende degil. Sorun S.de. Akli yetmediginden o oyle, benimse aklim yetiyor!
Mesela, asla asagida yazdigim gibi bir sahne hayatimiz boyunca yasayamayiz.
Bir pazar aksami, yemekten sonra, oturdugu koltuktan bana dogru donup, dusunceli gozlerini hafifce kisarak, "guzelim, dondurma kaselerimiz yok bizim, bir ara alalim, unutturma da" demez.
Durmadan avuçlarım terliyor, İnildiyor ardımdan Girdiğim çıktığım kapılar. Trenim gecikmeli, yüreğim bungun, Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar. Ne zaman bir dosta gitsem, Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta. Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim, Rakım bir türlü beyazlaşmıyor. Anahtarım güç dönüyor kilidinde, Nemli aldığım sigaralar. Ne zaman bir dosta gitsem, Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum, Bir müzik kutusu başucumda Ve ayımın gözleri saydam. Kimi zaman gardayım Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar. Ne zaman bir dosta gitsem Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde, Cebimde yazılmamış bir mektupla. Bana karşı ben vardım Çaldığım kapıların ardında, Ben açtım, ben girdim Selamlaştık ilk defa.
Yeni duzenimde en cok sabah aksamki yol seruvenini seviyorum yine. Cok alisilmis, ezberlenmis bildik bir yol duzenim olsun istiyorum. Elbette Istanbul'da yol zevkini dibe vurdurtacak cok dis etki var ama yine de guzel.
Simdilik S.nin evden cikis zamanina denk gelmek icin erkenden evden cikisim ve duraga gidip bir on dakika orada fazladan bekleyisim var mesela. Onu, her zaman tahilli pogaca aldigim firina varmadan bir onceki sola donen sokakta birakiyorum. Illaki arkasina donup bakiyor bana, ne kadar gec kalmis olsa da (ki anlamiyorum neden hergun israrla kosa kosa gidiyor ise, bes dakika evde elini hizli tutmak yerine! bu konuya girmeyeyim, tepem atar)
Henuz durak arkadaslari edinmedim. Kastettigim ahbaplik da degil ama hergun gorecegim, gormeyince, bugun nerde acaba, hasta mi izinli mi diyecegim kisiler pek yok.
Iki genc var. Belli ki stajyerler (bu defa dogru yazdim mi?) birisi yabanci, avrupali tipi olan bir oglan. kizsa cirkince bir sey, oglana hisler besliyor olabilir. cirkin ama tarz sahibi bir kiz. ozgun ve havali bana gore... ama yine de pek sansi yok. Oglanin akli havalarda gibi.
Bu hafta ekibe yakisikli mi yoksa bakimli mi diyecegimi bilemedigim bir adam katildi. Soforun adamla ingilizce konusma girisiminden anladigim kadariyla adam Alman. Saskinca ama saskinligini hic gozunden cikarmadigi gunes gozlukleriyle saklayabilecegini sanacak kadar da acemice tavirlar sergiliyor. Yol boyunca bulmaca cozuyor. Turkce bir gazete ekinden. Belki bir ara sohbet ederiz. Iyi olur. Kesin evlenip gelmis Istanbul'a. Esi turk olabilir.
Ha, bir tane de kendini firlama sanan, araca her binene acaba bu mu aradigim kadin diye bakan bir genc var sabah ekibinde.
Aa unutuyordum birtane de tum kalabaliga, trafige ragmen , benim pek ciddiye alamadigim dindar kitaplardan okuyan turbanli bir kiz var. Kitaplarinin adlari "Mahsun gul", "Huzur sizizi" gibi icli isimler oluyor.
Basta soyledigim gibi degilmis meger durum, ekibi kurmusuz bile.
* Bedri Rahmi Eyuboglu, Han Kahvesi (cok guzel bir resim)
Haftasonu cok uzundur (11 yil) gormedigim, pek haberini alamadigim bir arkadasimla gorustum. Meger nasil da ozlemisim. Sanki onceki gun okulun onunde cayirda cimende oturup konusmusuz, sonra ben otobuse binmis eve gitmisim de ertesi gun yine sirita sirita karsilasmisiz gibi oldu. Sonraki gun de bugun de yine goresim geldi. Yakinlarda olsaydi keske. Onu hergun okulda gorur gibi gorsem keske.
Blogu ona soyledim bir laf arasinda. Insallah unutmustur..:)
Epeydir olan bitenleri yazmamisim. Sanki fotograf albumune bakip da eskileri hatirlar gibi ben de blog sayfama girip, eski yazilarimi okumaya bayiliyorum. O yaziyi yazdigim zamanki havayi, cevredeki kokulari, hatta uzerimdeki kiyafetleri bile hatirliyorum neredeyse. Muhtesem bir firsat bence bu.
Gecen ay annemle babam geldiler ve bir hafta kaldilar bizde. Ilk defa geldiler evimize. Ne guzel oluyor ev anne baba gelince. S.'in anne babasi gelince de oyle olmustu. Evdeki tum tamirat, tadilat islerini yaptilar, anneler yemekler pisirdiler, ekmek almadan tutun da her ihtiyaca kadar babalar kostular... pek, pek guzeldi.
Annemleri ucaga yetistirmek icin sabah bes gibi uyandik ve o andan baslayarak 48 saat boyunca surekli agladim. Anlamadim neden boyle oldugumu ama gozumun yasi durmadi hic. Iki gun telefonda bile konusamadim dogru duzgun, surekli agladim... Babam, sorun mu var kizim, niye oradayken soylemedin, dedi. Annem, niye dusunup seni de yanimizda getirmedik ki, cok pisman oldum simdi, dedi... off iste cocukluk yaptigim ama...:)
Sonra hatirlamisken soyleyeyim, mango cekirdeginden mango agaci yetistirme girisimim var bir de. kocaman cekirdegini cam bir kavanoza koydum ve her gun suyunu degistiriyorum. iki haftaya kadar filizlenecekmis, sonra da saksiya dikecegim.
Bir ay once aldigim lale sogani annem buradayken oyle guzel acti ki ve boyu uzadikca uzadi ki, gidip gelip ona baktim her gun. Annem, nazar degdireceksin, yapma boyle dedi ve sonraki gune lalenin boynu kirilmisti, cok uzamaktan..:( boyle aci gunlerim de oldu....
Hani yasli komsularim vardi ya, arada pasta borek goturup taciz ettigim, onlar geldi bir de gecen gun bana misafirlige... Oglene dogru haber verip, ogleden sonra geldiler. Halimi gormeliydiniz. Yasli teyzelere yalakaligim yine doruk noktasindaydi. Guzel cici elbise giydim, annemin verdigi dantel tepsi ortusunu cikardim, harika cicekler aldim saksiya, kahvenin yanina lokum koydum, pasta, borek yaptim falan... anama babama yapmadigim hizmeti yaptim... Tum apartman dedikodularini ogrendim.. Ikisi de cok sekerdi. Bana minik ev hediyeleri getirmislerdi... Dun, o yasli teyzelerden biri Afyon'dan getirdigi ekmekten ve lokumdan getirdi biraz bana. S. benim bu iliskilerimden biraz tedirgin, bayramlarda falan komsu gezmelerine gideriz diye korkuyor..:)
4 katli evimizin bahcesinde, taa catiya kadar uzanan sedir agaclarindan birinin, tam bizim camdan gorulecek kisminda bir karga yuvasi var. bir haftadan fazladir bir kargacik surekli yuvada, gak gak diye otuyor. Kotu olmasina ragmen halinden dolayi ona da sesine de buyuk saygim var. Ogleden sonralari tam da gunes o camin onundeki kanepeye vurunca, oraya oturup basliyorum onu izlemeye, bak ikimiz de evimizdeyiz, hava da guzel, senin bebeklerin olacak, diye kendi kendime onunla saf salakca bir iletisim kurmaya calisiyorum.
Bir yuva daha var evin bahcesinde. Arka taraftaki balkonlarin dibinde, yerde, betonun ustunde. Evsiz bir adam bu kisi orada gecirdi. Bir kac defa bahceden cikarken karsilastim onunla. Baska yonlere bakip benimle gozgoze gelmemeye calisti. Ben de aynisini yaptim, hafif tedirginlik, korku ve cekinmeden sanirim.
Taa kisin en soguk gunlerinde alt katta oturan amca onun battaniyesini, yorganini alip, evin onundeki cope koymustu. Boyle yapiyorum ama vicdanim da hic dayanamiyor, su sogukta betonun ustunde yatiyor bu adam, demisti. Kisacasi adami gondermek icin kisin gecmesi, baharin gelmesi beklendi.
Bugun, kargamin yuvasina bakarken copte kirli yorgan ve battaniyeleri gordum. Bahcemizdeki yuvalardan birisi sanirim artik dagildi.
Acik Radyo Destek Gunleri cok eglenceli bir sekilde devam ediyor. Destek olmayi ihmal etmeyin lutfen. Bir kac kisi ortak olarak da cok minik paralarla destek olabilirsiniz.
Birinin yardim istedigi zamanlarda aklima artik hep Knut Hamsun' un Aclik romani geliyor. Ya gercek anlamda acsa, midesi bombossa, su kalabalik icinde acliktan olebilecek durumda ise, sorusu kitabi okudugumdan beri aklimdan cikmiyor.
Aman, ben vermesem, ben destek olmasam baskasi destek olur fikrine kapilmayalim lutfen.
Destek icin telefon numarasi : 0212 343 41 41
(Programlar cok eglenceli ve guzel, kacirmayin. 28 Mart'a kadar devam edecek)
Guzel tostlu kahvalti. Yine sucuk!!! yanima yaklasilmamasi lazim iki gun..:)
Sonra Moda'da arkadaslarla bulusma. Biraz yuruyus. Eski iskelede cay, kahve. Sonra, yogurtcu parkina kadar sahilden yuruyus. yine cay molasi. tekrar ev. sabahtan tuzu ciksin diye suya biraktigim asma yapraklarindan sarma yapma isine girisme.
Saat neredeyse aksamin altisi oldu. bakalim yemek ne vakit hazir olacak! Baslayayim ben hemen.
Simdi eski Nukhet Duru sarkilari dinlemeye basladim. Sen ve Ben sarkisi calisiyor su an. Hava disarida huzurlu, guzel. Bu sarkilar da bu gune cok yakisiyor. Ask sarkilari. Siz de Bir Nefes Gibi sarkisini dinleyin istedim. Guzel haftasonlari. Umutlu olalim. Sizi seven kardesiniz T.T. :)
Dun, isini yaptigim bir adamla cok pis kavga ettim telefonda. iki aylik emegim kesin bosa gitti. Hic bir bedel odenmedi karsiliginda.
Sonra internette bu firma ve adam hakkinda bir mesleki forumda yazilanlari ve daha kac kisinin canini yakmis oldugunu, emeklerini gasp etmis oldugunu gordum. Daha da ofkelendim.
Haksizliga ugramak insani cok ofkelendiriyor. Asagilanmis hissetmeyi saymiyorum bile. Gece boyunca beddua ettim adama. Burnundan gelsin, gittigin yoldan donemeyesin, seklinde. Ne kadar cabalasam da koklerimden kaynaklanan kana kan, dise dis intikam anlayisindan kendimi koruyamiyorum.
Bu sabah tv karsisinda pilates yaparken (keyfe bak!) kapi caldi. Cok aylar once S.'in annesigiller gelmeden ortaliga cekiduzen versin diye cagirdigim temizlikci kadin! Bu sokaktan geciyormus da bir ugramis. Ben acaba telefonunu mu kaybetmisim de onu hic arayip cagirmamisim, diye sormak istemis. Hep evde olan biri icin temizlige bir de yardimci cagirmak zoruma gidiyor valla, dedim. Camlarin haline bakinca bu dediklerim bos geldi ona ama olsun.
Pek zor durumdaymis. Isleri cok kotuymus. Zaten boyle islerde calismak zorunda kalan cogu kadin gibi tembel ve calismayan bir kocaya sahip. Utana sikila cok darda kaldigini tekrarladi. Sen en rahatisin, cocuk yok basinda, derdin yok, dedi. Ben bilmiyor muyum evimin hanimi olmayi ama napayim, basimda 3 cocuk var, dedi. En kisa zamanda ben ararim oyleyse seni, dedim ve bir cay ictikten sonra utana sikila gitti.
Onceki gelisinde ona eski mutfak esyalarimdan bir paket yapmis ve vermistim. Oyle sevinmisti ki, verdigim epey eksik parcali, kirik porselen takimi ve caydanligi alirken. Nasil neseyle gitmisti evine, anlatamam.
Bu nasil bir salak dunya ya? Herkes kendine gore umutsuz ve perisan halde.
Dun S. bana bir hikaye anlatmisti. Size de anlatayim.
Zamanin behrinde bir hukumdar yasarmis. Ucsuz bucaksiz topraklara sahipmis bu hukumdar. Bir gun imparatorlugundaki en bilge adamlari toplamis etrafina. Demis ki, ben gelmis gecmis en buyuk hukumdarim, hakim oldugum topraklar gibi bilgeligim de ucsuz bucaksiz olmali. Bana oyle kitaplar hazirlayin ki, tum insanlik tarihini kimsenin bilemedigi kadar iyi bileyim.
Bunun ustune tum bilgeler bir araya toplanmislar ve hukumdarin istegini gerceklestirmeye cekilmisler. Arada 10 yil gecmis ve hukumdarin huzuruna yanlarinda getirdikleri 4-5 essege ancak yuklenmis kitaplarla cikmislar.
Hukumdar kitaplari gorunce, ben iyice ise guce dalmis bir adamim, bu kadar kitabi okuyacak bos vaktim yok, gidin ve bana bunlarin daha azaltilmis halini getirin.
Bilgeler gitmis ve bir on yil sonra tek essege yuklenmis kitaplarla gelmisler.
Imparator bunlari gorunce, aradan 20 yil gecti, ben eskiden genctim ama artik omrum de kisaldi, istesem de bu kitaplari okumaya zamanim yetmez, gidin ve daha da ozetleyin insanlik tarihini, demis.
Bilgeler gitmis ve bir 5-10 yil sonra tekrar gelmisler. Bu defa ellerinde tek bir kitap varmis.
Bu sirada artik hukumdar yataga dusmus, olmek uzereymis. Elinde kitapla yattigi odaya giren bilgeye, goruyorsun halimi, omrum son buldu bulacak, bu bir kitabi bile okuyacak gunum kalmadi, insanlik tarihinin ozeti olan bu kitabin ozunu sen soyle bana, demis.
Bunun ustune bilge, hukumdarin kulagina uzanmis ve "dogdular, aci cektiler ve olduler" demis.
Evim tam ev oldu. Geleni gideni eksik degil. hatta mart ayinda sunlar sunlar geliyor, siz su aya gelin gibi ayarlamalar bile yapar oldum. Genelde yatili misafirim var. Gerci gelenler pek misafir gibi degiller. S. farkinda degil gelen gidenin. O hep calisiyor. Cok calisiyor. Canim.
Keske yasli bir misafirim gelse. Erkek olsa. Burnuma yasli adam kokusu gelse. Oksurugune aldirmadan tutun saran, sert ve kirisik elleri, yuzu tutun kokan.
Insana etrafinda ya bebek ya da yasli lazim. Vicdan icin, merhamet icin, sabir ve huzur icin gerekli sanki. (sakin akliniza hep annemin aklina gelen gelmesin!)
Hadi oynayalim. Tikla, oyna! Oynamayanin kaynanasi olsun :)
Pisikopati de beni mimleyeli cok oldu ama ancak cevap veriyorum ve o da kusura bakmasin lutfen.
1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Ee, kalksin tabikine. 2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden? - Ee, kaldirilsin tabikine. Kaldirmiyorlarsa da baraj cok ufalsin.
3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın? -Buna halk diledigi gibi karar versin. Adayi egitmek yerine halki egitmek en dogrusu gibi.
4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor? -Su siralar hic bir anlam tasimaz oldu. Zaten oyle bir donem ki, kim ne diyor, ne yapiyor anlasilmaz oldu. Bir karmasadir gidiyor. Yasin yaninda kuru yaniyor, kurunun derdi anlasilmiyor. Herkes birbirine camur ve iddaalar atip duruyor. 5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?) -Bir 10-15 yil once ordunun bu hallere dusecegi akliniza gelir miydi hic?
kattiyyen gelmezdi.:) zaten kizlarinin kolundan tutup da tv'ye koca bulmaya cikaran babalar analar olacagi da gelmezdi aklima. Serdar Ortac'in Ahmet Kaya'dan ozur dileyecegi de. Ki ozru asla kabul gormeyecektir zannimca. O gune ait goruntulere tekrar bakmak lazim. Onunla birlikte kimler alkis tutuyordu, simdi neler diyorlar? Yuzu kizarmayan insalar dunyasi bizimki. Neyse costum ben, bir sonraki soruya geceyim..:) 6) Mimlediğimiz bloglar ve linkleri… Ben de bu mimi Elestirel Kardes'e gonderiyorum.
Asli beni mimleyeli cok oldu ama ancak cevap veriyorum, kusura bakmasin artik.
1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla? ---Anton Cehov- Butun Oykuler Harika Cehov oykuleri, Rus edebiyatina hasret duyuldugunda sakinlestirici olarak bir duble almak icin birebir. Cehov'u ilk bana S. okumaya baslamisti. Geceleri uyumadan birer oyku okuyordu.
---Deutschland Erzaehlt (Almanya anlatiyor denebilir) serisi. 46 Alman yazardan harika oykuler var. Mesela Heinrich Boll, Thomas Mann, Arthur Schitzler... . Ara ara almanca pratik yapmak icin iyi oluyor.
---Nahid Sirri Orik - Bilinmeyen Yasamlariyla Saraylilar 1800' lerin sonlarinda dunyaya gelmis biri olarak yazarimiz saraylilarin dunyasini iyi biliyor ve birebir taniklik etmis. O yuzden biraz dedikodu, biraz belgesel niteligi olan guzel bir kitap. Saray yasami hakkinda cok az bilgim oldugu dusunulurse bana iyi geldi.
Yeri gelmisken baska bir kitap adi vereyim, Osmanli'nin daha erken donemi hakkinda bana cok daha fazla fikir veren bir kitap, Stephan Gerlach'in Turkiye Gunlugu 1573-1576. Avusturya elcisi olarak 1573'de Istanbul'a gelen Gerlach'in gunlugunde donem halkinin gundelik yasantisi, saray ve devlet idaresi hakkinda daha once hic bir yerde karsilasmadigim bilgiler var. Ayrica yazarimizin dili de pek ilgi cekici ve akici.
2. En son aldığınız kitap/kitaplar? En son bir kac mesleki kitap aldim. Tasarim masarim iste. Ha, bir de Ulusal Demokratik Mucadelede Kurt Asiretleri adli bir kitap.
3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz? Sabahattin Ali-Kurk Mantolu Madonna, Melville- Katip Bartleby, Orhan Pamuk-Kara Kitap/Yeni Hayat, Ahmet Hamdi Tanpinar - Saatleri Ayarlama Enstitusu, Dostoyevski... John Kennedy Toole - Aliklar Birligi. Ilk aklima gelenler bunlar ama belki bunlardan da cok sevdiklerim vardir.
4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar? Hmmm, ilk aklima gelenler Orhan Pamuk - Kar, Ahmet Altan-Aldatmak ve Henry Miler - Oglak Donencesi (bu kitabi dogru zamanda okumadim belki, bilemiyorum.)
5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap? Tanpinar-Yasadigim Gibi, Kor Saatci-Richard Dawkins, Dostoyevski-Delikanli
Ben de birilerini yakayim simdi...:) Dilerlerse cevaplasinlar sorulari. Simon, Sofra (epeydir ortalikta yok ama), Miso.
Yeni hediye kartlari ve kitap ayiraclari serisi. Rengarenkler...:) Daha cok renk gormek isteyen buraya tiklayabilir. Disarida kapali ve kasvetli bir hava var, iyi gelir diye dusundum..:)
Bugun yeni programina baslayan Turkan Soray ne kadar icten selamladi seyirciyi. Gozleri doldu, heyecanlandi. Icten ve iyi bir kadin oldugu nasil da belli. Ve ne kadar guzel! Yasi ilerledikce, hatta daha da yaslandikca hep guzel kalanlardan. Sacma sapan estetiklerle tum guzelligini yok edenlerden degil. Zamaninda cok guzel kadinmis dedirtenlerden. Biraz da utangac sanirim, halen tutuk ve cekinerek konustuguna gore.
Bugun aksam "Düşüş"u izledik. Nahid Sırrı Örik’in “Sultan Hamid Düşerken” adlı romanından Kemal Bekir’in yazdığı tiyatro oyunu. Guzeldi. Tarihimizin onemli bir donemini oldukca iyi gosteriyordu.
Her tiyatroya gidisimde sasiriyorum, kanli-canli insanlarin karsimda bir oyun sahneliyor olusuna. Bu donemin, bu cagin icinden degil sanki tiyatro. Modern bir tiyatro oyunu bile olsa, ruhu bambaska tiyatronun, cok eskiden kalma bir dunyanin icine girer gibi oluyorum, her defasinda. Ve yine her defasinda kanli-canli insanlarin orada performansini izlemenin bedelinin sinemaya gore ne kadar ucuz oldugunu dusunuyorum. Sinemada cok para kazaniliyor. Anlamsiz yere cok pahali bence biletleri. Haksizlik.
Yeni yila S.'nin ailesi ile girdim. Ankara'da. Bir kis gunu bir aile ile evde tatil nasil olursa oyle gecti. Yemekler, ickiler, televizyon, babanin komikligine gulme, annenin hamaratligina hayret etme, yegenin derslerine yardim etme, misafir gelen dayiya saygi ve sevgiyle bakma seklinde.
Hersey iyi hos ama ben kendimi onlarin yaninda sanki seyiplenmis (sozluge bakin) gibi hissediyorum. Iyi bir aileye evlatlik verilmis cocuk gibi. Evlatlik gelen cocuk incinmesin, herhangi bir sozu ima gibi anlamasin, sevildigini bilsin diye cabaliyor onlar. Bense engel olamiyorum, annem nerede benim diye iclenmeye ve arada bir gozlerimin dolmasina.
Yeni yil da geldi. 2009 beni donunda calkaladi, felegim sasti. Bakalim 2010 basima ne isler getirecek?
Acayip tipler bulup duruyorum surekli. Gecen kargo getirdi bir adam. Ismimi duyunca uzun bir sohbete basladi. Bu memleketin nasil fasist oldugundan tutun da, zamaninda cim bicer gibi kendisi gibi adamlarin nasil baslarinin ezildiginden... Sinif farki hic bilmeyen koyunden... Adam bunlari anlatirken hem ona teselli vermek istedim hem de engel olamadigim sekilde biraz korktum. Evde tekim ve kapida bir adamla uzunca sohbet ediyorum. Dunya o adamin hayalindeki gibi olsaydi, onu kesin iceri davet eder, bir kahve yapardim ona, hizlica icip, dinlensin, icini de rahatca doksun diye... Ama dunya bambaska...
Sonra biri aradi gecen gun, USB Stick'imi bulmus yolda, icindeki CV'den bana ulasmis. Onu bana verecekmis. Stick'i yolda gorsem ayagimin ucuyla bakmam ben, yamulmus, eski bir seydi. Satsam bir vapur jetonu bile veren olmaz. Ama onu bana iletmek icin zahmet edip, telefon eden, benimle bulusma yerine gelen bir adam da var . Cunku insanlar da bambaska.
Bir evin kahvalti sofrasi cok mahrem degil mi? Aksam yemegine biri aniden gelse sorun olmaz, bir tabak daha cikarilir, olur biter. Ama kahvalti hic oyle degil. Aniden gelen bir misafire, icinde bes tane buzusmus zeytin, koseleri biraz sararmis ve kurumus peynir, ustune ekmek kirintilari dokulmus recel tabaklariniz hic ama hic istah acici gelmez. Ev sahibi olarak, az once istahla yediginiz sofradan utanip, cekinebilirsiniz bile. Evet, her evin kahvalti sofrasi o evin mahremi.
Sanirim komsulara arada bir yaptigim pasta boregi goturmem hic iyi bir davranis degil. Onlari da tabagi dolu gondermeye zorluyor olabilirim. Napayim, hepsi yasli komsularin, aman da kizim ne guzel yapmissin, demeleri hosuma gidiyor. Bir de ne yapsam iki kisilik olmuyor, cok oluyor. Bugun sondu, bir daha goturmeyecegim, gereksiz bir temas belki de.
Tum bayrami, insallah kapimi calan olmaz, diyerek gecirdim. Hem cok fazla yapacak isim vardi hem de ev fena haldeydi. Yaklasik iki haftadir dogru duzgun supurulmemis, tozu alinmamis haldeydi. Belki normal bir ev buna dayanir ama benim yaptigim islerden dolayi evin ici kagit, kumas ve bir dunya malzemenin tozuyla, parcaciklariyla doluyor. Sonra kanepe, masa evde ne varsa hepsinin ustune bir seyler atilmis durumda oluyor. Bir duzen tutturamadim halen. Yani, bayram tatili evin icinde deli gibi calisarak gecti. Fakat bugun artik her kosecige siginmis, gizlice ve urkekce bana bakan irili ufakli toz obeklerini evde daha fazla barindiramayacagimi dusunup temizlige giristim ve su saatlerde bitti. Ev mis gibi. Simdi, tekrar calismaya devam edecegim, ama bu defa biraz daha duzenli...
Teyzem hep, allah razi olsun, tirnaginiza tas gelmesin, derdi eger onun evinde ufak da olsa bir ise elimizi atmissak. Ben biraz abarttigini dusunurdum. Iki bardak yikadim diye bu kadar duaya, lafa gerek var mi, derdim. Ama simdi anliyorum onu. Evin tum isleri sana ait oluyor, eger ev kendi evinse. Birisi ufak da olsa yardim etse, cok ama cok buyuk hayra geciyor.
Bayraminizi kutlarim. Bayram tatlisi olarak sutlac yaptim. Gelen giden olmadigindan ye ye bitmiyor...:)
Bir donem, hatta gencligi boyunca kocasindan cekmis kadinlar, ellili yaslarindan itibaren birbirlerine cok benziyorlar. Algilamalari problemli, dalgin, asiri hassas ve aglamakli, dogru yerde dogru tepkiyi veremeyen hale geliyorlar. En belirgin ozellikleri; kendilerine, gecip giden omurlerine cok aciyorlar. Bu enkaza donusmus kadinlarin kocalariysa bambaska bir alemde.
Kac gundur ruyalarimda bok icinde yuzuyorum. Hatta, gelip temizlesin diye anneme haber saliyorum. Annem, bok iyidir, paradir, evin dolsun tassin insallah, dedi. Manyak miyiz neyiz?
☻ Geçen günkü deli rüzgarda korktuğum olmamış ve pencerenin önündeki ağaca yerleşmiş kuş yuvası dağılmamış, sapasağlam.
☻ Evin içinde çok güzel bir aydınlık var.
☻ Yapılacak çok işim var ve günlerdir beklediğim sakinlik bugün geldi. Hepsi yapılır.
☻ Pisikopati hediyesini beğenmiş, aradı teşekkür etti. Çok sevindim. Ne kadar zarif. Ben de böyle olmalıyım.
☻ Bir sipariş alıp, sonrasında onu hediye etmeye karar vermiştim ve onun sahibi de bugün hediyesini beğendiğini yazmış. Günlerdir cevap yazmayınca istediği gibi olmadı ve beğenmedi diye üzülmüstüm.
☻ Şimdilik günün tek sorunu akşama ne pişireceğime karar vermemiş olmam. Bu cümleyi yazar yazmaz aklıma geldi, dolapta haftalardır bekleyen 3-5 kabak vardı. Halen hayattalarsa onları yenecek hale getiririm.
Bankanin rihtimdaki subesine gittigimde aldigim gise numarasina sira gelmesi icin altmis kusur insani beklemem lazimdi. Deneyelim, bekleyelim dedim. Iceride, sol tarafta disariya yerlestirilen bankamatiklerin dayandigi kisimda bir kac gorevli ugrasiyordu. Onlara yanasip, izleyeyim dedim. Nedense etrafa karsi tedirgin bir havayla bakiyorlardi. Sanki paralar ortada duruyor da, birden biri kapip kacacak gibi. Benim ilgili bakislarima da dikkatle baktilar. Hic kacirmadim gozumu ve iyice onlara dogru yaklastim, onlari iyi goren bir noktaya oturdum. Bir zaman sonra, onlar halen islerini yaparken iyice diplerine girmek icin kalkip yakinlarindaki brosurlerden almaya yeltendim. Iyice dikkat cektim. Ama ozellikle yaptim. Bir halt oldugu yok ortada, guvenlik icindeler, e ne o artistik pozlar? Siz o havaya girersenin ben de bankaya durum tespiti yapmaya gelmis soyguncu rolune sokarim kendimi. Iki taraf da cok amator oynadik gerci.
Neyse, baktim sira ilerlemiyor, yanastim bakamatikle ugrasan guvenlik gorevlilerine ve yakinlarda nerede baska subeleri oldugunu sordum. Moda ve Bahariye'de varmis. Ooo cok daha iyi, eve daha yakin oralar ve kesin daha tenhadir deyip, Bahariye subesine gectim. Burasi ne tatli bir sube bilemezsiniz. Tam sevdigim gibi banka calisanlari var. Su her bankanin giselerine oturttugu gencim, guzelim, sacimi da hep fonletirim kizlarindan yoktu orada hic. Bu genclere gicik degilim ama sanki banka calisanlari yaslari gectikce bizim hic haberimiz olmadan toplanip, topluca yakiliyor hissi olusturuyorlar bende.
Bir tane genc kiz vardi o da staj(y)er gibi bir seydi. Digerlerine gelince, yasli, beyaz sacli, sanki yillardir icki sigara icmekten gozaltlari torba torba olmus adamlar. Su diger bankalarda calisan kadinlar gibi, ayaga kalkip da subenin icinde salindiklarinda gozlerinizle onlari takip etmekten kendinizi alamadiginiz kadinlara hic benzemeyen, guzel bile denilemeyecek kadinlar vardi. Hepsinin yasi almis yurumus. Oh, ne tatlilar. Memur sicakligi boyle olur. Cok sevdim orayi. Siram gec gelse bile ben bunlari oturur zevkle izlerim dedim ve basladim beklemeye.
Giseler disinda bir masa vardi. Digerlerinin amiri edasinda bir kadin oturuyordu. Yuksek sesle bir seyler soyluyordu ona buna. Sonra bir adam geldi masasina, pek yaslica. Sanki eski musteri gibi... Adam oturdu masanin onundeki sandalyeye, kadin cok icten bir sekilde halini hatrini sordu. Adam pek iyi duymadigindan hepimiz kadinin sorularinin tekrarlarini duyduk. Karisi biraz rahatsizmis amcanin, onu anlatti. Sonra cep telefonunu cikarip, zar zor bir seyler yapti ve telefonu kadina uzatti, al konus diye. Kadin afalladi ama hemen cakti durumu ve anladigim kadariyla hic tanimadigi yasli bir kadina kisaca kendini tanitti ve halini sordu. Kadin cay soyleyeyim size diye israr ederken amcaya aniden kolumda buz gibi bir el hissettim. "sifir liraya sifir faiz varmis, haha haa! ay cok komik" dedi yanima ne vakit gelip oturdugunu anlamadigim yasli kadin duvarda asili faiz tablosunu gostererek. "Bak dusmus faiz, ondu ama simdi sekiz olmus. zaten X. hanim demisti bana, Selma'cim faizler dusmus diye". Cok sey soylemek, muhabbete girmek istememe ragmen diyecek laf bulamayip gulumsedim sadece. "Ayy ben ne kalin giymisim ya, hirka, mont, off "diye tekrar basladi kadin. "Ama eliniz cok soguktu" dedim. " Evet, bende hastalik var, elimi yikar dururum, evden cikmadan yine yikamistim, evim cok yakin buraya" dedi. Sonradan iyice farkettim, kadin sabun kokuyordu. Tam o anda sag yanimizdaki sirada bekleyen ust/on dislerinin sadece ortasinda bir tane dis kalmis bir kadin daldi lafa. "Ama sen de sanki sekseklikler gibi giyinmissin caniim, hava hic de serin degil" dedi yasli kadina. Yasli kadin seksen yasinda kesin vardi ama digeri onu biraz hos tutmak istediginden oyle dedi sanirim. Ben oyle anladim. Sonra kapidan bir adam girdi. Haci hoca tipliydi. Hani oylelerinin giydigi takimlar vardir ya, genelde gri renk olur ve mahalle terzisinin elinden cikmis gibi gorunur. Normal ceket pantalon degil de, baska bir havasi vardir. Iste onlardan vardi ustunde ve tertemiz bir cember sakal. Bizim gruba dogru yanasmak ister gibi bir hali vardi. Sanki firsati bulsa da lafa katilsa gibi... Durdu biraz tepemizde. Sonra diger yana, masada oturan ve tekrar cay icmeyi teklif eden kadin gorevli ile yasli adama bakti, bir kac adim onlara yaklasti sonra tekrar soguyan havalara gecmis sohbetimize bakti ve disarida beklemeye karar verip, cikti.
Eskiden ağız tadıyla efkarlanırdım. Söyle dertli bir şarkı türkü dinleyince, gözüm uzaklara dalar, yakında varsa bir pencere onun önüne koşar, gökyüzünü seyrederek düşlere dalardım. Bir şeyleri özlerdim. Hatırlar, hatırlar efkarlanırdım. Özellikle Almanya'da okuduğum şehirde iken. Pencereme karşı bakan apartmanın dili olsa da konuşşa!
Şimdi ne vakit bu hissiyata girsem, bir bakıyorum S. dibimde ve bana bakıp gülümsüyor. Tadı kalmadı bu işin. Ahan da şimdi de öyle bir hal. Ama ben bunları yazarken arkada çalan müzikten etkilendiğimi, gözlerimin ıslandığını farkettirmeden, tam tersi ekrana mal mal bakarak bunları yazıyorum.
Dertlenmek için özel alan lazım bana. Ben böyle görmüşüm. Öyle katıksız lay lay lom mutluluk olmaz. Dertli olmak lazım.
Dun gunes ne guzel batti. Bu siralar havalar ne kadar da guzel Istanbul'da, degil mi?
"Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehirde, Kristiania'da aç sefil sürtüyordum o günlerde... Tavan arasında uyanık yatıyordum, alt katta bir saatin altıyı vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık, insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı."*
Filmlerde olmuyor ama ozellikle kitap okurken cok oluyor. Kitaptaki kahramanin tasvir edilen tavrindan supheye dusuyor ya da onu taklit edesim geliyor. Mesela, iki kolu havada iken nasil arka masaya yan yan bakar birisi, ya da bayan Arnoux (Flaubert - Ask Egitimi) nasil bir ifadeyle sarki soyler, diye dusunup, okumaya minicik bir ara verip, basimi kitaptan kaldirip, caktirmadan taklit ediyorum.
Yukaridaki paragrafi yazdiktan sonra ara verip bir film izledim. 2005 yapimi Capote. Tiffany'de Kahvalti romaninin da yazari Truman Capote'nin yeni romanina konu olarak sectigi bir cinayet olayini arastirma surecini kapsayan biyografisi. Carpici bir filmdi. Unlu roman yazari 1959 kasiminda New York Times'da bir haberle karsilasir, bir aileden dort kisi kanli bir sekilde oldurulmustur. Bu konu onun ilgisini ceker fakat onun esas ilgilendigi ve onu bu olayi incelemeye iten sey cinayetin kendisinden cok, boyle bir cinayetin ufak bir kasabadaki etkisinin nasil oldugudur. The New Yorker icin bir roportaj yapma amaciyla kasabaya gider ve katillerle tanisir. Bu tanisma zamanla dostluga donusur ve alti yil suresince, onlar infaz edilinceye kadar surer. Ben burada keseyim ve bu filmi izlemenizi siddetle tavsiye edeyim. (Bana Foucault'nun Bir Aile Cinayeti'ndeki katil Pierre Riviere'i hatirlatti bu film)
Filmi izlemeden once, bu gunlerde okudugum kitaptan bir paragrafi buraya yazmayi ve bu paragrafin hangi kitaptan oldugunu hatirlayan var mi diye sormayi dusunmustum. Filmin etkisiyle hafif kararsiz (hani birden anlamsizlasir ya bazi gundelik istekler, duygular) kaldim ama yine de yaziyorum asagiya, belki birisinin ilgisini ceker.
" Boylelerinin en belirgin ozelligi, gercekten omurleri boyunca barutun icadinin mi, Amerika'nin kesfinin mi daha gerekli oldugunu, kendilerinin de neyi bulmaya hazir olduklarini bir turlu anlayamamalaridir. Ama kesiflere karsi duyduklari ozlem, Kolomb'u ya da Galileo'yu bastiracak guctedir" (ipucu; sayfa 497)
Hangi kitaptan oldugunu bilen var mi?
(aci gercek: bu laflari nedense ustume alindim biraz!)
ipucu 2 (sayfa 538) : "- O kadar iyi, o kadar duygulusunuz ki, bazen size aciyorum Prens. Tanri sizi korusun. Hayatiniz askla dolu olsun. Benimki ise bitti. Bagislayin beni, bagislayin!
General, yuzunu elleriyle kapayarak cikti. Ihtiyarin bir basari sarhoslugu icinde oldugu belliydi; heyecaninin ictenliginden kusku duyulamazdi. Prens, onun tutkuya varan yalanciligini, ama yalaniyla mest olunca da, kendisine inanilmadigi kuskusuna kapilan yalancilar sinifindan oldugunu biliyordu..."
Tam 3 saat icinde tum evin tozunu aldim, yerleri supurup, sildim, banyolara el attim, ardindan, kurufasulye, pilav, corba, borek, iki cesit salata ve kozlenmis biber hazirladim, bugun yatili gelen misafirlerim icin. Ama ne oldu? Saat dokuza geliyor neredeyse ve ne S. geldi halen ne de misafirler. Misafirler gece 12 gibi gelecekler sanirim. Istanbul'a varir varmaz Anadolu Atesi gosterisine gitmisler. Niye paralandimsa ben onca vakit. Ha, o 3 saatin icinde alisveris de var. Yemekteyiz de yarisma mi!
(Not: demin tek basima oturup yemegimi yedim, kimseyi beklemeden! Cayi da simdi koydum ocaga. Yanina da cips aldim. Insan caninin kiymetini bilmeli, her sey bosmus..:)
Dun Almanya'yi dusundum epey. Nedendir onu hic hasretle anmadigimi, tahmin ettigim kadar ozlemedigimi. Bu gece ruyamda oradan ayrilisimi gordum. Icim sizlamiyor ama ya icim sizlarsa diye, sehrin bazi yikik dokuk sokaklarinda geziyorum, o vakit huzunleniyorum. Sonra, tam bana gore bir sacmalamayla, okuldan bir hocamin da oldugu bir grupla birlikte Turkiye-Almanya futbol macini izliyoruz. Ben oturanlara hizmet ediyorum. Sonra bir sekilde, bir an oradaki profesorumun elini tutuyorum. Iste bunu ozleyecegim, diyorum icimden. Elimi eline iyice bastiriyor o da, birakmiyor. nasil bir sefkatle bakiyor bana. Ben onun boynuna atilip, hickira hickira aglamamak icin zor tutuyorum kendimi. (hocalarini ruyasinda boyle sevgiyle goren baska sapik var midir?) Ve sanirim yan komsunun ruyasindan yanlislikla bana gelen bir kac kisi daha var odada. Bir oglan bir kiza asiliyor. En sonunda yemege davet ediyor onu ve laf olsun, hatta espri olsun diye cocugun var mi, diye soruyor kiza. Kiz, evet, alti aylik, diyor. Genc oglan hic cekinmeden tepkisini gosteriyor, eee, oyleyse neden beni oyaliyorsun onca vakit!!?
Almanya ozlemine gelince, anlari cok ozluyorum ben. Oradaki bir ani, o andaki birini ve o andaki bir kokuyu, bir goruntuyu. Ve yillar gectikce o anlar o kadar cok birikiyor ki, yuzdeki kirisikliklar degil de, asla geri donmeyecegini bildigim ve hasretle andigim o anlarin artmasindan biliyorum ben yaslandigimi.
Bu dunyada cennetin neresidir deseler ilk on listeme kesin girer Eminonu. Tahtakale, Mercan, Tigcilar... Arpa ambarina dusmus tavuk hayalimi gercege donusturen cennet, Eminonu. I love EİÖÜ
Ev pek daginik, halen dolap falan filan gibi duzenleyici mobilyalari almadik. Dugundur falan derken firsat olmadi ve haftalardir boyle darmadaginik idare ediyoruz. Gecen gun memleketten ceyizim de geldi, onlari da kutulariyla bir odaya kapattik... Kismetse iki haftaya tam duzene sokarim ben bu evi.
Evin daginikliginin ana sebebi duzenden ziyade benim defterlerin yarattigi pislik. Ortalik kagit, ip, kumas, toz dolu... Evin icindeki her yere paralel yuzeyde ya bir kac defter, ya bir top kagit ya da diger malzemelerden var. Evi derlemek toplamaktansa defterlerle ugrasmak cok daha zevkli.
S. yogun calisip, eve gec geliyor. Bugun erken gelecekmis ama, demin konustuk ve aksam disarida yemeye karar verdik. Dun mis gibi hunkar begendi pisirdim (ilk defa yaptim bu yemegi) ve S.'nin gelmesini bekledim. Fakat bosa gitti, cunku gece yarisi iki gibi geldi eve. Bir bardak sut icip uyudu.