Salı, Ocak 25, 2011
Pinar basindan bulanir canim oy
Pazartesi, Ocak 17, 2011
aramazsan arama
Pazar, Ocak 16, 2011
Gel, hiç acımıycak
Ahh, Tarkan'ı gördüm şimdi tv'de.Çarşamba, Ocak 12, 2011
Mermer bile yunanca!
Minik ofis farelerine iyi gelir. Bana iyi geldi :)kulaklıkları takıyoruz, bagıra bagıra (içimizden) eşlik ediyoruz.
tayfabandista tıklayın, siteden hediye şarkılarınızı dinleyin.
Çarşamba, Ocak 05, 2011
Deli işleri
Düşünün, "ama bu benim baardaağııım" diye bağrışan biri olabilir ortalıkta. Aynı kişi haftasonu evindeki benzer bardakları sadece sıkıldığı için hiç düsünmeden çöpe atan kişidir de. Bu ufak örnekti. Bunun daha ele gelir versiyonlarını düşünün bir de.
Salı, Ocak 04, 2011
Yarim geçti üzgün gördüm yüzünü
Sonra sonra bu halime gıcık oluyorum. Niye bu moda giriyorum diye. Annelik, karılık modu işte. Sevimsiz bir şey var bu rolün altında, beni gıcık eden.
Ama dayanamıyorum işte, şefkat duyuyorum.
herkese iyi seneler, öptüm yanaklarınızdan.:)
Pazartesi, Aralık 20, 2010
bizim evin halleri
Pazartesi gece Cezayir'den gelen arkadasım vardı.
Salı gece Cazayir'den gelen ve yeni Latin Amerika turundan dönen arkadasım vardı.
Carsamba günü Ankara'dan S. nin ablası geldi.
Perşembe günü Almanya'dan ablam geldi.
Pazar günü Çin'den, erkek kardeşimin Çinli bir kız arkadaşı geldi.
ortalama konaklama oranı; 2 gece.
Evimin hali budur. :)
Pazartesi, Kasım 22, 2010
Sanki ben ayrilik hic cekmemisim
Uzun, guzel bir kahvalti yapmistik. Onun yeri ayri, bir omur onun hatrini kirmam, demistim onceki gunlerde S.'e.
Buradan gidince, herkese anlatmis, T.T. beni ne guzel agirladi, ne guzel sofra kurmustu bana, diye. Cenazeye gelen, hic tanimadigim kadinlardan ayri ayri dinledim. T.T.'nin kendine guveni gelmis, ne guzel olmus, demis.
Hastaneye dusup de 4. gun can vermeden onceki gece bizi agirlamisti evinde. Bayram ziyareti icin onun sehrine gitmistik. Bayram yapacaktik guya...Bayramda agir yemekler yenecek demis, hafif yemekler yedirmisti bize. ustune de muhtesem bir tatli yapmisti. O, mutfakta taze taze tatliyi yaparken yaninda kalmis, tarifini dinlemistim. Tarif defterimde ondan kalma diger tariflerin yanina eklerim diye... Plan yapmistik o gece, bir yaz vakti, bahceler meyvelerle sebzelerle dolmusken, bizim koye gidecektik, hep guzel andigi ve genc olen esiyle cok anisinin oldugunu soyledigi o sehre gidecektik.
Gelinligini cok sevmistim onun, cok once bana albumunu gosterdiginde. O gece de geldi aklima, hadi albumunu getir bakayim yine fotograflarina, dedim. Getirdi, utangac bir gelin gibi.. Benden hevesli bakti hepsine, tek tek, bir bir anlatti, parmagini ustunde gezdirdi her fotografin. Bir turlu albumunu birakmak istemedi, Tum omrunu son bir defa andi sanki, Olume dusmeden bir gece once.
Istedigin fotografi al dedi bana, yok dedim, kiyamam, dagitmayayim albumunu, sonra alirim dedim. Sonra.. yani sen belki oldukten sonra, diye gecirdim o an icinden. Yok, dedi, diledigin kadarini sec, sen kiymet bilirsin. Almam, dedim, bak yemin ettim alacaksin ,dedi. Tazecik bir kizken, guzel gelinligi ile gulumsedigi siyah beyaz bir fotografini aldim, koydum cantama.
Eve gittik, uyuduk, uyandik, haberi geldi. Teyze dustu dediler, Dustugu yerden kalkmadi geri. 4 gun sonra, yerinden kalkamayan yasli annesi kiziyla vedalassin diye, tabutu kapinin onune geldi. Camdan kizinin tabutuna bakti agladi yasli anne. Dedigine gore kokusu geliyormus kizinin disardan ve daha once hic gorunmeyen bir kumru peydahlanmis balkonun birine, 4 gundur her gun gelip, ötüyormus uzun uzun.
Cok aci bir bayramdi. Tipki bayram gibi bir teyzeydi O da.
Cuma, Kasım 12, 2010
Ofke
Siyaset hakkinda hic konusmadigim eski bir sevgili yillar sonra bana soyle demisti "Sen cok sinirli birisin. Bence bu ulkedeki azinliklardan olmandan dolayi boylesin, ustunde bir takim izleri var demek ki" demisti.
Ne alakasi var, senin okuzluklerin yuzunden ben her daim sinirli oluyordum, diye cevap verdim ona. Ama yine de garip gelmisti onun boyle bir sey dusunmesi.
Son zamanlardaki sikma portakal hosgorululugu, yetmez ama evetciligi beni cok ofkelendirir oldu. Feminist bir kadinin cikip, hosgoru adina turban savunmasi yapmasi, kadin ozgurlugu ile dini bir arada anmasi, birinin cikip, evet, anliyoruz ama turk halki henuz buna hazir degil demesi... Evrim teorisini, Big Bang teorisini islama gore yorumlayip, tanrinin ispatidir diye fikir yuruten birini, kicinin kili agarmis tv spikerinin inanarak ve ciddiyetle dinlemesi...
Bir de Aziz Nesin geliyor su siralarda aklima (belki de neslimin en sansli noktalarindan birisi de o) Bakiyorum da etrafima, kimse onun gibi cesur olamiyor, hic bir fikir onderi (yemisim fikirlerini) cikip da cesurca tek kelime edemiyor. Biri cikip da tanriya inanmiyorum diyemiyor mesela. Nedense herzaman azinliklar cogunluklara karsi hosgorulu olmak zorunda bu ulkede.
Vapurda, yolda icinden geldigi gibi, hisettigi gibi konusan bir alevi, bir ateist, kurt ya da ermeni ya da escinsel duyuyor musunuz, yoksa onlar sadece ezici bir cogunlugun parcasi olan birinin kendince babacan, hosgorulu ahkam kesmelerini, hi hi diyerek dinlemekle mi yetiniyorlar.
Buyuk oranda o fikir onderlerinin korkakligi yuzunden, bizde sokaklarda korkakca, ofkemizi bileyerek yasiyoruz.
Bir gun, bir gece, her gun, her gece
O gun ne guzeldi. Aslinda guzelligini gormemi engelleyecek kadar hizli atiyordu kalbim. istahim da kapaliydi, herzamanki gibi. Elimi ne yapacagimi bilemedigimden, belli olmasindan korktugumdan, onu hep mesgul ediyor, sigara ustune sigara yakiyordum. Ayaklarimizi suya sokmustuk. Yine sigara yakmistim, ne yapacagimi bilmez.
Sonra yola ciktik. Ne guzeldi o yol. Yagmur vardi, hizlanan, yavaslayan... Her sey bu son sahne icin ozel tasarlanmis gibiydi. Yolunu kaybeden bir arabadaydik. ucsuz bucaksiz yesil, dar bir yolda. Sonra sonra yolumuzla birlesen ufak baska bir yoldan sari, eski bir araba katildi bize. Onu, onumuzden gidisini, sileceklerini, benim suskun durusumu, arabada calan muzigi, ustumdeki gerilimi... Hic unutmadim. O ani sonradan cok hatirlayacagimi bildigimden kokusuna kadar icime cekip, hafizama almistim.
Sonraki gun minicik yapraklari olan ufak bir dal parcasi buldum odamda. O gun benimle birlikte gelmisti belli ki. Her gece, minik bir yapragini koparip penceden asagi biraktim. Yapragi istemeden elimden birakirken, kendime ayni duayi ettim her defasinda. Bu daldaki yapraklar bittiginde benim hafizamdakiler de silinsin diye.
Oyle cok minik yapraklari vardi ki dalin, sabredemedim. Bir gece, dali oldugu gibi biraktim camdan asagi.
Cumartesi, Ekim 16, 2010
Amsterdam
S. gelmiyor diye biraz icim buruk ama... Bu sabah uyandigimda icimde hafif bir sizi oldu. Sanki eskiden Turkiye'den Almanya'ya gitmelerimdeki gibi. O zamanlar gozyasi dokerdim genelde. Simdi gozyasi dokmek yerine gidilecek yerlerin planini yapma derdindeyim :)
Perşembe, Eylül 02, 2010
fotograf
Pazar, Ağustos 22, 2010
marifet
Artik bir dikis makinam var. Eski bir Singer. Almanya'dan teyzem gonderdi..:) Aslinda anneme gondermisti ama annem bana verdi. Hayatimda ilk defa onun basina oturup bir sey diktim. Cok kolaymis.
Bu fotograftaki benimki degil. Ama ne kadar estetik bir gorunusu var degil mi? Bundan cok daha muhtesem gorunenleri de var tabii ki.
Makinaya bakim yapan tamirci, 15 yil once Almanya'ya gidip, eski makinalari toplayip, Turkiye'ye getirip sattigini soyledi. Fakat artik buna izin verilmiyormus. Uretici firmalar eski modelleri toplayip, parcalarini dagitip, calisamaz hale getiriyorlarmis. Disaridan gelecek olan eski bir makina, kendi markalarina ait bile olsa satilamayacak yeni bir makina demekmis cunku.
Çarşamba, Ağustos 11, 2010
Bir de bunlar var
Pazartesi, Temmuz 12, 2010
Ağızlık
Ben düsündüm ama arge çalışması icin gerekli zaman ve sermayem yok. Fikrimi o yüzden paylaştım. Üreticiye hediyem olsun.
öptüm :)
Pazar, Temmuz 11, 2010
:)
Ben boyle kendi gozumde yerin dibine dogru girerken S ise tam ters yonde buyuyordu. Ne iradeli adam, manasiz seylerin pesinden hic kosmuyor, insan dedigin boyle olur, falan filan...
Sonra farkettim de, sorun bende degil. Sorun S.de. Akli yetmediginden o oyle, benimse aklim yetiyor!
Mesela, asla asagida yazdigim gibi bir sahne hayatimiz boyunca yasayamayiz.
Bir pazar aksami, yemekten sonra, oturdugu koltuktan bana dogru donup, dusunceli gozlerini hafifce kisarak, "guzelim, dondurma kaselerimiz yok bizim, bir ara alalim, unutturma da" demez.
:)
Cuma, Temmuz 02, 2010
Evde Yoklar

Evde Yoklar / Metin Altıok*
Durmadan avuçlarım terliyor,
İnildiyor ardımdan
Girdiğim çıktığım kapılar.
Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta.
Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim,
Rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
Anahtarım güç dönüyor kilidinde,
Nemli aldığım sigaralar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum,
Bir müzik kutusu başucumda
Ve ayımın gözleri saydam.
Kimi zaman gardayım
Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar.
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde,
Cebimde yazılmamış bir mektupla.
Bana karşı ben vardım
Çaldığım kapıların ardında,
Ben açtım, ben girdim
Selamlaştık ilk defa.
*Onu da 2 temmuz 1993'te Sivas'ta oldurduler.
Perşembe, Temmuz 01, 2010
Bu Yollar Meste Gider

Yeni duzenimde en cok sabah aksamki yol seruvenini seviyorum yine. Cok alisilmis, ezberlenmis bildik bir yol duzenim olsun istiyorum. Elbette Istanbul'da yol zevkini dibe vurdurtacak cok dis etki var ama yine de guzel.
Simdilik S.nin evden cikis zamanina denk gelmek icin erkenden evden cikisim ve duraga gidip bir on dakika orada fazladan bekleyisim var mesela. Onu, her zaman tahilli pogaca aldigim firina varmadan bir onceki sola donen sokakta birakiyorum. Illaki arkasina donup bakiyor bana, ne kadar gec kalmis olsa da (ki anlamiyorum neden hergun israrla kosa kosa gidiyor ise, bes dakika evde elini hizli tutmak yerine! bu konuya girmeyeyim, tepem atar)
Henuz durak arkadaslari edinmedim. Kastettigim ahbaplik da degil ama hergun gorecegim, gormeyince, bugun nerde acaba, hasta mi izinli mi diyecegim kisiler pek yok.
Iki genc var. Belli ki stajyerler (bu defa dogru yazdim mi?) birisi yabanci, avrupali tipi olan bir oglan. kizsa cirkince bir sey, oglana hisler besliyor olabilir. cirkin ama tarz sahibi bir kiz. ozgun ve havali bana gore... ama yine de pek sansi yok. Oglanin akli havalarda gibi.
Bu hafta ekibe yakisikli mi yoksa bakimli mi diyecegimi bilemedigim bir adam katildi. Soforun adamla ingilizce konusma girisiminden anladigim kadariyla adam Alman. Saskinca ama saskinligini hic gozunden cikarmadigi gunes gozlukleriyle saklayabilecegini sanacak kadar da acemice tavirlar sergiliyor. Yol boyunca bulmaca cozuyor. Turkce bir gazete ekinden. Belki bir ara sohbet ederiz. Iyi olur. Kesin evlenip gelmis Istanbul'a. Esi turk olabilir.
Ha, bir tane de kendini firlama sanan, araca her binene acaba bu mu aradigim kadin diye bakan bir genc var sabah ekibinde.
Aa unutuyordum birtane de tum kalabaliga, trafige ragmen , benim pek ciddiye alamadigim dindar kitaplardan okuyan turbanli bir kiz var. Kitaplarinin adlari "Mahsun gul", "Huzur sizizi" gibi icli isimler oluyor.
Basta soyledigim gibi degilmis meger durum, ekibi kurmusuz bile.
* Bedri Rahmi Eyuboglu, Han Kahvesi (cok guzel bir resim)
Pazartesi, Mayıs 10, 2010
Arkadasim
Blogu ona soyledim bir laf arasinda. Insallah unutmustur..:)
Pazar, Mayıs 09, 2010
Cumartesi, Mayıs 01, 2010
Çarşamba, Nisan 21, 2010
yenilik
Çarşamba, Nisan 14, 2010
Ofis çiftçinin kara gün dostudur
Çarşamba, Nisan 07, 2010
Gecen gunler
Cumartesi, Mart 27, 2010
Bahar yuvalari
4 katli evimizin bahcesinde, taa catiya kadar uzanan sedir agaclarindan birinin, tam bizim camdan gorulecek kisminda bir karga yuvasi var. bir haftadan fazladir bir kargacik surekli yuvada, gak gak diye otuyor. Kotu olmasina ragmen halinden dolayi ona da sesine de buyuk saygim var. Ogleden sonralari tam da gunes o camin onundeki kanepeye vurunca, oraya oturup basliyorum onu izlemeye, bak ikimiz de evimizdeyiz, hava da guzel, senin bebeklerin olacak, diye kendi kendime onunla saf salakca bir iletisim kurmaya calisiyorum. Cuma, Mart 26, 2010
Salı, Mart 23, 2010
2010 Dinleyici Destek Projesi Radyo Şenliği

Acik Radyo Destek Gunleri cok eglenceli bir sekilde devam ediyor. Destek olmayi ihmal etmeyin lutfen. Bir kac kisi ortak olarak da cok minik paralarla destek olabilirsiniz.
Birinin yardim istedigi zamanlarda aklima artik hep Knut Hamsun' un Aclik romani geliyor. Ya gercek anlamda acsa, midesi bombossa, su kalabalik icinde acliktan olebilecek durumda ise, sorusu kitabi okudugumdan beri aklimdan cikmiyor.
Aman, ben vermesem, ben destek olmasam baskasi destek olur fikrine kapilmayalim lutfen.
Destek icin telefon numarasi : 0212 343 41 41
(Programlar cok eglenceli ve guzel, kacirmayin. 28 Mart'a kadar devam edecek)
Cumartesi, Şubat 27, 2010
Pazar, Şubat 21, 2010
Pazar
Sonra Moda'da arkadaslarla bulusma. Biraz yuruyus. Eski iskelede cay, kahve. Sonra, yogurtcu parkina kadar sahilden yuruyus. yine cay molasi. tekrar ev. sabahtan tuzu ciksin diye suya biraktigim asma yapraklarindan sarma yapma isine girisme.
Saat neredeyse aksamin altisi oldu. bakalim yemek ne vakit hazir olacak!
Baslayayim ben hemen.
Cumartesi
Sonra vapur. Karakoy baklavacisi. Tatli cesitlerinden karisik bir tabak. Sonra Sishane Tasarim magazasina kisa ziyaret. Istiklal kalabaligiyla bogusma. 6 kestaneye 4 lira verip, kestaneyi yemeye kiyamama.
!f festivali'nin Acilim bolumundeki Kurt filmlerinden Hisham Zaman'in "Bawke" ve "Winterland" filmleri.
Sonra vapur. Ac karin. Kadikoy Ciya. Ciya'da guzel bir kebap. Yillar sonra nereden akla gelip de canin cektigi bilinmeyen salgamin olmayisi.
Sonra Karga bar. iki bira.
Fena gecmemis di mi?
:)
Cumartesi, Şubat 20, 2010
Bir nefes gibi
Nükhet Duru - Bir Nefes Gibi
Hochgeladen von tipe-bak. - Entdecke weitere Musik Videos.
Çarşamba, Şubat 10, 2010
Beddua
Salı, Şubat 09, 2010
Topuklarin nokta nokta bas gelin
Perşembe, Ocak 28, 2010
Mimlerim ve ben - 2 (Pisikopati'den gelen)
Pisikopati de beni mimleyeli cok oldu ama ancak cevap veriyorum ve o da kusura bakmasin lutfen.2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
- Ee, kaldirilsin tabikine. Kaldirmiyorlarsa da baraj cok ufalsin.
3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
-Buna halk diledigi gibi karar versin. Adayi egitmek yerine halki egitmek en dogrusu gibi.
4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
-Su siralar hic bir anlam tasimaz oldu. Zaten oyle bir donem ki, kim ne diyor, ne yapiyor anlasilmaz oldu. Bir karmasadir gidiyor. Yasin yaninda kuru yaniyor, kurunun derdi anlasilmiyor. Herkes birbirine camur ve iddaalar atip duruyor.
5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)
-Bir 10-15 yil once ordunun bu hallere dusecegi akliniza gelir miydi hic?
6) Mimlediğimiz bloglar ve linkleri…
Ben de bu mimi Elestirel Kardes'e gonderiyorum.
Mimlerim ve ben - 1 (Asliberry'den gelen)
Asli beni mimleyeli cok oldu ama ancak cevap veriyorum, kusura bakmasin artik.---Anton Cehov- Butun Oykuler
Harika Cehov oykuleri, Rus edebiyatina hasret duyuldugunda sakinlestirici olarak bir duble almak icin birebir. Cehov'u ilk bana S. okumaya baslamisti. Geceleri uyumadan birer oyku okuyordu.
---Deutschland Erzaehlt (Almanya anlatiyor denebilir) serisi. 46 Alman yazardan harika oykuler var. Mesela Heinrich Boll, Thomas Mann, Arthur Schitzler... . Ara ara almanca pratik yapmak icin iyi oluyor.
---Nahid Sirri Orik - Bilinmeyen Yasamlariyla Saraylilar
1800' lerin sonlarinda dunyaya gelmis biri olarak yazarimiz saraylilarin dunyasini iyi biliyor ve birebir taniklik etmis. O yuzden biraz dedikodu, biraz belgesel niteligi olan guzel bir kitap. Saray yasami hakkinda cok az bilgim oldugu dusunulurse bana iyi geldi.
Yeri gelmisken baska bir kitap adi vereyim, Osmanli'nin daha erken donemi hakkinda bana cok daha fazla fikir veren bir kitap, Stephan Gerlach'in Turkiye Gunlugu 1573-1576. Avusturya elcisi olarak 1573'de Istanbul'a gelen Gerlach'in gunlugunde donem halkinin gundelik yasantisi, saray ve devlet idaresi hakkinda daha once hic bir yerde karsilasmadigim bilgiler var. Ayrica yazarimizin dili de pek ilgi cekici ve akici.
2. En son aldığınız kitap/kitaplar?
En son bir kac mesleki kitap aldim. Tasarim masarim iste. Ha, bir de Ulusal Demokratik Mucadelede Kurt Asiretleri adli bir kitap.
3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz?
Sabahattin Ali-Kurk Mantolu Madonna, Melville- Katip Bartleby, Orhan Pamuk-Kara Kitap/Yeni Hayat, Ahmet Hamdi Tanpinar - Saatleri Ayarlama Enstitusu, Dostoyevski... John Kennedy Toole - Aliklar Birligi. Ilk aklima gelenler bunlar ama belki bunlardan da cok sevdiklerim vardir.
4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar?
Hmmm, ilk aklima gelenler Orhan Pamuk - Kar, Ahmet Altan-Aldatmak ve Henry Miler - Oglak Donencesi (bu kitabi dogru zamanda okumadim belki, bilemiyorum.)
5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?
Tanpinar-Yasadigim Gibi, Kor Saatci-Richard Dawkins, Dostoyevski-Delikanli
Çarşamba, Ocak 20, 2010
AŞK, DOĞA, HAYVANLAR ve LEZZETLER
Pazar, Ocak 17, 2010
Guzel kadin
Bugun yeni programina baslayan Turkan Soray ne kadar icten selamladi seyirciyi. Gozleri doldu, heyecanlandi. Icten ve iyi bir kadin oldugu nasil da belli. Ve ne kadar guzel! Yasi ilerledikce, hatta daha da yaslandikca hep guzel kalanlardan. Sacma sapan estetiklerle tum guzelligini yok edenlerden degil. Zamaninda cok guzel kadinmis dedirtenlerden. Biraz da utangac sanirim, halen tutuk ve cekinerek konustuguna gore.
Çarşamba, Ocak 13, 2010
Tiyatro
Bugun aksam "Düşüş"u izledik. Nahid Sırrı Örik’in “Sultan Hamid Düşerken” adlı romanından Kemal Bekir’in yazdığı tiyatro oyunu. Guzeldi. Tarihimizin onemli bir donemini oldukca iyi gosteriyordu.Salı, Ocak 05, 2010
Evlatlik
Perşembe, Aralık 24, 2009
Giderim dur diyen yok, Kebap oldum yiyen yok
Çarşamba, Aralık 16, 2009
Perşembe, Aralık 10, 2009
Çarşamba, Aralık 09, 2009
Kahvalti
Bir evin kahvalti sofrasi cok mahrem degil mi? Aksam yemegine biri aniden gelse sorun olmaz, bir tabak daha cikarilir, olur biter. Ama kahvalti hic oyle degil. Aniden gelen bir misafire, icinde bes tane buzusmus zeytin, koseleri biraz sararmis ve kurumus peynir, ustune ekmek kirintilari dokulmus recel tabaklariniz hic ama hic istah acici gelmez. Ev sahibi olarak, az once istahla yediginiz sofradan utanip, cekinebilirsiniz bile. Evet, her evin kahvalti sofrasi o evin mahremi.
Perşembe, Aralık 03, 2009
Komsu
Pazartesi, Kasım 30, 2009
Tirnagina tas gelmesin
Tum bayrami, insallah kapimi calan olmaz, diyerek gecirdim. Hem cok fazla yapacak isim vardi hem de ev fena haldeydi. Yaklasik iki haftadir dogru duzgun supurulmemis, tozu alinmamis haldeydi. Belki normal bir ev buna dayanir ama benim yaptigim islerden dolayi evin ici kagit, kumas ve bir dunya malzemenin tozuyla, parcaciklariyla doluyor. Sonra kanepe, masa evde ne varsa hepsinin ustune bir seyler atilmis durumda oluyor. Bir duzen tutturamadim halen. Yani, bayram tatili evin icinde deli gibi calisarak gecti. Fakat bugun artik her kosecige siginmis, gizlice ve urkekce bana bakan irili ufakli toz obeklerini evde daha fazla barindiramayacagimi dusunup temizlige giristim ve su saatlerde bitti. Ev mis gibi. Simdi, tekrar calismaya devam edecegim, ama bu defa biraz daha duzenli...Perşembe, Kasım 26, 2009
Pazartesi, Kasım 23, 2009
Bu devranı sürmez sandım
Bir donem, hatta gencligi boyunca kocasindan cekmis kadinlar, ellili yaslarindan itibaren birbirlerine cok benziyorlar. Algilamalari problemli, dalgin, asiri hassas ve aglamakli, dogru yerde dogru tepkiyi veremeyen hale geliyorlar. En belirgin ozellikleri; kendilerine, gecip giden omurlerine cok aciyorlar. Bu enkaza donusmus kadinlarin kocalariysa bambaska bir alemde.Cuma, Kasım 06, 2009
Yarabbi sukur
Perşembe, Ekim 15, 2009
Güzel bir gün
☻ Geçen günkü deli rüzgarda korktuğum olmamış ve pencerenin önündeki ağaca yerleşmiş kuş yuvası dağılmamış, sapasağlam.
☻ Evin içinde çok güzel bir aydınlık var.
☻ Yapılacak çok işim var ve günlerdir beklediğim sakinlik bugün geldi. Hepsi yapılır.
☻ Pisikopati hediyesini beğenmiş, aradı teşekkür etti. Çok sevindim. Ne kadar zarif. Ben de böyle olmalıyım.
☻ Bir sipariş alıp, sonrasında onu hediye etmeye karar vermiştim ve onun sahibi de bugün hediyesini beğendiğini yazmış. Günlerdir cevap yazmayınca istediği gibi olmadı ve beğenmedi diye üzülmüstüm.
☻ Şimdilik günün tek sorunu akşama ne pişireceğime karar vermemiş olmam. Bu cümleyi yazar yazmaz aklıma geldi, dolapta haftalardır bekleyen 3-5 kabak vardı. Halen hayattalarsa onları yenecek hale getiririm.
Salı, Ekim 13, 2009
Banka
Bankanin rihtimdaki subesine gittigimde aldigim gise numarasina sira gelmesi icin altmis kusur insani beklemem lazimdi. Deneyelim, bekleyelim dedim. Iceride, sol tarafta disariya yerlestirilen bankamatiklerin dayandigi kisimda bir kac gorevli ugrasiyordu. Onlara yanasip, izleyeyim dedim. Nedense etrafa karsi tedirgin bir havayla bakiyorlardi. Sanki paralar ortada duruyor da, birden biri kapip kacacak gibi. Benim ilgili bakislarima da dikkatle baktilar. Hic kacirmadim gozumu ve iyice onlara dogru yaklastim, onlari iyi goren bir noktaya oturdum. Bir zaman sonra, onlar halen islerini yaparken iyice diplerine girmek icin kalkip yakinlarindaki brosurlerden almaya yeltendim. Iyice dikkat cektim. Ama ozellikle yaptim. Bir halt oldugu yok ortada, guvenlik icindeler, e ne o artistik pozlar? Siz o havaya girersenin ben de bankaya durum tespiti yapmaya gelmis soyguncu rolune sokarim kendimi. Iki taraf da cok amator oynadik gerci.Pazar, Ekim 11, 2009
Bana seni gerek seni
Şimdi ne vakit bu hissiyata girsem, bir bakıyorum S. dibimde ve bana bakıp gülümsüyor. Tadı kalmadı bu işin. Ahan da şimdi de öyle bir hal. Ama ben bunları yazarken arkada çalan müzikten etkilendiğimi, gözlerimin ıslandığını farkettirmeden, tam tersi ekrana mal mal bakarak bunları yazıyorum.
Dertlenmek için özel alan lazım bana. Ben böyle görmüşüm. Öyle katıksız lay lay lom mutluluk olmaz. Dertli olmak lazım.
Cuma, Ekim 09, 2009
Havadan sudan
Tavan arasında uyanık yatıyordum, alt katta bir saatin altıyı vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık, insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı."*
Pazartesi, Ekim 05, 2009
Cuma, Ekim 02, 2009
Pazartesi, Eylül 28, 2009
Katil

Filmlerde olmuyor ama ozellikle kitap okurken cok oluyor. Kitaptaki kahramanin tasvir edilen tavrindan supheye dusuyor ya da onu taklit edesim geliyor. Mesela, iki kolu havada iken nasil arka masaya yan yan bakar birisi, ya da bayan Arnoux (Flaubert - Ask Egitimi) nasil bir ifadeyle sarki soyler, diye dusunup, okumaya minicik bir ara verip, basimi kitaptan kaldirip, caktirmadan taklit ediyorum.
Yukaridaki paragrafi yazdiktan sonra ara verip bir film izledim. 2005 yapimi Capote. Tiffany'de Kahvalti romaninin da yazari Truman Capote'nin yeni romanina konu olarak sectigi bir cinayet olayini arastirma surecini kapsayan biyografisi. Carpici bir filmdi. Unlu roman yazari 1959 kasiminda New York Times'da bir haberle karsilasir, bir aileden dort kisi kanli bir sekilde oldurulmustur. Bu konu onun ilgisini ceker fakat onun esas ilgilendigi ve onu bu olayi incelemeye iten sey cinayetin kendisinden cok, boyle bir cinayetin ufak bir kasabadaki etkisinin nasil oldugudur. The New Yorker icin bir roportaj yapma amaciyla kasabaya gider ve katillerle tanisir. Bu tanisma zamanla dostluga donusur ve alti yil suresince, onlar infaz edilinceye kadar surer. Ben burada keseyim ve bu filmi izlemenizi siddetle tavsiye edeyim. (Bana Foucault'nun Bir Aile Cinayeti'ndeki katil Pierre Riviere'i hatirlatti bu film)
Filmi izlemeden once, bu gunlerde okudugum kitaptan bir paragrafi buraya yazmayi ve bu paragrafin hangi kitaptan oldugunu hatirlayan var mi diye sormayi dusunmustum. Filmin etkisiyle hafif kararsiz (hani birden anlamsizlasir ya bazi gundelik istekler, duygular) kaldim ama yine de yaziyorum asagiya, belki birisinin ilgisini ceker.
" Boylelerinin en belirgin ozelligi, gercekten omurleri boyunca barutun icadinin mi, Amerika'nin kesfinin mi daha gerekli oldugunu, kendilerinin de neyi bulmaya hazir olduklarini bir turlu anlayamamalaridir. Ama kesiflere karsi duyduklari ozlem, Kolomb'u ya da Galileo'yu bastiracak guctedir" (ipucu; sayfa 497)
Hangi kitaptan oldugunu bilen var mi?
(aci gercek: bu laflari nedense ustume alindim biraz!)
ipucu 2 (sayfa 538) :
"- O kadar iyi, o kadar duygulusunuz ki, bazen size aciyorum Prens. Tanri sizi korusun. Hayatiniz askla dolu olsun. Benimki ise bitti. Bagislayin beni, bagislayin!
General, yuzunu elleriyle kapayarak cikti. Ihtiyarin bir basari sarhoslugu icinde oldugu belliydi; heyecaninin ictenliginden kusku duyulamazdi. Prens, onun tutkuya varan yalanciligini, ama yalaniyla mest olunca da, kendisine inanilmadigi kuskusuna kapilan yalancilar sinifindan oldugunu biliyordu..."
Cumartesi, Eylül 26, 2009
Perşembe, Eylül 24, 2009
Yaradanım merhamet et kuluna
Tam 3 saat icinde tum evin tozunu aldim, yerleri supurup, sildim, banyolara el attim, ardindan, kurufasulye, pilav, corba, borek, iki cesit salata ve kozlenmis biber hazirladim, bugun yatili gelen misafirlerim icin. Ama ne oldu? Saat dokuza geliyor neredeyse ve ne S. geldi halen ne de misafirler. Misafirler gece 12 gibi gelecekler sanirim. Istanbul'a varir varmaz Anadolu Atesi gosterisine gitmisler. Niye paralandimsa ben onca vakit. Ha, o 3 saatin icinde alisveris de var. Yemekteyiz de yarisma mi!Cuma, Eylül 11, 2009
Günlerden cuma

Dun Almanya'yi dusundum epey. Nedendir onu hic hasretle anmadigimi, tahmin ettigim kadar ozlemedigimi. Bu gece ruyamda oradan ayrilisimi gordum. Icim sizlamiyor ama ya icim sizlarsa diye, sehrin bazi yikik dokuk sokaklarinda geziyorum, o vakit huzunleniyorum. Sonra, tam bana gore bir sacmalamayla, okuldan bir hocamin da oldugu bir grupla birlikte Turkiye-Almanya futbol macini izliyoruz. Ben oturanlara hizmet ediyorum. Sonra bir sekilde, bir an oradaki profesorumun elini tutuyorum. Iste bunu ozleyecegim, diyorum icimden. Elimi eline iyice bastiriyor o da, birakmiyor. nasil bir sefkatle bakiyor bana. Ben onun boynuna atilip, hickira hickira aglamamak icin zor tutuyorum kendimi. (hocalarini ruyasinda boyle sevgiyle goren baska sapik var midir?) Ve sanirim yan komsunun ruyasindan yanlislikla bana gelen bir kac kisi daha var odada. Bir oglan bir kiza asiliyor. En sonunda yemege davet ediyor onu ve laf olsun, hatta espri olsun diye cocugun var mi, diye soruyor kiza. Kiz, evet, alti aylik, diyor. Genc oglan hic cekinmeden tepkisini gosteriyor, eee, oyleyse neden beni oyaliyorsun onca vakit!!?
Almanya ozlemine gelince, anlari cok ozluyorum ben. Oradaki bir ani, o andaki birini ve o andaki bir kokuyu, bir goruntuyu. Ve yillar gectikce o anlar o kadar cok birikiyor ki, yuzdeki kirisikliklar degil de, asla geri donmeyecegini bildigim ve hasretle andigim o anlarin artmasindan biliyorum ben yaslandigimi.



















