Evlilik yuzugumu, otobuste, sokakta, her turlu mekanda memleketimin geberesice erkeklerine vampire hac cikarir gibi cikariyorum. Allah var ise yariyor. Hatta normalde takmadigim yuzugu, bol vampirli olacagini dusundugum ortamlara giderken hep yanima aliyorum.
Sarmisak niyetine de bir altin bilezik mi taksam koluma ya da esarp mi alsam yanima?
Ulan hepinizin allah belasini versin, serefsizler!
(cok zoruma gidiyor bu memlekette kadin olmak ya, hayvan gibi yasiyoruz. Kaplan gorecek kedi gibi urke urke, surekli kadinlari asagilayan pisliklere tahammul ede ede.)
Kardesiniz TT su an Rotterdam'da, bir otel odasinda, 24 saat icin 12,5€ odedigi internetini son damlasina kadar tuketmekle mesgul.
3 saat bugun, 5 saat yarin kullansam da toplamda 24 saate denk getirsek olmaz mi diye teklif ettim resepsiyondaki kiza. Sacmalama der gibi bakti yuzume, yarin 18.55'e kadar kullanabilirsiniz, dedi !
S.nin dedigine gore bende (bir miktar da onda) fakirlik psikolojisi varmis. Mesela taksiye binince stres oluyormusun, bu adam beni dolastirir da 3-5 fazla oderim ya da yol yanlis tarif edilir de gereksiz taksimetre doner diye. Dogru. Allah var daha bir gun, soyle yolu izleyerek dalip gitmisligim, taksicinin ''hanfendi, hanfendi daha gidelim mi?'' demisligi yoktur.
Avrupa her yerde avrupa sanki. Buralar ayni Alamanya gibi. Otel odasi, tatil gunundeki ofis kokusu... ayni. Sanki Almanlar biraz daha mi sicak? Emin olamadim. Ki olunmaz da zaten. Neyse...
Boyle de bir sarki yapilmis zamaninda memleketimizde. Ben daha onun bunun memleketine laf yetistiriyorum.
Gune bunu dinleyerek basladim. Ikinci koyu kahvemi icerken fizy'nin yeniden acildigi haberini aldim twitter ve facebook'dan.
Yalniz blog sayfama giremiyorum. Halen yasakli diyor ama blogger'a girdim!
Eskiden ne cok yazardim burada degil mi? neredeyse 6 yil olmus buraya yazmaya baslayali. Unuttugum belki hic aklima gelmeyecek anlari not dusmusum buraya. Ne iyi etmisim.
Yalniz kalan insan daha cok yaziyor galiba. Kendini gostermek, icini bosaltmak isteyen insan sanirim. Benim son bir iki yildir basim kalabalik, ondan belki eskisi gibi not dusmuyorum buraya. Etrafimda icimi dokecek birileri oluyor belki de.
Bir de donem donem insanin naifligi, sadeligi kayboluyor. Bugun cayimin icine limonun yaninda nane de ekledim yazmak sacmalamak gibi geliyor. Senin naneni! diyesi geliyor insanin cogu zaman. Yalniz kalmak cok daha duyarli ve gozlemci yapiyor insani. Gozlem yapiyorsun, ben nasil gorunuyorum derdinden cok. Onundeki yolu, yolun kenarini, golgeden faydalanmak icin agac dibine sokulmus bir genci, onun agzi ve eli arasinda hizla gidip gelen sigarasini, vs... izleme, ustune dusunme luksun oluyor. Bu lukstur, oyle her daim gelmez insana bunu gercekten gorecek goz.
Kim ne derse desin, yalniz insan kadar hayatin kendisini acik ve net goren kisi yoktur.
Bu da yalniz insanlara, evlendik, yerimizi yurdumuzu belledik de kicimiz goge ermedi tesellisi olsun. Hisst, kufretmeyin! Operim gozlerinizden.
buna aglasam mi gulsem mi bilemedim :) Umut degil mi bu?
bir donem de bu vardi ya. ana konuyu halen anlayabilmis degilim :) Sabah sabah azrail gelmis ve adamin canini alacak sanirdim cocukken. Halen oyle saniyorum :)
S.'in cep telefonu almak konusunda fobisi var sanırım. Beni hasta ediyor. Aylardır telefonu bozuk, sürekli kapanıyor, kendisi farketmeden saatlerce beye ulasmaya calısma derdimiz oluyor. Yeni telefon alma tekliflerime sürekli tamam, sonra bakarım ben, diye cevap veriyor. Aylardır bakacak! Ha, tek sinir olan ben degilim, ablası da gecenlerde dedi, hasta mı bu cocuk, niye telefon almıyor, diye.
Demin farkettim S. simdiye kadar 3 cep telefon degistirmis. 1.sini annesi almıştı. Biliyorum onu, eski bir Nokia idi. 2. telefonunu o Nokia'lar tarih olalı epey yıl gecmesınden cok sonra ben ona almıstım. 6 yıl önceydi. 3. telefonunu ise ben 3 yıl önce kendime yeni telefon alınca eskimi ona vermistim. Halen tum sorunlarına ragmen ayıla bayıla onu kullanıyor. Cok yakında hic acılamaz olur insallah telefonu! Sakat atı acı cekmesin diye olduren iyi kalpli-cani gibi hissettim kendimi.
İlk ortaya cıktıgı vakitler nasıl da hayrandım ona. Fotograflarının basılı oldugu kartpostalları toplardım. Hayranlıgım ufak da olsa aile icinde duyulmustu . Dayımın çalıştıgı otelde kalmıs bir gün Tarkan ve sevgili dayım da benim için imzalı fotografını almıstı. Sonra da bir mektupla beraber bana göndermişti. Tabii ki çok mutlu olmustum. Bakıyorum da halen sevgi, saygı ve sefkatle bakıyorum Tarkan'a. Ne mutlu ikimize de :)
Bu ofis ortamları ne garip ya. Ne çok kırık tip var ortalıkta. Aslında evlerine göndersen pamuk şekeri olurlar kesin ama bir araya gelince oluşan elektrik baş döndürücü. Herkesin döndüğü kendine tabii ki ama oluşan hortum bizi de peşine takıyor hiç farketmeden.
Düşünün, "ama bu benim baardaağııım" diye bağrışan biri olabilir ortalıkta. Aynı kişi haftasonu evindeki benzer bardakları sadece sıkıldığı için hiç düsünmeden çöpe atan kişidir de. Bu ufak örnekti. Bunun daha ele gelir versiyonlarını düşünün bir de.
Günler hayvana baglamış şekilde geçiyor. Özellikle S. eve çok geç geliyor. Dün gece geldiginde ona biraz sıcak çorba ısıtayım da, yiyip uyusun diye uyumadan onu bekledim. Pazar günü de evde iken güzel bir şeyler yesin diye, köfteli çorba, çekirdekli ekmek, börek ve fındıklı /üzümlü kek yaptım.
Sonra sonra bu halime gıcık oluyorum. Niye bu moda giriyorum diye. Annelik, karılık modu işte. Sevimsiz bir şey var bu rolün altında, beni gıcık eden.
Pazartesi gece Cezayir'den gelen arkadasım vardı. Salı gece Cazayir'den gelen ve yeni Latin Amerika turundan dönen arkadasım vardı. Carsamba günü Ankara'dan S. nin ablası geldi. Perşembe günü Almanya'dan ablam geldi. Pazar günü Çin'den, erkek kardeşimin Çinli bir kız arkadaşı geldi.
Cok sevdigim bir teyzem öldü bayram gunu, cuma gunu... cumartesi gunu gomduk onu... bir onceki cumartesi bize gelmisti. yaninda binbir cesit hediyesiyle. elleriyle pisirdigi birbirinden lezzetli yemekleriyle.
Uzun, guzel bir kahvalti yapmistik. Onun yeri ayri, bir omur onun hatrini kirmam, demistim onceki gunlerde S.'e. Buradan gidince, herkese anlatmis, T.T. beni ne guzel agirladi, ne guzel sofra kurmustu bana, diye. Cenazeye gelen, hic tanimadigim kadinlardan ayri ayri dinledim. T.T.'nin kendine guveni gelmis, ne guzel olmus, demis.
Hastaneye dusup de 4. gun can vermeden onceki gece bizi agirlamisti evinde. Bayram ziyareti icin onun sehrine gitmistik. Bayram yapacaktik guya...Bayramda agir yemekler yenecek demis, hafif yemekler yedirmisti bize. ustune de muhtesem bir tatli yapmisti. O, mutfakta taze taze tatliyi yaparken yaninda kalmis, tarifini dinlemistim. Tarif defterimde ondan kalma diger tariflerin yanina eklerim diye... Plan yapmistik o gece, bir yaz vakti, bahceler meyvelerle sebzelerle dolmusken, bizim koye gidecektik, hep guzel andigi ve genc olen esiyle cok anisinin oldugunu soyledigi o sehre gidecektik.
Gelinligini cok sevmistim onun, cok once bana albumunu gosterdiginde. O gece de geldi aklima, hadi albumunu getir bakayim yine fotograflarina, dedim. Getirdi, utangac bir gelin gibi.. Benden hevesli bakti hepsine, tek tek, bir bir anlatti, parmagini ustunde gezdirdi her fotografin. Bir turlu albumunu birakmak istemedi, Tum omrunu son bir defa andi sanki, Olume dusmeden bir gece once.
Istedigin fotografi al dedi bana, yok dedim, kiyamam, dagitmayayim albumunu, sonra alirim dedim. Sonra.. yani sen belki oldukten sonra, diye gecirdim o an icinden. Yok, dedi, diledigin kadarini sec, sen kiymet bilirsin. Almam, dedim, bak yemin ettim alacaksin ,dedi. Tazecik bir kizken, guzel gelinligi ile gulumsedigi siyah beyaz bir fotografini aldim, koydum cantama.
Eve gittik, uyuduk, uyandik, haberi geldi. Teyze dustu dediler, Dustugu yerden kalkmadi geri. 4 gun sonra, yerinden kalkamayan yasli annesi kiziyla vedalassin diye, tabutu kapinin onune geldi. Camdan kizinin tabutuna bakti agladi yasli anne. Dedigine gore kokusu geliyormus kizinin disardan ve daha once hic gorunmeyen bir kumru peydahlanmis balkonun birine, 4 gundur her gun gelip, ötüyormus uzun uzun.
Cok aci bir bayramdi. Tipki bayram gibi bir teyzeydi O da.
Ben de ne yazik ki ulkemdeki, benim neslimdeki bir cok insan gibi ofkeli biriyim. Ofkeliyim, cunku berbat bir zamana denk geldi benim omrum. Sanssiz olusuma ofkeliyim.
Siyaset hakkinda hic konusmadigim eski bir sevgili yillar sonra bana soyle demisti "Sen cok sinirli birisin. Bence bu ulkedeki azinliklardan olmandan dolayi boylesin, ustunde bir takim izleri var demek ki" demisti.
Ne alakasi var, senin okuzluklerin yuzunden ben her daim sinirli oluyordum, diye cevap verdim ona. Ama yine de garip gelmisti onun boyle bir sey dusunmesi.
Son zamanlardaki sikma portakal hosgorululugu, yetmez ama evetciligi beni cok ofkelendirir oldu. Feminist bir kadinin cikip, hosgoru adina turban savunmasi yapmasi, kadin ozgurlugu ile dini bir arada anmasi, birinin cikip, evet, anliyoruz ama turk halki henuz buna hazir degil demesi... Evrim teorisini, Big Bang teorisini islama gore yorumlayip, tanrinin ispatidir diye fikir yuruten birini, kicinin kili agarmis tv spikerinin inanarak ve ciddiyetle dinlemesi...
Bir de Aziz Nesin geliyor su siralarda aklima (belki de neslimin en sansli noktalarindan birisi de o) Bakiyorum da etrafima, kimse onun gibi cesur olamiyor, hic bir fikir onderi (yemisim fikirlerini) cikip da cesurca tek kelime edemiyor. Biri cikip da tanriya inanmiyorum diyemiyor mesela. Nedense herzaman azinliklar cogunluklara karsi hosgorulu olmak zorunda bu ulkede.
Vapurda, yolda icinden geldigi gibi, hisettigi gibi konusan bir alevi, bir ateist, kurt ya da ermeni ya da escinsel duyuyor musunuz, yoksa onlar sadece ezici bir cogunlugun parcasi olan birinin kendince babacan, hosgorulu ahkam kesmelerini, hi hi diyerek dinlemekle mi yetiniyorlar.
Buyuk oranda o fikir onderlerinin korkakligi yuzunden, bizde sokaklarda korkakca, ofkemizi bileyerek yasiyoruz.
O gun ne guzeldi. Aslinda guzelligini gormemi engelleyecek kadar hizli atiyordu kalbim. istahim da kapaliydi, herzamanki gibi. Elimi ne yapacagimi bilemedigimden, belli olmasindan korktugumdan, onu hep mesgul ediyor, sigara ustune sigara yakiyordum. Ayaklarimizi suya sokmustuk. Yine sigara yakmistim, ne yapacagimi bilmez.
Sonra yola ciktik. Ne guzeldi o yol. Yagmur vardi, hizlanan, yavaslayan... Her sey bu son sahne icin ozel tasarlanmis gibiydi. Yolunu kaybeden bir arabadaydik. ucsuz bucaksiz yesil, dar bir yolda. Sonra sonra yolumuzla birlesen ufak baska bir yoldan sari, eski bir araba katildi bize. Onu, onumuzden gidisini, sileceklerini, benim suskun durusumu, arabada calan muzigi, ustumdeki gerilimi... Hic unutmadim. O ani sonradan cok hatirlayacagimi bildigimden kokusuna kadar icime cekip, hafizama almistim.
Sonraki gun minicik yapraklari olan ufak bir dal parcasi buldum odamda. O gun benimle birlikte gelmisti belli ki. Her gece, minik bir yapragini koparip penceden asagi biraktim. Yapragi istemeden elimden birakirken, kendime ayni duayi ettim her defasinda. Bu daldaki yapraklar bittiginde benim hafizamdakiler de silinsin diye.
Oyle cok minik yapraklari vardi ki dalin, sabredemedim. Bir gece, dali oldugu gibi biraktim camdan asagi.
Yarin sabah Amsterdam'a gidiyorum. Bir haftaligina Hollanda'dayim... Is icabi gidiyorum fakat bolca da gezi planim var. S. gelmiyor diye biraz icim buruk ama... Bu sabah uyandigimda icimde hafif bir sizi oldu. Sanki eskiden Turkiye'den Almanya'ya gitmelerimdeki gibi. O zamanlar gozyasi dokerdim genelde. Simdi gozyasi dokmek yerine gidilecek yerlerin planini yapma derdindeyim :)
Artik bir dikis makinam var. Eski bir Singer. Almanya'dan teyzem gonderdi..:) Aslinda anneme gondermisti ama annem bana verdi. Hayatimda ilk defa onun basina oturup bir sey diktim. Cok kolaymis.
Bu fotograftaki benimki degil. Ama ne kadar estetik bir gorunusu var degil mi? Bundan cok daha muhtesem gorunenleri de var tabii ki.
Makinaya bakim yapan tamirci, 15 yil once Almanya'ya gidip, eski makinalari toplayip, Turkiye'ye getirip sattigini soyledi. Fakat artik buna izin verilmiyormus. Uretici firmalar eski modelleri toplayip, parcalarini dagitip, calisamaz hale getiriyorlarmis. Disaridan gelecek olan eski bir makina, kendi markalarina ait bile olsa satilamayacak yeni bir makina demekmis cunku.
Manasiz, benim de fikrim var genellemeleri yapmayi sevmem ama, konusurken fazla mimik yapan, kasi gozu oynayan, dudak bukup, kas kaldiran kisilerden hic haz etmiyorum. Karsisindakini salak sanacak kadar bu mimiklerin kendilerine ait oldugunu dusunen, ilk kimden, nereden gorup arakladiklarini bile unutan bu kisilerle konusurken, suratlarindaki sovu izlemekten dertlerini dinleyemez oluyorum. Bir de fena sinirleniyorum nedense. Efendi ol, kasini gozunu oynatma, goz suzup durma, deyip agizlarinin ortasina bir tane gecirmemek icin kendimi zor tutuyorum. Bu sebeple, o esnada benim suratim kimbilir ne hale geliyordur. Belki beni de kendilerine benzetiyor lanetler!!!
Kulaklık gibi ağızlık da olmalı. Efendi bir ofis ortamında kulaklıkla coşturucu şarkılar dinlerken, ister istemez agzımızdan çıkan ya da çıkmasın diye kendimizi kastıgımız şarkıları rahat rahat söyleyebilelim. Bağıra çağıra.
Ben düsündüm ama arge çalışması icin gerekli zaman ve sermayem yok. Fikrimi o yüzden paylaştım. Üreticiye hediyem olsun.
Kendimi mala mulke, dunyevi zevklere gonul indirmis, asagilik bir disi cinsi gibi hissediyordum. Eve bu lazim, eve su lazim derken. Ben boyle kendi gozumde yerin dibine dogru girerken S ise tam ters yonde buyuyordu. Ne iradeli adam, manasiz seylerin pesinden hic kosmuyor, insan dedigin boyle olur, falan filan...
Sonra farkettim de, sorun bende degil. Sorun S.de. Akli yetmediginden o oyle, benimse aklim yetiyor!
Mesela, asla asagida yazdigim gibi bir sahne hayatimiz boyunca yasayamayiz.
Bir pazar aksami, yemekten sonra, oturdugu koltuktan bana dogru donup, dusunceli gozlerini hafifce kisarak, "guzelim, dondurma kaselerimiz yok bizim, bir ara alalim, unutturma da" demez.
Durmadan avuçlarım terliyor, İnildiyor ardımdan Girdiğim çıktığım kapılar. Trenim gecikmeli, yüreğim bungun, Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar. Ne zaman bir dosta gitsem, Evde yoklar.
Dolanıp duruyorum ortalıkta. Kedim hımbıl, yaprak döküyor çiçeğim, Rakım bir türlü beyazlaşmıyor. Anahtarım güç dönüyor kilidinde, Nemli aldığım sigaralar. Ne zaman bir dosta gitsem, Evde yoklar.
Kimi zaman çocuğum, Bir müzik kutusu başucumda Ve ayımın gözleri saydam. Kimi zaman gardayım Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar. Ne zaman bir dosta gitsem Evde yoklar.
Bekliyorum bir kapının önünde, Cebimde yazılmamış bir mektupla. Bana karşı ben vardım Çaldığım kapıların ardında, Ben açtım, ben girdim Selamlaştık ilk defa.