Salı, Temmuz 14, 2009

Öten bülbül senin yuvan mi yoktur

Efendim biliyorum bu siralar pek yazmaz oldum. Seyrek seyrek bir seyler yaziyorum buralara ama bilseniz nasil bir kosturmaca halindeyim. 

Dugun vakti yaklasiyor ve yarin itibari ile Istanbul'daki tum islerimi bitirip, sonraki gun memlekete gidiyorum. Anacigimla ceyizimi hazirlayip, kinami yapmaya..:) Oradan da S.'nin memleketine gidip, dugunumu yapacagim. Sonra da balayi...

Henuz evlilik islemlerini pek hissetmemistim, yanimda yonumde aile olmadigindan dolayi ama bir haftadir sagolsunlar varliklarini iyiden iyiye hissettirdiler. Annem, aman benim kizim boyle mi gelin olacak telasina dustu anlamadigim bir sekilde. Bu telasi S.'nin ailesine de hissettirdi, mantigi tartisilir bir tarzda ve gaza gelip bizim eve biraz biraz esyalar almaya basladilar. Ee, fena da olmadi yani, ne yalan soyleyeyim..:)

Ust paragraflardan  da anlasilacagi gibi epey geleneksel bir evlilik isine donustu bizimki. Olmusken tam olsun diye, kinada davul caldirma dilegimi de dile getirecegim. 

Gelinligim yarin bitecek. Guzel olacak gibi.

Yine epeydir Almanya'dan, teyzemlerden bahsetmiyordum. Onlar halen sizlaniyor halime. Son anda, ben evlenmiyorum, Almanya'ya donecegim desem, sevinecekler neredeyse. Hic hoslanmiyorlar evin kizinin evlenmesi fikrinden. Halbuki 3-5 yil once evlenin evlenin diye israr ederlerdi. Neyse, evlen olmadi bosanir geri donersin, bile diyor kucuk teyzem. Onceki gun  telefonda, evlen, kocani da al gel bari, dedi...:) O derece isteksiz yani..:) E, ona gore evlenmek demek, elin adaminin boklu donunu yikamak demek. Bu cumle tamamen ona aittir. Buyuk teyzeme gelince, kocadan yana hic hayir gormemis, sadece bir defa ruyasinda kocasiyla birbirlerini cok sevdiklerini ve mutlu olduklarini gormus. Sabahinda ruyasini anlatirken bile saskindi, hissettiklerine. O derece yabanci yani mutlu evlilik olayina...:)

Gelinlikcimin de bugun 7. evlilik yildonumuymus ve birak kutlmayi eve gidesi bile yokmus.

:)

Pazartesi, Temmuz 06, 2009

06 temmuz 2009

Yeni girisimimle ilgili arama yapanlar dogal olarak buraya da geliyor. Burasi biraz ozel bir alan ve ikisini  birbirine fazla bulastirmamak icin konuyla ilgili bazi yazilari malesef biraz kirptim. Gelismeleri takip etmek isteyen olursa diger blog adresini ziyaret edebilir. 

Ozel konulara gelirsek eger; dugun davetiyelerimiz hazir, nikah sekerleri yolda (bugun alacaktik ama istegimiz disinda bazi seyler yaptiklari icin duzeltmelerini bir hafta daha bekleyecegiz) ve gelinligim dikiliyor. Epey yuksek topuklu bir ayakkabi bulmak kaldi geriye.

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

İş görüşmesi

Dun bir yerle is gorusmesi yaptim ve gorustugum adam "felegin cemberinden gecmissiniz, bunu henuz sizinle gorusmeden, cv'nizi gorunce anladim" dedi. Ardindan "yasiniz da epey varmis, artik hic vakit kaybetmemeniz lazim" dedi.

Sizce benimle calismak ister mi bu adam? 

:)

Çarşamba, Haziran 10, 2009

A kızım sana potin alayım mı? Al babacığım al

Gunlerdir bir sebeple (yakinda aciklarim) esnafla, zanaatcilarla icli disliyim. Cok farkli bir dunyalari var ve bence bazilari halen cok naif. Naif olup da cinlik numarasi yapanlari saymiyorum. Ama ozellikle kumascilar ve masrafcilarin (incik boncuk, dantel mantel satanlara deniliyormus) gencten olanlari flort etmeye, hatta hanimlara asilmaya pek yatkin. Bunu hic cekinmeden ve abarta abarta yapiyorlar. Bu huy ozellikle hazir mal satanlarda var ama el isi yapanlarda, ne bileyim ayakkabicida, matbaada calisan gencte ya da cadir diken adamda bu huy nedense olmuyor. Demek ki el isi yapanin, yani zanaatcinin is esnasinda guzel guzel dusunme vakti oluyor ve kendini bilir bir hale geliyor. 

Yani diyecegim o ki, yasasin zanaat!

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

Sanki içimde açan bu sarmaşık gülleri

Hatirladigim bir donem var. Sanirim doksanlarin ortalari. Tum ailemiz, hatta tum tanidiklarimiz birdenbire cicek yetistirme sevdasina dusmustu. Herkes birbirinden cicek fidesi alirdi.  Aksam misafirligine gidilen evlerde hangi cicekler var diye ortalik kontrol edilir ya izinli ya da izinsiz (boyle hikayeler de duymustum) begenilen cicegin fidesi alinirdi. Boyle aksamlarda, en son gelen meyve ikramiyla birlikte, evin sarmasiginin masallah nasil da uzadigi konusulur, ev sahibi (erkekler daha da hevesliydi sanki bu gelisen cicekler hakkinda konusmaya) hemen bu isin sirrini aciklardi, aspirin koyuyorum topragina ya da cay suyu dokuyorum gibi birseyler soylerdi. Sarmasigin tum duvar ve tavan boyunca uzayip, odada  tur atmasinin yakinlarda ev sahibi olunacak anlamina geldigine dair hafif inancli bir espriyle cicek sohbeti iyice koyulasirdi. Sarmasiklar sanirim o gunlerdeki gibi bir daha hic populer olmadilar.

Aklima nereden mi geldi bunlar? Apartmanin bahcesinde duran guzel ciceklerden nasil birer fide asiririm hesabi yapmaktayim kac gundur. Evi ciceklendirme kampanyasi dahilinde cicekciden aldigim cicek pek agir geldi bana, para vermek sacma oldu sanki. Oysa eskiden hatirladigim donemdeki gibi, paylasilarak cogalmasi, dagilmasi ne guzelmis. 

Pazar, Mayıs 17, 2009

Aşk İle Pervane Dönersin Dünya


Ben yine tasiniyorum... bir haftaya yakindir ev toplaniyor, yeni ev icin hazirliklar yapiliyor... Simdi ayaklarimda fena bir sizi, parmaklarimin (el parmaklarim) arasinda da bir dinlenme sigarasi var...

Hanginiz "ev dedigin nedir ki, dert etme boyle seyleri" demisti ya da dusunmustu? Opuyorum onu..:)

Ve 8 Agustos gunu resmi anlamda ev-leniyorum, bir de o var daha...:)

Foto buradan

Perşembe, Mayıs 14, 2009

Başarısızlık başlı başına bir ceza değil midir?*


*Basliktaki soru asliberry'e ait.

Evet, basarisizlik ceza. Hem de gecmisi birak, geri donusu olmayan bir gelecegin kesin isaretcisi olan bir ceza. Ustunde derin izler birakan, haline tavrina yerlesen bir ceza.

Kendimi oyle basarisiz hissediyorum ki, elinizi omzuma atsaniz aglarim. Hic abartmiyorum. Oyle basarisiz hissediyorum ki, bana ovgu dolu sozler siralayip, devaminda gelen 'ama'larla kendi akillarinin elbette daha ustun oldugunu ima edenleri dinlerken bile gucsuz, caresiz kaliyorum. Dilim tutuluyor. Is becerme degil, varolma basarisizligina donusuyor hersey.

Ilk genclik boyle bir sey degil. Okul basarisizliklari bile boyle bir sey degil. Esas basarisizlik sonradan hayatiniza hakim olan... O sebeple anne babalar saglamciligi ogutlerler yavrularina. Sonradan ilk genclik tercihlerinin, cesaretlerinin basarisizligi altinda ezilmesinler diye. Haddini bilmeyi de ogretmektir bu sanirim ayni zamanda.

Hani boyle duygular dile getirilir ve bunlari (aci da olsa) acikca dile getirmenin coskusuyla bambaska bir zevk ve gurur yasanir ya, bu yazdiklarim onlardan degil. Utanarak yazilmis cumleler...

Kendimi sakinlestirmek icin gorus alanimi genisletiyor, genisletiyor ve su dunya uzerinde minicik bir canli olarak kaliyorum. Senin basarili olman, yapmayi cok istedim ve bakin yaptim demen, ya da yapamaman ne ifade eder ki bu dunyada, diyorum. Yine de o minik yuregim huzur bulmuyor. Sagima da donsem soluma da donsem basarisizlik melekleri omuzlarimda duruyor. Her teselli beni ofkelendirmekten baska ise yaramiyor.

Pazar, Mayıs 03, 2009

Gunes yine doguyor, sabah oluyor


BANDISTA
Bandista evi şenlik kıyamet bir eylem bandosu şimdi ses vermekte ska, balkan, vertov, reggae, eşitlik, özgürlük, cango, votka, adalet, kökler sularından... Bandista evinde geceler gündüz gündüzler denktir geceye, bu evde güneş batsa da dinlenir ev hece heceye...

Kac gundur S. bana Bandista dinletiyor. Yeni kesfi. 
Web siteleri uzerinden albumlerindeki tum sarkilari dinleyebilir, isterseniz tum albumu indirebilirsiniz. Zaten "copyleft, bandista, 2009 | armağandır. çoğaltınız! dağıtınız!" buyurmuslar kendileri. 

Asagidaki linke tiklayin, dinleyin, pek sevecek, sasiracaksiniz.

Cumartesi, Mayıs 02, 2009

Benim vadem senden evvel yeterse


Saat sabahin ikisini geciyor. Aklima Leby geldi. Bartleby, kedim... Icim sizladi. Nereden nasil geldi aklima tam bimiyorum ama sanirim cocuk sahibi olmak ile ilgili bir seyler dusunurken geldi... Sonra da ona cektirdigim eziyetler geldi aklima. 
O beni pek severdi, incitmezdi. Ama ya ben... Kac defa arkadaslarimin israrina dayanamayip ya da yalniz evime donmek istemeyip onu gece evde tek ve ac biraktim.. Kendimce tuvalet aliskanligini ogretecegim diye kac defa vurdum.. Ahh soylemesi bile utanc, aci verici... Ama o cok akilliydi, beni cok az uzdu. Patisini yanagima koyar, yastigimin ustunde uyurdu.

Sonra gitti o... Ya da ben biraktim onu.

Her eziyetin cezasi cekilmeli. Baska turlu ceken de cektiren de huzura ermiyor.

Pazartesi, Nisan 27, 2009

Pencereden Kaç Da Gel, Gavur Anan Duymasın

Dunden beri, yolda buldugum (surada bahsettigim) Almanya'da dogup buyuyen ama simdi Yunanistan'da yasayan arkadasimla birlikteydim. Dun bulusup biraz dolastik ve sonra da eve geldik, guzel bir yemek ve sarap keyfi yaptik. Sonra o oteline gitti. Bugun de neredeyse tum gun gezip, bol bol sohbet ettik. Hani bazi insanlar vardir, iclerindeki gerginlikleri ya da eksiklikleri surekli masaya koyup sizi germez, birlikte vakit gecirdikten sonra her yola, her fikre ve her konuya aciktirlar... Iste tam oyle birisiydi. 

Yarin sabah Almanya'ya gidiyor ve bir kac aya tekrar buraya gelir sanirim. Bir dahaki sefere bizde kalir artik. Otele verdigi paraya yazik.

Salı, Nisan 21, 2009

Evrim sempozyumu





23-24 Mayıs tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde 2. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu varmis. Akademisyen ve genç bilim adamlari  sunumlar yapacaklarmis. 

‘Evrim Çalışkanları’ adlı gönüllü bir topluluk varmis ve evrim konusunda temel bilgilere sahip olmak isteyenler icin Kaliforniya Berkeley Universitesi’nin sitesini Türkcelestirerek oluşturduklari
www.evrimianlamak.org adresinden faydalanabilirmis.

Cogumuzun pek elle tutulur fikir sahibi olmadigi bu konuda saglikli bilgi sahibi olmak icin ekrana gelen firsat.

Cumartesi, Nisan 18, 2009

Yeni gün

Hani oglen uykusuna yatilir ve sonra uyaninca bir sersemlik olur. Sanki yepyeni bir gune baslaniyormus gibi hissedilir, bir gunde iki gun yasiyormus gibi...

Festival sayesinde bir gunde iki gun, hatta bazen uc gun yasadim. Her filmden  sonra, sinema salonunun cozmeye zaman taninmayan  mimari yonlendirmesiyle birlikte, bir solukta kendimi sokaga firlatilmis buldugumda, yepyeni bir gune uyaniyorum sanki. Bir suru ruya gorup de, tazecik bir gune uyanir gibi.

Çarşamba, Nisan 15, 2009

Kestin mümkünümü çarelerimi



Aksamustu pencerenin onunde oturmus tirnaklarimi torpuluyor, boyuyordum. Geldigimden beri sasirtaci ve akla gelmeyecek sekilde ters giden islerimin yorgunlugu, bezginligi ustumdeydi. Fakat bir an icimden, evimiz ne guzel, burada cok huzurluyum, iyi ki bu evi bulmus ve tutmusuz, diye bir nese gecti. 

Ben o dumanli kafa ile otururken, S.'in telefonu caldi. Arayan ev sahibi ve bir takim gerekcelerle evden cikmamizi istiyor.

Sans mi denir, kismet mi denir, nazar mi denir? Ne denir bu bahtsizliga?

Son gunler ev ile ilgili gorusmeler, kosturmacalarla gecti ve tam da bu doneme denk gelen uzundur gormedigim arkadaslari misafir etmekle, bulusmakla. 

Bu karmasik gunler yuzunden simdiye kadar  iki festival biletim yandi. Bu da baska bir aci kalbimde.

Bilmiyorum... kalbim kirik biraz.

Resim Max Liebermann

Perşembe, Nisan 09, 2009

Tavada Rüya


Eve biri geldi. Akrabalardan birisi, kuzen sanirim. Dogum yapmis. Galiba kiz dogrumus. Ama erken dogum, bebecik cok kucuk. Anne ve teyzeler takimi bebeyi durum gibi sarmis, kundaklamis. Bildiginiz kebap durumu goruntusu ve olculerinde. Bebe cok kucuk, halsiz... Usuyebilir... O sebeple bir teflon tavaya koymus, ocagin ustunde isitiyoruz. Ben ocagin basindayim... Bir zaman sonra bu bebe yanar burada, tava cok isindi, diye dusunup, telaslaniyorum.

V for Vendetta

Ben de bu maskeden istiyorum

Pazar, Nisan 05, 2009

Perşembe, Mart 26, 2009

Bir zaman gül için zara düş oldum

Tramvay beklerken, ayni dili konusmadigimiz bazi gulumseyislerle belli oldu ve birimize kesin yabanci olan bir dil kullanarak tekrar konusmayi denedik ve farkettik ki bizim iletisim kurabilecegimiz en iyi dil ikimize de yabanci olan baska bir dil, almanca!
 
Yunanistan'dan gelmis, ama Almanya dogumluymus. En az iki ayda bir gelirmis Istanbul'a, hayali burada yasamakmis. Ilk defa birisiyle boyle konusma imkani bulmus. Turklerle iletisim kurmakta zorlaniyormus. Bildigi cok turkce kelime olmasina ve turkceyi ogrenmek icin kisa da olsa kurslara gitmesine ragmen pek konusamiyormus. Fakat ne guzel olurmus ogrense, nasil da istermis.

Eldeki kalemler yazmayi birakinca, vatmandan aceleyle bir kalem istenmis ve kisacik tramvay yolculugunda, aceleyle bulunan bir parca kagida karsilikli telefonlar, emailler yazilmis, bir dahaki Istanbul ziyaretinde birlikte gezmek ve sohbet etmek icin anlasilmis...

Demin, Yunanistan'da yasayan, tramvay duraginda buldugum arkadasim mesaj atti, sonunu turkce "iyi uykular" diye bitirerek. 

En ilginci, bu karsilasmadan 4 saniye once duragin arkasinda duran gazeteciye dogru yonelmis, die Zeit gazetesini gormus ve ne yapsam da almancami kuflendirmesem, diye dusunmustum.

(Haftasonuna kurtce muzikle girelim oyleyse. Bir burada, iki surada)