Cuma, Ocak 23, 2009

Yolum düştü köyünüzden geçmez olaydım

Allah sizi dusurmesin ama benim yolum Umraniye'ye dustu bugun. Ben omrumde boyle pislik, boyle cirkinlik gormedim. Korkunctu. Abartiyorsam ne olayim. Cirkin binalar, cirkin yollar, cirkin kaplamalar, cirkin tabelalar, mide bulandirici yazi karakterleri ve renkler... hersey cirkin... Bunu yapan insan olamaz denilen cinsten. Memleketimin heryerini bok goturur, bunu bilirim, sasirmamam lazim ama Umraniye ile hic bir yer yarisamaz diyorum. Bu kadar buyuk olcege yayilan bir cirkinlik ben henuz hicbir yerde gormemistim! 
En cok insanlarina kizdim. Cok kizdim hem de. Cunku bu pislik, cirkinlik halinin ne imkanlarla, ne parayla ne pulla ilgisi yok. Yollari masallah son model arabalarla doluydu. Bu tamamen insanlarin icinden gelen cirkinligin, aman bosverciligin urunu.  Bir goz ne gormelidir, nasil gormelidir? Iste bunun uzerine o kucuk beynini bir defa bile yormayan sefil insanlarin mekani Umraniye. Orada oturanlar bana kizmasin. Hatta isterlerse kizsinlar, ben onlara cok kizginim cunku.

Gecen radyoda bir programda vardi, sanirim Balat tarafinda bilmem kac yillarinda oturmus, cocuklugu gecmis bir hanimefendinin anilarini okuyordu programi yapan bey. Herkes gibi, aman Istanbul soyleydi, aman boyleydi, eskiden Balat'imiz, mahallemiz soyle muhtesemdi, diye basliyor anilar. Ama hanimefendiler ilerleyen yillarda o guzelim mahalledeki, cici bici evlerini kendilerini kandiran(!) bir muteahhite vermisler de, bir apartman diktirmisler, o mahalle dokusu da kaybolmus! Ya hanim, senin tek laf soylemeye, sizlanmaya hic hakkin yok, gecekondu diken adam bile senden daha masum. Sen ki bu igrenc sehirlesmeye kimbilir hangi cikarin icin izin verenlerdensin, yemisim ben senin hanimefendiligini.

Goruyorsunuz, nasil da kizginim!

Pazar, Ocak 18, 2009

Hrant İçin Adalet İçin 19 Ocak'ta, saat 3'te, aynı yerde

19 Ocak Pazartesi, 14.30-15.30
Yer: Agos gazetesi önü
Hrant'ın arkadaşları, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da Agos gazetesinin önünde toplanacak. “Bizler bu ülkenin vatandaşları olarak güvercin tedirginliğinde, gerçek failleri bulunmamış suikastlarla birarada yaşamak istemiyoruz. Bu akıl almaz cinayetten nefret üretmeyen onurlu kalabalıklar olarak, bebeklerden katil yaratan karanlığa ışık düşürmek için, ülkemizin aydınlık geleceğine sahip çıkmak için, büyük acımızın yükünü birlikte taşımak için, adalet için, barış için, kardeşlik için, Hrant Dink davasının mağdurları ve takipçileri olarak 19 Ocak Pazartesi günü bir kez daha buluşuyoruz. Din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi görüş farkı gözetmeden, halkların kardeşliğine inanan tüm yurttaşlar yan yana geliyoruz.”

Ben orada olacağım.

Cumartesi, Ocak 10, 2009

Yeni Ev

Yeni bir ev tuttuk. Guzel bir ev. Oldukca buyuk. Cok merkezi. Istanbul standartlarina gore temiz ve bakimli. Tarihi Yarimada'yi tamamen goren deniz manzarali. Hatta planladigim ev-ofis fikrine de epey uygun bir ev.

Kirasi bize gore cok fazla. Ama geldigimden beri oyle berbat evleri, oyle ucuk fiyatlara kakalamaya calisan kacik ev sahipleri ve emlakcilar gordum ki, tuttugumuz ev yanlis bir yanilsama da olsa ucuz geliyor bana. Ayrica, ahirda kuzu dogunca, cayirda otu bitermis, lafina olan inancimi burada tekrar atese verip, kararimiza olumlu bakmaya calisiyorum.

Evet, ev guzel. Haftaya tasiniyoruz. Ama hic esyamiz yok, birkac parca disinda. Simdi oturdugumuz ev esyali, o yuzden durum boyle. En acil is gorecek yatak, perde, sandalye gibi esyalarimiz bile yok. Keske ailelerimiz bu sehirde oturuyor olsaydi, ilk basta idare edecek kadar eski esya toparlarlardi bize.

Arkadaslarim, sartlar beni evlenmeye zorluyor. Bu kadar esya masrafinin altindan kalkmak icin, evlenmek ve ailelerden destek almak zorundayim. Ah, ne acizlik, degil mi? Kader dedikleri bu mu?

:)

Salı, Ocak 06, 2009

Bugun

Insankizina her daim bir iki adet iyi kiz arkadas lazim. Sevgiliymis, kocaymis bunlarin hepsi gun gelip yalan olabiliyor. Ama herhangi bir yandan tekmeyi yiyince, ilk olarak yine kiz arkadasinin yaninda solugu aliyorsun. Bu kiz arkadaslar, daha once tartismis, bagrismis, birbirini kiskanmis bile olsalar mevzu dertlesmeye gelince ana kucagindan farksiz oluyorlar.

Salı, Aralık 30, 2008

Iyi Yillar!!!

2008 yilinda bu handan gelip gecen arkadaslarim, durup dinlenen yoldaslarim, benim halimi hatrimi merak eden dostlarim, 

hepinizin yeni yili kutlu olsun, 2009 evinize nese, kalbinize huzur, cebinize bol kazanc getirsin. 

Herseyin basinda, kuru dallara can veren Allah'im beni de gorsun.

Benim annem, teyzelerim, hepsi yillardir dualarinda, once baskasina, sonra bana ver, demistir. En son yanina gittigimde annem bana tembihledi, artik baskasina bir sey dileme, bana ver, benden artarsa ele de ver, diye gecir icinden, elalemi dusunmek bize yaramiyor, islerimiz iyi gitmiyor, ben cok denedim, dedi. 
Turkiye'ye gelirken teyzem de benzer bir seyler tembihlemisti. Onu, bunu dusunme, git keyfine bak, sen sana lazimsin, el degil, demisti. 
Yas ilerledikce imana gelenlerin aksine, bizimkilerin Allah korkusu gitgide azaliyor bence. Artik takmiyorlar pek, acik acik niyetlerini belli ediyorlar.

Yeni yilimda ailemdeki herkes, saglikli ve huzurlu olsun.  
Sizinkiler de :)

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Ne olacak benim sonum?

Gunler zor ve yorucu geciyor. Fiziksel yorgunlugun disinda kafa yorgunluguyla demek daha dogru olur.

Geleli epey vakit oldu. Geldigimden beri master tezimin parcasi olan bir projemi Istanbul'da hayata gecirmek icin ugrastim. Halen de ugrasiyorum ve surec devam ediyor. Gerceklesebilir de, gerceklesmeyebilir de... Bu arada her iki ihtimale karsi da cozumler uretmeliyim. 

Calismam gerekiyor. Fakat bir yerde ise baslamak istemiyorum. Komik belki ama Turkiye'deki is ortamlari ile ilgili biraz fobim var. O sebeple bir sekilde irili ufakli isler ayarlayip, freelance dedigimiz sekilde idare etmek istiyorum. 

Iste bu sistemi ayarlamak, yeni, pek tanimadiginiz ve sizi taniyanlarin da pek olmadigi bir sehirde cok zor.  Bu yuzden cok dusunuyor ve cok cabaliyorum. Sonumuz guzel olur umarim.

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Dun gece

Dun biraz fazla sarap ictim, gecem kabus gibiydi. Tahminimce sabahin besinde zink diye uyandim, hafif mide bulantim vardi ve Kerbela'da sususluktan kavruluyormus gibiydim. Normalde o uyku haliyle tuvalete bile gitmeye erinir, sabaha kadar hafif sanciyla yatagin icinde doner dururum ama bu defa o halde mutfaga gidip, daha yataktan cikmadan, dusunce gucuyle yerini tespit ettigim koca bir portakali kapmis ve tirnaklarimla acele acele, yaralaya yaralaya soymus, tahmin edilmez bir istah ve istekle yarisindan fazlasini acele acele, suyunu damlata damlata yemis, cok yersem midem daha da bulanir korkusuyla bir kismini sarmalayip, tezgah ustunde birakmisim. Insan denen mahluk, yeri gelince nasil da biliyor caninin kiymetini!

Cuma, Aralık 26, 2008

26 Aralik 2008 Cuma

Hava soguk. Daha yeni kahvalti yaptim. Kalvaltida, dun Tchibo'dan aldigim, geceden beri cok iyi bir alisveris yaptim, diye ovundugum, mumlu demlik isiticisini kullandik. Yarim saatte bir, belki bir bardak daha cay icerim, diye saatlerce ocagin altinin acik kalmasini icim kaldirmiyordu. Bir de dogalgaz ciddi ciddi pahaliymis ya, yeni yeni ikna oluyorum.

Bugun pek yapilmasi gereken isim yok. Canim Galata civarinda dolasmak, biraz da sergi falan gezmek istiyor.  S. benimle gelmek istemiyor. 

Pazar, Aralık 21, 2008

Arı namus şişesini taşa caldim kime ne

Hayati duzene girmis (yemisim oyle duzeni!) insanlarin, kendilerince hayati henuz duzene girmemis (kime gore, neye gore bir duzense!!) insanlara karsi yaklasimlari beni cileden cikariyor.  Hayatin zamanlamasi herkese gore ayni islemiyor, herkese ayni imkanlari, sanslari ya da bence aptal duzenle yetinme salakligini bahsetmiyor hayat. Ama insanlar bunu genelde anlamak istemez. Insanlar her vakit kendi sahip olduklari hayatin dogrulanmasini, onaylanmasi ister. Bu sebeple de kendileri gibi olmayanlara akil verir, daha da sevimsizi acir, kendi hayatlarina ozendirip, onlari bos hayallerinin pesinde gitme yolunda yildirmaya calisirlar. Daha da aptalca olani, bunu yaparken, yaptiklarinin farkinda olup, bilinclice yapacak zekaya bile sahip olmayislaridir.

Ama onlar gibi olmayanlar her seferinde bu dalasmadan, ilk yikintiyi atlattiktan sonra (ki onlar gibi olmayanlar cok hassas insanlardir) iyi ki onlar gibi degilim, diye ayrilirlar. 

Çarşamba, Aralık 10, 2008

Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz

Bir hal var ustumde. 

Hem herseyi yikip darmadagin edebilecek kadar ofkeli, hem de yerinden kipirdayamayacak kadar yorgun ve gelen hayati kabullenmis sinik bir ruh gibiyim.

Ah, hayat kendini neden surekli tekrarlayip duruyor ya da ben neden yol alamiyorum bir turlu?

Sabahlari ensemden tum basima yayilan bir hafif sizi, bir agir mutsuzlukla kalkiyorum sanki. 

Zorla daldigim uyku bazen oyle ruyalar gosteriyor ki bana, degil sabahinda gununde bile kendime gelemiyorum. Dun gece mesela, kirk dunyaya girdim ciktim, kirk koca degistirip, kirk adam oldurup, kirk ulke gezdim, kirk patavatsizlik yaptim, kirk insani ozledim. Bu kucuk kalbim her sabah hangi birinin etkisinden kurtulabilsin?. Ruya gormeyi azaltan, engelleyen ilac var midir?  

Eskiden, cocuk-genc iken gunun en sevdigim vakti gece yataga girme vaktiydi. Yataga girip, gun icinde aklima dusen turlu seylerden yola cikarak, uzun uzun hayaller kurar, o hayaller icinde kaybolur gider, hayalle gercek arasinda bir halde uykuya dalardim. 
O zamanlar hayal kurmak umuttu, ama simdi hayal kurmak umutsuzluk gibi.

Neyse, ben simdi gideyim, neselenince tekrar geleyim.

Salı, Aralık 02, 2008

Küçükten yar seveni cennete gönderseler

Universitenin ilk yilinda, hatta okula kayit yaptirdigim gun yolda tanistigim, sonrasinda o gun benimle karsilasinca, ben ona gulumseyip yardim etmek isteyince, ilk defa geldigi sehirdeki tedirginligini, gerginligini nasil da bir anda ustunden atip mutlu oldugunu soyleyen, devamindaki iki yil boyunca (ben o universiteden ayrilana kadar) yedigimiz ictigimiz ayri gitmeyen, annemlerin, teyzemlerim, amcamlarin bile bir erkek arkadas olarak evin icine kabul edip, pek sevdikleri, fakat simdi aklima bile gelemeyecek kucuk seyler ve mekansal uzaklik yuzunden koptugum sinif arkadasim, gectigimiz haziran ayinda trafik kazasinda hayatini kaybetmis.

En son 2003 sonbaharinda bambaska bir sehirde tesadufen yolda karsilasmistik. Yine gozleri parlamisti beni gorunce. Aramizdaki kirginlik, kopukluk cok net ortadaydi. Fakat mutluluk da gozden kacmayacak sekilde belirgindi. Ben biraz soguktum. Beni cok tanimayanin anlamayacagi ama onun cok iyi gorebilecegi derecede bir sogukluk.

Kazagin ne guzelmis, dedim. Beyaz bir kazak vardi uzerinde. Begendiysen sana vereyim, dedi ve cikarmaya calisti ustunden. Tamam, ver, dedim. Ama sevgilimin hediyesi bu, dedi son anda ve tekrar giydi.

Son bir iki aydir hep aklima geliyor, acaba tekrar arayip bulsam mi onu diyordum. Facebook'da ortak tanidiklarimizin arkadas listesinde ismine rastliyor, eklesem mi, yoksa onun beni eklemesini mi beklesem, diyordum. 

Meger o coktan gitmis. Ben anlamsiz ekleme, cikarma hesaplari yapip duruyormusum.

Salı, Kasım 25, 2008

30.yil







Aslinda onemli bir gun bugun, gunun gidisati hic oyle gorunmese de. Artik 30 yasinda biriyim ben. Kulagima hic iyi gelmiyor, hele kalbime.

Annemin dedigi gibi, cok uzuluyorum yaslanacagim icin. Ne yapayim, elimden baska turlusu gelmiyor.

Bir haftaya yakindir sabahin korunden gece yarilarina kadar, onumuzdeki cumartesi bitmesi gereken bir projeye yardim ediyorum. Dun gece eve girdigimde ne cok yoruldugumu farkettim. Ama pazar gunu bir kacamak yaptim ve Asliberry ile bulustum. Cok cok iyi geldi bana onunla gorusmek. 

Bugun gitmedim su projeye yardim isine. Evde kalip yarinki bir gorusme icin hazirliklar yapmam gerekiyor. 
Dogumgunum bu yil boyle gececek, evde tek basina calisarak.
Bir ara cikip saclarimi fonletecegim ve su faturasini yatiracagim.

(Blogumun 3. yilini kutlayan, kutlamayan, beni ziyaret eden herkese cok tesekkurler)

Salı, Kasım 18, 2008

3. yıl


















Bu ayin basinda blogum 3. yilini doldurmus. 3 yildir vazgecmeden, tembellik etmeden, keyifle yazmisim. 

Cumartesi, Kasım 15, 2008

El edersem eve gel, göz edersem cama gel

Insan Istanbul'da yasiyorsa en az  haftada bir iki disarida yiyor yemegini. Hele coluk cocuk yoksa kesin oyle oluyor. Evden bir ciktin mi geri donmen mutlaka saatleri buluyor. Zaten her koseden guzel kokular gelen bir sehir. Dolayisiyla ac karinla o kokulara karsi koyamiyor insan.

Ben ilk memleketten, kucuk sehrimizden ayrilip da gorece biraz daha buyuk bir sehre gittigimde en cok buna sasirmistim; insanlarin disarida, ayakustu yemek yemesine. Eve gidecek insanlar neden disarida yemek yer, diye dusunur, sasirirdim.  Mesela adam isten cikmis, eve gidiyor ama yol ustunde bir tatli alip, yiyor falan. Hani cocuk desen cocuk da degiller.  Meger bunlar buyuk sehrin cilveleriymis, sonradan ayiktim.

Salı, Kasım 11, 2008

Hala garip seyler oluyor

Uc Maymun'u izlemeye gittigimde sinemada fragmanini gormus, saskinlik ve urpertiyle S.'e donup, bu ne lan, demistim. 

Oyle komik (uydurma, sahte) sozler ve sahnelerdi ki, gulmekten kendimi alamamistim. Filmi izlemedim ama benim agzimi acik birakan, komedi gibi olan fragmanin filminden, bildik bilmedik, ciddiye aldigim almadigim bir cok kisi ovguyle bahsediyor. Sastim kaldim. Nasil yani? 

Sorun yumurta mi tavuktan cikti, tavuk mu yumurtadan cikti problemini bile asiyor. Gorunmeyen bir yumurtadan nasil bir tavuk cikar da millet yemeye doyamaz? 

Yazmayi unutmusum, Issiz Adam filminden bahsediyorum.


Pazartesi, Kasım 10, 2008

Garip seyler oluyor

Her seferinde sasiriyorum, tencerenin dibine koydugum bir avuc misir nasil olur da patlayinca dev gibi bir kabi doldurur, diye. Her defasinda, acaba bir daha  patlatmadan once ve sonra misirlari saysam mi, diyorum. Bu derece inanamiyorum yani.

Cuma, Kasım 07, 2008

Cok yalvarma kabul olmaz dilegin

Teyzemi aradim demin, kac haftadir konusmamistik. Cok ozlemis beni, cok alismislar meger bana. E, tekrar donsem Almanya'ya ne olurmus. Halen kosturmaktan bikmamis miyim. Obur is ne olmus (S.den bahsediyor)sakin evlenip falan yesil pasaportumu oldurmeseymisim, hic olmadi onunla gidip gelseymisim canim her istediginde. 

Galiba bunlar benim bu ay otuz yasina girecegimi, yasitlarimin peslerinde bebelerle, hic olmadi kariyerle dolastiklarini, kendime ait yer bezlerim, tavalarim olmasini istedigimi unutuyorlar.* Hos, bunlarin hepsinden cok artik emeklerimin bir halta yaradigini, bir karsiligi oldugunu gormek tek derdim. Yoksa ne tava, ne tencere ne de koca derdindeyim. Olsa olsa tek derdim gozlerimin etrafinda olusan ilk kirisikliklar olur.

Bir de, gelirken mis gibi bir kutu (100gr) American Spirit tutunu getirmistim, sarip sarip iciyordum. Bugun o da bitti, bulamadim da hicbir yerde. Onun yerine Drum marka tutun aldim. Berbat bir sey. En erken aralik ayinda gelecek olan ablama siparis ederim tutunu. Istanbul'da nereden bulabilirim, bilen var mi? Sigara icenlere de israrla tutun icmelerini, mumkunse de bu 100% dogal tutunu bulup denemelerini tavsiye ederim. Tutun sarmak hem cok zevkli ve icimi guzel hem de sigarayi daha az icmenizi sagliyor. 

*Cevremdeki okuldan falan arkadaslarimin hic biri henuz bu tablonun icinde degil.

Çarşamba, Kasım 05, 2008

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Belediyelerimiz ve web siteleri

Bugun S. bir sebeple belediyelere sayip soverken soylemisti; bizim belediyelerin web sayfalari belediye baskanlarinin kisisel sayfasi gibi, diye. O dedikten sonra Almanya'daki ornekleri dusunmustum ama simdi bakip, bir karsilastirma yaptim da, sonuc korkunc. Buradaki belediyelerin sitelerine girince, gevsek siritisiyla bir baskan karsiliyor sizi. Baskanimizdan mesaj var, baskanimiz konusuyor, baskanimiz basbakanimizla elele, baskanin gundemi gibi basliklardan gecilmiyor.  Aslinda bu siteler, baskanlik edilen halka dair oyle cok bilgi veriyor ki, ozellikle halkin guc/iktidar karsisindaki tutumu ve gucun/iktidarin halka bakisi hakkinda. 
Arastirmaci TT sizin icin biraz secme yapti, hadi bulun bakim 70 farki 

Oncelikle Almanya ve Isvicre'den bir iki sehrin web sitesine bakalim. Fotograflara tiklayinca buyuk halini gorebilirsiniz.(Ben denedim, olmuyor)

Dresden/Almanya













Kreuzlingen/Isvicre













Zurih/Isvicre
















Mannheim/Almanya
















Evet, bundan sonrakiler Turkiye'den

Sirayla Malatya, Samsun, Izmir ve Ankara. Tabii ki favorim Melih G. ile Ankara. Malatya hernekadar cok basarili olsa da Melih G. nin ciciligi, ayni sayfada 4 farkli fotografini sergileme (medeni!) cesareti birinciligi acik ara farkla hakediyor. Kismetse bayramdan sonra Facebook'daki ANKARA'DA BIR SURREALIST MELIH G. grubuna da uye olacagim.


Perşembe, Ekim 30, 2008

Ankara

Gunler ilginc bir kosturmacayla geciyor. issiz bir insansin nedir bu mesguliyetin, diyor bir takim arkadas kitlesi. Haklilar. Ama halim boyle.

Uc gunlugune Ankara'ya gittim. Bu sabah geldim. Trenle yolculuk cok guzeldi. Tren yolculugunu tercih edenler de. Otobuse, ucaga binenlerden daha baska insanlar oluyorlar.

Ankara'dan pek bir sey anlamadim aslinda. Orayi cok ozlemistim fakat az gorebildim. Eskiden sevdigim, arada aklima gelen mekanlarin coguna gidemedim. Bir kosturmacadir orada da devam etti.

Ama sunu diyebilirim; Ankara'da inanilmaz bir trafik, her yerde bitmis, bitmekte olan dev gibi  alisveris merkezleri vardi. Bir de sehir geceleri ne kadar karanlikti oyle. Sehrin gobegi Kizilay fena halde karanlikti mesela. Isil isil olmasi gereken bir nokta halbuki. Dogru duzgun aydinlatma yerine Kizilay'a bir takim sacma sapan isik oyunlari ve dev cussesine ragmen cok az kisinin gorebilecegi cirkin bir saat yapmis Ankara'lilarin gozbebegi Melih G.