Perşembe, Ocak 28, 2010

Mimlerim ve ben - 2 (Pisikopati'den gelen)

Pisikopati de beni mimleyeli cok oldu ama ancak cevap veriyorum ve o da kusura bakmasin lutfen.
1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Ee, kalksin tabikine.

2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
- Ee, kaldirilsin tabikine. Kaldirmiyorlarsa da baraj cok ufalsin.

3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
-Buna halk diledigi gibi karar versin. Adayi egitmek yerine halki egitmek en dogrusu gibi.

4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
-Su siralar hic bir anlam tasimaz oldu. Zaten oyle bir donem ki, kim ne diyor, ne yapiyor anlasilmaz oldu. Bir karmasadir gidiyor. Yasin yaninda kuru yaniyor, kurunun derdi anlasilmiyor. Herkes birbirine camur ve iddaalar atip duruyor.

5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)
-Bir 10-15 yil once ordunun bu hallere dusecegi akliniza gelir miydi hic?
kattiyyen gelmezdi.:) zaten kizlarinin kolundan tutup da tv'ye koca bulmaya cikaran babalar analar olacagi da gelmezdi aklima. Serdar Ortac'in Ahmet Kaya'dan ozur dileyecegi de. Ki ozru asla kabul gormeyecektir zannimca. O gune ait goruntulere tekrar bakmak lazim. Onunla birlikte kimler alkis tutuyordu, simdi neler diyorlar? Yuzu kizarmayan insalar dunyasi bizimki. Neyse costum ben, bir sonraki soruya geceyim..:)
6) Mimlediğimiz bloglar ve linkleri…
Ben de bu mimi
Elestirel Kardes'e gonderiyorum.

Mimlerim ve ben - 1 (Asliberry'den gelen)

Asli beni mimleyeli cok oldu ama ancak cevap veriyorum, kusura bakmasin artik.


1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar, kısaca konusuyla?
---Anton Cehov- Butun Oykuler
Harika Cehov oykuleri, Rus edebiyatina hasret duyuldugunda sakinlestirici olarak bir duble almak icin birebir. Cehov'u ilk bana S. okumaya baslamisti. Geceleri uyumadan birer oyku okuyordu.

---Deutschland Erzaehlt (Almanya anlatiyor denebilir) serisi. 46 Alman yazardan harika oykuler var. Mesela Heinrich Boll, Thomas Mann, Arthur Schitzler... . Ara ara almanca pratik yapmak icin iyi oluyor.

---Nahid Sirri Orik - Bilinmeyen Yasamlariyla Saraylilar
1800' lerin sonlarinda dunyaya gelmis biri olarak yazarimiz saraylilarin dunyasini iyi biliyor ve birebir taniklik etmis. O yuzden biraz dedikodu, biraz belgesel niteligi olan guzel bir kitap. Saray yasami hakkinda cok az bilgim oldugu dusunulurse bana iyi geldi.

Yeri gelmisken baska bir kitap adi vereyim, Osmanli'nin daha erken donemi hakkinda bana cok daha fazla fikir veren bir kitap, Stephan Gerlach'in Turkiye Gunlugu 1573-1576. Avusturya elcisi olarak 1573'de Istanbul'a gelen Gerlach'in gunlugunde donem halkinin gundelik yasantisi, saray ve devlet idaresi hakkinda daha once hic bir yerde karsilasmadigim bilgiler var. Ayrica yazarimizin dili de pek ilgi cekici ve akici.

2. En son aldığınız kitap/kitaplar?
En son bir kac mesleki kitap aldim. Tasarim masarim iste. Ha, bir de Ulusal Demokratik Mucadelede Kurt Asiretleri adli bir kitap.

3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz?
Sabahattin Ali-Kurk Mantolu Madonna, Melville- Katip Bartleby, Orhan Pamuk-Kara Kitap/Yeni Hayat, Ahmet Hamdi Tanpinar - Saatleri Ayarlama Enstitusu, Dostoyevski... John Kennedy Toole - Aliklar Birligi. Ilk aklima gelenler bunlar ama belki bunlardan da cok sevdiklerim vardir.

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar?
Hmmm, ilk aklima gelenler Orhan Pamuk - Kar, Ahmet Altan-Aldatmak ve Henry Miler - Oglak Donencesi (bu kitabi dogru zamanda okumadim belki, bilemiyorum.)

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap?
Tanpinar-Yasadigim Gibi, Kor Saatci-Richard Dawkins, Dostoyevski-Delikanli

Ben de birilerini yakayim simdi...:) Dilerlerse cevaplasinlar sorulari. Simon, Sofra (epeydir ortalikta yok ama), Miso.

Çarşamba, Ocak 20, 2010

19 Ocak, evin yıkılsın!

AŞK, DOĞA, HAYVANLAR ve LEZZETLER

Yeni hediye kartlari ve kitap ayiraclari serisi. Rengarenkler...:) Daha cok renk gormek isteyen buraya tiklayabilir. Disarida kapali ve kasvetli bir hava var, iyi gelir diye dusundum..:)





Pazar, Ocak 17, 2010

Guzel kadin

Bugun yeni programina baslayan Turkan Soray ne kadar icten selamladi seyirciyi. Gozleri doldu, heyecanlandi. Icten ve iyi bir kadin oldugu nasil da belli. Ve ne kadar guzel! Yasi ilerledikce, hatta daha da yaslandikca hep guzel kalanlardan. Sacma sapan estetiklerle tum guzelligini yok edenlerden degil. Zamaninda cok guzel kadinmis dedirtenlerden. Biraz da utangac sanirim, halen tutuk ve cekinerek konustuguna gore.

Çarşamba, Ocak 13, 2010

Tiyatro

Bugun aksam "Düşüş"u izledik. Nahid Sırrı Örik’in “Sultan Hamid Düşerken” adlı romanından Kemal Bekir’in yazdığı tiyatro oyunu. Guzeldi. Tarihimizin onemli bir donemini oldukca iyi gosteriyordu.

Her tiyatroya gidisimde sasiriyorum, kanli-canli insanlarin karsimda bir oyun sahneliyor olusuna. Bu donemin, bu cagin icinden degil sanki tiyatro. Modern bir tiyatro oyunu bile olsa, ruhu bambaska tiyatronun, cok eskiden kalma bir dunyanin icine girer gibi oluyorum, her defasinda. Ve yine her defasinda kanli-canli insanlarin orada performansini izlemenin bedelinin sinemaya gore ne kadar ucuz oldugunu dusunuyorum. Sinemada cok para kazaniliyor. Anlamsiz yere cok pahali bence biletleri. Haksizlik.

IKSV Tasarim'a ozel defterler

Biraz daha detay burada.

Salı, Ocak 05, 2010

Evlatlik

Yeni yila S.'nin ailesi ile girdim. Ankara'da. Bir kis gunu bir aile ile evde tatil nasil olursa oyle gecti. Yemekler, ickiler, televizyon, babanin komikligine gulme, annenin hamaratligina hayret etme, yegenin derslerine yardim etme, misafir gelen dayiya saygi ve sevgiyle bakma seklinde.

Hersey iyi hos ama ben kendimi onlarin yaninda sanki seyiplenmis (sozluge bakin) gibi hissediyorum. Iyi bir aileye evlatlik verilmis cocuk gibi. Evlatlik gelen cocuk incinmesin, herhangi bir sozu ima gibi anlamasin, sevildigini bilsin diye cabaliyor onlar. Bense engel olamiyorum, annem nerede benim diye iclenmeye ve arada bir gozlerimin dolmasina.

2010 herkese yarasin!

Perşembe, Aralık 24, 2009

Giderim dur diyen yok, Kebap oldum yiyen yok

Yeni yil da geldi. 2009 beni donunda calkaladi, felegim sasti. Bakalim 2010 basima ne isler getirecek?

Acayip tipler bulup duruyorum surekli. Gecen kargo getirdi bir adam. Ismimi duyunca uzun bir sohbete basladi. Bu memleketin nasil fasist oldugundan tutun da, zamaninda cim bicer gibi kendisi gibi adamlarin nasil baslarinin ezildiginden... Sinif farki hic bilmeyen koyunden... Adam bunlari anlatirken hem ona teselli vermek istedim hem de engel olamadigim sekilde biraz korktum. Evde tekim ve kapida bir adamla uzunca sohbet ediyorum. Dunya o adamin hayalindeki gibi olsaydi, onu kesin iceri davet eder, bir kahve yapardim ona, hizlica icip, dinlensin, icini de rahatca doksun diye... Ama dunya bambaska...

Sonra biri aradi gecen gun, USB Stick'imi bulmus yolda, icindeki CV'den bana ulasmis. Onu bana verecekmis. Stick'i yolda gorsem ayagimin ucuyla bakmam ben, yamulmus, eski bir seydi. Satsam bir vapur jetonu bile veren olmaz. Ama onu bana iletmek icin zahmet edip, telefon eden, benimle bulusma yerine gelen bir adam da var . Cunku insanlar da bambaska.

Perşembe, Aralık 10, 2009

Saclarimi kestirdim


Uzun zamandir bu kadar kisalmamisti, cekip koparmam ondan...:)

Çarşamba, Aralık 09, 2009

Kahvalti

Bir evin kahvalti sofrasi cok mahrem degil mi? Aksam yemegine biri aniden gelse sorun olmaz, bir tabak daha cikarilir, olur biter. Ama kahvalti hic oyle degil. Aniden gelen bir misafire, icinde bes tane buzusmus zeytin, koseleri biraz sararmis ve kurumus peynir, ustune ekmek kirintilari dokulmus recel tabaklariniz hic ama hic istah acici gelmez. Ev sahibi olarak, az once istahla yediginiz sofradan utanip, cekinebilirsiniz bile. Evet, her evin kahvalti sofrasi o evin mahremi.

Perşembe, Aralık 03, 2009

Komsu

Sanirim komsulara arada bir yaptigim pasta boregi goturmem hic iyi bir davranis degil. Onlari da tabagi dolu gondermeye zorluyor olabilirim. Napayim, hepsi yasli komsularin, aman da kizim ne guzel yapmissin, demeleri hosuma gidiyor. Bir de ne yapsam iki kisilik olmuyor, cok oluyor. Bugun sondu, bir daha goturmeyecegim, gereksiz bir temas belki de.

Pazartesi, Kasım 30, 2009

Tirnagina tas gelmesin

Tum bayrami, insallah kapimi calan olmaz, diyerek gecirdim. Hem cok fazla yapacak isim vardi hem de ev fena haldeydi. Yaklasik iki haftadir dogru duzgun supurulmemis, tozu alinmamis haldeydi. Belki normal bir ev buna dayanir ama benim yaptigim islerden dolayi evin ici kagit, kumas ve bir dunya malzemenin tozuyla, parcaciklariyla doluyor. Sonra kanepe, masa evde ne varsa hepsinin ustune bir seyler atilmis durumda oluyor. Bir duzen tutturamadim halen. Yani, bayram tatili evin icinde deli gibi calisarak gecti. Fakat bugun artik her kosecige siginmis, gizlice ve urkekce bana bakan irili ufakli toz obeklerini evde daha fazla barindiramayacagimi dusunup temizlige giristim ve su saatlerde bitti. Ev mis gibi. Simdi, tekrar calismaya devam edecegim, ama bu defa biraz daha duzenli...

Teyzem hep, allah razi olsun, tirnaginiza tas gelmesin, derdi eger onun evinde ufak da olsa bir ise elimizi atmissak. Ben biraz abarttigini dusunurdum. Iki bardak yikadim diye bu kadar duaya, lafa gerek var mi, derdim. Ama simdi anliyorum onu. Evin tum isleri sana ait oluyor, eger ev kendi evinse. Birisi ufak da olsa yardim etse, cok ama cok buyuk hayra geciyor.

Bayraminizi kutlarim. Bayram tatlisi olarak sutlac yaptim. Gelen giden olmadigindan ye ye bitmiyor...:)

Pazartesi, Kasım 23, 2009

Bu devranı sürmez sandım

Bir donem, hatta gencligi boyunca kocasindan cekmis kadinlar, ellili yaslarindan itibaren birbirlerine cok benziyorlar. Algilamalari problemli, dalgin, asiri hassas ve aglamakli, dogru yerde dogru tepkiyi veremeyen hale geliyorlar. En belirgin ozellikleri; kendilerine, gecip giden omurlerine cok aciyorlar. Bu enkaza donusmus kadinlarin kocalariysa bambaska bir alemde.
Resim: Max Liebermann

Cuma, Kasım 06, 2009

Yarabbi sukur

Kac gundur ruyalarimda bok icinde yuzuyorum. Hatta, gelip temizlesin diye anneme haber saliyorum. Annem, bok iyidir, paradir, evin dolsun tassin insallah, dedi. Manyak miyiz neyiz?

Perşembe, Ekim 15, 2009

Güzel bir gün

Geçen günkü deli rüzgarda korktuğum olmamış ve pencerenin önündeki ağaca yerleşmiş kuş yuvası dağılmamış, sapasağlam. 

Evin içinde çok güzel bir aydınlık var.

Yapılacak çok işim var ve günlerdir beklediğim sakinlik bugün geldi. Hepsi yapılır.

Pisikopati hediyesini beğenmiş, aradı teşekkür etti. Çok sevindim. Ne kadar zarif.  Ben de böyle olmalıyım.

Bir sipariş alıp, sonrasında onu  hediye etmeye karar vermiştim ve onun sahibi de bugün hediyesini beğendiğini yazmış. Günlerdir cevap yazmayınca istediği gibi olmadı ve beğenmedi diye üzülmüstüm.

Şimdilik günün tek sorunu akşama ne pişireceğime karar vermemiş olmam. Bu cümleyi yazar yazmaz aklıma geldi, dolapta haftalardır bekleyen 3-5 kabak vardı. Halen hayattalarsa onları yenecek hale getiririm. 

Salı, Ekim 13, 2009

Banka

Bankanin rihtimdaki subesine gittigimde aldigim gise numarasina sira gelmesi icin altmis kusur insani beklemem lazimdi. Deneyelim, bekleyelim dedim. Iceride, sol tarafta disariya yerlestirilen bankamatiklerin dayandigi kisimda bir kac gorevli ugrasiyordu. Onlara yanasip, izleyeyim dedim. Nedense etrafa karsi tedirgin bir havayla bakiyorlardi. Sanki paralar ortada duruyor da, birden biri kapip kacacak gibi. Benim ilgili bakislarima da dikkatle baktilar. Hic kacirmadim gozumu ve iyice onlara dogru yaklastim, onlari iyi goren bir noktaya oturdum. Bir zaman sonra, onlar halen islerini yaparken iyice diplerine girmek icin kalkip yakinlarindaki brosurlerden almaya yeltendim. Iyice dikkat cektim. Ama ozellikle yaptim. Bir halt oldugu yok ortada, guvenlik icindeler, e ne o artistik pozlar? Siz o havaya girersenin ben de bankaya durum tespiti yapmaya gelmis soyguncu rolune sokarim kendimi. Iki taraf da cok amator oynadik gerci.

Neyse, baktim sira ilerlemiyor, yanastim bakamatikle ugrasan guvenlik gorevlilerine ve yakinlarda nerede baska subeleri oldugunu sordum. Moda ve Bahariye'de varmis. Ooo cok daha iyi, eve daha yakin oralar ve kesin daha tenhadir deyip, Bahariye subesine gectim. Burasi ne tatli bir sube bilemezsiniz. Tam sevdigim gibi banka calisanlari var. Su her bankanin giselerine oturttugu gencim, guzelim, sacimi da hep fonletirim kizlarindan yoktu orada hic. Bu genclere gicik degilim ama sanki banka calisanlari yaslari gectikce bizim hic haberimiz olmadan toplanip, topluca yakiliyor hissi olusturuyorlar bende.
Bir tane genc kiz vardi o da staj(y)er gibi bir seydi. Digerlerine gelince, yasli, beyaz sacli, sanki yillardir icki sigara icmekten gozaltlari torba torba olmus adamlar. Su diger bankalarda calisan kadinlar gibi, ayaga kalkip da subenin icinde salindiklarinda gozlerinizle onlari takip etmekten kendinizi alamadiginiz kadinlara hic benzemeyen, guzel bile denilemeyecek kadinlar vardi. Hepsinin yasi almis yurumus. Oh, ne tatlilar. Memur sicakligi boyle olur. Cok sevdim orayi. Siram gec gelse bile ben bunlari oturur zevkle izlerim dedim ve basladim beklemeye.

Giseler disinda bir masa vardi. Digerlerinin amiri edasinda bir kadin oturuyordu. Yuksek sesle bir seyler soyluyordu ona buna. Sonra bir adam geldi masasina, pek yaslica. Sanki eski musteri gibi... Adam oturdu masanin onundeki sandalyeye, kadin cok icten bir sekilde halini hatrini sordu. Adam pek iyi duymadigindan hepimiz kadinin sorularinin tekrarlarini duyduk. Karisi biraz rahatsizmis amcanin, onu anlatti. Sonra cep telefonunu cikarip, zar zor bir seyler yapti ve telefonu kadina uzatti, al konus diye. Kadin afalladi ama hemen cakti durumu ve anladigim kadariyla hic tanimadigi yasli bir kadina kisaca kendini tanitti ve halini sordu. Kadin cay soyleyeyim size diye israr ederken amcaya aniden kolumda buz gibi bir el hissettim. "sifir liraya sifir faiz varmis, haha haa! ay cok komik" dedi yanima ne vakit gelip oturdugunu anlamadigim yasli kadin duvarda asili faiz tablosunu gostererek. "Bak dusmus faiz, ondu ama simdi sekiz olmus. zaten X. hanim demisti bana, Selma'cim faizler dusmus diye". Cok sey soylemek, muhabbete girmek istememe ragmen diyecek laf bulamayip gulumsedim sadece. "Ayy ben ne kalin giymisim ya, hirka, mont, off "diye tekrar basladi kadin. "Ama eliniz cok soguktu" dedim. " Evet, bende hastalik var, elimi yikar dururum, evden cikmadan yine yikamistim, evim cok yakin buraya" dedi. Sonradan iyice farkettim, kadin sabun kokuyordu. Tam o anda sag yanimizdaki sirada bekleyen ust/on dislerinin sadece ortasinda bir tane dis kalmis bir kadin daldi lafa. "Ama sen de sanki sekseklikler gibi giyinmissin caniim, hava hic de serin degil" dedi yasli kadina. Yasli kadin seksen yasinda kesin vardi ama digeri onu biraz hos tutmak istediginden oyle dedi sanirim. Ben oyle anladim. Sonra kapidan bir adam girdi. Haci hoca tipliydi. Hani oylelerinin giydigi takimlar vardir ya, genelde gri renk olur ve mahalle terzisinin elinden cikmis gibi gorunur. Normal ceket pantalon degil de, baska bir havasi vardir. Iste onlardan vardi ustunde ve tertemiz bir cember sakal. Bizim gruba dogru yanasmak ister gibi bir hali vardi. Sanki firsati bulsa da lafa katilsa gibi... Durdu biraz tepemizde. Sonra diger yana, masada oturan ve tekrar cay icmeyi teklif eden kadin gorevli ile yasli adama bakti, bir kac adim onlara yaklasti sonra tekrar soguyan havalara gecmis sohbetimize bakti ve disarida beklemeye karar verip, cikti.

....
Sonra herkesin gunu devam etti ve bitti.

Pazar, Ekim 11, 2009

Bana seni gerek seni

Eskiden ağız tadıyla efkarlanırdım. Söyle dertli bir şarkı türkü dinleyince, gözüm uzaklara dalar, yakında varsa bir pencere onun önüne koşar, gökyüzünü seyrederek düşlere dalardım. Bir şeyleri özlerdim. Hatırlar, hatırlar efkarlanırdım. Özellikle Almanya'da okuduğum şehirde iken. Pencereme karşı bakan apartmanın dili olsa da konuşşa!

Şimdi ne vakit bu hissiyata girsem, bir bakıyorum S. dibimde ve bana bakıp gülümsüyor. Tadı kalmadı bu işin. Ahan da şimdi de öyle bir hal. Ama ben bunları yazarken arkada çalan müzikten etkilendiğimi, gözlerimin ıslandığını farkettirmeden, tam tersi ekrana mal mal bakarak bunları yazıyorum.

Dertlenmek için özel alan lazım bana. Ben böyle görmüşüm. Öyle katıksız lay lay lom mutluluk olmaz. Dertli olmak lazım.