Tum bayrami, insallah kapimi calan olmaz, diyerek gecirdim. Hem cok fazla yapacak isim vardi hem de ev fena haldeydi. Yaklasik iki haftadir dogru duzgun supurulmemis, tozu alinmamis haldeydi. Belki normal bir ev buna dayanir ama benim yaptigim islerden dolayi evin ici kagit, kumas ve bir dunya malzemenin tozuyla, parcaciklariyla doluyor. Sonra kanepe, masa evde ne varsa hepsinin ustune bir seyler atilmis durumda oluyor. Bir duzen tutturamadim halen. Yani, bayram tatili evin icinde deli gibi calisarak gecti. Fakat bugun artik her kosecige siginmis, gizlice ve urkekce bana bakan irili ufakli toz obeklerini evde daha fazla barindiramayacagimi dusunup temizlige giristim ve su saatlerde bitti. Ev mis gibi. Simdi, tekrar calismaya devam edecegim, ama bu defa biraz daha duzenli...Pazartesi, Kasım 30, 2009
Tirnagina tas gelmesin
Tum bayrami, insallah kapimi calan olmaz, diyerek gecirdim. Hem cok fazla yapacak isim vardi hem de ev fena haldeydi. Yaklasik iki haftadir dogru duzgun supurulmemis, tozu alinmamis haldeydi. Belki normal bir ev buna dayanir ama benim yaptigim islerden dolayi evin ici kagit, kumas ve bir dunya malzemenin tozuyla, parcaciklariyla doluyor. Sonra kanepe, masa evde ne varsa hepsinin ustune bir seyler atilmis durumda oluyor. Bir duzen tutturamadim halen. Yani, bayram tatili evin icinde deli gibi calisarak gecti. Fakat bugun artik her kosecige siginmis, gizlice ve urkekce bana bakan irili ufakli toz obeklerini evde daha fazla barindiramayacagimi dusunup temizlige giristim ve su saatlerde bitti. Ev mis gibi. Simdi, tekrar calismaya devam edecegim, ama bu defa biraz daha duzenli...Perşembe, Kasım 26, 2009
Pazartesi, Kasım 23, 2009
Bu devranı sürmez sandım
Bir donem, hatta gencligi boyunca kocasindan cekmis kadinlar, ellili yaslarindan itibaren birbirlerine cok benziyorlar. Algilamalari problemli, dalgin, asiri hassas ve aglamakli, dogru yerde dogru tepkiyi veremeyen hale geliyorlar. En belirgin ozellikleri; kendilerine, gecip giden omurlerine cok aciyorlar. Bu enkaza donusmus kadinlarin kocalariysa bambaska bir alemde.Cuma, Kasım 06, 2009
Yarabbi sukur
Perşembe, Ekim 15, 2009
Güzel bir gün
☻ Geçen günkü deli rüzgarda korktuğum olmamış ve pencerenin önündeki ağaca yerleşmiş kuş yuvası dağılmamış, sapasağlam.
☻ Evin içinde çok güzel bir aydınlık var.
☻ Yapılacak çok işim var ve günlerdir beklediğim sakinlik bugün geldi. Hepsi yapılır.
☻ Pisikopati hediyesini beğenmiş, aradı teşekkür etti. Çok sevindim. Ne kadar zarif. Ben de böyle olmalıyım.
☻ Bir sipariş alıp, sonrasında onu hediye etmeye karar vermiştim ve onun sahibi de bugün hediyesini beğendiğini yazmış. Günlerdir cevap yazmayınca istediği gibi olmadı ve beğenmedi diye üzülmüstüm.
☻ Şimdilik günün tek sorunu akşama ne pişireceğime karar vermemiş olmam. Bu cümleyi yazar yazmaz aklıma geldi, dolapta haftalardır bekleyen 3-5 kabak vardı. Halen hayattalarsa onları yenecek hale getiririm.
Salı, Ekim 13, 2009
Banka
Bankanin rihtimdaki subesine gittigimde aldigim gise numarasina sira gelmesi icin altmis kusur insani beklemem lazimdi. Deneyelim, bekleyelim dedim. Iceride, sol tarafta disariya yerlestirilen bankamatiklerin dayandigi kisimda bir kac gorevli ugrasiyordu. Onlara yanasip, izleyeyim dedim. Nedense etrafa karsi tedirgin bir havayla bakiyorlardi. Sanki paralar ortada duruyor da, birden biri kapip kacacak gibi. Benim ilgili bakislarima da dikkatle baktilar. Hic kacirmadim gozumu ve iyice onlara dogru yaklastim, onlari iyi goren bir noktaya oturdum. Bir zaman sonra, onlar halen islerini yaparken iyice diplerine girmek icin kalkip yakinlarindaki brosurlerden almaya yeltendim. Iyice dikkat cektim. Ama ozellikle yaptim. Bir halt oldugu yok ortada, guvenlik icindeler, e ne o artistik pozlar? Siz o havaya girersenin ben de bankaya durum tespiti yapmaya gelmis soyguncu rolune sokarim kendimi. Iki taraf da cok amator oynadik gerci.Pazar, Ekim 11, 2009
Bana seni gerek seni
Şimdi ne vakit bu hissiyata girsem, bir bakıyorum S. dibimde ve bana bakıp gülümsüyor. Tadı kalmadı bu işin. Ahan da şimdi de öyle bir hal. Ama ben bunları yazarken arkada çalan müzikten etkilendiğimi, gözlerimin ıslandığını farkettirmeden, tam tersi ekrana mal mal bakarak bunları yazıyorum.
Dertlenmek için özel alan lazım bana. Ben böyle görmüşüm. Öyle katıksız lay lay lom mutluluk olmaz. Dertli olmak lazım.
Cuma, Ekim 09, 2009
Havadan sudan
Tavan arasında uyanık yatıyordum, alt katta bir saatin altıyı vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık, insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı."*
Pazartesi, Ekim 05, 2009
Cuma, Ekim 02, 2009
Pazartesi, Eylül 28, 2009
Katil

Filmlerde olmuyor ama ozellikle kitap okurken cok oluyor. Kitaptaki kahramanin tasvir edilen tavrindan supheye dusuyor ya da onu taklit edesim geliyor. Mesela, iki kolu havada iken nasil arka masaya yan yan bakar birisi, ya da bayan Arnoux (Flaubert - Ask Egitimi) nasil bir ifadeyle sarki soyler, diye dusunup, okumaya minicik bir ara verip, basimi kitaptan kaldirip, caktirmadan taklit ediyorum.
Yukaridaki paragrafi yazdiktan sonra ara verip bir film izledim. 2005 yapimi Capote. Tiffany'de Kahvalti romaninin da yazari Truman Capote'nin yeni romanina konu olarak sectigi bir cinayet olayini arastirma surecini kapsayan biyografisi. Carpici bir filmdi. Unlu roman yazari 1959 kasiminda New York Times'da bir haberle karsilasir, bir aileden dort kisi kanli bir sekilde oldurulmustur. Bu konu onun ilgisini ceker fakat onun esas ilgilendigi ve onu bu olayi incelemeye iten sey cinayetin kendisinden cok, boyle bir cinayetin ufak bir kasabadaki etkisinin nasil oldugudur. The New Yorker icin bir roportaj yapma amaciyla kasabaya gider ve katillerle tanisir. Bu tanisma zamanla dostluga donusur ve alti yil suresince, onlar infaz edilinceye kadar surer. Ben burada keseyim ve bu filmi izlemenizi siddetle tavsiye edeyim. (Bana Foucault'nun Bir Aile Cinayeti'ndeki katil Pierre Riviere'i hatirlatti bu film)
Filmi izlemeden once, bu gunlerde okudugum kitaptan bir paragrafi buraya yazmayi ve bu paragrafin hangi kitaptan oldugunu hatirlayan var mi diye sormayi dusunmustum. Filmin etkisiyle hafif kararsiz (hani birden anlamsizlasir ya bazi gundelik istekler, duygular) kaldim ama yine de yaziyorum asagiya, belki birisinin ilgisini ceker.
" Boylelerinin en belirgin ozelligi, gercekten omurleri boyunca barutun icadinin mi, Amerika'nin kesfinin mi daha gerekli oldugunu, kendilerinin de neyi bulmaya hazir olduklarini bir turlu anlayamamalaridir. Ama kesiflere karsi duyduklari ozlem, Kolomb'u ya da Galileo'yu bastiracak guctedir" (ipucu; sayfa 497)
Hangi kitaptan oldugunu bilen var mi?
(aci gercek: bu laflari nedense ustume alindim biraz!)
ipucu 2 (sayfa 538) :
"- O kadar iyi, o kadar duygulusunuz ki, bazen size aciyorum Prens. Tanri sizi korusun. Hayatiniz askla dolu olsun. Benimki ise bitti. Bagislayin beni, bagislayin!
General, yuzunu elleriyle kapayarak cikti. Ihtiyarin bir basari sarhoslugu icinde oldugu belliydi; heyecaninin ictenliginden kusku duyulamazdi. Prens, onun tutkuya varan yalanciligini, ama yalaniyla mest olunca da, kendisine inanilmadigi kuskusuna kapilan yalancilar sinifindan oldugunu biliyordu..."
Cumartesi, Eylül 26, 2009
Perşembe, Eylül 24, 2009
Yaradanım merhamet et kuluna
Tam 3 saat icinde tum evin tozunu aldim, yerleri supurup, sildim, banyolara el attim, ardindan, kurufasulye, pilav, corba, borek, iki cesit salata ve kozlenmis biber hazirladim, bugun yatili gelen misafirlerim icin. Ama ne oldu? Saat dokuza geliyor neredeyse ve ne S. geldi halen ne de misafirler. Misafirler gece 12 gibi gelecekler sanirim. Istanbul'a varir varmaz Anadolu Atesi gosterisine gitmisler. Niye paralandimsa ben onca vakit. Ha, o 3 saatin icinde alisveris de var. Yemekteyiz de yarisma mi!Cuma, Eylül 11, 2009
Günlerden cuma

Dun Almanya'yi dusundum epey. Nedendir onu hic hasretle anmadigimi, tahmin ettigim kadar ozlemedigimi. Bu gece ruyamda oradan ayrilisimi gordum. Icim sizlamiyor ama ya icim sizlarsa diye, sehrin bazi yikik dokuk sokaklarinda geziyorum, o vakit huzunleniyorum. Sonra, tam bana gore bir sacmalamayla, okuldan bir hocamin da oldugu bir grupla birlikte Turkiye-Almanya futbol macini izliyoruz. Ben oturanlara hizmet ediyorum. Sonra bir sekilde, bir an oradaki profesorumun elini tutuyorum. Iste bunu ozleyecegim, diyorum icimden. Elimi eline iyice bastiriyor o da, birakmiyor. nasil bir sefkatle bakiyor bana. Ben onun boynuna atilip, hickira hickira aglamamak icin zor tutuyorum kendimi. (hocalarini ruyasinda boyle sevgiyle goren baska sapik var midir?) Ve sanirim yan komsunun ruyasindan yanlislikla bana gelen bir kac kisi daha var odada. Bir oglan bir kiza asiliyor. En sonunda yemege davet ediyor onu ve laf olsun, hatta espri olsun diye cocugun var mi, diye soruyor kiza. Kiz, evet, alti aylik, diyor. Genc oglan hic cekinmeden tepkisini gosteriyor, eee, oyleyse neden beni oyaliyorsun onca vakit!!?
Almanya ozlemine gelince, anlari cok ozluyorum ben. Oradaki bir ani, o andaki birini ve o andaki bir kokuyu, bir goruntuyu. Ve yillar gectikce o anlar o kadar cok birikiyor ki, yuzdeki kirisikliklar degil de, asla geri donmeyecegini bildigim ve hasretle andigim o anlarin artmasindan biliyorum ben yaslandigimi.











