Pazartesi, Kasım 30, 2009

Tirnagina tas gelmesin

Tum bayrami, insallah kapimi calan olmaz, diyerek gecirdim. Hem cok fazla yapacak isim vardi hem de ev fena haldeydi. Yaklasik iki haftadir dogru duzgun supurulmemis, tozu alinmamis haldeydi. Belki normal bir ev buna dayanir ama benim yaptigim islerden dolayi evin ici kagit, kumas ve bir dunya malzemenin tozuyla, parcaciklariyla doluyor. Sonra kanepe, masa evde ne varsa hepsinin ustune bir seyler atilmis durumda oluyor. Bir duzen tutturamadim halen. Yani, bayram tatili evin icinde deli gibi calisarak gecti. Fakat bugun artik her kosecige siginmis, gizlice ve urkekce bana bakan irili ufakli toz obeklerini evde daha fazla barindiramayacagimi dusunup temizlige giristim ve su saatlerde bitti. Ev mis gibi. Simdi, tekrar calismaya devam edecegim, ama bu defa biraz daha duzenli...

Teyzem hep, allah razi olsun, tirnaginiza tas gelmesin, derdi eger onun evinde ufak da olsa bir ise elimizi atmissak. Ben biraz abarttigini dusunurdum. Iki bardak yikadim diye bu kadar duaya, lafa gerek var mi, derdim. Ama simdi anliyorum onu. Evin tum isleri sana ait oluyor, eger ev kendi evinse. Birisi ufak da olsa yardim etse, cok ama cok buyuk hayra geciyor.

Bayraminizi kutlarim. Bayram tatlisi olarak sutlac yaptim. Gelen giden olmadigindan ye ye bitmiyor...:)

Pazartesi, Kasım 23, 2009

Bu devranı sürmez sandım

Bir donem, hatta gencligi boyunca kocasindan cekmis kadinlar, ellili yaslarindan itibaren birbirlerine cok benziyorlar. Algilamalari problemli, dalgin, asiri hassas ve aglamakli, dogru yerde dogru tepkiyi veremeyen hale geliyorlar. En belirgin ozellikleri; kendilerine, gecip giden omurlerine cok aciyorlar. Bu enkaza donusmus kadinlarin kocalariysa bambaska bir alemde.
Resim: Max Liebermann

Cuma, Kasım 06, 2009

Yarabbi sukur

Kac gundur ruyalarimda bok icinde yuzuyorum. Hatta, gelip temizlesin diye anneme haber saliyorum. Annem, bok iyidir, paradir, evin dolsun tassin insallah, dedi. Manyak miyiz neyiz?

Perşembe, Ekim 15, 2009

Güzel bir gün

Geçen günkü deli rüzgarda korktuğum olmamış ve pencerenin önündeki ağaca yerleşmiş kuş yuvası dağılmamış, sapasağlam. 

Evin içinde çok güzel bir aydınlık var.

Yapılacak çok işim var ve günlerdir beklediğim sakinlik bugün geldi. Hepsi yapılır.

Pisikopati hediyesini beğenmiş, aradı teşekkür etti. Çok sevindim. Ne kadar zarif.  Ben de böyle olmalıyım.

Bir sipariş alıp, sonrasında onu  hediye etmeye karar vermiştim ve onun sahibi de bugün hediyesini beğendiğini yazmış. Günlerdir cevap yazmayınca istediği gibi olmadı ve beğenmedi diye üzülmüstüm.

Şimdilik günün tek sorunu akşama ne pişireceğime karar vermemiş olmam. Bu cümleyi yazar yazmaz aklıma geldi, dolapta haftalardır bekleyen 3-5 kabak vardı. Halen hayattalarsa onları yenecek hale getiririm. 

Salı, Ekim 13, 2009

Banka

Bankanin rihtimdaki subesine gittigimde aldigim gise numarasina sira gelmesi icin altmis kusur insani beklemem lazimdi. Deneyelim, bekleyelim dedim. Iceride, sol tarafta disariya yerlestirilen bankamatiklerin dayandigi kisimda bir kac gorevli ugrasiyordu. Onlara yanasip, izleyeyim dedim. Nedense etrafa karsi tedirgin bir havayla bakiyorlardi. Sanki paralar ortada duruyor da, birden biri kapip kacacak gibi. Benim ilgili bakislarima da dikkatle baktilar. Hic kacirmadim gozumu ve iyice onlara dogru yaklastim, onlari iyi goren bir noktaya oturdum. Bir zaman sonra, onlar halen islerini yaparken iyice diplerine girmek icin kalkip yakinlarindaki brosurlerden almaya yeltendim. Iyice dikkat cektim. Ama ozellikle yaptim. Bir halt oldugu yok ortada, guvenlik icindeler, e ne o artistik pozlar? Siz o havaya girersenin ben de bankaya durum tespiti yapmaya gelmis soyguncu rolune sokarim kendimi. Iki taraf da cok amator oynadik gerci.

Neyse, baktim sira ilerlemiyor, yanastim bakamatikle ugrasan guvenlik gorevlilerine ve yakinlarda nerede baska subeleri oldugunu sordum. Moda ve Bahariye'de varmis. Ooo cok daha iyi, eve daha yakin oralar ve kesin daha tenhadir deyip, Bahariye subesine gectim. Burasi ne tatli bir sube bilemezsiniz. Tam sevdigim gibi banka calisanlari var. Su her bankanin giselerine oturttugu gencim, guzelim, sacimi da hep fonletirim kizlarindan yoktu orada hic. Bu genclere gicik degilim ama sanki banka calisanlari yaslari gectikce bizim hic haberimiz olmadan toplanip, topluca yakiliyor hissi olusturuyorlar bende.
Bir tane genc kiz vardi o da staj(y)er gibi bir seydi. Digerlerine gelince, yasli, beyaz sacli, sanki yillardir icki sigara icmekten gozaltlari torba torba olmus adamlar. Su diger bankalarda calisan kadinlar gibi, ayaga kalkip da subenin icinde salindiklarinda gozlerinizle onlari takip etmekten kendinizi alamadiginiz kadinlara hic benzemeyen, guzel bile denilemeyecek kadinlar vardi. Hepsinin yasi almis yurumus. Oh, ne tatlilar. Memur sicakligi boyle olur. Cok sevdim orayi. Siram gec gelse bile ben bunlari oturur zevkle izlerim dedim ve basladim beklemeye.

Giseler disinda bir masa vardi. Digerlerinin amiri edasinda bir kadin oturuyordu. Yuksek sesle bir seyler soyluyordu ona buna. Sonra bir adam geldi masasina, pek yaslica. Sanki eski musteri gibi... Adam oturdu masanin onundeki sandalyeye, kadin cok icten bir sekilde halini hatrini sordu. Adam pek iyi duymadigindan hepimiz kadinin sorularinin tekrarlarini duyduk. Karisi biraz rahatsizmis amcanin, onu anlatti. Sonra cep telefonunu cikarip, zar zor bir seyler yapti ve telefonu kadina uzatti, al konus diye. Kadin afalladi ama hemen cakti durumu ve anladigim kadariyla hic tanimadigi yasli bir kadina kisaca kendini tanitti ve halini sordu. Kadin cay soyleyeyim size diye israr ederken amcaya aniden kolumda buz gibi bir el hissettim. "sifir liraya sifir faiz varmis, haha haa! ay cok komik" dedi yanima ne vakit gelip oturdugunu anlamadigim yasli kadin duvarda asili faiz tablosunu gostererek. "Bak dusmus faiz, ondu ama simdi sekiz olmus. zaten X. hanim demisti bana, Selma'cim faizler dusmus diye". Cok sey soylemek, muhabbete girmek istememe ragmen diyecek laf bulamayip gulumsedim sadece. "Ayy ben ne kalin giymisim ya, hirka, mont, off "diye tekrar basladi kadin. "Ama eliniz cok soguktu" dedim. " Evet, bende hastalik var, elimi yikar dururum, evden cikmadan yine yikamistim, evim cok yakin buraya" dedi. Sonradan iyice farkettim, kadin sabun kokuyordu. Tam o anda sag yanimizdaki sirada bekleyen ust/on dislerinin sadece ortasinda bir tane dis kalmis bir kadin daldi lafa. "Ama sen de sanki sekseklikler gibi giyinmissin caniim, hava hic de serin degil" dedi yasli kadina. Yasli kadin seksen yasinda kesin vardi ama digeri onu biraz hos tutmak istediginden oyle dedi sanirim. Ben oyle anladim. Sonra kapidan bir adam girdi. Haci hoca tipliydi. Hani oylelerinin giydigi takimlar vardir ya, genelde gri renk olur ve mahalle terzisinin elinden cikmis gibi gorunur. Normal ceket pantalon degil de, baska bir havasi vardir. Iste onlardan vardi ustunde ve tertemiz bir cember sakal. Bizim gruba dogru yanasmak ister gibi bir hali vardi. Sanki firsati bulsa da lafa katilsa gibi... Durdu biraz tepemizde. Sonra diger yana, masada oturan ve tekrar cay icmeyi teklif eden kadin gorevli ile yasli adama bakti, bir kac adim onlara yaklasti sonra tekrar soguyan havalara gecmis sohbetimize bakti ve disarida beklemeye karar verip, cikti.

....
Sonra herkesin gunu devam etti ve bitti.

Pazar, Ekim 11, 2009

Bana seni gerek seni

Eskiden ağız tadıyla efkarlanırdım. Söyle dertli bir şarkı türkü dinleyince, gözüm uzaklara dalar, yakında varsa bir pencere onun önüne koşar, gökyüzünü seyrederek düşlere dalardım. Bir şeyleri özlerdim. Hatırlar, hatırlar efkarlanırdım. Özellikle Almanya'da okuduğum şehirde iken. Pencereme karşı bakan apartmanın dili olsa da konuşşa!

Şimdi ne vakit bu hissiyata girsem, bir bakıyorum S. dibimde ve bana bakıp gülümsüyor. Tadı kalmadı bu işin. Ahan da şimdi de öyle bir hal. Ama ben bunları yazarken arkada çalan müzikten etkilendiğimi, gözlerimin ıslandığını farkettirmeden, tam tersi ekrana mal mal bakarak bunları yazıyorum.

Dertlenmek için özel alan lazım bana. Ben böyle görmüşüm. Öyle katıksız lay lay lom mutluluk olmaz. Dertli olmak lazım.

Cuma, Ekim 09, 2009

Havadan sudan

Dun gunes ne guzel batti. Bu siralar havalar ne kadar da guzel Istanbul'da, degil mi?

"Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehirde, Kristiania'da aç sefil sürtüyordum o günlerde...
Tavan arasında uyanık yatıyordum, alt katta bir saatin altıyı vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık, insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı."*

*Dun, Knut Hamsun - Aclik'a basladim.

Pazartesi, Eylül 28, 2009

Katil


Filmlerde olmuyor ama ozellikle kitap okurken cok oluyor. Kitaptaki kahramanin tasvir edilen tavrindan supheye dusuyor ya da onu taklit edesim geliyor. Mesela, iki kolu havada iken nasil arka masaya yan yan bakar birisi, ya da bayan Arnoux (Flaubert - Ask Egitimi) nasil bir ifadeyle sarki soyler, diye dusunup, okumaya minicik bir ara verip, basimi kitaptan kaldirip, caktirmadan taklit ediyorum.

Yukaridaki paragrafi yazdiktan sonra ara verip bir film izledim. 2005 yapimi Capote. Tiffany'de Kahvalti romaninin da yazari Truman Capote'nin yeni romanina konu olarak sectigi bir cinayet olayini arastirma surecini kapsayan biyografisi. Carpici bir filmdi. Unlu roman yazari 1959 kasiminda New York Times'da bir haberle karsilasir, bir aileden dort kisi kanli bir sekilde oldurulmustur. Bu konu onun ilgisini ceker fakat onun esas ilgilendigi ve onu bu olayi incelemeye iten sey cinayetin kendisinden cok, boyle bir cinayetin ufak bir kasabadaki etkisinin nasil oldugudur. The New Yorker icin bir roportaj yapma amaciyla kasabaya gider ve katillerle tanisir. Bu tanisma zamanla dostluga donusur ve alti yil suresince, onlar infaz edilinceye kadar surer. Ben burada keseyim ve bu filmi izlemenizi siddetle tavsiye edeyim. (Bana Foucault'nun Bir Aile Cinayeti'ndeki katil Pierre Riviere'i hatirlatti bu film)

Filmi izlemeden once, bu gunlerde okudugum kitaptan bir paragrafi buraya yazmayi ve bu paragrafin hangi kitaptan oldugunu hatirlayan var mi diye sormayi dusunmustum. Filmin etkisiyle hafif kararsiz (hani birden anlamsizlasir ya bazi gundelik istekler, duygular) kaldim ama yine de yaziyorum asagiya, belki birisinin ilgisini ceker.

" Boylelerinin en belirgin ozelligi, gercekten omurleri boyunca barutun icadinin mi, Amerika'nin kesfinin mi daha gerekli oldugunu, kendilerinin de neyi bulmaya hazir olduklarini bir turlu anlayamamalaridir. Ama kesiflere karsi duyduklari ozlem, Kolomb'u ya da Galileo'yu bastiracak guctedir" (ipucu; sayfa 497)

Hangi kitaptan oldugunu bilen var mi?


(aci gercek: bu laflari nedense ustume alindim biraz!)

ipucu 2 (sayfa 538) :
"- O kadar iyi, o kadar duygulusunuz ki, bazen size aciyorum Prens. Tanri sizi korusun. Hayatiniz askla dolu olsun. Benimki ise bitti. Bagislayin beni, bagislayin!

General, yuzunu elleriyle kapayarak cikti. Ihtiyarin bir basari sarhoslugu icinde oldugu belliydi; heyecaninin ictenliginden kusku duyulamazdi. Prens, onun tutkuya varan yalanciligini, ama yalaniyla mest olunca da, kendisine inanilmadigi kuskusuna kapilan yalancilar sinifindan oldugunu biliyordu..."

Perşembe, Eylül 24, 2009

Yaradanım merhamet et kuluna

Tam 3 saat icinde tum evin tozunu aldim, yerleri supurup, sildim, banyolara el attim, ardindan, kurufasulye, pilav, corba, borek, iki cesit salata ve kozlenmis biber hazirladim, bugun yatili gelen misafirlerim icin. Ama ne oldu? Saat dokuza geliyor neredeyse ve ne S. geldi halen ne de misafirler. Misafirler gece 12 gibi gelecekler sanirim. Istanbul'a varir varmaz Anadolu Atesi gosterisine gitmisler. Niye paralandimsa ben onca vakit. Ha, o 3 saatin icinde alisveris de var.  Yemekteyiz de yarisma mi!

(Not: demin tek basima oturup yemegimi yedim, kimseyi beklemeden! Cayi da simdi koydum ocaga. Yanina da cips aldim. Insan caninin kiymetini bilmeli, her sey bosmus..:)

Cuma, Eylül 11, 2009

Günlerden cuma

Dun Almanya'yi dusundum epey. Nedendir onu hic hasretle anmadigimi, tahmin ettigim kadar ozlemedigimi. Bu gece ruyamda oradan ayrilisimi gordum. Icim sizlamiyor ama ya icim sizlarsa diye, sehrin bazi yikik dokuk sokaklarinda geziyorum, o vakit huzunleniyorum. Sonra, tam bana gore bir sacmalamayla, okuldan bir hocamin da oldugu bir grupla birlikte Turkiye-Almanya futbol macini izliyoruz. Ben oturanlara hizmet ediyorum. Sonra bir sekilde, bir an oradaki profesorumun elini tutuyorum. Iste bunu ozleyecegim, diyorum icimden. Elimi eline iyice bastiriyor o da, birakmiyor. nasil bir sefkatle bakiyor bana. Ben onun boynuna atilip, hickira hickira aglamamak icin zor tutuyorum kendimi. (hocalarini ruyasinda boyle sevgiyle goren baska sapik var midir?) Ve sanirim yan komsunun ruyasindan yanlislikla bana gelen bir kac kisi daha var odada. Bir oglan bir kiza asiliyor. En sonunda yemege davet ediyor onu ve laf olsun, hatta espri olsun diye cocugun var mi, diye soruyor kiza. Kiz, evet, alti aylik, diyor. Genc oglan hic cekinmeden tepkisini gosteriyor, eee, oyleyse neden beni oyaliyorsun onca vakit!!?

Almanya ozlemine gelince, anlari cok  ozluyorum ben. Oradaki bir ani, o andaki birini ve o andaki bir kokuyu, bir goruntuyu.  Ve yillar gectikce o anlar o kadar cok birikiyor ki, yuzdeki kirisikliklar degil de,  asla geri donmeyecegini bildigim ve hasretle andigim o anlarin artmasindan biliyorum ben yaslandigimi.

Çarşamba, Eylül 09, 2009

üryan geldim yine üryan giderim

Sel oldu. Bugun isci kadinlari sel aldi... Dun aksamdan planladiklari, bu aksamin yemegini yapamayacaklar. Ve daha cok seyi... 

Cumartesi, Eylül 05, 2009

I love EİÖÜ

Dunya bir yana Eminonu bir yana!

Bu dunyada cennetin neresidir deseler ilk on listeme kesin girer Eminonu. Tahtakale, Mercan, Tigcilar... Arpa ambarina dusmus tavuk hayalimi gercege donusturen cennet, Eminonu. I love EİÖÜ 

Cuma, Eylül 04, 2009

Eli elime degdi de hem ben yandim hem kendi

Ev pek daginik, halen dolap falan filan gibi duzenleyici mobilyalari almadik. Dugundur falan derken firsat olmadi ve  haftalardir boyle darmadaginik idare ediyoruz. Gecen gun memleketten ceyizim de geldi, onlari da kutulariyla bir odaya kapattik... Kismetse iki haftaya tam duzene sokarim ben bu evi.

Evin daginikliginin ana sebebi duzenden ziyade benim defterlerin yarattigi pislik. Ortalik kagit, ip, kumas, toz dolu... Evin icindeki her yere paralel yuzeyde ya bir kac defter, ya bir top kagit ya da diger malzemelerden var. Evi derlemek toplamaktansa defterlerle ugrasmak cok daha zevkli. 

S. yogun calisip, eve gec geliyor. Bugun erken gelecekmis ama, demin konustuk ve aksam disarida yemeye karar verdik. Dun mis gibi hunkar begendi pisirdim (ilk defa yaptim bu yemegi) ve S.'nin gelmesini bekledim. Fakat bosa gitti, cunku gece yarisi iki gibi geldi eve. Bir bardak sut icip uyudu.

Neyse, ben biraz daha calisayim.

Salı, Ağustos 18, 2009

Iste geldim burdayim


Cok yol gittim, cok yol geldim. Cok kisiyi gordum, cok kisiyi goremedigime uzuldum ve tekrar evimize geri dondum.

Istanbul'a doner donmez hayat eski ritmine girdi. Sanki bir ruyadan uyanmis ya da pek uzun bir film izlemis gibiyim. Biraz karisik biraz sersem.