Salı, Ekim 30, 2007

Seviyorum laaan!

Bugün sunu farkettim; bir sehri sonradan özlemek icin gerekli malzemeler, yasanilan mevsimler vasitasiyla temin ediliyor. Yani, bir sehirde farkli mevsimleri gecirmis, görmüs olmak, o sehri ileride özlemek icin yeterli olabiliyor. Ya da daha özlenir kiliyor o sehri, insanoglunun gözünde.
Mesela bu sehrin sohbahari... Cok güzel. Simdiden hissediyorum, hafizama kazindi bu görüntüler ve duygular. Yillar sonra bile cok güzel hatirlayip, özleyecegim ben bu sehirdeki sonbahari.
Bu fotograf ilkbahardan.

Pazar, Ekim 28, 2007

Bu pazar ne pazari allasen?

Iki gün süren, kisa film festivali vardi burada ve bugün ikinci günüydü. Günlük bilet alarak aksam sekize kadar süren tüm programi izledim. Seyirci ödülleri icin oyumu kullanip eve yollandim, ödül kazananlarin aciklanmasi beklemeden.

En cok begenilenler, alkislananlar nedense Almanya`da yasayan yabancilari konu alanlar oldu. Bir yabanci olarak o filmleri izlemek, bir alman olarak izlemekten cok daha farkli. Ben bir alman olsaydim, utanirdim biraz. Bir yabanci olarak izledigimde ise "evet, iste böyle, nasilmis!" diye bagirmak geldi icimden. Cok kabayim sanirim ya da icimde bir öfke var. Öfkem kesinlikle almanlara karsi degil, tam tersi, bir ülkeye, icinde kendilerini güvende hissettikleri bir ülkeye sahip olanlara. Bir ülkenin vatandasi olduklari icin huzurlu olabilenlere. Sanki onlar oldukca baskalari bundan mahrum kaliyor. Cok duygusal ve cocukca bir tepki belki de bu. Ama öyle.

(S. bana bugün Ulus Baker`in "Kanaatlerden imajlara: duygular sosyolojisine dogru" isimli tezini gönderdi Pdf dosyasi olarak. Ingilizce ama türkce bir özet kismi da mevcut, umarim anlarim)

Fotograf: Land Gewinnen, Yönetmeni Marc Brummund.

Cuma, Ekim 26, 2007

Ugras biter, gün savusur

Öyle isteksizim ki yine. Tarifsiz. Nasil yalniz hissediyorum kendimi, bir bilseniz.
Bunlari yazmaya utaniyor insan degil mi? Ya da benim icin öyle. Kronik olarak keyifsizlik yasama, bunu dile getirme. Hic cekici degil! Ne sacma. Hepiniz böylesiniz eminim ki. Herkes böyle. Herkesin cani hayati istemiyor cogu vakit. Nesem yadirganmazken, nesesizligim niye yadirganiyor öyleyse. Ya da belki yadirgandigi bile yokken ben niye öyleymis gibi hissedip, simdiden savunmami, cemkirmemi sakinmiyorum. Cünkü digerlerine de bulasiyor bu hal degil mi? Kim ister ki nese varken bulasan nesesizlik, isteksizlik olsun.

Varsin bunlar hic yokmus gibi olsun. Baska seyler anlatayim size.
Bugün, gecen dönemden arkadaslarimi yemege cagirdim. Davet emailine göbek dansi yapacagimi da eklemistim. Türk kliselerine pek de uymus, pek de gülmüsler, gelir gelmez, hadi basla dansa, esprisini yapmayi ihmal etmemisler! Etli biber dolmasi, peynirli börek, mercimek corbasi ve coban salatasiydi menüm. Pek klasikler yani. Peynirli böregim bu defa arasina minik minik dogradigim tereyagi parcaciklari sayesinde cok lezzetli oldu. Corbayi ise bu defa önce yagda sogani ve havucu biraz kavurarak yaptim, normalde direkt hepsini mercimekle birlikte hasliyordum. O da cok lezzetli oldu.

Almanlar bayilir böyle islere, yemek ikram edilmesine. Istahlari da iyidir masallah. Gecen dönem kimsenin sevmedigi bir kadin vardi sinifta, bu dönem onunla ben yalniziz derslerde. Eski arkadaslarla onu cekistirdik bol bol. Yeni malzemeler bende ya, heveslerini kursaklarinda birakmadim, anlattim onlar sordukca, abarta abarta, fakat sunu eklemeyi de ihmal etmedim, kadin nedense bana karsi cok yardimsever, iyi, neseli ve calisma sistemimiz birbirine pek uygun.

Belki gelirken bana ufak birer hediye getirirler de nesemi bulurum diye heveslenmistim ama yok, cikmadi bir sey. Günü kar yapmadan kapattik, yarina Allah kerim!

Cumartesi, Ekim 20, 2007

Seni gören aşık aklın şaşırır




















Cizdigim günün gecesi rüyama girdi bu hanim. Gercegi daha güzelmis. Güler yüzlü, neseli biriydi. Gözleri cok parlak ve rengarenkti.

Cuma, Ekim 12, 2007

Teninle tanismanin zamani


Bu da benden kücük bir bayram hediyesi. Ramazan da gecti, hadi, tadini cikarin teninizin. Madem zaman seker, tatli yeme zamani :)

Ahh, parmak uclarinda bile sevgiliye duyulan heyecani hissedenlere Allah uzun ömürler versin, nice bayramlar nasip etsin. Aha, bu da ramazan dilegim:)

Perşembe, Ekim 11, 2007

Yol belli, eg basini usul usul yürü simdi

Aksam, bisikletle eve dönerken ters yola girdim, ki hep yaptigim seydir. Yolun diger tarafini, aslinda olmam gereken tarafini, izleye izleye devam ederken bir de baktim ki, asiri hizla bir bisiklet geliyor karsidan ve ne olup bittigini anlamadan bisikleti biraz yana cevirmemle, karsidan gelen adamin cok ama cok fena küfürlerini duymam bir oldu. Adam uzaklasti ama sesi halen geliyordu. Duysaniz ne fena, ne agir laflar dedi bana.

Ben nasil oldum? Cok ilginc oldum. Uzundur öyle bir hale girmemistim. Sinirlenme, korku, saskinlik karisimi bir kasilmayla agzimi acamadim eve gelene kadar. Bisikleti park ederken iyi bir yutkundum sadece.

Devdas

Cumartesi, Ekim 06, 2007

Apolitik

Apolitik olmak sizi üzüyor mu?
Beni üzüyor. Ne is basarmis olsam da, sinavdan yüksek not almis olsam da, sevgilim beni cok sevse de, bu ay kirayi nasil ödesem diye düsünmesem de, güzel bir tatil yapmis olsam da, kücük iyiliklerim tesekküre, duaya dönüsmüs olsa da apolitik olmanin verdigi üzüntüyü atamiyorum.

Aktif olarak politikayla ugrasmak istiyorum ben!
Ama, ama ben temizim, ben temizim diye kendi kendime yasamak(!) istemiyorum.
En cok "o vakit" kendime saygi duyacagim, gibi geliyor.

Itiraf etmek gerekirse, iki ucu boklu degnegin neresinden tutacagimi da bilemiyorum.

Perşembe, Ekim 04, 2007

Ask acisi cekenlere


Ask acisi...

Herkesin var midir bir acisi? Söyle icinde duran, bir kokuyla, bir sarkiyla, bir günes dogusuyla gelip de, kimseye belli etmeden gözlerini devirerek hissettigi bir ask acisi?

Sanki vardir gibi geliyor bana. Ben derim degil, sen dersin öyle, ama vardir. Askin da binbir türlü sekli yok mu zaten?

Bugün, bir müzik esliginde, onlarca kisinin, tek tek, kisa kisa, belli ederek, belli etmeyerek, bir an, bir kisa an gözlerini devirdigini gördüm.

Ama güzel, kimse bilmesin, bir sen bil, gözlerini devirdiginde icinden geceni. Ama gözlerini tekrar kaldirinca gülümsemeyi ihmal etme.

Salı, Ekim 02, 2007

Mızıka calındı düğün mü sandın?

Hemen bir adim ötemizde töre kanunlari konusuluyor bu günlerde. Alevi-kürt bir gencle evlenmek icin evden kacan sünni-kürt kiz icin aile meclisinde ölüm karari verilmis.

Aileyi taniyorum. Görseniz hic yakistirmazsiniz böyle sacma töreleri onlara. Halen saskinim!

Nedir, nasil bir duygudur ki bu, yüzlerce yildir bir türlü cözülmez, azalmaz etkisi?

Cumartesi, Eylül 29, 2007

Gönülle muhabbetteydik

O yasli adamla (yasli adam demeye kiyamiyorum) muhabbetteydim bu aksam da. Yarin yola cikiyorlar, gidiyorlar, elinden kitap düsürmeyen kücük kiziyla birlikte. Yol üstü beni de teyzeme birakacaklardi ama ben okul icin yapmam gerekenleri bitiremedigimden gidemiyorum onlarla. Hani bir tv isimiz vardi, hatirladiniz mi? Iste o tv icin bu yaz cekimler yapilmisti ve hazirladigimiz filmin montaj görevi bana aitti. Tatilden dökdük ya, bindiler tepemize, simdi montaj bitene kadar kipirdayamiyorum bir yere, Allahsiz da öyle uzun is ki!. Ama belki saliya kadar biter de giderim teyzeme. Cici ablami da görürüm orada, o cok uzaklara gitmeden.

Efendi, edepli yaziyorum ama bakmayin siz bana, temizinden 3 kadeh sarabimi ictim o saygideger, ak sacli, kara yüzlü beyin de oldugu muhabbet masasinda fakat masanin agirligi üstümde halen, ondandir edebim, civitmayisim. Yoksa bos degilim yani...

S. yaslaninca bu adama benzeyebilir. Her daim nasil olur da insan tarafsiz ve acik bakar olaylara, kisilere? Adaletini eksiltmez hic? Ben basaramiyorum sanki bunu ama bu yasli adam öyleydi. Ne güzel, S. de öyle. Canim, acilan tek gülüsün sen bu bagin(saygilaaar)

Çarşamba, Eylül 26, 2007

Gönül gel seninle muhabbet edelim

Altmis yaslarini gecmis bir adam. Mütevazı havasi olan, kara yüzlü, ak sacli bir adam. O konustukca, ben konusmasini dinledikce, onun fotografini ceksem simdi, diye icimden gecirip durdum. Fakat, ister istemez poz verir, bu kendiligindenligi gider, benim ancak saatler sonra görebildigim etkisini, jestlerini, mimiklerini fotografa yansitamam diye korktum.

Eski adamlari, eski adamlarin saglam, acik zihinlilerini cok seviyorum ben. Kadinlardan, kürtlerden, türklerden, secimlerden, 47 yil önce bu sehre okumaya geldiginde olup da simdi olmayanlardan, resimden, yetmisli yillardaki calismalarindan, hatalarindan, kazandiklarindan, zaferlerden, bikanlardan, yorulanlardan, onlarin da hakliligindan, gözlerimizi yasartacak kadar komik olan eski olaylardan... nelerden nelerden konustuk.
O ve cok eski bir siyaset arkadasi konustu daha dogrusu. Ben ara ara katilip, kendimi hatirlattim. Fikirlerim begenilince gözlerimi parlattim. Ama yine de kalkip yaninda sigara icemedim, cekindim. Cok benzer bir konudan bahsedip, böyle bir sayginin anlamsizligindan dem vurdugumuz anda bile onun icine cektigi sigaraya büyük bir istekle bakarken bile cesaret edemedim bir tane yakmaya. Halbuki tam da öyle güzel bir sohbete, dinleme zevkine yakisir sigara en cok. Demek ki insanin icine isliyor bazi seyler, degismiyor.

Sonra kendi hayatima, izleyebildigim hayatlara bakiyorum. Ne kadar farkliyiz biz onlardan. Ellerine gecen bir gazeteyi sirayla okumalari, günlerce o gazetenin gelmesini beklemeleri, tartismalari, sabahlara kadar konusmalari... nasil da anlasilmaz geliyor bana. O´na da söyledim, ben sizi hic anlamiyorum, bu duygular cok yabanci, herhangi bir filmden ya da kitaptan bir alinti gibi, havada duruyor zihnimde, dedim. Biraz burustu yüzü ama yine de gülümsedi. Iste böyle eski adamlari seviyorum ben. Bedeli, sekli nasil olursa olsun saygi duymayi, duyabilmeyi de cok seviyorum.

Çünkü tutar bir erik ağacı sunar sana
Doğan gün
Van gölünden bir sabah
Bir kıvılcım, bir titreşim
Bir tutam akdeniz
Süphancı bir serinlik
Ve genç bir gerinme
Usulcacık saç hışırtıları
Bir dudaktan buğulanan sıcaklık
Tutar getirir
Doğan gün
Öpücük gibi konar gözlerinde bir melodi
Sevgilin gibi dokunur parmaklarına bir kedi
Ve kavga ve zulüm ve ateş
Hep birlikte örülen bir türkü
Güzel yapmak için, güzel olmak için
Çünkü hayat dönen, kıvrılan
Yanan bir ibrişimdir
Tutar getirir
Doğan gün

Kemal Burkay

Pazar, Eylül 23, 2007

Ben tatildeyken

Türkiye`de tatildeyken sadece iki tane kitap okudum. Birisi Sabahattin Ali`den "Kürk Mantolu Madonna". S. bana hediye etti o kitabi. Kendine kitap ismarlarken bana da onu almis. Biraz sasirdim acikcasi, onun alacagi bir kitap degilmis gibi geldi. Belki de sirf ben severim diye almistir, bilemem.

Sirince`de Nisanyan evlerinin keyfini cikardigimiz günlerden birinde bir solukta okuyup bitirdim kitabi. Kitabin sonunda dayanamayip ziril ziril agladim.

Acaba ne düsündü o vakit S.? Üzüldü mü bana o kitabi aldi da beni aglatti diye. Yoksa yine mi sasirdi cocukluguma?

Ikinci kitap ise Dostoyevski`nin "Yeraltindan Notlar"i. Kitabi, büyük bir istekle, okumam icin S. verdi bana. Okuduktan sonra ne düsünecegimi cok merak ediyormus.

Bir solukta bitti. Ve muhtesemdi. Beni cok etkiledi. Hele yemek sahnesi, cok ama cok carpiciydi. O istek, aslinda istememek, tiksinti, tiksintini kusmak icin firsat kollamak, cabaladikca daha da batmak.

Acaba o kitaptan bu kadar cok etkiledigimi S. farketti mi? Benden duymak istediklerini pek söylememis olabilirim. Benden ne beklendigini tahmin ettigimde, eger samimi olmak istedigim bir iliski ise, israrla o beklenen tavri göstermemeye calisiyorum. Rahatsiz oluyorum. Sanki rolümü iyi oynamam gerekiyormus gibi hissediyorum. Icten bile olsam, bekleneni yaptigimda rol yapiyormus gibi hissediyorum.

Salı, Eylül 18, 2007

Gecen gün ömürdendir

Yine Almanya`dayim. Nasil da kasvetli geliyor buralar günesli Türkiye günlerinden sonra. Ama olsun, her seye ragmen cok güzel burasi.

Bugün, geldigimden beri ilk defa kendimi yanlarinda cok iyi hissettigim ve gayet neseli ders isledigim bir gruplaydim. Benim gibi, bu yasa gelmis ama ingilizceyi hala bir türlü basedememis tiplerdi bunlar. Ne diyeyim, tembel insanlar daha neseli ve sicak oluyor.

Sen bizi bu dünyadan esirgeme yarabbim!

(Not: Zelma mail atmis, hamileymis, bebesi erkekmis. Tabii ki cevap yazmadim halen, daha 3 hafta dolmadi!)

Sen bizi bu dünyadan esirgeme yarabbim!

Salı, Eylül 11, 2007

Buraya bakarak bunu dinlemistim




Öglene dogru, ne hızlı ve telaslı gecti günler, hic bir sey anlamadım bu tatilden, diyordum kendi kendime. Oysa ki simdi fotograflara baktıgımda hic de öyle olmadıgını, icinde benim oldugum, gülümsedigim, elimi ceneme koyup bakındıgım ya da hafif yan dönüp arkamdaki manzaranın önünde nasıl durdugumu hayal ederek poz verdigim her fotografın koskaca bir gün oldugunu, o gün icinde de yataktan kalktıgımı, belki uzunca bir kahvaltı yaptıgımı, huysuzlandıgımı, birini izledigimi, ilginç insanlarla karsılastıgımı, beli etmeseler de onların ilginc oldugunu farkettigimi, mutlu oldugumu, ta sabahtan aksam yemek istedigim yemegi hayal ettigimi, koca günleri dolu dolu devirdigimi ama ısrarla sayılı olan günlerimi kendime bile caktırmadan hesapladıgımı farkettim. Hız ve telas duygusu veren tek sey bu; gün saymak.

Cuma, Ağustos 24, 2007

Geldim, gördüm, gidiyorum

Bugün yola cıkıyoruz. İlk 4 günü nerelerde gecirecegimiz belli ama gerisi mechul halen.

Geldigimden beri cok uyuşuk haldeyim. Sabahları cok zor uyanıyorum, öğleni buluyor uyanmam. Ve kolumu kaldıracak gücü bulamıyor gibi baygın halde uyuyorum.

S. hep çalııştıgı için pek gezip dolasamadım.
Tevfik Fikret'in Aşiyan'daki evine gittim. Ne güzel yere kondurmus evi. Muhteşemdi. Kendisi de cok etkileyici, yakışıklı bir adammış.

Başka çok yere gittim aslında. Haftasonu Ufuk Uras, Cezmi Ersöz ve şarkıcı Gülşen'i gördüm yemek yedigim yerlerde.

Cezmi: çok fena olmuş, benden söylemesi. "Kadın vardır kadıncık vardır" diyen bir kadını dinliyordu. Aslında tüm muhabbetleri kayıtlı kafamda ama ayıp olur simdi, anlatamam. Rakı masasının raconuna uymaz laf taşımak.
Ufuk Uras: bir insan evladı sonucta. Suratında cok da icime sinmeyen bir tebessüm gördüm. Sevgimizde, saygımızda bir eksilme olmadı tabii ki.
Gülşen: hic bir ifade göremedim suratında. Çok kısa gördüm, ondandır kesin.

Perşembe, Ağustos 16, 2007

Tatil

Bugün son is günümdü.
Tatilim basliyor.
Tatil planim yok dogru düzgün.
Ya cok iyi gececek ya da ariza cikaracagim.
Pazartesi blog arkadaslarimdan bazilariyla bulusacagim. Katilmak isteyen olursa haber versin.

Pek ciddi ve soguk bir havam var degil mi bu yazida? Memlekete gideyim, biraz günes göreyim, icim isinsin, degisirim hemen.

Türkiye`de görüsürüz.

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Pencereden bakmiyor yollara cikmiyorsun

Rica etsem biraksaniz artik su dua isini? Usandik ama! Siz orada elleri acip dua ettikce buraya yagiyor anacim, yeter ama. Kac haftadir yüzümüz günes görmedi, sabah yagmur aksam yagmur. Yok iste, olmuyor, tutmuyor duaniz. Nerede yagmur bulutu varsa buraya geliyor iste sizin yüzünüzden. Off ya, birakin artik.

Bu cahil size bir akil versin; o elleri asagi dogru tutmayi birakip, havaya kaldirin, artik yumruk mu yaparsiniz ya da hayal gücünüzü, yaraticiliginizi mi kullanirsiniz bilmiyorum ama bir takim figürler yaparsaniz ellerinizle hani hic fena olmaz. Iste o vaziyette ilgili mercilere dogru ellerinizi sallaya sallaya yürüyün bir.

Pazar, Ağustos 05, 2007

Mustafa Bey

Mustafa Bey, ben ne cok severdim sizi. Siz de severdiniz beni. Sevgimizi birbirimize takilarak gösterebildigimiz bir iletisimimiz vardi sizinle. Gülerdik birbirimize. Severdik birbirimizi. Digerleri de bilirdi, siz beni baska severdiniz, ben sizi baska severdim. Baskaydi.

Hayatimin en agir günleriydi sizinle gecirdigim günler. O günlerden sonra bir daha hic öyle olmadi hayatim. Hic zorda kalmadim, kimse kalbimi o günlerdeki gibi kirmadi, canimi acitmadi.

Ilk karsilasmamiz... günesli bir hava... Sicagin dayanilmaz oldugu o sehir. Bir avlu. Ben is basvurusu icin gelmisim. Okulu uzattigim belli olmus, ayni gün, ailemden yiyecegim laflara cevap verirken kullanmak icin ise basvurmus ve sonraki güne randevu almisim sizden. Avludayiz, siz ve sirketin iki ortagi karsimda. Ben sefil görünüyorum gözünüze. Siz hic konusmuyorsunuz, izliyorsunuz beni. Üstümde, kesip bictigim, boyadigim batik desenli lacivert bluzum var. Cok zayifim o zamanlar. Konusuyoruz. Ben sigara üstüne sigara yakiyorum. Sonradan söylüyorsunuz ki, saskinlikla izlemis ve üzülmüssünüz benim öyle sigara icmeme, bu kizda bir hal var demissiniz.

Ise aliniyorum. Gelip gidiyorum, sizden cok sey ögreniyorum. Siz de benden cok sey ögreniyorsunuz. Avludaki kücük bahcede cicekler yetistiriyor, sabahlari onlari suluyorsunuz siz. Arada fisir fisir telefonla konusuyorsunuz bir kadinla. Diger iki patronla geceleri hep bir yerlere gidiyor, cok ama cok icki iciyorsunuz. Bana abartarak o geceleri, o alemleri, "mafaya babalarini", pavyonlari anlatiyorsunuz. Ben hic ürkmüyorum bunlari sizden dinlerken. Sonradan ögreniyorum ki telefonda fisir fisir konustugunuz kadin, cok sevdiginiz esinizmis. Gün icinde durmadan arayip sesini duyup, gülüstügünüz kariniz. Sonra daha da seviyorum sizi. Anlatiyorum size hayatimdaki herseyi. Ben asik oldum diyorum, dinliyorsunuz. Kalbimi kirdilar diyorum, beni güldürüyorsunuz. Aylar geciyor Mustafa Bey. Zaman zaman sizlerle icmeye bile geliyorum. Ben bir oglan cocugu gibiyim yaninizda. Saclarim kisacik hep. Yakistiramiyorsunuz bana, uzat saclarini, ne cici bir bayan olursun, diyorsunuz. Sigaram azaliyor, giyim kusamim biraz daha düzeliyor zamanla. Siz hep seviniyorsunuz bunlara, bak ne güzel olmussun bugün, diyorsunuz, eger biraz makyaj yapmissam.

Bazen radyo konusunda tartisiyoruz. radyoda sanat müzigi programiniz var sizin. Ama cok uzun sürüyor Mustafa bey, dayanamiyorum. Siraya koyuyoruz radyoyu. Sevmeye basliyorum sanat müzigini zamanla. Ama siz hepsinden daha güzel söylüyorsunuz Mustafa bey. Hele o avluda bana Veda busesini söyleyisiniz... Ne güzel sizin sesiniz. Gözlerim dolunca, sirtima vurup, sarkinizi kesmeniz.

Bir defa birbirimizi kiriyoruz, yok aslinda, ben sizi kiriyorum. Isler yogun, tepem atmis yine, üc kurusa orada calismaktan. Siz de olmasaniz... Yetismesi gereken isler var, ben cikmaliyim, is icin bir yerlere gitmeliyim. Benden yardim istiyorsunuz, ben sinirliyim. Bana uzattiginiz disketi sinirle duvara firlatiyorum. Hic ses cikarmiyor, yerinize oturuyorsunuz. Ben cikiyorum. Cok üzgünüm. Bir saat sonra tekrar dönecegim, o minik avlulu isyerimize. Ama dayanamiyor, yolda ariyorum sizi. Cok üzgünüm, lütfen bana kizmayin, özür dilerim, diyorum size. Yok, hic üzülme, gel hadi, diyorsunuz bana. Ben nasil seviyorum sizi Mustafa bey.

Ah, Mustafa bey, su sirt agrilariniz basliyor. Hani o iri yari adam sizi söyle bir kucagina aldi ve sirtiniza bastirarak sarsti ya sizi, sonra da, bu agrilarinizin gececegini, size yel girdigini söyledi ya, hic inanmadim ben ona. Ki ondan sonra artmadi mi o agrilar Mustafa bey?

Mustafa bey, isler cok yogun, ama siz tutturmussunuz sirtim agriyor! Kim yetistirecek bu isleri Mustafa bey? Peki, Mustafa bey, dinlenin bir kac gün evde.
Ama cok uzadi Mustafa bey, gelin artik, birakin bu hastalik numarasini, yemeyin beni de, diyorum size telefonda. Tamam, güzel kardesim, idare et beni, yatayim biraz, diyor, gülüyorsunuz.

Günler geciyor, evinize geliyorum. Cok neseliyim ya da size neseli görünüyorum. Sizin yanaklariniz cökmüs. Kalkip, yanaklarinizi öpmemek icin zor tutuyorum kendimi. Cok kalabalik orasi. Siz buruksunuz, sen beni böyle birakmazdin, her gün arardin diye düsünmüstüm ama cok az aradin, sordun, üzdün beni diyorsunuz. Bir laflar geveliyorum. Ben sizi hergün is yerinde bekliyorum Mustafa bey, ben inanmiyorum ki hastaliginiza Mustafa bey. Siz yatmaya bahane ariyorsunuz.

Ayriliyorum yaninizdan. Yarindan itibaren her gün sizi arayip, telefonda fisir fisir konusmaya söz veriyorum.

Yarin oluyor, telefon geliyor... Mustafa bey`i kaybettik...

Ben sizi cok özledim Mustafa bey. Sigara cok az iciyorum. Saclarimi görseniz keske, upuzun. Hele S`i tanisaniz, hic incitmedi beni bu güne kadar. Ama yine de bazen dalip gidiyorum, dertleniyorum. Siz olsaniz ben aramam mi hic sizi. Ararim, fisir fisir konusuruz, anlatirim size bir bir.