Salı, Temmuz 31, 2007

Ich komme :)

Yaz gelmis de geciyormus. Gurbet ellere yaz gelmiyor bu sene. Olsun. Biletimizi aldik mi memlekete? Aldik. Hafifledik mi? Hafifledik.
Türkce sözlü pop sarkilar da dinledik mi, bundan daha güzel yaz olmaz.

Ise geldim. Pek pozitifim. Pozitifimi yesinler benim. Sevgi kelebegi modumdayim. Birileri bir ayarlama yapsa da ben buradan tanidigim herkesle bulussam, görüssem Türkiye`deyken. Hani örnekleri var piyasada. Ne bileyim, yemek senligidir falan seklinde, bir takim bloglar arasi bulusma filan yani. Benim duygularim cok fanidir, o sebeple ben yapamam. Baslamamla "ya ne geregi var" demem bir olur.

Mesela Simon ile görüssem. Cok gülsem onunla. Ekmekci Kiz`i görsem, pek sicak bulsam onu, yaninda cok da rahat olamasam ama icimden "beni sevsin lütfen" diye gecirsem (Asli örnegi) Sonra, Endiseli Peri! O`na karsi pek tahminlerim yok acikcasi. Beni bir sekilde sasirtir sanki O. Asli`yi görsem yine. Elektra da olsun, o cok güler kesin, neseli olur. Neolitik Hanim da buyursunlar, pek merak ediyorum onu da. Sebnem de olsun. Metin Bey! Evet, o kesin ilginc bir adam, görmek lazim. Ya Elif? Onu da merak ediyorum. Ve Seri Katil!!! Herkes olsa, cok kalabalik olsa, ben arada kaybolsam.

Ama bilmem ki nasil olur bu isler. Yorar sanki bizleri, bu korunakli iletisimden baska (daha fazla boyutu olan) bir iletisim diline gecmek. Olsun, cesaretim var, en azindan bugün.

Perşembe, Temmuz 26, 2007

Ali babanin bir teyzesi varmis.

Sene, gecen sene. Yakinlardaki hisim, akraba teyzeme toplanmis. Tencere seti tanitimi var evde. Deneme amacli pisen yemekten yiyecegiz, bir de birimiz cekilis sonucu hediye kazanacak, kalabalik yapmamizin karsiligi olarak.

Adam korkunc türkcesiyle (kendisi kürt) basliyor anlatmaya, övüp duruyor tencereyi. Su tasarrufundan tutun da, elektrik tasarrufuna, besin degerlerini kaybettirmeden yemegi pisirmesinden tutun da malzemenin renginde hic degisim olmamasina.
Teyzem ev sahibi olarak, adam ne dese onayliyor, sanki üretici firmanin kasasi arka odada.

Neyse, adam cosuyor, biz agzimiz ayrik seyrettikce. Son olarak, "yanni ahha dokturlar bile öneriyor bu tencereleri. E dokturlar da yalan söylemez hebe, adamlar hipokratin basi icin yemin iciyorlar yanni" diyor.

Bu cümlenin üstüne, biriyle gözgöze gelip de kahkahayi basmayayim diye cabaliyorum ben. Teyzemse, evdeki tüm celik tencereler arti 1600 euro parayi verip, bir tencere takimi aliyor.

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

Bu Kadar Cevretme Aziz Sultanım

Basin mi agriyor?
Cok iyi, yataktandir.
Kicin mi agriyor?
Harika, yataktandir.
Burnun mu akiyor?
Oh oh, ne güzel, yataktandir.

Her türlü agrimizin, sizimizin nedeni bu günlerde bu yatak.
Teyzemin masaj yatagi!

Tüm agrilarimiz, yatagin bize iyi geldiginin, etkisini gösterdiginin isaretiymis. Önce agri yapar sonra da iyilestirirmis bizi. Her seye ama her seye iyi gelirmis. Her yaraya merhemmis.

Cuma, Temmuz 20, 2007

Kayalardan kayarum yirmidörttür ayarum

Isteyim. Bir adam geldi demin. Elinde cayiyla karsima oturup, bacim nerelisin diye sohbete basladi,
8 ay komada yatmis.
Depresyon yüzündenmis.
Polis okulunu benim memleketimde okumus.
O dagdan gelen dere ne güzelmis, daga da cikmis zaten.
Hastanedeyken bir tek ana babasi, bir de afrikali arkadasi destek olmus.
Kücük cocugu da cok gevezeymis kendisi gibi.
Büyügü ergenlik dönemine giriyormus, onunla arkadas gibiymis, her seyi kendisi anlatip, ögretiyormus ona.
En büyük handikapi almanca ögrenmemis olmasiymis.
Babasi bunu ne cok dövmüs. Öldüresiye dövermis.
8 yillik polislik hayatinda bir tokat bile atmamis ama o kimseye. Hic rüsvet de almamis.
Babasi baskomisermis Türkiye`de.
Bugün cumaymis.
Acele etmek,isleri bitirmek, eve gidip, tras olup, camiye gitmek gerekmis.

Tüm bunlari 3-4 dakika icinde, daha ilk defa karsilastigi bana anlatti. Ilginc adamdi vesselam.

Günün dilegi: Bir iki ay boyunca Sarıkeçililer ile dolasmak ve belgesel cekmek.

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

Simdi okullu olduk

Minik kuzenim bu yil, burada ana okuluna basliyor. Bizimkini tanismak icin bir ara okula götürmüsler. Orada cocuklarla oynamis. Hic almanca bilmeyen bizim minik, kendisiyle almanca konusan cocuklarla almanca sohbet etmis! "agabuju mahudi babagi ju darkdh beuelir" aynen böyle konusmus. Onlar bizimkine almanca bir seyler dedikce bizimki sesleri ne kadar sacma algilamis ki artik, o da öyle sacma sesler cikararak kendince cevap vermis. Annesinin anlattigina göre alman cocuklarda saskinlikla bizimkini izlemis.

Cesaretinden dolayi müstakbel ögretmenleri taktir etmis onu ama!

Ilk günlerde ihtiyaci olur diye, almanca "tuvalete gitmek istiyorum" ve "susadim" demeyi ögretmis annesi, öyle tatli söylüyor ki ezberledigi bu iki cümleyi.

Cuma, Temmuz 13, 2007

Ulus Baker diye bir adam varmis

"Giderek salak alışkanlıkları ve beklentileri olan bir orta sınıf erkeğine dönüşüyorum sanki, henüz sınıfa girmiş değilim belki ama eşiğinde bekliyorum ve girmek için hevesleniyorum. Oysa ben yirmili yaşların büyük kısmını buna direnerek, bu tür olasılıkların hepsinden tiksinerek geçirmiştim"

...

Ulus Baker ise öyle degilmis, bunca kopyanin arasinda cok degisik biriymis. Ben ne tanimisim, ne adini duymusum ölene kadar.

...

Genclik cok baska bir sey. Deli genclikten bahsediyorum. Yaslarimizin kagit üstünde genc göründügü ama gencligin verdigi deliligin, inadin coktan damarlarimizdan cekilmeye basladigi otuzlu yaslar ve devamini kastetmiyorum. Bu genclik degil, bu er meydani, kimisinin genclikten kalan hirkasini degistirdigi, kimisinin hirkasini coktan cikardigi.

Hepimiz bir bir unutuyoruz o inatlarimizi, o zamanlar baktigimiz gözlerin gördügü cirkinlikleri. Simdi, cirkinlikler birer gereksinim, birer mecburiyet.

"Ah gencler" diye hafif gülümseyerek bakiyoruz o deli genclere artik. Biraz edebi olanin gülümsemesinde bir acilik oluyor belki.

Perşembe, Temmuz 12, 2007

Ha, kutlama partimizi de yaptik dün gece, yazida yazmayi unutmusum da.



Bitti!

Bu dönem bitti!!!
Ve cok güzel bitti.
Sunum iyi gecti, sonunda hocalarin yorumlari oldukca olumlu idi.
Amerikali Prof sunum sonunda kendisinin de bu ülkede yabanci oldugunu ve benim burada kendimi nasil hissettigim konusunda beni cok iyi anladigini söyledi(!). Sunumumu begenmis. Ama ama en önemlisi benim zeki bir kiz oldugumu "coktandir" anlamis! :)

öhömmm
ööhööm

:)

Ha, bir de, projelerden birisi ile bir fikir yarismasina katilmistik ve ilk asamayi gectigimize dair bir mail aldik bugün. Pazartesi fikrimizi anlatmaya cagiriyorlar bizi.

Haydi, diyorum söyle bir dua cemberi daha olustursak? Hani, az degil, 6000 kaat cepte olacak, maksat ögrenciye yardim mahiyetinde yani, temsil misal, hani.
Hadi... hadi..:))

Cuma, Temmuz 06, 2007

Lale der ki, behey Tanri, benim boynum neden egri?


Üsüyorum. Ayagimda patiklerim, sirtimda 2 kat hirka oturuyorum simdi. Bildiginiz soguk. Bildiginiz temmuz ayinda.

Haftaya carsamba büyük gün, sunumlarim var. Ne mal oldugum belli olacak, dönem boyu yaptiklarimi bir bir bir anlatacagim, tüm okulun önünde!

Simdi, bir kac ay önce Elif Safak`in bir yazisinda önerdigi gibi topluca dua ediyoruz, her sey yolunda gitsin diye, tamam mi? (O yaziya yorum olarak, bizim ülkede topluca dua edipte yaptiklarimizi incelersek, bunun hic iyi bir fikir olmadigini görecegimizi yazmistim (bkz.2 temmuz-sivas vahseti) Ama yayinlamadilar yorumumu tabikine.)

Amma, aha da bu tepeyi de asarsam sehre varacagim, dayan dizlerim dayan!

Cuma, Haziran 29, 2007

Adam, adamin kizi, ben



Saat caliyor, telefonun saati, uzun denemelerden sonra bulunmus, uyanikken kesinlikle katlanamadigim ama ilk uyanma sirasinda en az sinirlendirici melodilere sahip bir azeri sarkisi caliyor, beni uyandirmak icin. Saate bakiyorum, 13.30. Nasil yani? bu saatte mi uyandim, cok gec! Bu saate mi kurmusum ben saati? Gözlerim yavas yavas aciliyor. Farkediyorum, sabah erkenden kalkip derse gitmis, döndükten sonra da bir saat kestirmek istemistim. Tamam, kavradim yeri ve zamani.

Sokakta, bir vitrin önündeyim. Bir adam var yanimda. Kucaginda da kizi. Yakinlariyim ben sanirim. Ikisini de sevdigimi hissediyorum. Baktigimiz vitrin kizin odasinin sokaga bakan penceresiymis. Kiz babasina vitrinin üst kismindaki oyuncaklardan cok sikildigini, onlari artik istemedigini söylüyor. Babasi kiriliyor sanki "ama cok güzel onlar, daha ne kadar oynadin ki onlarla" diyor. Ama oyuncaklar cok cok eski. Kis israrli. Baba iceri geciyor ve vitrini toplamaya, oyuncaklari kaldirmaya basliyor. Boynu bükülmüs biraz babanin. Vitrinde iki tane kücük, altin küpe görüyorum. Onlari yakinlarda babasi almisti kizina. Virinde duruslari, sanki kiz onlari da oraya atmis, artik sevmiyormus, ilgilenmiyormus gibi. Bir tekini alip cebime atiyorum küpenin. Kiza kendimce bir oyun oynayip, biraz özenli olmasini, eger o küpeleri kaybolursa nasil da üzülecegini göstermek istiyorum. Kiz babasinin hediye ettigi kücük küpeleri kayboldu diye üzülsün, böylece bu üzüntüye sahit olan babasi sevinsin istiyorum biraz da.

Kiz bulamiyor küpenin diger tekini, aglamaya basliyor. Babasi icerden belli etmeden bizi izliyor. Sonra kizin bu üzüntüsünü daha da uzatmayayim diyorum ve cebimdeki tüm ivir zivirla birlikte küpeyi de cikarip yere birakiyorum. Bak bakalim bunlarin arasindadir belki diger teki diyorum. Bakiyor, karistiriyor ama yok, küpe yok! Küpenin bir teki kayboluyor.

Cumartesi, Haziran 23, 2007

Koynundaki turunc mudur nar midir?

Dün gecemizi Pasolini`nin Medea`sini izleme serefine nail olarak sonlandirdik. Bir kadin intikamini ancak bu kadar acimazsizca alabilir kocasindan. Kocasi genc prensesle evlenip, Medea`yi kralliktan sürmek üzeredir. Medea öz ogullarini öldürür. Intikamini alir kocasindan.

Bunlarin hepsi ayri da özellikle filmin Kapadokya`da gecen kismi pek enteresandi. Sahnelerden birinde dans ediyor halk, ama danstan ziyade ayinin parcasi gibi. Fakat ilginc olan su ki, o sahnelerde oynatilan Kapadokya`li halkimiz halaya duruyor. Ciddi ciddi cosup, halay basi kim ceker loooo diye dansediyorlar yani. Ya da benim icim coskun, ben öyle gördüm.
Günlerden cumartesiydi. Günüm bisiklet üstünde gecti. Zaten yaklasik iki aydir hic motorlu araca binmemis olabilirim. Her yere bisikletle gidiyorum. Bisikletle Isvicre`ye gectim bugün. Pasaport kontrolü bile olmadi. Berbat bir Almanca konusuyor bu Isvicre`liler. Aksanlari cok fena. Almancanin en itici vurgularini 15 kat daha da belirgin sekilde vurguluyorlar.
Bayraklari güzel ama.
Bisikletimin zilinin üstünde "iki tekerlek üstünde olmak insani genc yapar" yaziyor. Dogru, genc yapiyor ama fiziksel degil de özellikle ruhsal. Sanki dünyadaki her seyi yapabilirmissiniz, gücünüzün siniri yokmus gibi geliyor o iki tekerlegin üstünde, suratiniza rüzgar vura vura ilerlerken. Hüzünlüyseniz bile bir umut rüzgari dizlerinize vuruyor, o dönen tekerleklerden.
Hele bir de iki elimi birakip sürmeyi basarirsam, göreceksin sen hayat, el mi yaman bey mi yaman!

Perşembe, Haziran 21, 2007

Kader

Dünyadaki tek yara bu. Sadece yarayi acanin yaranin dermani oldugu yara. O yarayi kendi basina iyilestirmek icin gösterdigin tüm caba bosunadir. Tamam, gecti, iyilesti dersin bir gün. Ama tam da o gün birden, inceden bir sizi gelir oturur yüregine. Yine ayni karin agrisi. Yara aninda genisler, öyle genisler ki tüm hayatin yaraya dönüsür tekrar.

Yine duvara carpmissindir. "Yine mi?" diye korkutur seni. Ben yine mi döndüm dolastim ayni noktaya geldim dersin. Bu seni yer, bitirir. Bu gücsüzlügünü, bu iradesizligini, bu asagilikligini (!) görmek seni yer bitirir.

"Kapinin önünde durup düsündüm. Dedim, Bekir, bu kapi ahret kapisi, burasi sirat köprüsü, bu sefer de gecersen bir daha da geri dönemezsin, iyi düsün, dedim. Düsündüm, düsündüm... ama olmadi, dönemedim.
Sonra, bak oglum dedim kendi kendime, yolu yok cekeceksin, isyan etmenin faydasi yok, kaderin böyle.
Yol belli, eg basini, usul usul yürü simdi."

Pazartesi, Haziran 18, 2007

Dudaklarin mühür olsa ben acarim bana getir


Hava sicakmis, tam yazmis, ilk defa gecen hafta suya girmisim, yine bolca su yutmusum.

Bezmisim ama sebepsiz, aslinda sebepli… Ama anlatilmiyormus her sey, her sey konusulmuyormus, filmlerdeki gibi icindeki her seyi kusabilecegin bir arkadasin olmuyormus etrafinda. Dersler yogunlasmis, ama derdim o degilmis. Kader, Melegin Düsüsü, Selvi Boylum Al Yazmalim, Takva filmlerini izlemisim geceleri uyumadan, sabaha yaklasirken. Kader nasil da iyi bir film olmus. Asya „sevgi nedir?“ diye sorunca ben de sormusum.

Marketten eve gelirken odamin penceresinden disariya dogru rüzgarla savrulan turuncu perdemi görmüsüm, kanim isinmis odama, onu daha da alev rengi yapan günese. Uzundur ilk defa aldigim cikolatadan yemisim bol bol. Bugün ne pisirsem diye düsünmüsüm haftalardan beri ilk defa. Evi süpürmüs, silmisim. Üstüste ayni sarkiyi defalarca dinlemisim. Aylardan haziranmis, benim ömrümün bir günüymüs bu gecen.

Cuma, Haziran 15, 2007

15.06.07

Ben kücücük olsam. Bir sac teli kadar olsam. Bir güc gelse, beni cimbizla tutsa, alsa bir yere koysa.
Hic bir fikrimin olmadigi bir yer olsa orasi. Kimse olmasa orada. Ben de olmasam. Orada kalsam, kalsam, kalsam...

Belki sonra ama cok sonra yine cimbizla beni oradan kaldirsa, getirse dünyaya biraksa.

Salı, Haziran 05, 2007

Ey Sevdigim Sana Sikayetim Var

Baskın Oran bizi de duy!
Boyumuz kisa diye evimizin mutfagindan tut da dersliklerimize kadar ne cileler cekiyoruz biz. Biliyorum, bizim sayimiz cok memlekette . Bu cogunluga ragmen hicbir sey yapilmiyor. Cigligimiz duyulmuyor.

Ilk ergenligimizden beri örselene örselene bu günlere geldik. Bizden sonrakiler cekmesin. Kendi evinin mutfaginda yemek yiyebilmek icin tabak raflarina ziplamaya calisirken oraya buraya carpan dizlerin, gidilen özel bir yemek icin cekilen onca eziyetin, özenin, süsün ardindan sandalyenin yüksekliginden dolayi parmaklarinin ucunu ancak yere degdirerek oturmanin, bazi restorantlarda cocuk sandalyesine oturtulmus gibi bir görüntü vermenin yüregimizde yarattigi aciyi kim kapatacak? Ömür geciyor Baskin bey, gel de iki gününde yüzümüz gülsün bu ömrün.

Pazar, Haziran 03, 2007

Senin yazın kışa benzer, cok içmiş sarhoşa benzer


Bir haftalik tatil bitti. Tatil de denmez ya! Gündüzleri is aksamlari ders ve haftasonlari bu durumun daha da yogunlastirilmis versiyonlari... Yarin tekrar okulumun oldugu sehre dönecegim. Hic gidesim yok. Iyi ki bilet bulamamis ve Istanbul`a gidememisim bu tatilde, yoksa halim icler acisiydi dönerken. Tekrar motive olmam cok zaman alirdi eminim.

Dün gece saat 03.30 da isten geldigim icin sabah gec uyandim ve kahvaltidan sonra ise tekrar gitmemek icin mizirdanip, teyzemlerin taze süt almak icin bir köye gitme planlarina kendimi zorla dahil ettim. Buradaki ahirlar dayanilmaz kokuyor. Hayvanlari nasil besliyorlar bilmiyorum ama bizim oralar gibi hic degil. Bizim oralarin tezekleri mis gibi kokar diyor teyzem, e bence de öyle:) Ormana gittik oradan da, oradaki cesmeden, dagdan gelen sudan biraz eve getirmek icin. Orada bahceler arasinda gezerken erik, kiraz, visne gibi bazi meyvelerden asirdik ufak ufak. Teyzem korka korka asma yapragi topladi bir üzüm baginda. Burada üzüm baglarina kamera yerlestiriliyor, gizlice gireni cikani yakalamak icin.

Acik hava ve günesin etkisine sonradan eklenen acligimdan olsa gerek aksam üstü ise giderken fena bir basagrim vardi. Ya da annemin dedigi gibi oldu, "kac gündür et yemedim basim agriyor" Ki eve gelince teyzem harika bir biftek pisirdi, yedim, iyiyim sükür simdi.

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

Al sana bir gün

(fotografi kaldirdim, olmadi, rahat edemedim. Ne yaptigini bilmez bir insanin yüzüydü :)
16 saattir bilgisayar basinda oturuyorum. Bir kismi para kazanmak icin, bir kismi ise ilim, bilim icin kullanildi bu 16 saatin.

- Günün nasil gecti hayatim?
- Baslatma gününe! ben yattim.

Pazar, Mayıs 27, 2007

Yesil daglar menekseli



Ben yine kactim teyzeme geldim. Dedim zaten, ya beni kocaya versin ya da bir kuaförün yanina, okumam ben. Hic hevesim yok. :)

Yesil daglar menekseli diye devam eden bir sarki dinliyorum simdi. Yeni yetme kuzenim gönderdi. Beni daglara cagiriyor sarki. Bizim ailede yaklasik olarak simdi kuzenimin oldugu yaslardaki her gencin duygularini costurur bu sarki.

15 yasinda falandim. Ayni müzikleri dinledigimiz komsumuzun kizinin bir yakini vasitasiyla bir kiz ile tanistirilmistik. Bizi egitmek, yönlendirmek istiyordu. Adi Elif idi kizin. Basi kapali gelirdi bazen eve. Gizlenmek, taninmamak icin yapardi bunu. Biz cin cocuklardik, öyle hemen kendimizi verecek, kaptiracak cocuklar degildik. Isin eglencesindeydik biraz da, her seyle dalga gecebilir, gülebilir bir anda tüm anlamini bosaltabilirdik. Tam dönemimizin bizden beklediklerini yapan cocuklardik iste. Elif`in yine bize kitaplar getirdigi bir günde gizlice cüzdanini karistirmistik. Kimligini merak ediyorduk ve tahmin ettigimiz gibiydi, kimlik ismi farkliydi. Bu cok zorumuza gitti, bize güvenmiyordu, hakliydi belki güvenmemekte ya da bu isler böyle yürürdü ama bizim gururumuzu kirmisti. Görüsmeyi kestik.

Yine ayni arkadaslar, ayni liseye giderdik. Lisemiz ülkücülerle doluydu. Hocalarimiz bunlarin basta gideniydi. Hayir, ramazanda oruc numarasi yapmayi yeni yeni birakmistik, artik büyüktük, yalan söylemek en ezici olaniydi. Ki bu yalana baslamak da cok agrili olmustu. Öyle hikayeler duyardim ki "bizler" hakkinda, cevap vermeye ne gücüm ne terbiyem yeterdi. Ilkokulu yeni bitirmis bir cocuktum bu hikayeleri ilk duydugumda. Neyse. Lisede ülkücü cocuklara asik olup, evde bizi egitmeye calisan Elif ile görüsürdük okul dönüslerinde.

Ayni sehirde universiteye basladim. Iki yil sonra biraktim orayi ama cok agir bir ortam vardi ozamanlar. Fakültenin reisinin eslik etmesiyle kantine iner, ancak öyle karnimi doyurabilirdim ramazanda. Cok samimi bir sinif arkadasimdi reis, cok eglenirdik onunla. Mecbur oldugundan bu ortama dahil olmasi gerektigini söylerdi bana. Sonradan cok sevdigim baska arkadaslarimin evi basilip, küpesi ya da saclari nedeniyle yedikleri dayaklarin altindan onun adi cikacakti. Ramazanda oruc tutmadigi icin öldürülen ögrencinin katilleri de onun en yakin dostlariydi. Belki o da aralarindaydi. Bir kac yil önce evinin kapisina birakilan bir paketi acarken paramparca oldugunu duydum onun. Onun bir bebegi vardi. Cok güldügümüz günlerin fotograflari var bende de.

Cuma, Mayıs 25, 2007

Gözum yolda gönlum darda

Tam iki saattir bilet ariyorum, Istanbul`a bir haftaligina gitmek icin. Olmadi. Tarihi uyduramadim, yapmam gerekenleri bir kenara atamadim, dönüsümde yasayacagim mutsuzlugun tam da semester bitimine denk gelme ihtimalini silemedim. Olmadi. Ama bir an olacak sandim.

Salı, Mayıs 22, 2007

Müdür bey izin verdi söylenecek bu türkü

Tasarim yapmak ama sosyal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan! Tamam, kulaga hos geliyor ama bu mümkün mü gercekten?

Sosyal sorumluluk basligi altinda bazi firmalar cesitli projeler üzerinde calisiyor ya da destekliyor. Bunlar dürüstce mi sizce? Dertleri toplum mu yoksa bu vesileyle firmaya makyaj yapmak mi? Ya da bu durumda firmaya giren cikan ne oluyor? Benim paramla gidip benim köyüme agac dikiyorlar ya da cocuklarima defter kitap dagitiyorlar. Ortada bir sacmalik var. Ya da bunlardan hangileri dürüst sizce?

Kim icin, nasıl, nerede, hangi altyapi ve kosullarla kullanilacak sorularinin cevabi midir cogu tasarim yoksa bunlar sonradan mi ya da hic mi gelmiyor günümüzde?

Tasarim yapmak ama toplumsal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan... nasil olur ki?

Cumartesi, Mayıs 19, 2007

Anonim olunmaz, dogulur


Ben de bir zamanlar Anonim idim. Bloglara yorum yazip, herhangi bir takma isim kullanmayanlari kastediyorum. Blogum daha yokken, bir bloga bir seyler yazmis, daha dogrusu bir soru sormus ve isim vermek yerine Anonim olarak yorumumu göndermistim. Sonrasinda gelisen ilginc bir karmasiklik nedeniyle, fircami yemis, o bloga yorum yazmanin tüm anonimlere yasaklanmasina neden olmustum. Israrla, kendime bir isim bulmam isteniyordu. Bense bunu cok sacma buluyor, beni simgeleyecek isme öyle hemen karar veremiyordum. Uydurma ismimi bile ciddiye aliyor, tek kullanimlik bir isim istemiyordum. Karsimdaki ise mutlaka, onu okuyan kisinin ete kemige degilse bile bir isme bürünmesini, böylece onun mikro kitlesi icinde parmakla sayilabilecek yerini almasini istiyordu.

Ete kemige bürünmeyen varliklar bizi korkuttugundan midir nedir ama blog camiasi olarak Anonimlere pek meyil vermeyiz. Aslinda (her konudaki gibi genelleme yapmasam da) cok saygi duyulacak sahislardir bu kisiler (ki kendimden biliyorum yani) Bireyselligini hic ön plana cikarmamak, bunun icin cirpinmamak sözkonusu. Ben mesela kendimi nasil önemsiyorum ki, en sacma seylerimi bile buraya yazip, size bunlari okutup, sizi mesgul etme hakkini kendimde görebiliyorum. Ama bir Anonim öyle mi? Bir Anonim`in ne dedigi önemlidir, kim oldugu degil.