(fotografi kaldirdim, olmadi, rahat edemedim. Ne yaptigini bilmez bir insanin yüzüydü :)
16 saattir bilgisayar basinda oturuyorum. Bir kismi para kazanmak icin, bir kismi ise ilim, bilim icin kullanildi bu 16 saatin.
- Günün nasil gecti hayatim?
- Baslatma gününe! ben yattim.
Çarşamba, Mayıs 30, 2007
Pazar, Mayıs 27, 2007
Yesil daglar menekseli
Ben yine kactim teyzeme geldim. Dedim zaten, ya beni kocaya versin ya da bir kuaförün yanina, okumam ben. Hic hevesim yok. :)
Yesil daglar menekseli diye devam eden bir sarki dinliyorum simdi. Yeni yetme kuzenim gönderdi. Beni daglara cagiriyor sarki. Bizim ailede yaklasik olarak simdi kuzenimin oldugu yaslardaki her gencin duygularini costurur bu sarki.
15 yasinda falandim. Ayni müzikleri dinledigimiz komsumuzun kizinin bir yakini vasitasiyla bir kiz ile tanistirilmistik. Bizi egitmek, yönlendirmek istiyordu. Adi Elif idi kizin. Basi kapali gelirdi bazen eve. Gizlenmek, taninmamak icin yapardi bunu. Biz cin cocuklardik, öyle hemen kendimizi verecek, kaptiracak cocuklar degildik. Isin eglencesindeydik biraz da, her seyle dalga gecebilir, gülebilir bir anda tüm anlamini bosaltabilirdik. Tam dönemimizin bizden beklediklerini yapan cocuklardik iste. Elif`in yine bize kitaplar getirdigi bir günde gizlice cüzdanini karistirmistik. Kimligini merak ediyorduk ve tahmin ettigimiz gibiydi, kimlik ismi farkliydi. Bu cok zorumuza gitti, bize güvenmiyordu, hakliydi belki güvenmemekte ya da bu isler böyle yürürdü ama bizim gururumuzu kirmisti. Görüsmeyi kestik.
Yine ayni arkadaslar, ayni liseye giderdik. Lisemiz ülkücülerle doluydu. Hocalarimiz bunlarin basta gideniydi. Hayir, ramazanda oruc numarasi yapmayi yeni yeni birakmistik, artik büyüktük, yalan söylemek en ezici olaniydi. Ki bu yalana baslamak da cok agrili olmustu. Öyle hikayeler duyardim ki "bizler" hakkinda, cevap vermeye ne gücüm ne terbiyem yeterdi. Ilkokulu yeni bitirmis bir cocuktum bu hikayeleri ilk duydugumda. Neyse. Lisede ülkücü cocuklara asik olup, evde bizi egitmeye calisan Elif ile görüsürdük okul dönüslerinde.
Ayni sehirde universiteye basladim. Iki yil sonra biraktim orayi ama cok agir bir ortam vardi ozamanlar. Fakültenin reisinin eslik etmesiyle kantine iner, ancak öyle karnimi doyurabilirdim ramazanda. Cok samimi bir sinif arkadasimdi reis, cok eglenirdik onunla. Mecbur oldugundan bu ortama dahil olmasi gerektigini söylerdi bana. Sonradan cok sevdigim baska arkadaslarimin evi basilip, küpesi ya da saclari nedeniyle yedikleri dayaklarin altindan onun adi cikacakti. Ramazanda oruc tutmadigi icin öldürülen ögrencinin katilleri de onun en yakin dostlariydi. Belki o da aralarindaydi. Bir kac yil önce evinin kapisina birakilan bir paketi acarken paramparca oldugunu duydum onun. Onun bir bebegi vardi. Cok güldügümüz günlerin fotograflari var bende de.
Cuma, Mayıs 25, 2007
Gözum yolda gönlum darda
Salı, Mayıs 22, 2007
Müdür bey izin verdi söylenecek bu türkü
Tasarim yapmak ama sosyal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan! Tamam, kulaga hos geliyor ama bu mümkün mü gercekten?Sosyal sorumluluk basligi altinda bazi firmalar cesitli projeler üzerinde calisiyor ya da destekliyor. Bunlar dürüstce mi sizce? Dertleri toplum mu yoksa bu vesileyle firmaya makyaj yapmak mi? Ya da bu durumda firmaya giren cikan ne oluyor? Benim paramla gidip benim köyüme agac dikiyorlar ya da cocuklarima defter kitap dagitiyorlar. Ortada bir sacmalik var. Ya da bunlardan hangileri dürüst sizce?
Kim icin, nasıl, nerede, hangi altyapi ve kosullarla kullanilacak sorularinin cevabi midir cogu tasarim yoksa bunlar sonradan mi ya da hic mi gelmiyor günümüzde?
Tasarim yapmak ama toplumsal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan... nasil olur ki?
Cumartesi, Mayıs 19, 2007
Anonim olunmaz, dogulur

Ben de bir zamanlar Anonim idim. Bloglara yorum yazip, herhangi bir takma isim kullanmayanlari kastediyorum. Blogum daha yokken, bir bloga bir seyler yazmis, daha dogrusu bir soru sormus ve isim vermek yerine Anonim olarak yorumumu göndermistim. Sonrasinda gelisen ilginc bir karmasiklik nedeniyle, fircami yemis, o bloga yorum yazmanin tüm anonimlere yasaklanmasina neden olmustum. Israrla, kendime bir isim bulmam isteniyordu. Bense bunu cok sacma buluyor, beni simgeleyecek isme öyle hemen karar veremiyordum. Uydurma ismimi bile ciddiye aliyor, tek kullanimlik bir isim istemiyordum. Karsimdaki ise mutlaka, onu okuyan kisinin ete kemige degilse bile bir isme bürünmesini, böylece onun mikro kitlesi icinde parmakla sayilabilecek yerini almasini istiyordu.
Ete kemige bürünmeyen varliklar bizi korkuttugundan midir nedir ama blog camiasi olarak Anonimlere pek meyil vermeyiz. Aslinda (her konudaki gibi genelleme yapmasam da) cok saygi duyulacak sahislardir bu kisiler (ki kendimden biliyorum yani) Bireyselligini hic ön plana cikarmamak, bunun icin cirpinmamak sözkonusu. Ben mesela kendimi nasil önemsiyorum ki, en sacma seylerimi bile buraya yazip, size bunlari okutup, sizi mesgul etme hakkini kendimde görebiliyorum. Ama bir Anonim öyle mi? Bir Anonim`in ne dedigi önemlidir, kim oldugu degil.
Perşembe, Mayıs 17, 2007
Cumartesi, Mayıs 12, 2007
Konusamiyorum
Perşembe, Mayıs 10, 2007
Bugün güzelligin dünden ziyade

Gece saat 01.30 da trenden inip, telefonuma baktigimda, ekraninda minik bir ev isareti vardi. Telefon hattimi alirken verdigim ev adresime yaklastigimda beliren isaret bu. Hey, evime gelmisim ben! O minik ev ikonunu ve altindaki "Home" yazisini görmek hosuma gitti.
Tüm gün eski is yerimde calistim. Bugün 2 numarali tramvayi kullanamadim ise gitmek icin ama yarin öbür gün binerim heralde.
Teyzem bana pizza yapti bu aksam. Cok güzel olmustu. Mutfak masasinda onunla sigara icmeyi, Türkiye`de tatil planlarini ve Türkiye`den haberleri dinlemeyi özlemisim. Kollarinin agrisi gecmis, hatta omuzlari, ayaklari bile daha az agrir olmus. Buna sebep, 3 aydir sürekli gittigi masajmis. Düsünmüs ve karar vermis, o masaj yatagindan alacakmis kendine. Evet, cok pahaliymis ama varsin o da ona 30 yillik calismasinin bir hediyesi olsunmus.
Salı, Mayıs 08, 2007
Elini ver bana

"Yapilabilecek cok sey yok. Gorebildigim kadariyla, boyle bir dunyada ve oyle bir Turkiye’de yapilabilir olan yegane sey, bu pislik okyanusunda, kucuk kucuk adaciklar yaratmaya calismak. Yani, sayisi bir elin parmaklarini asamayacagi kesin gorunen tek tek insanlarla kurulan iliskilere yaslanarak ayakta kalmak. Ve, bunu yaparken, olabildigi olcude, kalabaliklarin “Boka battik, bok tikiniyor ve bok soluyoruz!” cigliklari arasinda ayaklanacaklari gunu beklemek (o gunun gelecegi kesin olmadigi gibi gelmeyecegi de kesin degil). Heyecan vericiligini ve zenginlestiriciligini yitirmeyen bir sevgili boyle bir adacik. Istikrarli, tutarli, zihnini boktan uzak tutmus, dost olarak anilmayi gercekten hak eden iyi insanlar da birer adacik. En yorucu olani, bence, boka batmis olanlar degil. Hem boktan uzak kalmayi ictenlikle isteyen, ama, hem de, “Tek enayi ben miyim” kuskuculugu ya da gelecek guvencesizligi tedirginligi ile kimi anlar ya da zamanlar tutarligini yitirip uzlasan, cogu zaman yakinimizda olan ya da bize oyle gorunen insanlar. Moral bozuyor bu turler, karamsarligi ve inancsizligi kiskirtiyor. Boylelerinin en vahim hatasi, insansizlik icinde ve insansizlasma kabullenilidiginde yasamda ne arkadasligin, ne coskunun, ne tutkunun, ne seksin, ne kitap keyfinin kaldigini gorememeleri. Genel olarak temiz olmak, ama araliklarla elini boka bulastirmak? Bu, benim acimdan en istenilmez, en yorucu ve biktirici olani."
Pazartesi, Mayıs 07, 2007
Bu dünyada eremezsem murada
Cuma, Mayıs 04, 2007
Burdan eve 3 gün 2 gece

Tam 50 dakika beklemem lazimdi, spordan cikista, sirf yagmur altinda okulun o muhtesem yollarinda biraz daha yürüme keyfini uzatip otobüsü kacirdigim icin. Bir sonraki otobüs 50 dakika sonra dedi, saati sordugum ve beni bir türlü anlamayan kiz.
Saat 22.00 ve ben bir an önce eve varip, Jacques Tati`nin "Traffic" filmini izlemek, uyumaya ugrasmak yerine yorgunluktan bayilmak istiyorum.
Beklemek yerine, saati sordugum kizla, iyice hizlanan yagmur altinda, okulun issiz ve karanlik yolundan sehre dogru yürümeye basladim. O ingilizce konustu ben almanca. Arada karistirip durduk iki dili de. Romanya`dan ögrenci degisim programi ile bir dönem icin gelmis. Onun kaldigi ögrenci yurduna geldik bile. Benim otobüsüme daha yarim saat var. O hic korkmuyormus issiz ve karanlik okul yolundan da, seyrek gecen arabalardan da. Burasi Almanyaymis, Romanya degilmis ki. Ben korkmayayim diye, benimle durakta bekledi. Israr ettim, gitti. Ayaga kalktim, yürümeye karar verdim eve kadar. Daha demin gözden kayboldugu yoldan, pembe semsiyesinin altindan sesi geldi tekrar "hadi, burada bekleme ve yürüme bu yolu tek basina, gel odamda bekle, otobüs gelene kadar" Gittim. Sicak cikolata ikram etti bana. Ilk misafiriymisim. Nasil da özenliydi. Hic almanlar gibi degildi. Karanlikdan hic degil ama icip, sapitan alman genclerinden cok korkuyormus. Ickiyi hic sevmiyormus. Ucuz oldugu icin, Romanya`ya otobüsle gidiyormus ve yol tam 3 gün 2 gece sürüyormus.
-kalkmam lazim, 5 dakika kaldi otobüsün gelmesine.
-eger istersen, yine gelebilirsin bir seyler icmeye bana.
-Sen de gel bana, bak telefonumu vereyim, ara
-yok, email adresini ver, telefon pahali benim icin
-peki.
Perşembe, Mayıs 03, 2007
Hic mi düsünmedin sen
Bu blogun sahibi kendini cok yalniz ve mutsuz hissediyor bugün.
Niye yaziyor bunu buraya bu blogun sahibi?
Birisi bana sikica sarilsa, birazcik aglasam, gececek sanki.
Yok, herhalükarda gececek.
Salı, Mayıs 01, 2007
Çarşamba, Nisan 25, 2007
Öglen uykusu
Dün dersten aksam 9 da geldim. Dün gece 2.30 a kadar bu sabah erkenden baslayacak ders icin hazirlamam gereken sunumla ugrastim. Simdi evdeyim. Kendimde degilim. Cok uykum var. Yarim saat sonra baska ders var. Bir saattir yatakta kivranmam sonuc verseydi ve uyumus olsaydim kalkip derse gidecektim ama hem uyuyamiyor hem de derse gidecek gücü bulamiyorum kendimde. Biraz daha gözlerim yansin, kasinsin, sizlasin diye yaziyorum simdi bunlari da. Belki faydasi olur uyumama. Aksam da bir dersim var. Bugün haftanin en dolu günü. Aksamki dersim cok ilginc aslinda. Secmeli ders. Bir ögrenci televizyonu kuruyoruz. Gerekli tüm teknik malzemeler gecen yildan temin edilmis. Simdi ne tür programlar yapabiliriz, nasil yapariz gibi konular üzerinde tartisiyoruz. Önümüzdeki aydan itibaren teknik uygulamaya gececegiz. Cekim yapma, kesme, bicme gibi. Eylül 2007 de yayina baslayacagiz. Ayrica radyo ve televizyonda programlar yapan bir adam gelip bize sunuculuk falan filan gibi dersler verecekmis. Kamera arkasi tercihimdir.Birazdan baslayacak derse gidemezsem ve buna ragmen uyuyamazsam vicdan azabindan ölürüm ben. Ya sev ya öldür beni. Hem sen tanrı mısın beni öldürdün, Esime dostuma beni güldürdün!
Cumartesi, Nisan 21, 2007
Nobel ödül töreni

Bir kadinla tanistim gecen gün. Orhan Pamuk`un Nobeli aldigi ödül törenine katilmis, hatta verilen yemege bile. Yaaa!!!
Daha ilginci onun evinin balkonunda otururken bana cok güzel bir cay esliginde(findik kokusu geliyordu caydan ama tam olarak ne karisimi oldugunu cözemedim) anlattigi eski is deneyimlerinden birkaciydi. Almanya`da yasayan, psikolojik problemleri olan yabancilari tedavi eden bir kurulusta calismis bir kac yil. Bir adam varmis orada. Yüzü hic gözünün önünden gitmiyormus. Angola`da ic savas sirasinda tam 26 yil hapis yatmis ve en sonunda akrabalari tarafindan Almanya`ya kacirilmis bir adammis bu. Almanya`da tutuldugu rehabilitasyon merkezinde, adamin odasinda parmaklik seklinde bir demir parcasi varmis hep. O parmaklik olmadan hic bir yerde duramiyormus adam. Gözünün önünde parmaklik oldugu zaman sakinlesiyormus.
Bir de kadin varmis hic unutamadigi. Tunceli`den gelmeymis. Anlattiklari, köyünün yakilisi, babasinin gözlerinin önünde öldürülüsü, hepsi, benim tanistigim kadini dinlerken cok aglatmis, geceleri rüyalarina girmis. Yine dayanilmaz acilarin anlatildigi bir görüsmeden sonra kadin birden acili sesini degistirip, iltica basvurusunu kastedip, "Oturum iznini verirler degil mi, pasaport verirler degil mi bana?" diye sormus. Bizim kadin bu cümleden, diger anlattiklarindan daha cok carpilmis. "Inanamadim, o anlattiklarinin üstüne nasil birden bire bunu bana sordu? Belki de hepsi yalandi, tek derdi Almanya`ya yerlesmekti" dedi. Bu sorunun cevabindan hic bir zaman emin olamamis. Iki ihtimal de cok carpici ve kötü. Belki öyle hirsli ki Almanya`ya yerlesmek icin, ürkütücü yalanlar söyleyebiliyor. Ya da o kadin icin öyle dayanilmaz bir fikir ki yeniden Türkiye`ye dönmek, diger anlattigi acilarin hemen ardina bunu koydugunda hic igreti durmuyor onun gözünde.
Perşembe, Nisan 19, 2007
Sen beni görünce mutlu mu sandin
"Annem beyaz mobilya isterdi hep, onun icin yatak odasi takimimi beyaz aldim" demisti, bir yil önce annesinin cenazesinde, annesinden geri kalan anilari yari bilincsiz anlatirken.
Annesinin, anneannesinin cenazesinde benzer bir halde dedikleri geldi aklima "ahh, annem bana cok düskün degildi ama ben simdi cok garip kaldim"
Annesi hakkinda ne diger kardesleri ne de anneannesi pek bir sey bilmezdi. Bildiklerine de inanmazlardi. Nasil yasardi, yasami hakkinda anlattiklari dogru muydu, 18 yasinda evlendirildigi 9 cocuklu (yarisi kendisinden büyüktü bu cocuklarin ve kendisinin de 2 kizi olacakti bu evlilikten) adamla rahat miydi gercekten de? Babasinin istegiyle gündeme gelen bu evlilige karsi cikisi, sonra birden evlilige razi olusu, hatta babasinin israrina ragmen vazgecmeyisinin nedenini bile bilmezlerdi. Kimbilir ne kirginliklar, umutsuzluklar sebep olmustu bu razi olusa.
Herkes onun, beyaz mobilya seven annesine kizardi. Niye dogrulari anlatmiyordu kardeslerine ya da annesine, niye hep o bes para etmez kocasini, üvey cocuklarini savunup, onlari övüp duruyordu?
Bir defa beni aramisti annesi. Yeni tasindigim evin telefonunu nereden bulmustu bilmiyorum. Demek ki annemden almisti bir ara, beni aramak icin. "annene ulasamiyorum, biriyle konusamazsam deli olacagim, beni kurtarsinlar artik" diye baslamisti aglayarak anlatmaya. Ev kalabalikti, gelen telefon sasirticiydi. Sacma sapan cümlelerle sakinlestirmeye calistim onu. Telefonu kapatir kapatmaz annemi cep telefonundan aradim, anlattim, aglamaya basladi o da.
Evet, artik gercekleri anlatiyordu bize. Hepimizin bekledigi buydu sanki. Agirlasmis bir seker hastaligi, iyilesmeyen ayak yaralari, artik görmeyen gözler ve son günlerinde kapanan bilinc bekliyordu bizi bir de.
Annesinin, anneannesinin cenazesinde benzer bir halde dedikleri geldi aklima "ahh, annem bana cok düskün degildi ama ben simdi cok garip kaldim"
Annesi hakkinda ne diger kardesleri ne de anneannesi pek bir sey bilmezdi. Bildiklerine de inanmazlardi. Nasil yasardi, yasami hakkinda anlattiklari dogru muydu, 18 yasinda evlendirildigi 9 cocuklu (yarisi kendisinden büyüktü bu cocuklarin ve kendisinin de 2 kizi olacakti bu evlilikten) adamla rahat miydi gercekten de? Babasinin istegiyle gündeme gelen bu evlilige karsi cikisi, sonra birden evlilige razi olusu, hatta babasinin israrina ragmen vazgecmeyisinin nedenini bile bilmezlerdi. Kimbilir ne kirginliklar, umutsuzluklar sebep olmustu bu razi olusa.
Herkes onun, beyaz mobilya seven annesine kizardi. Niye dogrulari anlatmiyordu kardeslerine ya da annesine, niye hep o bes para etmez kocasini, üvey cocuklarini savunup, onlari övüp duruyordu?
Bir defa beni aramisti annesi. Yeni tasindigim evin telefonunu nereden bulmustu bilmiyorum. Demek ki annemden almisti bir ara, beni aramak icin. "annene ulasamiyorum, biriyle konusamazsam deli olacagim, beni kurtarsinlar artik" diye baslamisti aglayarak anlatmaya. Ev kalabalikti, gelen telefon sasirticiydi. Sacma sapan cümlelerle sakinlestirmeye calistim onu. Telefonu kapatir kapatmaz annemi cep telefonundan aradim, anlattim, aglamaya basladi o da.
Evet, artik gercekleri anlatiyordu bize. Hepimizin bekledigi buydu sanki. Agirlasmis bir seker hastaligi, iyilesmeyen ayak yaralari, artik görmeyen gözler ve son günlerinde kapanan bilinc bekliyordu bizi bir de.
Çarşamba, Nisan 18, 2007
Pazar, Nisan 15, 2007
Ustam geldi, sırtıma vurdu, unut dedi romanları
Cumartesi, Nisan 14, 2007
Baban beni babamdan da bir kerecik istesin
Teyzem aradi demin. Türkiyedeki akrabalardan birisinin tek oglu nisanlanmis! Amanin. Ama kiz cok siskoymus. Neredeyse benim sisman diger teyzemin iki katiymis rivayete göre, amanin. Gülüsüyoruz. Anaa oglanin bacilari(galiba 6 tane ve bu dis görünüs mevzularinda biraz burnu havada tiplerdi bunlar) dayanamaz buna, bozarlar valla nisani diyoruz. Kikirdiyoruz. Sonra ben toparliyorum ilk kendimi, ya teyze, ne önemi var ki, zaten oglan da kel artik, gecen yaz gördüm sac falan kalmamisti diyorum. Savunmaya, düsünmeye bak! Teyzem aliyor sazi, tabii ki canim, ne önemi var, seviyorlarsa yeter, mutlu olsunlar yeter caniiiim diyor.
Sonra, bu laflari söyleyen teyzemin daha gecen yil oglunun evlenmek istedigi kizla tanistiginda söylediklerini hatirliyorum "hayatta olmaz, cok zayif ve kisa bu kiz! benim oglum dalyan gibi, olmaz, oglanin altinda ezilir gider bu, bu evlilik olmaz da olmaz!" Velhasil, olmadi o is.
Cuma, Nisan 13, 2007
One more...
Saat aksam altiya geliyor. Gün hala günesli ve sicak. Kampüs bos neredeyse. Bankta oturmus bir kiz arkadasimi bekliyorum. Orada bulusacaktik. Orada bir toplanti olacakti, yabanci ögrencilerle ilgili, tek bildigim bu. Ama kapi kapali halen. Tam bir bucuk saat bekliyorum bankta oturmus. Iki kisi daha geliyor. Bekliyorlar. Onlar ne beklediklerini biliyor ama ben bilmiyorum. Eger arkadasim gelmezse ben ne icin bekledim sorusunun cevabini bilmiyorum. Kapi aciliyor. Elinde tepsisiyle, geleneksel yemegiyle farkli irklardan insanlar gelmeye basliyor. Giriyorum iceri ben de. Ne yapsam ki? Burada ne var aslinda onu da bilmiyorum. Sonra diyorum ki, birak, sadece bir gecen gidecek. Ne var ki bir gecede? Bar hazirlaniyor, icecekler tasiniyor. Bir bira istiyorum. Oldukca ucuz fiyatlar. Disari cikiyorum yeni tanistigim bir kizla. Kapida birami iciyorum. Halen günesli ve sicak. Herkes gülümsüyor. Sanki deniz kenarindayiz, tatildeyiz, aslinda bikinilerle dolasiyoruz, kumlar ayagimizi yakiyor. Müzik ne güzel.
Konusuyorlar, iciyorlar, gülüyorlar, anlamadigim dillerde konusmalar geciyor. Bazen ingilizce bazen almanca sohbete katiliyorum ama bana soru soruldukca cevap vermekten ileri gitmiyorum. "Adin ne, seni gece saat 10 ile 11 arasinda barda calismak icin yaziyorum, tamam mi?" diyor. bakiyorum yüzüne, "tamam, olur" diyorum. Bir bira daha istiyorum. Acik büfe acildi. Sece sece kendime uygun bir seyler buluyorum. Meksikalilarin getirdigi sosa, amerikalilarin getirdigi tostlardan banip yiyorum. Bir de güzel bir misir salatasi var, kim getirdi acaba?
Kapiya cikiyorum, hala günesli, sicak. Disarisi iceriden daha kalabalik. Onlarca yeni isim ögreniyorum, hepsini saniyesinde unutuyorum. Bekledigim kiz arkadasim geliyor. Özür diliyor. "Hic önemli degil" diyorum. "Hadi cikalim, konsere gidecegiz daha" diyor. Bara yaklasiyorum, bir bira daha istiyorum. "ben calisamam, gitmeliyim" diyorum. "hey, hic dert degil" diyorlar.
Konusuyorlar, iciyorlar, gülüyorlar, anlamadigim dillerde konusmalar geciyor. Bazen ingilizce bazen almanca sohbete katiliyorum ama bana soru soruldukca cevap vermekten ileri gitmiyorum. "Adin ne, seni gece saat 10 ile 11 arasinda barda calismak icin yaziyorum, tamam mi?" diyor. bakiyorum yüzüne, "tamam, olur" diyorum. Bir bira daha istiyorum. Acik büfe acildi. Sece sece kendime uygun bir seyler buluyorum. Meksikalilarin getirdigi sosa, amerikalilarin getirdigi tostlardan banip yiyorum. Bir de güzel bir misir salatasi var, kim getirdi acaba?
Kapiya cikiyorum, hala günesli, sicak. Disarisi iceriden daha kalabalik. Onlarca yeni isim ögreniyorum, hepsini saniyesinde unutuyorum. Bekledigim kiz arkadasim geliyor. Özür diliyor. "Hic önemli degil" diyorum. "Hadi cikalim, konsere gidecegiz daha" diyor. Bara yaklasiyorum, bir bira daha istiyorum. "ben calisamam, gitmeliyim" diyorum. "hey, hic dert degil" diyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









