Cuma, Mart 30, 2007

Eksilmez basimdan duman

Bugün tam bir klip kivamindaydi. Bir Sting falan sarkisina eslik edecek kivamda. Sabah kac gündür ilk defa zorlanarak uyandim. Henüz kendime diger odada yatak ayarlayamadigimdan ev arkadasimla ayni odada kaliyorum ve onun sabah ise giderken cikardigi ufak bir citirti bile beni uykumdan alip dünyanin tüm dertlerinin ortasina isinlamaya yetiyor. Böylelikle de mutsuz kalkmam icin yeterince hakkim oluyor. O sebepten kulaklikla uyuyorum. Bildiginiz müzik dinlemeye yarayan kulaklik. Elbette ki cok rahatsiz ama en kisa zamanda baska bir tarz kulaklik edineyim diyorum. Ne bileyim, denize falan girerken kullanilanlar gibi bir sey. Tislaya tislaya kahvalti yapmadan ciktim evden. Bugün hic dersim yok ama kütüphaneye gidip, dolaba kilitledigim kitaplardan birkacini alip, evde onlara kötü kötü bakma niyetim var. Ee, kütüphanede öyle kitaplari karsisina koyup bakamaz adam, illa ki okumali, degil mi? Tam duraga giderken bir kaza oldu. galiba ilk defa Almanya da bir kazaya rastladim. Büyük bir sey degildi. Otobüsün ici genclerle doluydu ama hepsi suratsizdi. Ya ne kasinti canlilariz biz ya. Biriyle otobüste gözgöze mi geldin? Hemen döneceksin yüzünü. Hele o birisi bir disiyse daha fena. Biz disiler niye böyle tatsiziz ya. Iste bir iki kisiyle gözgöze gelip, bön bön baktim. Kütüphanede arkadasimi beklemek zorunda kaldim 15 dakika!! Korkunc! Bir alman 15 dakika beklettiyse ona bir nebze kaba davranma hakkiniz vardir bence. Ama ben ac karnima ve tüm mutsuz, tatsiz, tuzsuzluguma ragmen yapmadim bunu! Döndüm. Otobüse bindigim duragin karsisinda indim. Alisveris merkezine girdim. Ekmek aldim. Niye bilmem, ev arkadasimin evde beni bekliyor olmasini bilmeme ragmen ne alakaysa kirmizimsi bir ruj almak icin bir dükkana daldim, oyalandim, aldim bir tane. Hani o ruhla ne alaka, allah askina bu is? Sonra eve vardim. Ev arkadasim hizlica hazirlanip, ise gitmek üzere evden cikti. Ögleden sonra yemek icin yaptigi sandvicleri masada unuttugunu farkedip hemen arkadasindan kapiyi acip, seslendim. Bir seyler geveledi. Bir kat inince farkettim ki merdivenden yuvarlanmis, eve cikardim, su falan filan, hastaneye gitme, orada beklemekten yorulup, vazgecip eve dönme, uyumasi, arada meraklanma falan. Benim bir yandan kitaplarla bogusman. Ögleden sonra ani bir bunalima girmem, kendimi göle atsam da kurtulsam mi diye düsünmem. Yarin okulu birakmaya karar vermem. Sigara yakmam. Mutfak camini sonuna kadar acip, vücudumu disari sarkitarak sigarami icmem. Karsi apartmanin bahcesini temizleyen kadini ve agaca tirmanan cocuklarini izlemem. Tam iki evin balkonunda alman bayragi görmem. O bayraklarin dünya kupasindan kaldigindan emin olmam. Tuvalete gidip aglamam. Tekrar dersimin basina dönmem. Kendimi cesaretlendimek icin kafamda komik replikler kullanmam. Kalkip, hic bir sey olmamis gibi sakince yemek yapmam. Yemekten sonra koca bir tabak cilek yemem. Ve günün son saati simdi. Cok dolu bir gündü bence bugün. Görüntüde bu gündelik hayat, kazalar, otobüste gencler, asik suratlar, sevimli yaslilar, ruj deneyen kizlar, ekmek secen eller, merdivenden yuvarlananlar, beyaz gömlekli doktorlar, pencereden bakanlar, tuvalette aglayanlar... Iste tam bu görüntüler bir klip gibi geldi bana. Vazgectim, Sting Miting olmasin, yazik. Gogol Bordello sarkisina klip olsun olmusken.

Salı, Mart 27, 2007

Arayi acmayalim ama!


Günlerim cok dolu geciyor. Okumam, arastirmam, uygulamam gereken dünya kadar sey var simdiden. Ama enerjim gayet yerinde, yorgunluk falan yok hic. Hani genelde mizmizlaniyorum ya ben.
Gözüm de acildi bu arada. Öyle mahsun mahsun durmuyorum. Hatta ana projelerimizden birini iyi bir sekilde elestirdim ve prof. da bana "yeni bir fikirle gel öyleyse" dedi. "Su saatten sonra semesteri idare edecek fikri nerden bulayim, ayol" dedim ben de:) Bakalim, belki de buluruz.

Haftasonu Isvicre`ye gectim. Güzeldi. Aksamda yeni sehrimi gezdim. Öyle güzelmis ki burasi. Kücük ama cok sevimli. Daracik sokaklari, köprüleri, cesit cesit binalari var. Fotograf buradan ama cep telefonuyla cekidligi icin epey kalitesiz

Perşembe, Mart 22, 2007

Nesemizi bulalim


Neyse, hayat bu, geciyor gidiyor bir sekilde. Insanoglu, insanogullari arasinda yasamak zorunda olmasa hayat ne güzel olurdu.:)Bakin bahar geldi, newroz geldi, cümlemize kutlu olsun. Ben neselendim bile :)

Çarşamba, Mart 21, 2007

Boru degil

Cok telasliyim buraya geldigimden beri. Tüm ürkekligime ragmen girisken, yirtici bir tip olmaya zorluyorum kendimi. Ben neden böyleyim ya? Aslinda böyle degildim, ki degilimdir de ama biraz yetersizlik (benim ölcülerime göre, baskasina göre öyle olmamasi derdim degil) hissettigim bir ortamda direkt bu kisiligime bürünüyorum. Off, hic sevmem bu halimi. Sapsal cocuk gibi!!!

Bugün aksam yeni gelenler icin minik partimsi bir sey vardi o bahsettigim villada. Düsünün bu halim nasil bir sekilde göze carpiyor ki adam(dersini aldigim bir Prof.) bana sürekli ana okuluna yeni katilmis yetim cocuk muamelesi yapti, sefkatini üzerimden eksik etmedi. E fena mi oldu, yok olmadi. Eve dogru yürürken siritip durdum, daha iyi olacak, biraz sabir diye tekrarlaya tekrarlaya. Halbuki ayni Prof.la sabahki görüsmemizde yüzüm öyle düsmüstü ki. Ah bir de suratima hakim olmayi ögrensem. Elime koluma hakim olmayi gerek cebime sokarak gerek gögsümde kavusturarak cözüyorum ama bu surat fena bir sey. Aninda belli ediyor icimi. Lanet olsun.

Neyse, diger hocalarla da tanistim, hepsi pek sicak tipler. Bakalim, bu yeni hayatta yeni kurallar da var bir nebze de olsa. Hemen not vermek yoook! Aman ne kural, degil mi?

Bir de su var. Simdi bazi mevzular hakkinda konusuyoruz derslerde ve ben mizacim geregi öyle cok fikir belirtmem. Yani belirtirim de öyle ivir zivir seyler hic demem. Düsünmemin, dile getirmemden kisa sürdügü bir fikri neden söyleyeyim ki. Herkes zaten bunu bilir, düsünür derim. Ama yok, bunlar tam tersi. Ben agzimi acmaya bile tenezzül etmezken, bunlar dile getiriyor ve digerleri de cok iyi buluyor bunu. AA, evet, cok dogru bir yaklasim, evet, cok iyi bir argüman! Git isine diyemezsin de bunlara.

Tekrar bir neyse. Bir de burada tek anahtar ile apartman kapisini da ev kapisini da acabiliyorsunuz. ilginc buldum, paylasmak istedim.

Salı, Mart 20, 2007

Cicekli Bahce icin "Vazgecemediklerim"

Simdi, herkes icin gecerli olanlari yazmayayim. Anam, babam, bacim, sevdigim oglan falan gibi.

Vazgecilmezlerim;

.....

....

tam yarim saat düsündüm (ki Cicekli Bahce beni sobelediginden beri ara ara aklima geliyor ne yazabilirim diye) bir seyler karaladim, tekrar sildim. Ama hicbir sey bulamadim. Vazgecilmezim yok galiba. Her seyden gecmis miyim ne ben, anlamadim. Kisin göbeem atletsiz, sütüm Nesquiksiz olmaz desem pek manasiz olacak, degil mi?. Ve bu cerceve disina cikip daha anlamli bir seyler de bulamadim. Galiba ben pek ciddiye aliyorum bu oyunlari.

Kusura bakma Cicekli Bahce, üzgünüm. :(

Pazar, Mart 18, 2007

Elif icin hakkimda bilinmeyenler -Bölüm 2-

-Annem söyler biz tekrarlardik "Allah`im, annemi, babami, kardeslerimi koru, bana zihin acikligi ver"
-Dedem esnerken "Hay Hak" derdi.
-Annem babaannemin yaptiklarini aglayarak anlattiktan sonra yüzünü gökyüzüne cevirip "bendeyse bana ondaysa ona versin" derdi.
-Diger dedem bir yaz günü balkonda oturup yan balkondaki komsumuzun gittikleri bilmem ne hocayi anlatisina küfretmis "bir kadeh rakinizi icin, her dileginiz kabul olur" demisti.
-Ilk defa karabasanlar görmeye basladigimda, annem bilmem kimin hactan getirdigi bakir bir tas bulup getirmisti "bununla su ic, gececekmis" demisti.
Tüm dini egitimim bundan ibaret.

Cuma, Mart 16, 2007

Yenilikler

Ben tasindim. Dün ilk derse girdim. 4 kisiydik ama aslimiz sekizmis. Keyifli bir grup olacak gibi. Sevimli bir tipti dünkü prof. Ama yargiya varmak icin cok erken. Hemen calismaya basladim. Dil konusu beni zorlayacak gibi. Bilmedigim bir dünya yabanci kelime cikiyor karsima. Ama digerleri de (alman olanlar) pek anlamadiklarini söylediler. Ben de buna sevindigimi söyledim. Burasi güzel bir sehir. Cok büyük degil. Dünkü prof.la calismamizi eski ve muhtesem manzarali bir villada yaptik. Bir yandan tüm dikkatimi adama verip, mevzuyu kacirmamaya calisiyordum bir yandan da icimden "burasi cok huzurlu, iyi ki su an buradayim" diyordum. Harika bir mekandi.
Tasinmadan önceki 3-4 günüm alman bürokrasisinin anasina, avradina, bacisina, babasinin sakalina, dedesinin mezarina, soyuna sopuna küfretmekle gecti. Kimseler kinamasin beni. Ceken bilir. Ve bu günlerin sonunda sunu ögrendim; öyle efendi efendi, kibar kibar dolanmayacaksin resmi islemlerini hallederken. Canavar gibi olacaksin, bagirip cagiracaksin, madem islerin yürüsün diye rüsvet veremiyorsun gözdagi vereceksin. Istersen nohut kadar ol. Ha bir de "sefin kim lan senin?" bu cümle hep cebinde olacak. Memuruna, cerine, cöpüne ettigin küfür direkt telef oluyormus. Sefe cikip, hakkkiiiim da hakkkiiiimm diye inleyecekmissin.

Ben okumam gereken ders notlarina döneyim.

Pazar, Mart 11, 2007

Ben bir marti olsam


Annem beni rüyasinda görmüs. Gözlerimle, gökyüzüne bakarak gökkusagi olusturuyormusum. Ben baktikca yavas yavas renkler beliriyormus ve bunun olabildigine sasiriyormusuz.

Cuma, Mart 09, 2007

Yalnız sana değil mahledeki arkadaşına kurban

Mesela oglumun adini Ilyas, kiziminkini Meryem koyacagim desem, duyan biraz yadirgar, daha iyi bir sey bulamadin mi der degil mi? Tazecik, cool isimler dururken bunlar da nereden cikti diye. Neden artik hic kimse cok sevdigi dostunun, arkadasinin, kardesinin adini koymuyor cocuguna. Adi gibi huyu da ona ceksin diyecegi kimse yok mu anne babalarin etrafinda? Birinin ismini bir digerine, yeni gelene aktarmak bence cok güzel bir durum. Hem öncekinin gelecegi uzar hem de yeni gelenin gecmisi.

Perşembe, Mart 08, 2007

Ali babanin ciftligi

Bu minigin annesi babasi kavga etmis bugün. O da "baba, anneye kizma, anne baarma" diye aglamis, durmus. Sonra ben duymusum bu halini ve almisim onu bugün ögleden sonra bol bol gezdirmisim.
-Bunlar (parktaki cakil taslari) niye bööle ses cikariyor T.T. abla?
-Onlar öyle konusuyor, kuslar da cik cik diye konusur, köpekler de hav hav diye. (yanlis cevap mi?)

Birlikte yemek yedik, kitapciya gittik. Fotografta görünen, elindeki kitabi cok sevdi, kendisi secti. Bir ciftlik evi resmedilmis kitapta. En sevdigi konulardan birisidir.

Sonra kocaman bir magazanin oyuncak kismina gittik, epey bir zaman orada oynadi. Bindigi arabadan inip, birden bire sarildi bana -T.T. abla ben seni cook seviyom. :)

Okuldan belgelerim geldi, haftaya pazartesi kayit yaptirmaya gidecegim. Sonra bir kac gün icinde tasinma mevzusu.

Pazartesi, Mart 05, 2007

Pearl jam ve igde cicekleri

Bahar geldi! Kisi dogru düzgün yasamadik ki geyiklerini lüzumsuz bulup, hemen geciyorum. Evet, bahar geldi. Ne güzel degil mi? En sevdigim mevsimler ilkbahar ve sonbahar.

Sonbahar... yaz biter, tatil biter, igde agaclari cicek acar. En sevdigim cicek igde cicegidir. Yaklasik 7-8 yil önce tam bu günlerde ben cok fena asik olmustum. Ölüyordum, bitiyordum oglana. Ilkbahardi. Kesin birine asik olacaktim, kötü sansim onu cikardi karsima. Neyse.
O vakitler baska bir arkadasimla bahse girmistik. Uzun bir zaman sigara icmeyecektik. Ilk icen digerine elindeki en degerli esyasini verecekti. Sözümüz sözdü. Ilk o icti. Elindeki Pearl Jam`in Ten albümünü verdi. Bir de kitap vardi. Unuttum adini. Cok ictendi. En sevdigi esyasi oydu gercekten de. Sonra nasil oldu bilmiyorum bir defa daha girdik bahse. Ilk ben ictim bu defa. Asik oldugum oglandan ayri gecirdigim okul tatili sonunda ona götürmek icin topladigim, henüz kurumamis olan igde ciceklerini kücük, tahta bir kutuda bahis kazanci olarak sundum arkadasima. Bir de ince bir kitabim vardi Brecht`in. Adini hatirlamiyorum simdi. Her sayfasi cizimlerle dolu bir kitap. Ikinci dünya savasindaki cocuklari anlatiyordu. Siirdi sanki. Hatirlayamiyorum.

Cok düsündüm o vakitler o ciceklerle dolu kutuyu verip vermemek konusunda. Ama söz vermistim arkadasima, en degerli esyalarimi verecektim. En degerli esyam o minik kutuydu.

Okul basladi, sonunda kavustum asik oldugum oglana. Telefonda ona anlattigim kutuyu sordu, ben bir türlü vermeyince. Söyledim o kutuyu kime, neden verdigimi. Cok kizdi bana. Ilk defa öyle kavga ettik. Kiskancliktan geberdi. Sacmaladi. Ben ona cok asiktim. Öldüm, bittim, beni birakacak diye. Bu tartisma tarzimiz kroniklesti daha sonra. Bu ilk baslangici oldu. Ama hic özür dilemedim. Ona daha da deli oldu galiba. Bence kendine pay cikarmayi bilse cok mutlu olurdu. Ya da ben gereksiz bir dürüstlük icindeydim.

Bundan bir kac sene önce kutuyu verdigim arkadasima rastladim tesadüfen ve evine gittik. Kitapliginda duruyordu o minik kutu. Cok seviyordu onu ama cicekler cok tozlaniyormus, temizlemesi zor oluyormus. Bir de kiz arkadasi sürekli bu minik kutuyu kiskanip durmasaymis!

“Yetimler ağıdı”

Yattım yere bakıyorum toprağın hisli eşitliğine
Sular sınırları pasaportsuz geçer
Asıl azınlık yerkürenin kendisidir
Tek millet, gökyüzüdür ölürken yürekli düşünüldüğünde

Hrant Dink`in anisina 73 şair tarafindan kaleme alinan “Yetimler ağıdı” siirinden.

Perşembe, Mart 01, 2007

Mimar Babam

Benim hayatimda bir mimar var. Ona meslegi cok yakisiyor. Bunu gecen yil "Mimar Babam" filmini izlerken farketmistim. Bazi meslekleri gercekten hakkini verenler yapmali. Cünkü is olsun diye, yanlis secimlerle, ana baba baskisiyla secilecek, icra edilecek seyler degildir onlar. Mesela hekimlik ve ögretmenlik gibi. Bu mesleklerin sahiplerinin kendine ait bir perspektifi vardir, olmalidir. Mimarlik da bu mesleklerden birisi. Bunun gibi meslekleri icra edenlerden acikcasi ben bir fark beklerim. Benden farkli olmalidirlar. Sahip olduklari gücü, kudreti bilip, bunu mesleklerini icra etmelerinden tutun da özel yasamlarina kadar yansitmalidirlar.

Dünyayi eskiden tam algilayamazdim ben, yani genel görüntüsünü kavrayamazdim. Benim etrafimdaki kücük(yerel) dünya vardi ve de digeri, karmakarisik, büyülü, her seyinin birilerinin elinde oldugu, o birilerinin kesinlikle benim gibi birer insan oldugunu aklimin alamadigi bir dünya. Ama yeni yeni görüyorum tüm dünyayi. Cok basit bu dünya. Cogu sey düsündügüm kadar yüce ve akil almaz degil. Benim kücük dünyamin meger bir kac boy büyügüymüs dünyanin tamami.

Nasil ki, örnegini verdigim böyle bir iki insana sahip olmak, su dünyada varolusum konusunda hayati önem tasiyorsa benim icin, ayni önemi bu koca dünyanin kendisi icin de tasiyor.

Çarşamba, Şubat 28, 2007

Heryerini begendim, azicik boydan kisa

Düsündügüm modeller olmadi ama bunlari aldim. Hepsi de S.nin cok begenip bir türlü bana uyan bedenini bulamadigi modeller. Bu defa ben buldum. Onun hediyesi hepsi. Cok tesekkürler!

Bugün is yine cok cok yogundu. Bu pazartesi sabah erkenden gelecegi bana önceki cumadan söylenmis oldugu halde yine de pazar gecesi telefonuma mesaj atilip, gelecegi tekrar hatirlatilan salak müsteri (öküz) gelmemisti ve bugün pat diye geldi. Bir yarim saat ayirdim ama sonra da resmen kovdum adami. Acil baska islerim var diye. Dünyayi kendi etrafinda dönüyor sananlara iyi bir örnek bu adam. Kendimce kücük bir ders verdim güya ona.
Sanstan patron yoktu orada, yoksa yavsar, siritir, teyzenteyfik hanim espri yapiyor gibi saçma sapan şeyler söyler, adam üzerinde istedigim ezici etkiyi yaratamama neden olabilirdi. Bir nebze de olsa genel sinirimi aldi bu olay.

Dün gece yine yatakta cirpindim durdum, 3 gibi uykuya dalmisim sanirim. Su okul isinin sürüncemede kalmasi beni hasta etti! Bugün okuldaki kadin telefonda yine ayni seyleri söyledi. Tamam, kabul ediliniz ama belgeler hazir degil henüz!! Sinirleniyor hanim bir de arayip duruyorum diye. E, iyi de 12 martta okul basliyo. O vakte kadar ben oraya tasinacagim da yer yurt bulacagim da, ilk gün yüzüm kizarmadan sesim titremeden kendimi tanitabilmek icin korkularimi atlatacagim da!!! vayy vayy.

Salı, Şubat 27, 2007

Ah o gemide ben de olsaydim

Bugün cok calistim. Normalde is saatimin ücte biri oyalanarak, msn de gevezelik yaparak ya da o site senin bu site benim dolanarak gecer ama bugün hic öyle olmadi. Tek yaptigim kacamak, internetten, Asliberry`nin su siralar dinledigi Amália Rodrigues`in ve Anlat Anne`nin bahsettigi Rosa Passos sarkilari indirmek oldu.

Aklima gelmisken ben de bir sey paylasayim beni okuyanlarla. Efendim, Clinique Skin Smoother Pore Minimizing Make-up mükemmel bir fondöten. Benim gibi, cildine sürdügü fondöten ve pudra suratinda maske gibi duranlari sasirtacak kadar dogal bir görünümü var. Ve hic yaglandirmiyor yüzü. Ben pek makyaj yapmam ama bu ürünü cok sevdim. Sabahlari mutsuz, asik ve etrafa nefretle bakan suratima bir parcacik bile sürsem renk katiyor. O renk öglene dogru kendiliginden geliyor esasen ama en sosyal oldugum anlardan biri sabah ise gidisim (ikincisi isten dönüsüm) oldugu icin onu kullaniyorum bazi bazi.

Biraz fani mevzular etrafinda dolasan bir yazi olacak galiba bu.

Aksam eve dönerken tramvayda orta yasli bir kadin (alman) bir seyler mirildana mirildana oturdu yanima. Bana bulasmaz insallah diye düsünürken önünden gectigimiz marketi parmagiyla göstererek "Burada ananas cok pahali, en iyisi cuma ve cumartesileri Lidl`dan almak, cok uygun oluyor fiyatlari" dedi, bana! Ben de "hmm, öyle mi?" falan diye geveledim. Sonra yeni yapilan meydanin önünden gecerken de "cok güzel yaptilar burayi" dedi. Ben de "güzel ama biraz bos görünüyor" diyerek sohbete baslamaya karar verdim. Biraz daha konusup, bana eskiden orada bulunan cocuk parkini, kendi cocuklarini hep oraya götürdügünü falan anlatti ve indi bir kac durak sonra. Degisik bir kadindi.

Neyse, neden bu fani mevzular etrafinda dönüyorum bugün, ona gelelim.

Aksam tramvaydan inip eve dogru yürürken bir giyim magazasina daldim ve gözlerim faltasi gibi acildi. Iceride muhtesem parcalar vardi. Gözüm döndü. Bir ikisini gözüme kestirdim. Bu gece uyumadan onlari üstümde hayal eder, henüz görmedigim uygun ayakkabi ve aksesuarlari da eklerim hayalime. Bu konularda tam kücük kiz cocuklari gibiyim galiba ben. Bugün daha iyi anladim bunu. Bu duygunun aynisini cok cok kücükken de hissederdim. Mesela bir fotografim var 5-6 yasindayken cekilmis. Almanya`daki teyzem gelmis bize ve biz cocuklara da elbiseler, kolyeler falan getirmis. Onlari da giydirmisler, cekmisler fotografimizi. Ben orada ne mutluydum bir bilseniz. O yaz ki hediyelerimin icinde bir de t-shirt vardi, üstünde kabartmali dondurma deseni vardi. O kabartmanin dokusunu halen elimde hissedebiliyorum.

Iste böyle, kiyafet, alisveris, müzik derken gün böyle gecti.
Bence gecenin en güzel elbiselerinden birisi Kidman`in giydigiydi.

Ha, okul mu, bekledigim belgeler mi? Yok, gelmedi hicbir sey daha!!!
O elbiseleri alsam mi yarin gidip?

Ben bu kafayla!

Cumartesi, Şubat 24, 2007

Ben de bir anadan doğmadım mı?

Öglen, kahvalti yaparken (bir dengesizlik oldugunu ben de farkediyorum) Zelma`ya "o" maili yazdim. Gün aksam oldu halen cevap gelmedi. Hic gelmese de yeridir gerci.

Bugün Stuttgart`a gitme planimiz vardi. Benim de tam cözemedigim bir sürec sonunda iptal oldu plan. Hava cok güzeldi bugün, günesli. Kacirmamak icin disari firladik hemen. Fakat eve belki gec döneriz diye önce teyzeme ugramak ve birakmamiz gereken anahtari (onun isyerinin) vermemiz gerekiyordu. Gittik, taze cay vardi. Nah söyle gevsedik, yerlestik mutfaga. Ictik mis gibi caylari. Oldu aksamüzeri. Ciktik, biraz yürüdük. Cok feci bir yagmur -bu senenin ilk güzel yagmuru- basladi. Kaca kaca eve geldik.
Visnelipastam, neredesin sen, blogunu sildin mi, iyi misin?

Cuma, Şubat 23, 2007

Zelma

Bu sabah Zelma`dan bir mail gelmis. Benden cevap alamayan onlarcasina bir tane daha eklendi.

Zelma benim almanca kursundan arkadasim. Romanya`li. Internetten tanistigi kendi memleketinden bir gencle evlenip gelmisti Almanya`ya. Bu degil de bir önceki Almanya`ya geldigim zamanlardan taniyorum. Almanca derslerinden sonra evlerimize yakin bir parkta bulusur ya da sehre dogru yürüyerek konusur, pratik yapardik. Ben Türkiye`ye dönüp, Ankara`da yasadigim süre icinde de görüsmeye devam ettik. Birbirimizi merak ettigimizi, özledigimizi yazdigimiz mailler yolladik karsilikli. Sonra ben yine ciktim geldim Almanya`ya.
Geldigimde aradim onu. Bir defa görüstük. O, bu arada almancasini epey ilerletmis, meslek yapmis ve bir dishekiminin yaninda calisiyordu. Bir kac hafta sonra ben aradim Zelma``yi ve birlikte noel alisverisi yapmayi teklif ettim. Cok istedi ama gelemedi. Sonrasinda bana bir haller oldu. Onun her teklifini geri cevirir oldum. Canim istemedi onunla vakit gecirmek. Zamanla telefonlarina cevap vermez oldum. Mail yazmaya basladi. Bunlara da cevap vermedim. Bu durumlar o kadar artti ve birikti ki, altinda ezilir oldum bu yaptigim kabalik ve adiligin. 7-8 ay sonra bir mailine cevap yazdim. "Bu siralar cok yogunum, seni arayacagim. Lütfen beni kabaligim icin affet" diye. Ama hic aramadim onu. Neden böyle yaptim bilmiyorum. O halen, beni merak ettigini, en azindan nasil ve nerede oldugumu yazmami istedigini belirten mailler atiyor bana. Arkadasim yok, asosyalim diye söyleniyorum bir yandan da. Cok utaniyorum ondan. Kalbini kirmis da olabilirim.

Buradan tasinmadan onu aramaliyim. Hatta bugün. Yok yok yarin.
Resim Anton Räderscheidt

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Bir sabah

Ise gelmek icin iki tane yol secenegim var. Birisi otobüsle digeri de tramvayla. Otobüsle daha kisa zamanda gelebilecegimi yakinlarda kesfettim ve son aylarda genelde onu tercih ediyorum. Sabahlari 15 dakika daha fazla uyumami sagliyor bu yöntem.

Tramvaya gelince, sehrin en eski ve pis tramvayi gidiyor calistigim bölgeye. Aslinda yeni modellere göre cok daha sevimli ve güzel bir tasarimi var bu eski olanin. Hem de kisin hic bir toplu tasima aracinda bulamayacaginiz sicaklik onda var. Calistigim yer sehrin endüstri bölgesinde. Oraya giden yol, Almanya`ya ilk gelen yabancilarin yerlestigi bir mahalleden geciyor. Belki zamaninda popüler bir mahalleydi bilmiyorum ama simdi cok icler acisi bir durumda. Italyanlar, Türkler, Polonyalilar, Kürtler, Cingeneler, Yunanlar, Araplar ilk aklima gelen milletler, orada yasayanlar arasinda. Sokaklari, marketleri, binalari, hepsi cok kirli görünüyor. Belki de bu yüzden sehrin baska hic bir yerine gitmeyen eski tramvay buraya geliyor.

Tramvayin yolculari genelde o mahalleye ve eski tramvaya benziyorlar. Yarisindan fazlasi icin "deli bunlar" deseniz yeridir. Yolculuk süresi boyunca kendinizi tedirgin hissedebilirsiniz etrafiniza baktiginizda. Hep, her an ariza cikarabilecek bir sarhos olur icerde. Saatin kac oldugu farketmez.

Tramvayin son duragi o mahallenin de sonudur. Orada bir genelev sokagi var. Evlerin bir kac metre mesafesinde. Hava kararinca kirmizi isiklar yanar o sokagin lambalarinda. 18 yasindan kücüklere giris yasaktir yazan koca bir paravanla sokagin girisi kapatilmistir.

Ben en son durakta inerim tramvaydan. Sirtimi geneleve, kir ve yorgunluk icindeki mahalleye dönüp, karsiya gecmek icin cift tarafli gidisin oldugu yola dogru yürürüm. Yesil isik cok gec yanar o yolda. Birinden gecip, iki yolun arasinda bir 5 dakika daha beklemek gerekir, ters yön olan yolda yayalara gecis izni verilsin diye. Biz, ben ve son durakta inip ise giden sanayi iscisi gencler (hepsi deforme olmus vücutlara ve suratlara sahipler) kirmizi isigi beklemeyiz hic. Ama bu sabah bekledik cünkü karsida polis arabasi vardi. Hepimiz bu bekleme süresi boyunca huzursuzduk. Sanki bize zorla cirkin bir sey yaptirilmis gibi gözgöze gelmemeye calistik. Utandik sanki bu korkumuzdan.

Fabrika kokar oralar ama arada ince ince de yakinlardaki cikolata fabrikasindan cok güzel kokular gelir. Bazen cok yogunlasir bu koku.

Karsiya gecip, sehirler arasi tren yolunun altindan saga dönerim. Orada hep bir adam olur. Cok temiz giyimli ama bu temizligi sanki kendisinden degil de sahibinden geliyormus havasi olan bir adam. Donmus gibi durur orada ve park etmis arabalarin plakalarina bakar. Dakikalarca kipirdamadan bakar. Genelde her gün görüyorum o adami orada. Bir kac defa cesaretimi toplayip sormak istedim neye baktigini ama ona biraz yaklasmamla bile tedirgin oluyor adam. Hemen kipirdiyor ve ciddi bir is yapiyormus gibi tavirlar takiniyor.

Ve ise geldim. Burasi ayri bir hikaye.

Pazar, Şubat 18, 2007

Benim gibi

Basim döndü. Sigara ictim. Sigara ictigimde basimi döndürmesin ve agritmasin diye salata yaptim yedim. Acken sigara icince bas agrisi yapiyor. Bir film izledim. Sevimli bir film. Nesesizdim. Teyzemlerden geldim. Aksam yemeginde kuru dolma yapmisti teyzem. Cok yiyemedim. Fotograf makinami yanima almistim. Kücük kuzenimin fotografini cektim, o da beni cekti. Yüzümü cekmeye calisirken hep ayagimi cekti durdu. Büyüyünce gazeteci olursun dedi, teyzem ona. O da gece boyu ben gazeteci olacagim, fotooyaf cekecegim dedi. Cok huzursuzdu, gündüz uykusunu alamadigi icin. Kahvaltiyi da teyzemlerde yaptim. Evde ekmek yoktu, oraya gittim. Gec uyandim. Keyifsiz uyandim.

Cuma, Şubat 16, 2007

Dünyada bir yerdeyim

Size de oluyordur bu. Bana cok sik olur. Herkese cok sik olur aslinda. Bir heyecan dalgasina kapilip, essiz bir ani, hayati yasiyormussunuz gibi hissedersiniz bazen. Her sey, hergün gördügünüz sehir, bindiginiz tramvay, patronunuz bile daha parlak görünür gözünüze. Bir essizlik, biriciklik havasi kaplar bedeninizi de ruhunuzu da. Bunun cok sebebi olabilir. En dile geliri, karsi cinsten biriyle karsilasmak olabilir. Güzelligi ya da hosluguyla sizi birden carpmasi olabilir. Markette, kasa kuyrugunda baska bir kasadaki yasli bir adamla gözgöze gelmek de olabilir buna bir neden. Bikmislik ve calistirilmanin verdigi asagilanmayla is yerinizden cikip, kasvetli bir gökyüzüyle karsilasmaniz da.

Hayattaki en güzel anlar olmakla birlikte en aci verici anlardir bunlar. Cünkü o essizlik isigi yavas yavas cekilir üzerinizden. Yolda karsilastiginiz, gözlerinizi alamadiginiz kadin ya da adam gözden kaybolmus, marketteki yasli adam parasini ödemis, arabasina atlamis ve kasvetli gökyüzü kararmistir bile. Simdi o sefil, donuk, mat hayatiniza tekrar dönmek daha da hüzünlüdür.