Çarşamba, Ocak 31, 2007

Aquarel boya

Dün, Ikea`dan yanda resmini yaptigim tahta adamdan aldim. Epeydir ona sahip olmak istiyordum, sonunda aldim. Pek mutlu oldum. Bugün de saat öglen 12 de isten cikinca biraz carsida dolasayim dedim ve kendime biraz daha resim-cizim malzemesi aldim. Iki tane eskiz defteri. Birisi Aquarel boya icin. Digeri de kücük, dekoratif cizimler yapmama yarayacak sirin bir defter. Biraz da boya kalemi aldim. Ögleden sonra biraz deneme cizimleri yaptim. Cok sevdim bu aquarel olayini.

Boyalari aldigim dükkanda kumas, cam ve seramik boyalari da vardi. Desenini tasarladigim yastiklarimi boyamak istiyorum. Gerci önce kumas alip, dikmek lazim. Bir de dikis makinesi almak istiyorum. Cok güzel bir makine geldi yakinlardaki bir magazaya bu günlerde. Almayi düsünüyordum (129 euro) ama teyzem ayni makineyi bilmem nerede, özel bir kampanya dahilinde, 25 euroya alanlar oldugunu söyledi. Simdi bitmis o kampanya! Teyzem ayni makine oldugu konusunda israrli ama ben hic sanmiyorum. Ahh, teyzem ve israrlari, kesin konusmalari. Neyse, zaten bu siralar biraz dikkatli harcama yapmam lazim.

Yapmak istedigim bir sürü ivir zivir is var. Bir o kadar da projem var. Bazilari milyon dolarlar gerektirirken, bazilari iki dikis makinasinin eline bakan. Bazilariysa hic alakam olmayan sektörlerden. Her gün en azindan bir tane -sacma ve uygulanamaz da olsa proje üretiyorum. Ümidini sadece piyango biletlerine ve lotoya baglamis bir tembel degilim inanin. Bu sekilde calisarak hayatimi gecirmek istemiyorum. S.nin de bu kadar cok calismasini istemiyorum, sadece asgari ihtiyaclarimizi karsilamak icin. Zaten tembel degiliz, her halükarda bir seyler üretir, calisiriz. Ama üstümüzde su hayatin baskisi olmasa daha iyi olmaz miydi? Calismaktan degil de, istemeden, istemedigimiz seyleri üretmek icin calistiriliyor olmaktan yorulmasak?

Ben biraz daha oynayayim yeni malzemelerimle. :)
(resmin üzerine tiklayip, büyütebilirsiniz)

Pazartesi, Ocak 29, 2007

Sahmeran

Tam 3 saattir (hic abartmiyorum) "profilim" kismina fotograf eklemeye calisiyorum. Beceremedim. Fotografin bulundugu Url adresini vermem gerekiyor. Kendi blogumda kullandigim bir fotografin Url adresini verdigimde de kabul etmiyor. Baska sekilde fotografi nasil download edecegimi cözmüs degilim. Eger halihazirda bir adresim yoksa Foto-Hosting saglayan siteye yönlendiriyorum. Oradan da cözemedigim acayip bir program indiriyorum. Ama halen anlamadim, nasil becerecegim yaaa!! :(
Hem zaten benim neyime. Off, kac saattir!!!

Perşembe, Ocak 25, 2007

Nesin Methedeyim Bir Kaşı Kare

Bazen rüyamda yakinlarimin öldügünü görüyorum. Bu genelde annem, babam ya da kardeslerim oluyor. Hissettigim aciyi hatirliyorum. Ne dile gelip kelime olarak cikiyor o aci, ne de yas olup gözden akiyor. Acayip bir sey.

Hrant Dink aklimdan cikmiyor. Ailesi aklima gelip duruyor. Bir baba hic böyle ölür mü? Bir adamin erken biten yasamina, ailesine üzülmekten baska bir sey düsünmek istemiyorum.

Dün gece Yilmaz Güney`in "Umut" filmini izledim. Daha önce görmemistim. Ve düsünün ki bu film tam 37 yil önce cekilmis. En abuk türk filmleri bile hafizama defalarca izlemekten dolayi kazinmisken ben bunu hic izlememisim! Zaten Yilmaz Güney`i dogru düzgün ne zaman duydu ki kulagim. Son yillarda degil mi. Dönemine göre sasirtici farkliliklari olan böyle bir adami dogru düzgün tanimiyorum bile ben. Zamaninda tam bir efsaneymis, dogru mu?

Filmi izlerken girtlagimdan mideme dogru bir morarma hissettim. Her sey ne kadar da gercek görünüyor. Eski türk filmlerinin hic birine benzemiyor onun gösterdigi dünya. Cok cok gercek.

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Ciceklerim

Bunlari geldigim gün yani bu pazartesi almistim ama iki günde nasil da serpildiler. Ve ücü de birbirinden harika olacaga benziyor. Gerci ortadakini tam kestiremiyorum, icinden ne cikacak diye. Isimlerini bilen var mi bunlarin?

Simdiye kadar heveslenip de yetistirmeye calistigim ciceklerin hepsi kurudu. En fazla bir ay evimi süslediler. Bunlar da öyle olmaz umarim. Hani bazi seyler icin denir ya, "bana gelmiyor bu, denedim ben" gibi. Hani tursu yaparsin olmaz, ama baskasi ne vakit yapsa tam kivaminda tutturur. Sonra da adi, onun eline tursu iyi geliyor gibi bir sey olur. Bana da cicek yetistirmek mi gelmiyor acep?


Hemen saksilarini degistirmem, genis bir saksiya almam lazimdi fakat henüz yeni saksi alacak firsat bulamadim. Acaba cicekli iken yer degistirmeleri sorun olur mu?

Bu defa basaririm umarim.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Kalemim beyaz idi, daha çok yazacaktım, mürekkebim az idi

Bugün döndüm evime. Multuydum oradayken. Son günlerim cok aci verici ve kahredici bir olaya taniklik etmekle gecti. Ilk defa bir kenti böyle hissettim. Hani kitaplarda olur ya, bir olay olur ve kentin ruhu, atmosferi degisir, bir baska görünür göze. Insanlari bir baska yasar artik.

Sondan bir önceki günüm yani cumartesi günü cok özeldi. Asli ile, Yaman`in annesi Asli ile bulustum. Ben Asli`ya hayran oldum. Ondan ayrildigim andan beri bu yaziyi yazmak icin firsat kolluyorum.

Yesil montum var demisti mesajda. Ben gec kaldim birazcik. Masada tek oturan bir kadin. O`ydu. Hem o nasil yesil? Nedense kafamda hic öyle bir yesil canlanmamisti. Ne alakaysa.

Benim icin sectigi hediyeleri gördügümde zaten önceki gün olanlardan dolayi yagdi yagacak buluta dönmüs kalbimde siddetli simsekler cakti. Öyle mahcup oldum, öyle mahcup oldum ki, keske bulusmasaydik bile dedim icimden. Ah essek TT, hani senin de onun icin düsündügün minik hediyeler vardi? Nerede?

Fotograflarina hic benzemiyor Asli, Hos bir kadin. Ilk izlenim bu. Ama zamanla karsinizda güzellesmesini izliyorsunuz. Cok sasirtici. Gözleri beliriyor önce, sonra saclari, sonra cenesi, sonra sesi ekleniyor ve ortaya cok degisik bir güzelik cikiyor.

Ya ben? Ben öyle sapsaldim ki. Ne konusacagimi bilemedim, sürekli gülümse TT taktigi uygulamaya gayret ettim ve en sevmedigim, gicik oldugum surat ifademle dolandim durdum. Tam cocuk gibiydi kalbim. Ya lütfen beni sevsin, lütfen diye icimden gecirip durdum. Bir önceki gece S.`in tüm israrlarina ragmen burun büküp, kaprislice „ ben sevmem sütlü tatli“ dedigim kazandibini löp löp yedim, üstüne tarcin bile ektirdim, teklif Asli`dan geldi diye. Eger balik yiyelim dese onu da yiyecektim, pek haz etmememe ragmen. Aklimca bu cocukca gerilimimi caktirmamaya calistim. Suratimi ne sekle sokmam gerektigini karistirinca disari baktim, gözgöze gelmemeye calistim. Yok, o salak gülümsemeyi eksik etmedim ama hic bir zaman.

Ne konustuk? Ben sig sularda yüzdüm durdum. Vasat ortalamayi yakaladim kendimce. Konuskan olmadigini söylemesine ragmen sohbeti öyle dogal ve rahat sekillendiriyordu ki O. Bense ancak Yaman`i sorarak yirtiyordum sira bana geldiginde.

Amcalari bu askere gidecek, iyi beslensin, ne isterse verin yesin, hem de en güzellerinden, en tatlilarindan… Beni tam bu sicaklikla misafir etti. Ama beni sürekli mahcup etti. E bünye zaten müsait. Yok, öyle ilk akla gelen yargilara varmayin benimle ilgili. Kendine güveni yok, acimasizca yaklasiyor kendine, dedigi gibi asosyalmis gercekten, vs.

Tam da bu ne biliyor musunuz? Gecen gün S.`in galiba bir kitaptan alinti yaparak anlattigi gibi. Karsisindakine hayran hayran bakarken kendisinin nasil göründügünü, belki de cirkinlestigini ya da komik göründügünü farketmeyen kizin durumu gibi.
O ne gördü, nasil gördü bunlari bilmiyorum ama ben kendimde bunlari gördüm. Ondaysa cok iyi, hep sahip olmak istedigim gibi bir arkadas gördüm.

Perşembe, Ocak 18, 2007

İstanbul, sıkıntılar, sorular, hevesler

Geldigimden beri geziyorum. Bunların cogunda bol bol yürüyorum. Buna ragmen sürekli mızmız olmakla suclanıyorum. Bu suclamalarla muhatap olmamak icin performansımın üstünde efor harcıyorum. Ayaklarımda sızılar baslayana kadar tek kelime etmiyorum.
S. izinliydi bugüne kadar ve sürekli onunla dolastım. Baska kimseyle görüsmedim henüz. Bu gidisle de pek kimseyi arayamayacagım. İste bu yüzden kısa süreligine gelmelerime sinir oluyorum fakat daha uzunu da bana vicdan azabı cektiriyor.
En cok Moda'yı sevdim ben sanırım buralarda. Sen gelirsen orada güzel bir eve tasınırız diyor S. Ama ben yine de hic mi hic olumlu bakamıyorum İstanbul'da yasamaya. Nasıl yasıyor burada insanlar bunu da anlamıyorum. İstanbul'da hic uzun süre yasamadım. En fazla 15-20 gün kaldım. Dolayısıyla da İstanbul'un insanları kendine baglayan yönlerini kesfetmemis olabilirim. Mesafem bu yüzden belki de. Ama öyle güzel yerleri gördüm ki kac gündür. Mesafeli hayranlıgım bir kat daha arttı.

Dün bir iki kitap aldım kendime. S.nin kütüphanesini de gözden gecirip, 5-6 kitap da oradan sectim. bakalım, aksama onları yanımda götürme iznini koparmaya calısacagım. Hani bir sey demez, verir bana kitaplarını ama öncelikle bana o kitapları neden okumak istedigime dair yönelttigi sorularını yılmadan, bakıslarımda saskınlıgımı ve karısık kafamı yansıtmadan savusturabilmem lazım. Karsısında en zorlandıgım sorular bunlar.

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Estetik begeni

Dün ilk kisa filmimi bitirdim! Tüm gün nesesizdim ama aksam filmi bitirip eve döndügümde ve tekrar tekrar izledigimde keyfim yerine geldi. Arka arkaya gelen görüntüler var ve onlarin basinda "Ein Film von ..... ...." yaziyor. Nasil muhtesem bir duygudur o yaziyi görmek!

Cahil cesaretiyle daldigim bir is bu. Eksigi, gedigi cok olan hatta belki film bile olmayan bir sey bu yaptigim ama yapim asamasinin basindan sonuna kadar cok ama cok keyif aldigim bir isti.

Insana birileri lazim. Ya da benim gibi tembellere. Karsilikli birbirini tetikleyip, coskuyla ve tempoyla calisilabilecek birileri. Belki bulur muyum öyle birilerini ya da öyleleri beni arasina alir mi? Belki...

Dün S. ile estetik begeni ve profesyonellik üzerine konustuk biraz. Aslinda o kendi mesleginden bahsetti ama geldigi nokta tam da benim bu filmle ugrasirken üstüne düsündügüm seylerdi asagi yukari. Bir isi yaparken kendini heyecanina kaptirip da ayrintilar arasinda bogulmak ya da bazen esas ayrintiyi iskalamak. Bazen esas vurguyu yapip, tüm etkisiyle birakmak yerine eklemelerle etkiyi dagitmak. Bunlari yapmayip da tam kivaminda durabilmek, iste o estetik begeni ve profesyonellik gerektiriyor sanirim. Bende simdilik eksik olanlar.

Salı, Ocak 09, 2007

Haiku

Havuzda yıldızlar,
Yine kış yağmuru
Dalgalandırıyor suyu


(yoruldum artik.)

Cumartesi, Ocak 06, 2007

Hayat

Ocakta pirasa var, birazdan hazir olur. Karnim ac.
Keske ben dansci olsaymisim. Ne güzel olurdu.
Canim gevezelik yapmak istiyor bugün. Evde yalnizim. Arayip görüsmek, konusmak istedigim kimse de yok. Yemek yedikten sonra New York Stories filmini izleyecegim. Iki tane daha, iyi filmim var ama ne türkce ne de almanca altyazilarini bulamadim. Biraz daha bakinacagim, belki bulurum. Birisi "The Tango Lesson" digeri de Simon`un önerdigi "Forest of the gods". Hayat ne ilginc. Dilim sismis, konusasim var ama tek kelime konusmadan yatagima gidecegim gece sonunda. Yok, keyifsiz degilim.
Eski arkadaslarimi özledim. Hepsiyle halen görüsüyorum ama eskisi gibi degil tabiki iliskiler, ki ben artik hep cok uzaktayim. Onlari degil de kalabalik zamanlari özledim galiba.

Size birini anlatayim mi, aklimda kaldigi ve bildigim kadariyla?
...
Tek erkek kardesinin torunu ayagini kirmisti. Kalkti Izmir`e hasta ziyaretine gitti. Iki gün sonra, anneler gününde cocuklarina telefon geldi. O ölmüstü. Anneleri ölmüstü. Cigerlerine kan sicramis. Ailenin hafiza kayitlarina ölümü bu teshisle gecti.
Birer birer memleketine dogru yola cikti herkes, cenazeyle eszamanli. Cenazesini getiren otobüs onu gömülecegi köyün yolunda bir kasabada, yol kenarina birakmisti. Toplanip ayri otobüslerle gelen kalabalik onu ilk otobüslerinin penceresinden gördü. Birden hava karardi sanki, titreme geldi herkese, tüm otobüslerden birer ikiser kizlari cikiyor, kosarak, kendilerini tabuta dogru atiyorlardi. Tabut görünmez olmustu. Kürtce agitlar yükseliyordu. Zaten agitlar bir tek kürtcede bu kadar etkileyici ve yanik dediklerindendir. Evinde ölmedi, elin evinde öldü. Son sözünü söyleyecek kimsesi yoktu basinda. Bu cümleler agitlarin en acikli yeriydi.

Vasiyeti vardi, öldügünde, yillardir evinin en güzel kösesinde asili duran fotograf koynuna konulacakti, öyle gömülecekti. Bir de 55 yildir, kani yikanmadan bekletilen, sandiginda duran o gömlek girecekti tabutuna. Sevdigi, tam yedi yil nisanli kalip, askerden dönmesini bekledigi adamdi o fotograftaki.Ve onun kanli gömlegi.

Cenazede fotograf hazirdi ama gömlegi bir türlü bulamamislardi. Kocasi hepsinden cok istiyordu karisinin, o bir defa bile yüzüne gülmedigi, hep sikayet ettigi, hep baskalarina asik oldugunu yüzüne söyledigi karisinin bu vasiyetini gerceklestirmeyi. E yabanci miydi sanki fotograftaki adam? Onun da biricik kardesi degil miydi o? Sonradan zorla evlendirildigi karisi, biricik kardesinin sevdigi degil miydi aslinda?


Bir sevgi ölüm gelince mi anlasilir. Bir ölüm bir insana bu kadar mi cok pismanlik yasatir. Ya da hayattayken tek bir an bile yüzüne gülmedigi karisi icin seksenine yakin bir adam bu kadar mi güzel agit yakar. Yüzünü acin göreyim, sacini bir defa öpeyim diye bir cocuk gibi böyle mi yalvarir bir adam?

Aradan bir yil gecmeden karisinin
yanina gitti yasli adam da. Ölmeden önce yapmak istedigi tek bir sey vardi. Baska bir kentte olan o fotograftaki adamin mezarini alip, karisinin yanina getirmek, oraya gömmek istiyordu. Olmadi. Kanunlar, kurallar, olmayan kayitlar buna izin vermedi.

Salı, Ocak 02, 2007

Uyan islam alemi!!!

Dün gece kesintisiz 10 saat uyudum. Sabah oldukca dinc kalktim. Iki saatligine ise gittim. Simdi evdeyim. Dolma yaptim. Ocakta, pisiyor. Aslinda etli dolmayi daha cok severim ama evde et yoktu.

Cok sükür ki yogurt var evde - demin baktim dolaba.
Kütüphaneye giderim belki ögleden sonra.

Dün tüm gün yatakdan cikmadim. Yemegimi bile yatakda yedim. Hem yorgun hem de biraz rahatsiz gibiydim.

Uyan islam alemi!!!
Komplo teorilerine genelde hic yüz vermem, malum bölgemle gülerim. Ama bu defa her sey ortada! Saddam`i idam ettiler ve bu tam da kurban bayrami öncesine geldi. Bu neden? Hepimizi vejeteryan yapmak istiyor bunlar ey islam alemi. Ortada ne oyunlar dönüyor görün. Idam görüntüleriyle güne basla ve sonra da güzelim hayvanlari nice acilar cektirerek öldür, derisini yüz. Kellesini, ayaklarini, sonradan bol sarmisakli bir lezzete dönüstürmek icin ayir sen ama aksama tekrar o görüntüleri gör tv de. Gel de et ye!

Hic bir kimsenin, hic bir nedenle bir insanin (O`na insan demek her ne kadar icimden gelmese de) yasama hakkini elinden almaya hakki yoktur. Bu böyle biline.

Cuma, Aralık 29, 2006

2007

Ve gelmis sene 2007.
1990 yilina girdigimizde, okulda bir türlü elimin 90 yazmaya alismayisini, yanlislikla defterin üstüne 198. diye yazmaya baslayip, tekrar karaladigimi hatirliyorum.

Yilbasi gecesi calisacagim ben. En iyisi olacak. Hic bir aktiviteye dahil olup, cok mutluyum, heyecanliyim, costum costum diye ortalarda dolanasim yok bu sene. Yeni yil havasina da niyeyse giremiyorum bir türlü. En iyisi calismak.

11 ocak gecesi Istanbul`a gidecegim, 12 günlügüne. Belki de bu plandan dolayi, odaklandigim, esas hedefim bu oldugu icin, yeni yil sadece asilmasi, gecilmesi gereken zaman engellerinden birinin, bir günün adi.

Aslinda öyle zor oluyor ki bu gidip gelmeler. Döndükten sonra kendine gelmeler.

Milli Piyango bileti aldirdim kendim icin S.ye. Hayatinda ilk defa bilet aldi. Tembihlerim üstüne, biletleri secerken, icinden "lütfen TT`ye ciksin" demeyi de ihmal etmemis. (Tam bunlari yazarken, bir arkadasim da bir yandan, bu bilet hikayesinin ona hatirlattigi Nazli Eray`in bir hikayesini anlatiyor bana)

2007 güzel olacak diye bir his var icimde. Hayir, biletlerden bir umudum yok. Onlara güvendigimden degil. Ama bir rahatlama olacak, su aylardir akan sularin artik yatagini bulacagi bir dönem olacak gibi.

Hepinizin yeni yili kutlu olsun. Huzur olsun, saglik olsun, bol kazanc olsun.

Çarşamba, Aralık 27, 2006

Pazartesi, Aralık 25, 2006

Polis geliyor!

Polis aslinda komik bir kelime. Sekli, sesi falan. Ama ben korkarim. Hele de Alman polisinden. Onlari görüp de korkmayan azdir bence. Ama sokakta arabalariyla ya da kocaman atlariyla, gülümseyerek gezenlerden degil. Tam is üstünde olduklari zaman cok korkuyorum ben Alman polisinden. Kalbim hizlica carpiyor, hafif elim titriyor. Gözgöze gelmemek icin belirgin bir caba sarfediyorum.

Dün gece, eskiden her haftasonu, son aylardaysa arada bir calistigim barda calistim yine. Gece saat 02.00 gibi üc polis belirdi kapida. Ücü de tek kaliptan cikmis gibiydi, uzun, sari, cevik ve sert bakisli. Iste tam bunlar, benim dedigim korkunc Alman polisleri.

Barda calisan genc bir cocuk var. Onu masada otururken gördüm bir ara. Aslinda calismasi, barda durmasi gerekiyordu. Patronlarin, polisleri disari dogru cekip, ne oldugunu anlamaya calistiklari sirada gözgöze geldim onunla. Gözüyle elindeki sigarasini gösterip, sigara molasi veriyorum demek istedi. Ama hic öyle degildi, gözlerinden ve oturusundan o kadar belliydi ki; cok korkuyordu. O, kacak yasiyor Almanya`da.
Aylar önce ona cesitli cözüm yollari önerdigimde, alaysi bir sekilde suratima bakip, "aa ben bunlari hic düsünmemistim!" demisti.
Bakislari cok fenaydi. O duygu nasil ifade edilir bilemem ben. Icim cok acidi onun icin. Bir insan icin. Bu dünya icin. Bu haritalar icin. Bu göcmeler icin. Bu baska dünyalar sevdasi icin.
Zaten bu sikintisini hep üstünde tasiyan biri o. Tam olarak kendisini gevsetip, birakmayan, sürekli tetikte olup, sürekli aklinin bir yaninda bu dert varmis gibi yasayan biri. Annesini 8 yildir görmedigini ve cok özledigini söylemisti bir defa bana. Ben de annemin kuzusuydum derdi bir de, gevezeliklerimle onu gicik etmeye calisinca.
Cok istiyorum bir insanin o halini, gerisinde onlarca yüzlerce duygu barindiran o halini tasvir edebilmeyi. Onun, o masada oturup da, buhar olmak isteyen halini. Ama bunu beceremem ben.

Pazar, Aralık 24, 2006

pazar yazisi

Fotograf sevdalilarinin oldugu bir foruma derdimi yazdim. Elime alacagimi bilmenin bile heyecan verdigi bir Leica marka fotograf makinasi mi (hatta almaya gücümün yetmesinin imkansiz oldugu bir modelinin fotografini gögsüme bastirip sevdim:) yoksa Canon mu alsam diye. Sagolsun bir kac kisi beni iyi aydinlatti. Sekilci olma, karizma pesinden kosma, hem bu yeni Leica`lar artik senin bildigin gibi degil diye. Kararimi vermeye yaklastim gibi.

Bugün pazar. Ben tam asosyal olmusum. Hic bir sey yaptigim yok. Evde tek basima tv, bilgisayar, film ve kitaplarla oyalanma disinda. Bunlara bir de dikis nakis katma evresindeyim. Ama sosyallesip, insan icine girme yok. Ne bileyim bunu istiyor muyum? Elbette istiyorum ama burada da o keyif alacagim cevre ve ortami bulmam cok zor, ki ben bunu coktan anlamistim. Belki de ondan böyle sakinlesmem. Telassiz olusum. Türkiye`de iken vakit bosa geciyor, cikalim disari, sunu yapalim bunu yapalim telasim yok burada. Haftasonu bos gecti diye sikintilara girmeler falan. Buradaki sayili arkadaslarimin seyrek de olsa bir seyler yapma tekliflerini geri ceviriyorum genelde. Cünkü neseli olamiyorum onlarlayken.
Neyse, ben teyzeme gideyim.

Cuma, Aralık 22, 2006

ben yarime neler neler alayim?

Iyi bir digital fotograf makinesi almaya karar verdim. bugün iki büyük magazaya baktim, karsilastirmalar, incelemeler yaptim. Notlar aldim. Geldim eve internetten tekrar arastirdim, test sonuclari falani filani. Ama karar veremedim halen. Anlamam ki ben. Yarin belki yine gider, saticinin ellerine birakirim kendimi. Acele etmek de istemiyorum ama aylardir alma niyetimi artik gerceklestirmek, yeni oyuncagimla oynamaya baslamak istiyorum hemen. Tabiki cok profesyonel bir model almayacagim ama bir yandan da aklimdan geciyor, almisken oldukca iyisini al diye. Sonra diyorum ki; beni ezebilir o makine zamanla. "-Aldin beni, masallah, neler cektin neler! "der, dillenir diye korkuyorum.
Önerisi olan var mi?

Fotograf: A. Rodchenko

Perşembe, Aralık 21, 2006

Asli`ya

Iyi dinlenmeler Asli. Teyzen teyfik senin yazilarini özleyecek. Belki Rukis`i de özler :) Bu sarki da senin icin. Orhan Gencebay - Kaderimin Oyunu

Çarşamba, Aralık 20, 2006

Ac karinla is

Is yerindeyim simdi. 11 de geldim, 3-4 saat calisip, cikacagim. Hava cok soguk disarida. Ellerim dondu sabah gelirken. Evde, biryerlerden buldugumuz bere, sac bandi karisimi bir sey vardi. Onu taktim kulaklarima gelirken. Cok sicak tutuyor, polar kumastan. En güzel yani, sac bandi gibi ama iki ucu birlesmemis durumda, bilhakis cit citli (cit cit degil de, hani cocuk spor ayakkabilarinda olur ya, adi nedir onun?). Sacinizi bozmadan kafanizin üstüne güzelce yerlestirip, enseden tutturuyorsunuz. Basit bisey ama cok kullanisli bence.
Karnim ac yine. Eve gidip, köfteli, patatesli, salcali bir yemek yapmayi planliyorum. yanina da pirinc pilavi. En sevdigim pilav.
Dün istanbulda ufak sarsintilar olmus. Duydugumda cok endiselendim.
Kirmizi rujumu kaybetmisim galiba, bulamadim günlerdir. S. bana daginik dedi.
Bir defasinda bir yazi yazmistim buraya. Önce ona okuttum. Bana "sana Ayse Arman`lik bulasmis" dedi. Cok utandim, kaldirdim hemen yaziyi. Öyleydi ama. Oldukca simarikcaydi.

Pazar, Aralık 17, 2006

Anti kahramanim benim

Dün gece evde tektim yine. Hotel Ruanda yi izledim. Kimseye önermiyorum. Izlemesin kimse. Insanoglunun ne assagilik oldugunu, sirf bu cinsten oldugumuz icin bile sabah aksam kirbac yemeyi hakettigimizi kabul etmeyen kimse izlemesin diyeyim ya da. su gazeteleri günlerce mesgul eden 17 aylik bebek olayini duydugumda da bunu hissetmistim. hepimiz kötüyüz. ne sadece annesi, ne diger adamlar, ne de baskasi suclu. insanin gercegi bu. bunu yapan bir insan.

Tanpinar`in Mahur Beste sini okuyorum. Kütüphaneden aldim. Bu kütüphaneye türkce kitaplari kim seciyor bilmiyorum ama bazen cok iyi kitaplar geliyor. Mesela halen ara ara göz atmaktan zevk aldigim, hatta kahkahalar attigim ve siddetle baskalarina tavsiye ettigim ya da hediye ettigim John Kennedy Toole `un Aliklar Birligi kitabini da buranin kütüphanesinde görmüstüm epey zaman önce. Yazarinin intihar etmeyip de bir baska kitap daha yazmis olmasi ve onun elinden baska bir kitabi daha okuyabilmek icin, bu sabah aksam kirbac yemesi gereken insanlarin ömründen biraz eksilmesine hic bisey demezdim.
Ignatius... bir dönem Goretta` nin La Dantelliere (Dantelci Kiz) filmi beni cok etkilemisti. Sonra Bartleby` i hediye etti birisi bana, benim yillar sonra Aliklar Birligi ni hediye ettigim bir hocam. Hep aklimdaydi Bartleby, hayrandim ona. Kedimin adini da Bartleby koymustum. Ama ben kisaca leby derdim. Ince Memed cikti sonra karsima. tüm seriyi 2 haftada bitirdim. Ona biraz asik olmustum. Bir erkek gibiydi o, hayali bir kahramandan cok, ete kemige bürünmüs bir erkek gibi. Onun gibi biri ciksin, alsin beni daga cikarsin diye bekledim. Ki halen icimde bir yerlerde öyle bir erkek hayranligi vardir. yola gider yol yakisir, ata biner at yakisir cinsinde...:) En son Ignatius u buldum iste. Anti kahramanim benim, Ignatius Reilly.