Çarşamba, Eylül 26, 2007

Gönül gel seninle muhabbet edelim

Altmis yaslarini gecmis bir adam. Mütevazı havasi olan, kara yüzlü, ak sacli bir adam. O konustukca, ben konusmasini dinledikce, onun fotografini ceksem simdi, diye icimden gecirip durdum. Fakat, ister istemez poz verir, bu kendiligindenligi gider, benim ancak saatler sonra görebildigim etkisini, jestlerini, mimiklerini fotografa yansitamam diye korktum.

Eski adamlari, eski adamlarin saglam, acik zihinlilerini cok seviyorum ben. Kadinlardan, kürtlerden, türklerden, secimlerden, 47 yil önce bu sehre okumaya geldiginde olup da simdi olmayanlardan, resimden, yetmisli yillardaki calismalarindan, hatalarindan, kazandiklarindan, zaferlerden, bikanlardan, yorulanlardan, onlarin da hakliligindan, gözlerimizi yasartacak kadar komik olan eski olaylardan... nelerden nelerden konustuk.
O ve cok eski bir siyaset arkadasi konustu daha dogrusu. Ben ara ara katilip, kendimi hatirlattim. Fikirlerim begenilince gözlerimi parlattim. Ama yine de kalkip yaninda sigara icemedim, cekindim. Cok benzer bir konudan bahsedip, böyle bir sayginin anlamsizligindan dem vurdugumuz anda bile onun icine cektigi sigaraya büyük bir istekle bakarken bile cesaret edemedim bir tane yakmaya. Halbuki tam da öyle güzel bir sohbete, dinleme zevkine yakisir sigara en cok. Demek ki insanin icine isliyor bazi seyler, degismiyor.

Sonra kendi hayatima, izleyebildigim hayatlara bakiyorum. Ne kadar farkliyiz biz onlardan. Ellerine gecen bir gazeteyi sirayla okumalari, günlerce o gazetenin gelmesini beklemeleri, tartismalari, sabahlara kadar konusmalari... nasil da anlasilmaz geliyor bana. O´na da söyledim, ben sizi hic anlamiyorum, bu duygular cok yabanci, herhangi bir filmden ya da kitaptan bir alinti gibi, havada duruyor zihnimde, dedim. Biraz burustu yüzü ama yine de gülümsedi. Iste böyle eski adamlari seviyorum ben. Bedeli, sekli nasil olursa olsun saygi duymayi, duyabilmeyi de cok seviyorum.

Çünkü tutar bir erik ağacı sunar sana
Doğan gün
Van gölünden bir sabah
Bir kıvılcım, bir titreşim
Bir tutam akdeniz
Süphancı bir serinlik
Ve genç bir gerinme
Usulcacık saç hışırtıları
Bir dudaktan buğulanan sıcaklık
Tutar getirir
Doğan gün
Öpücük gibi konar gözlerinde bir melodi
Sevgilin gibi dokunur parmaklarına bir kedi
Ve kavga ve zulüm ve ateş
Hep birlikte örülen bir türkü
Güzel yapmak için, güzel olmak için
Çünkü hayat dönen, kıvrılan
Yanan bir ibrişimdir
Tutar getirir
Doğan gün

Kemal Burkay

Pazar, Eylül 23, 2007

Ben tatildeyken

Türkiye`de tatildeyken sadece iki tane kitap okudum. Birisi Sabahattin Ali`den "Kürk Mantolu Madonna". S. bana hediye etti o kitabi. Kendine kitap ismarlarken bana da onu almis. Biraz sasirdim acikcasi, onun alacagi bir kitap degilmis gibi geldi. Belki de sirf ben severim diye almistir, bilemem.

Sirince`de Nisanyan evlerinin keyfini cikardigimiz günlerden birinde bir solukta okuyup bitirdim kitabi. Kitabin sonunda dayanamayip ziril ziril agladim.

Acaba ne düsündü o vakit S.? Üzüldü mü bana o kitabi aldi da beni aglatti diye. Yoksa yine mi sasirdi cocukluguma?

Ikinci kitap ise Dostoyevski`nin "Yeraltindan Notlar"i. Kitabi, büyük bir istekle, okumam icin S. verdi bana. Okuduktan sonra ne düsünecegimi cok merak ediyormus.

Bir solukta bitti. Ve muhtesemdi. Beni cok etkiledi. Hele yemek sahnesi, cok ama cok carpiciydi. O istek, aslinda istememek, tiksinti, tiksintini kusmak icin firsat kollamak, cabaladikca daha da batmak.

Acaba o kitaptan bu kadar cok etkiledigimi S. farketti mi? Benden duymak istediklerini pek söylememis olabilirim. Benden ne beklendigini tahmin ettigimde, eger samimi olmak istedigim bir iliski ise, israrla o beklenen tavri göstermemeye calisiyorum. Rahatsiz oluyorum. Sanki rolümü iyi oynamam gerekiyormus gibi hissediyorum. Icten bile olsam, bekleneni yaptigimda rol yapiyormus gibi hissediyorum.

Salı, Eylül 18, 2007

Gecen gün ömürdendir

Yine Almanya`dayim. Nasil da kasvetli geliyor buralar günesli Türkiye günlerinden sonra. Ama olsun, her seye ragmen cok güzel burasi.

Bugün, geldigimden beri ilk defa kendimi yanlarinda cok iyi hissettigim ve gayet neseli ders isledigim bir gruplaydim. Benim gibi, bu yasa gelmis ama ingilizceyi hala bir türlü basedememis tiplerdi bunlar. Ne diyeyim, tembel insanlar daha neseli ve sicak oluyor.

Sen bizi bu dünyadan esirgeme yarabbim!

(Not: Zelma mail atmis, hamileymis, bebesi erkekmis. Tabii ki cevap yazmadim halen, daha 3 hafta dolmadi!)

Sen bizi bu dünyadan esirgeme yarabbim!

Salı, Eylül 11, 2007

Buraya bakarak bunu dinlemistim




Öglene dogru, ne hızlı ve telaslı gecti günler, hic bir sey anlamadım bu tatilden, diyordum kendi kendime. Oysa ki simdi fotograflara baktıgımda hic de öyle olmadıgını, icinde benim oldugum, gülümsedigim, elimi ceneme koyup bakındıgım ya da hafif yan dönüp arkamdaki manzaranın önünde nasıl durdugumu hayal ederek poz verdigim her fotografın koskaca bir gün oldugunu, o gün icinde de yataktan kalktıgımı, belki uzunca bir kahvaltı yaptıgımı, huysuzlandıgımı, birini izledigimi, ilginç insanlarla karsılastıgımı, beli etmeseler de onların ilginc oldugunu farkettigimi, mutlu oldugumu, ta sabahtan aksam yemek istedigim yemegi hayal ettigimi, koca günleri dolu dolu devirdigimi ama ısrarla sayılı olan günlerimi kendime bile caktırmadan hesapladıgımı farkettim. Hız ve telas duygusu veren tek sey bu; gün saymak.

Cuma, Ağustos 24, 2007

Geldim, gördüm, gidiyorum

Bugün yola cıkıyoruz. İlk 4 günü nerelerde gecirecegimiz belli ama gerisi mechul halen.

Geldigimden beri cok uyuşuk haldeyim. Sabahları cok zor uyanıyorum, öğleni buluyor uyanmam. Ve kolumu kaldıracak gücü bulamıyor gibi baygın halde uyuyorum.

S. hep çalııştıgı için pek gezip dolasamadım.
Tevfik Fikret'in Aşiyan'daki evine gittim. Ne güzel yere kondurmus evi. Muhteşemdi. Kendisi de cok etkileyici, yakışıklı bir adammış.

Başka çok yere gittim aslında. Haftasonu Ufuk Uras, Cezmi Ersöz ve şarkıcı Gülşen'i gördüm yemek yedigim yerlerde.

Cezmi: çok fena olmuş, benden söylemesi. "Kadın vardır kadıncık vardır" diyen bir kadını dinliyordu. Aslında tüm muhabbetleri kayıtlı kafamda ama ayıp olur simdi, anlatamam. Rakı masasının raconuna uymaz laf taşımak.
Ufuk Uras: bir insan evladı sonucta. Suratında cok da icime sinmeyen bir tebessüm gördüm. Sevgimizde, saygımızda bir eksilme olmadı tabii ki.
Gülşen: hic bir ifade göremedim suratında. Çok kısa gördüm, ondandır kesin.

Perşembe, Ağustos 16, 2007

Tatil

Bugün son is günümdü.
Tatilim basliyor.
Tatil planim yok dogru düzgün.
Ya cok iyi gececek ya da ariza cikaracagim.
Pazartesi blog arkadaslarimdan bazilariyla bulusacagim. Katilmak isteyen olursa haber versin.

Pek ciddi ve soguk bir havam var degil mi bu yazida? Memlekete gideyim, biraz günes göreyim, icim isinsin, degisirim hemen.

Türkiye`de görüsürüz.

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Pencereden bakmiyor yollara cikmiyorsun

Rica etsem biraksaniz artik su dua isini? Usandik ama! Siz orada elleri acip dua ettikce buraya yagiyor anacim, yeter ama. Kac haftadir yüzümüz günes görmedi, sabah yagmur aksam yagmur. Yok iste, olmuyor, tutmuyor duaniz. Nerede yagmur bulutu varsa buraya geliyor iste sizin yüzünüzden. Off ya, birakin artik.

Bu cahil size bir akil versin; o elleri asagi dogru tutmayi birakip, havaya kaldirin, artik yumruk mu yaparsiniz ya da hayal gücünüzü, yaraticiliginizi mi kullanirsiniz bilmiyorum ama bir takim figürler yaparsaniz ellerinizle hani hic fena olmaz. Iste o vaziyette ilgili mercilere dogru ellerinizi sallaya sallaya yürüyün bir.

Pazar, Ağustos 05, 2007

Mustafa Bey

Mustafa Bey, ben ne cok severdim sizi. Siz de severdiniz beni. Sevgimizi birbirimize takilarak gösterebildigimiz bir iletisimimiz vardi sizinle. Gülerdik birbirimize. Severdik birbirimizi. Digerleri de bilirdi, siz beni baska severdiniz, ben sizi baska severdim. Baskaydi.

Hayatimin en agir günleriydi sizinle gecirdigim günler. O günlerden sonra bir daha hic öyle olmadi hayatim. Hic zorda kalmadim, kimse kalbimi o günlerdeki gibi kirmadi, canimi acitmadi.

Ilk karsilasmamiz... günesli bir hava... Sicagin dayanilmaz oldugu o sehir. Bir avlu. Ben is basvurusu icin gelmisim. Okulu uzattigim belli olmus, ayni gün, ailemden yiyecegim laflara cevap verirken kullanmak icin ise basvurmus ve sonraki güne randevu almisim sizden. Avludayiz, siz ve sirketin iki ortagi karsimda. Ben sefil görünüyorum gözünüze. Siz hic konusmuyorsunuz, izliyorsunuz beni. Üstümde, kesip bictigim, boyadigim batik desenli lacivert bluzum var. Cok zayifim o zamanlar. Konusuyoruz. Ben sigara üstüne sigara yakiyorum. Sonradan söylüyorsunuz ki, saskinlikla izlemis ve üzülmüssünüz benim öyle sigara icmeme, bu kizda bir hal var demissiniz.

Ise aliniyorum. Gelip gidiyorum, sizden cok sey ögreniyorum. Siz de benden cok sey ögreniyorsunuz. Avludaki kücük bahcede cicekler yetistiriyor, sabahlari onlari suluyorsunuz siz. Arada fisir fisir telefonla konusuyorsunuz bir kadinla. Diger iki patronla geceleri hep bir yerlere gidiyor, cok ama cok icki iciyorsunuz. Bana abartarak o geceleri, o alemleri, "mafaya babalarini", pavyonlari anlatiyorsunuz. Ben hic ürkmüyorum bunlari sizden dinlerken. Sonradan ögreniyorum ki telefonda fisir fisir konustugunuz kadin, cok sevdiginiz esinizmis. Gün icinde durmadan arayip sesini duyup, gülüstügünüz kariniz. Sonra daha da seviyorum sizi. Anlatiyorum size hayatimdaki herseyi. Ben asik oldum diyorum, dinliyorsunuz. Kalbimi kirdilar diyorum, beni güldürüyorsunuz. Aylar geciyor Mustafa Bey. Zaman zaman sizlerle icmeye bile geliyorum. Ben bir oglan cocugu gibiyim yaninizda. Saclarim kisacik hep. Yakistiramiyorsunuz bana, uzat saclarini, ne cici bir bayan olursun, diyorsunuz. Sigaram azaliyor, giyim kusamim biraz daha düzeliyor zamanla. Siz hep seviniyorsunuz bunlara, bak ne güzel olmussun bugün, diyorsunuz, eger biraz makyaj yapmissam.

Bazen radyo konusunda tartisiyoruz. radyoda sanat müzigi programiniz var sizin. Ama cok uzun sürüyor Mustafa bey, dayanamiyorum. Siraya koyuyoruz radyoyu. Sevmeye basliyorum sanat müzigini zamanla. Ama siz hepsinden daha güzel söylüyorsunuz Mustafa bey. Hele o avluda bana Veda busesini söyleyisiniz... Ne güzel sizin sesiniz. Gözlerim dolunca, sirtima vurup, sarkinizi kesmeniz.

Bir defa birbirimizi kiriyoruz, yok aslinda, ben sizi kiriyorum. Isler yogun, tepem atmis yine, üc kurusa orada calismaktan. Siz de olmasaniz... Yetismesi gereken isler var, ben cikmaliyim, is icin bir yerlere gitmeliyim. Benden yardim istiyorsunuz, ben sinirliyim. Bana uzattiginiz disketi sinirle duvara firlatiyorum. Hic ses cikarmiyor, yerinize oturuyorsunuz. Ben cikiyorum. Cok üzgünüm. Bir saat sonra tekrar dönecegim, o minik avlulu isyerimize. Ama dayanamiyor, yolda ariyorum sizi. Cok üzgünüm, lütfen bana kizmayin, özür dilerim, diyorum size. Yok, hic üzülme, gel hadi, diyorsunuz bana. Ben nasil seviyorum sizi Mustafa bey.

Ah, Mustafa bey, su sirt agrilariniz basliyor. Hani o iri yari adam sizi söyle bir kucagina aldi ve sirtiniza bastirarak sarsti ya sizi, sonra da, bu agrilarinizin gececegini, size yel girdigini söyledi ya, hic inanmadim ben ona. Ki ondan sonra artmadi mi o agrilar Mustafa bey?

Mustafa bey, isler cok yogun, ama siz tutturmussunuz sirtim agriyor! Kim yetistirecek bu isleri Mustafa bey? Peki, Mustafa bey, dinlenin bir kac gün evde.
Ama cok uzadi Mustafa bey, gelin artik, birakin bu hastalik numarasini, yemeyin beni de, diyorum size telefonda. Tamam, güzel kardesim, idare et beni, yatayim biraz, diyor, gülüyorsunuz.

Günler geciyor, evinize geliyorum. Cok neseliyim ya da size neseli görünüyorum. Sizin yanaklariniz cökmüs. Kalkip, yanaklarinizi öpmemek icin zor tutuyorum kendimi. Cok kalabalik orasi. Siz buruksunuz, sen beni böyle birakmazdin, her gün arardin diye düsünmüstüm ama cok az aradin, sordun, üzdün beni diyorsunuz. Bir laflar geveliyorum. Ben sizi hergün is yerinde bekliyorum Mustafa bey, ben inanmiyorum ki hastaliginiza Mustafa bey. Siz yatmaya bahane ariyorsunuz.

Ayriliyorum yaninizdan. Yarindan itibaren her gün sizi arayip, telefonda fisir fisir konusmaya söz veriyorum.

Yarin oluyor, telefon geliyor... Mustafa bey`i kaybettik...

Ben sizi cok özledim Mustafa bey. Sigara cok az iciyorum. Saclarimi görseniz keske, upuzun. Hele S`i tanisaniz, hic incitmedi beni bu güne kadar. Ama yine de bazen dalip gidiyorum, dertleniyorum. Siz olsaniz ben aramam mi hic sizi. Ararim, fisir fisir konusuruz, anlatirim size bir bir.

Salı, Temmuz 31, 2007

Ich komme :)

Yaz gelmis de geciyormus. Gurbet ellere yaz gelmiyor bu sene. Olsun. Biletimizi aldik mi memlekete? Aldik. Hafifledik mi? Hafifledik.
Türkce sözlü pop sarkilar da dinledik mi, bundan daha güzel yaz olmaz.

Ise geldim. Pek pozitifim. Pozitifimi yesinler benim. Sevgi kelebegi modumdayim. Birileri bir ayarlama yapsa da ben buradan tanidigim herkesle bulussam, görüssem Türkiye`deyken. Hani örnekleri var piyasada. Ne bileyim, yemek senligidir falan seklinde, bir takim bloglar arasi bulusma filan yani. Benim duygularim cok fanidir, o sebeple ben yapamam. Baslamamla "ya ne geregi var" demem bir olur.

Mesela Simon ile görüssem. Cok gülsem onunla. Ekmekci Kiz`i görsem, pek sicak bulsam onu, yaninda cok da rahat olamasam ama icimden "beni sevsin lütfen" diye gecirsem (Asli örnegi) Sonra, Endiseli Peri! O`na karsi pek tahminlerim yok acikcasi. Beni bir sekilde sasirtir sanki O. Asli`yi görsem yine. Elektra da olsun, o cok güler kesin, neseli olur. Neolitik Hanim da buyursunlar, pek merak ediyorum onu da. Sebnem de olsun. Metin Bey! Evet, o kesin ilginc bir adam, görmek lazim. Ya Elif? Onu da merak ediyorum. Ve Seri Katil!!! Herkes olsa, cok kalabalik olsa, ben arada kaybolsam.

Ama bilmem ki nasil olur bu isler. Yorar sanki bizleri, bu korunakli iletisimden baska (daha fazla boyutu olan) bir iletisim diline gecmek. Olsun, cesaretim var, en azindan bugün.

Perşembe, Temmuz 26, 2007

Ali babanin bir teyzesi varmis.

Sene, gecen sene. Yakinlardaki hisim, akraba teyzeme toplanmis. Tencere seti tanitimi var evde. Deneme amacli pisen yemekten yiyecegiz, bir de birimiz cekilis sonucu hediye kazanacak, kalabalik yapmamizin karsiligi olarak.

Adam korkunc türkcesiyle (kendisi kürt) basliyor anlatmaya, övüp duruyor tencereyi. Su tasarrufundan tutun da, elektrik tasarrufuna, besin degerlerini kaybettirmeden yemegi pisirmesinden tutun da malzemenin renginde hic degisim olmamasina.
Teyzem ev sahibi olarak, adam ne dese onayliyor, sanki üretici firmanin kasasi arka odada.

Neyse, adam cosuyor, biz agzimiz ayrik seyrettikce. Son olarak, "yanni ahha dokturlar bile öneriyor bu tencereleri. E dokturlar da yalan söylemez hebe, adamlar hipokratin basi icin yemin iciyorlar yanni" diyor.

Bu cümlenin üstüne, biriyle gözgöze gelip de kahkahayi basmayayim diye cabaliyorum ben. Teyzemse, evdeki tüm celik tencereler arti 1600 euro parayi verip, bir tencere takimi aliyor.

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

Bu Kadar Cevretme Aziz Sultanım

Basin mi agriyor?
Cok iyi, yataktandir.
Kicin mi agriyor?
Harika, yataktandir.
Burnun mu akiyor?
Oh oh, ne güzel, yataktandir.

Her türlü agrimizin, sizimizin nedeni bu günlerde bu yatak.
Teyzemin masaj yatagi!

Tüm agrilarimiz, yatagin bize iyi geldiginin, etkisini gösterdiginin isaretiymis. Önce agri yapar sonra da iyilestirirmis bizi. Her seye ama her seye iyi gelirmis. Her yaraya merhemmis.

Cuma, Temmuz 20, 2007

Kayalardan kayarum yirmidörttür ayarum

Isteyim. Bir adam geldi demin. Elinde cayiyla karsima oturup, bacim nerelisin diye sohbete basladi,
8 ay komada yatmis.
Depresyon yüzündenmis.
Polis okulunu benim memleketimde okumus.
O dagdan gelen dere ne güzelmis, daga da cikmis zaten.
Hastanedeyken bir tek ana babasi, bir de afrikali arkadasi destek olmus.
Kücük cocugu da cok gevezeymis kendisi gibi.
Büyügü ergenlik dönemine giriyormus, onunla arkadas gibiymis, her seyi kendisi anlatip, ögretiyormus ona.
En büyük handikapi almanca ögrenmemis olmasiymis.
Babasi bunu ne cok dövmüs. Öldüresiye dövermis.
8 yillik polislik hayatinda bir tokat bile atmamis ama o kimseye. Hic rüsvet de almamis.
Babasi baskomisermis Türkiye`de.
Bugün cumaymis.
Acele etmek,isleri bitirmek, eve gidip, tras olup, camiye gitmek gerekmis.

Tüm bunlari 3-4 dakika icinde, daha ilk defa karsilastigi bana anlatti. Ilginc adamdi vesselam.

Günün dilegi: Bir iki ay boyunca Sarıkeçililer ile dolasmak ve belgesel cekmek.

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

Simdi okullu olduk

Minik kuzenim bu yil, burada ana okuluna basliyor. Bizimkini tanismak icin bir ara okula götürmüsler. Orada cocuklarla oynamis. Hic almanca bilmeyen bizim minik, kendisiyle almanca konusan cocuklarla almanca sohbet etmis! "agabuju mahudi babagi ju darkdh beuelir" aynen böyle konusmus. Onlar bizimkine almanca bir seyler dedikce bizimki sesleri ne kadar sacma algilamis ki artik, o da öyle sacma sesler cikararak kendince cevap vermis. Annesinin anlattigina göre alman cocuklarda saskinlikla bizimkini izlemis.

Cesaretinden dolayi müstakbel ögretmenleri taktir etmis onu ama!

Ilk günlerde ihtiyaci olur diye, almanca "tuvalete gitmek istiyorum" ve "susadim" demeyi ögretmis annesi, öyle tatli söylüyor ki ezberledigi bu iki cümleyi.

Cuma, Temmuz 13, 2007

Ulus Baker diye bir adam varmis

"Giderek salak alışkanlıkları ve beklentileri olan bir orta sınıf erkeğine dönüşüyorum sanki, henüz sınıfa girmiş değilim belki ama eşiğinde bekliyorum ve girmek için hevesleniyorum. Oysa ben yirmili yaşların büyük kısmını buna direnerek, bu tür olasılıkların hepsinden tiksinerek geçirmiştim"

...

Ulus Baker ise öyle degilmis, bunca kopyanin arasinda cok degisik biriymis. Ben ne tanimisim, ne adini duymusum ölene kadar.

...

Genclik cok baska bir sey. Deli genclikten bahsediyorum. Yaslarimizin kagit üstünde genc göründügü ama gencligin verdigi deliligin, inadin coktan damarlarimizdan cekilmeye basladigi otuzlu yaslar ve devamini kastetmiyorum. Bu genclik degil, bu er meydani, kimisinin genclikten kalan hirkasini degistirdigi, kimisinin hirkasini coktan cikardigi.

Hepimiz bir bir unutuyoruz o inatlarimizi, o zamanlar baktigimiz gözlerin gördügü cirkinlikleri. Simdi, cirkinlikler birer gereksinim, birer mecburiyet.

"Ah gencler" diye hafif gülümseyerek bakiyoruz o deli genclere artik. Biraz edebi olanin gülümsemesinde bir acilik oluyor belki.

Perşembe, Temmuz 12, 2007

Ha, kutlama partimizi de yaptik dün gece, yazida yazmayi unutmusum da.



Bitti!

Bu dönem bitti!!!
Ve cok güzel bitti.
Sunum iyi gecti, sonunda hocalarin yorumlari oldukca olumlu idi.
Amerikali Prof sunum sonunda kendisinin de bu ülkede yabanci oldugunu ve benim burada kendimi nasil hissettigim konusunda beni cok iyi anladigini söyledi(!). Sunumumu begenmis. Ama ama en önemlisi benim zeki bir kiz oldugumu "coktandir" anlamis! :)

öhömmm
ööhööm

:)

Ha, bir de, projelerden birisi ile bir fikir yarismasina katilmistik ve ilk asamayi gectigimize dair bir mail aldik bugün. Pazartesi fikrimizi anlatmaya cagiriyorlar bizi.

Haydi, diyorum söyle bir dua cemberi daha olustursak? Hani, az degil, 6000 kaat cepte olacak, maksat ögrenciye yardim mahiyetinde yani, temsil misal, hani.
Hadi... hadi..:))

Cuma, Temmuz 06, 2007

Lale der ki, behey Tanri, benim boynum neden egri?


Üsüyorum. Ayagimda patiklerim, sirtimda 2 kat hirka oturuyorum simdi. Bildiginiz soguk. Bildiginiz temmuz ayinda.

Haftaya carsamba büyük gün, sunumlarim var. Ne mal oldugum belli olacak, dönem boyu yaptiklarimi bir bir bir anlatacagim, tüm okulun önünde!

Simdi, bir kac ay önce Elif Safak`in bir yazisinda önerdigi gibi topluca dua ediyoruz, her sey yolunda gitsin diye, tamam mi? (O yaziya yorum olarak, bizim ülkede topluca dua edipte yaptiklarimizi incelersek, bunun hic iyi bir fikir olmadigini görecegimizi yazmistim (bkz.2 temmuz-sivas vahseti) Ama yayinlamadilar yorumumu tabikine.)

Amma, aha da bu tepeyi de asarsam sehre varacagim, dayan dizlerim dayan!

Cuma, Haziran 29, 2007

Adam, adamin kizi, ben



Saat caliyor, telefonun saati, uzun denemelerden sonra bulunmus, uyanikken kesinlikle katlanamadigim ama ilk uyanma sirasinda en az sinirlendirici melodilere sahip bir azeri sarkisi caliyor, beni uyandirmak icin. Saate bakiyorum, 13.30. Nasil yani? bu saatte mi uyandim, cok gec! Bu saate mi kurmusum ben saati? Gözlerim yavas yavas aciliyor. Farkediyorum, sabah erkenden kalkip derse gitmis, döndükten sonra da bir saat kestirmek istemistim. Tamam, kavradim yeri ve zamani.

Sokakta, bir vitrin önündeyim. Bir adam var yanimda. Kucaginda da kizi. Yakinlariyim ben sanirim. Ikisini de sevdigimi hissediyorum. Baktigimiz vitrin kizin odasinin sokaga bakan penceresiymis. Kiz babasina vitrinin üst kismindaki oyuncaklardan cok sikildigini, onlari artik istemedigini söylüyor. Babasi kiriliyor sanki "ama cok güzel onlar, daha ne kadar oynadin ki onlarla" diyor. Ama oyuncaklar cok cok eski. Kis israrli. Baba iceri geciyor ve vitrini toplamaya, oyuncaklari kaldirmaya basliyor. Boynu bükülmüs biraz babanin. Vitrinde iki tane kücük, altin küpe görüyorum. Onlari yakinlarda babasi almisti kizina. Virinde duruslari, sanki kiz onlari da oraya atmis, artik sevmiyormus, ilgilenmiyormus gibi. Bir tekini alip cebime atiyorum küpenin. Kiza kendimce bir oyun oynayip, biraz özenli olmasini, eger o küpeleri kaybolursa nasil da üzülecegini göstermek istiyorum. Kiz babasinin hediye ettigi kücük küpeleri kayboldu diye üzülsün, böylece bu üzüntüye sahit olan babasi sevinsin istiyorum biraz da.

Kiz bulamiyor küpenin diger tekini, aglamaya basliyor. Babasi icerden belli etmeden bizi izliyor. Sonra kizin bu üzüntüsünü daha da uzatmayayim diyorum ve cebimdeki tüm ivir zivirla birlikte küpeyi de cikarip yere birakiyorum. Bak bakalim bunlarin arasindadir belki diger teki diyorum. Bakiyor, karistiriyor ama yok, küpe yok! Küpenin bir teki kayboluyor.

Cumartesi, Haziran 23, 2007

Koynundaki turunc mudur nar midir?

Dün gecemizi Pasolini`nin Medea`sini izleme serefine nail olarak sonlandirdik. Bir kadin intikamini ancak bu kadar acimazsizca alabilir kocasindan. Kocasi genc prensesle evlenip, Medea`yi kralliktan sürmek üzeredir. Medea öz ogullarini öldürür. Intikamini alir kocasindan.

Bunlarin hepsi ayri da özellikle filmin Kapadokya`da gecen kismi pek enteresandi. Sahnelerden birinde dans ediyor halk, ama danstan ziyade ayinin parcasi gibi. Fakat ilginc olan su ki, o sahnelerde oynatilan Kapadokya`li halkimiz halaya duruyor. Ciddi ciddi cosup, halay basi kim ceker loooo diye dansediyorlar yani. Ya da benim icim coskun, ben öyle gördüm.
Günlerden cumartesiydi. Günüm bisiklet üstünde gecti. Zaten yaklasik iki aydir hic motorlu araca binmemis olabilirim. Her yere bisikletle gidiyorum. Bisikletle Isvicre`ye gectim bugün. Pasaport kontrolü bile olmadi. Berbat bir Almanca konusuyor bu Isvicre`liler. Aksanlari cok fena. Almancanin en itici vurgularini 15 kat daha da belirgin sekilde vurguluyorlar.
Bayraklari güzel ama.
Bisikletimin zilinin üstünde "iki tekerlek üstünde olmak insani genc yapar" yaziyor. Dogru, genc yapiyor ama fiziksel degil de özellikle ruhsal. Sanki dünyadaki her seyi yapabilirmissiniz, gücünüzün siniri yokmus gibi geliyor o iki tekerlegin üstünde, suratiniza rüzgar vura vura ilerlerken. Hüzünlüyseniz bile bir umut rüzgari dizlerinize vuruyor, o dönen tekerleklerden.
Hele bir de iki elimi birakip sürmeyi basarirsam, göreceksin sen hayat, el mi yaman bey mi yaman!

Perşembe, Haziran 21, 2007

Kader

Dünyadaki tek yara bu. Sadece yarayi acanin yaranin dermani oldugu yara. O yarayi kendi basina iyilestirmek icin gösterdigin tüm caba bosunadir. Tamam, gecti, iyilesti dersin bir gün. Ama tam da o gün birden, inceden bir sizi gelir oturur yüregine. Yine ayni karin agrisi. Yara aninda genisler, öyle genisler ki tüm hayatin yaraya dönüsür tekrar.

Yine duvara carpmissindir. "Yine mi?" diye korkutur seni. Ben yine mi döndüm dolastim ayni noktaya geldim dersin. Bu seni yer, bitirir. Bu gücsüzlügünü, bu iradesizligini, bu asagilikligini (!) görmek seni yer bitirir.

"Kapinin önünde durup düsündüm. Dedim, Bekir, bu kapi ahret kapisi, burasi sirat köprüsü, bu sefer de gecersen bir daha da geri dönemezsin, iyi düsün, dedim. Düsündüm, düsündüm... ama olmadi, dönemedim.
Sonra, bak oglum dedim kendi kendime, yolu yok cekeceksin, isyan etmenin faydasi yok, kaderin böyle.
Yol belli, eg basini, usul usul yürü simdi."

Pazartesi, Haziran 18, 2007

Dudaklarin mühür olsa ben acarim bana getir


Hava sicakmis, tam yazmis, ilk defa gecen hafta suya girmisim, yine bolca su yutmusum.

Bezmisim ama sebepsiz, aslinda sebepli… Ama anlatilmiyormus her sey, her sey konusulmuyormus, filmlerdeki gibi icindeki her seyi kusabilecegin bir arkadasin olmuyormus etrafinda. Dersler yogunlasmis, ama derdim o degilmis. Kader, Melegin Düsüsü, Selvi Boylum Al Yazmalim, Takva filmlerini izlemisim geceleri uyumadan, sabaha yaklasirken. Kader nasil da iyi bir film olmus. Asya „sevgi nedir?“ diye sorunca ben de sormusum.

Marketten eve gelirken odamin penceresinden disariya dogru rüzgarla savrulan turuncu perdemi görmüsüm, kanim isinmis odama, onu daha da alev rengi yapan günese. Uzundur ilk defa aldigim cikolatadan yemisim bol bol. Bugün ne pisirsem diye düsünmüsüm haftalardan beri ilk defa. Evi süpürmüs, silmisim. Üstüste ayni sarkiyi defalarca dinlemisim. Aylardan haziranmis, benim ömrümün bir günüymüs bu gecen.

Cuma, Haziran 15, 2007

15.06.07

Ben kücücük olsam. Bir sac teli kadar olsam. Bir güc gelse, beni cimbizla tutsa, alsa bir yere koysa.
Hic bir fikrimin olmadigi bir yer olsa orasi. Kimse olmasa orada. Ben de olmasam. Orada kalsam, kalsam, kalsam...

Belki sonra ama cok sonra yine cimbizla beni oradan kaldirsa, getirse dünyaya biraksa.

Salı, Haziran 05, 2007

Ey Sevdigim Sana Sikayetim Var

Baskın Oran bizi de duy!
Boyumuz kisa diye evimizin mutfagindan tut da dersliklerimize kadar ne cileler cekiyoruz biz. Biliyorum, bizim sayimiz cok memlekette . Bu cogunluga ragmen hicbir sey yapilmiyor. Cigligimiz duyulmuyor.

Ilk ergenligimizden beri örselene örselene bu günlere geldik. Bizden sonrakiler cekmesin. Kendi evinin mutfaginda yemek yiyebilmek icin tabak raflarina ziplamaya calisirken oraya buraya carpan dizlerin, gidilen özel bir yemek icin cekilen onca eziyetin, özenin, süsün ardindan sandalyenin yüksekliginden dolayi parmaklarinin ucunu ancak yere degdirerek oturmanin, bazi restorantlarda cocuk sandalyesine oturtulmus gibi bir görüntü vermenin yüregimizde yarattigi aciyi kim kapatacak? Ömür geciyor Baskin bey, gel de iki gününde yüzümüz gülsün bu ömrün.

Pazar, Haziran 03, 2007

Senin yazın kışa benzer, cok içmiş sarhoşa benzer


Bir haftalik tatil bitti. Tatil de denmez ya! Gündüzleri is aksamlari ders ve haftasonlari bu durumun daha da yogunlastirilmis versiyonlari... Yarin tekrar okulumun oldugu sehre dönecegim. Hic gidesim yok. Iyi ki bilet bulamamis ve Istanbul`a gidememisim bu tatilde, yoksa halim icler acisiydi dönerken. Tekrar motive olmam cok zaman alirdi eminim.

Dün gece saat 03.30 da isten geldigim icin sabah gec uyandim ve kahvaltidan sonra ise tekrar gitmemek icin mizirdanip, teyzemlerin taze süt almak icin bir köye gitme planlarina kendimi zorla dahil ettim. Buradaki ahirlar dayanilmaz kokuyor. Hayvanlari nasil besliyorlar bilmiyorum ama bizim oralar gibi hic degil. Bizim oralarin tezekleri mis gibi kokar diyor teyzem, e bence de öyle:) Ormana gittik oradan da, oradaki cesmeden, dagdan gelen sudan biraz eve getirmek icin. Orada bahceler arasinda gezerken erik, kiraz, visne gibi bazi meyvelerden asirdik ufak ufak. Teyzem korka korka asma yapragi topladi bir üzüm baginda. Burada üzüm baglarina kamera yerlestiriliyor, gizlice gireni cikani yakalamak icin.

Acik hava ve günesin etkisine sonradan eklenen acligimdan olsa gerek aksam üstü ise giderken fena bir basagrim vardi. Ya da annemin dedigi gibi oldu, "kac gündür et yemedim basim agriyor" Ki eve gelince teyzem harika bir biftek pisirdi, yedim, iyiyim sükür simdi.

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

Al sana bir gün

(fotografi kaldirdim, olmadi, rahat edemedim. Ne yaptigini bilmez bir insanin yüzüydü :)
16 saattir bilgisayar basinda oturuyorum. Bir kismi para kazanmak icin, bir kismi ise ilim, bilim icin kullanildi bu 16 saatin.

- Günün nasil gecti hayatim?
- Baslatma gününe! ben yattim.

Pazar, Mayıs 27, 2007

Yesil daglar menekseli



Ben yine kactim teyzeme geldim. Dedim zaten, ya beni kocaya versin ya da bir kuaförün yanina, okumam ben. Hic hevesim yok. :)

Yesil daglar menekseli diye devam eden bir sarki dinliyorum simdi. Yeni yetme kuzenim gönderdi. Beni daglara cagiriyor sarki. Bizim ailede yaklasik olarak simdi kuzenimin oldugu yaslardaki her gencin duygularini costurur bu sarki.

15 yasinda falandim. Ayni müzikleri dinledigimiz komsumuzun kizinin bir yakini vasitasiyla bir kiz ile tanistirilmistik. Bizi egitmek, yönlendirmek istiyordu. Adi Elif idi kizin. Basi kapali gelirdi bazen eve. Gizlenmek, taninmamak icin yapardi bunu. Biz cin cocuklardik, öyle hemen kendimizi verecek, kaptiracak cocuklar degildik. Isin eglencesindeydik biraz da, her seyle dalga gecebilir, gülebilir bir anda tüm anlamini bosaltabilirdik. Tam dönemimizin bizden beklediklerini yapan cocuklardik iste. Elif`in yine bize kitaplar getirdigi bir günde gizlice cüzdanini karistirmistik. Kimligini merak ediyorduk ve tahmin ettigimiz gibiydi, kimlik ismi farkliydi. Bu cok zorumuza gitti, bize güvenmiyordu, hakliydi belki güvenmemekte ya da bu isler böyle yürürdü ama bizim gururumuzu kirmisti. Görüsmeyi kestik.

Yine ayni arkadaslar, ayni liseye giderdik. Lisemiz ülkücülerle doluydu. Hocalarimiz bunlarin basta gideniydi. Hayir, ramazanda oruc numarasi yapmayi yeni yeni birakmistik, artik büyüktük, yalan söylemek en ezici olaniydi. Ki bu yalana baslamak da cok agrili olmustu. Öyle hikayeler duyardim ki "bizler" hakkinda, cevap vermeye ne gücüm ne terbiyem yeterdi. Ilkokulu yeni bitirmis bir cocuktum bu hikayeleri ilk duydugumda. Neyse. Lisede ülkücü cocuklara asik olup, evde bizi egitmeye calisan Elif ile görüsürdük okul dönüslerinde.

Ayni sehirde universiteye basladim. Iki yil sonra biraktim orayi ama cok agir bir ortam vardi ozamanlar. Fakültenin reisinin eslik etmesiyle kantine iner, ancak öyle karnimi doyurabilirdim ramazanda. Cok samimi bir sinif arkadasimdi reis, cok eglenirdik onunla. Mecbur oldugundan bu ortama dahil olmasi gerektigini söylerdi bana. Sonradan cok sevdigim baska arkadaslarimin evi basilip, küpesi ya da saclari nedeniyle yedikleri dayaklarin altindan onun adi cikacakti. Ramazanda oruc tutmadigi icin öldürülen ögrencinin katilleri de onun en yakin dostlariydi. Belki o da aralarindaydi. Bir kac yil önce evinin kapisina birakilan bir paketi acarken paramparca oldugunu duydum onun. Onun bir bebegi vardi. Cok güldügümüz günlerin fotograflari var bende de.

Cuma, Mayıs 25, 2007

Gözum yolda gönlum darda

Tam iki saattir bilet ariyorum, Istanbul`a bir haftaligina gitmek icin. Olmadi. Tarihi uyduramadim, yapmam gerekenleri bir kenara atamadim, dönüsümde yasayacagim mutsuzlugun tam da semester bitimine denk gelme ihtimalini silemedim. Olmadi. Ama bir an olacak sandim.

Salı, Mayıs 22, 2007

Müdür bey izin verdi söylenecek bu türkü

Tasarim yapmak ama sosyal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan! Tamam, kulaga hos geliyor ama bu mümkün mü gercekten?

Sosyal sorumluluk basligi altinda bazi firmalar cesitli projeler üzerinde calisiyor ya da destekliyor. Bunlar dürüstce mi sizce? Dertleri toplum mu yoksa bu vesileyle firmaya makyaj yapmak mi? Ya da bu durumda firmaya giren cikan ne oluyor? Benim paramla gidip benim köyüme agac dikiyorlar ya da cocuklarima defter kitap dagitiyorlar. Ortada bir sacmalik var. Ya da bunlardan hangileri dürüst sizce?

Kim icin, nasıl, nerede, hangi altyapi ve kosullarla kullanilacak sorularinin cevabi midir cogu tasarim yoksa bunlar sonradan mi ya da hic mi gelmiyor günümüzde?

Tasarim yapmak ama toplumsal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan... nasil olur ki?

Cumartesi, Mayıs 19, 2007

Anonim olunmaz, dogulur


Ben de bir zamanlar Anonim idim. Bloglara yorum yazip, herhangi bir takma isim kullanmayanlari kastediyorum. Blogum daha yokken, bir bloga bir seyler yazmis, daha dogrusu bir soru sormus ve isim vermek yerine Anonim olarak yorumumu göndermistim. Sonrasinda gelisen ilginc bir karmasiklik nedeniyle, fircami yemis, o bloga yorum yazmanin tüm anonimlere yasaklanmasina neden olmustum. Israrla, kendime bir isim bulmam isteniyordu. Bense bunu cok sacma buluyor, beni simgeleyecek isme öyle hemen karar veremiyordum. Uydurma ismimi bile ciddiye aliyor, tek kullanimlik bir isim istemiyordum. Karsimdaki ise mutlaka, onu okuyan kisinin ete kemige degilse bile bir isme bürünmesini, böylece onun mikro kitlesi icinde parmakla sayilabilecek yerini almasini istiyordu.

Ete kemige bürünmeyen varliklar bizi korkuttugundan midir nedir ama blog camiasi olarak Anonimlere pek meyil vermeyiz. Aslinda (her konudaki gibi genelleme yapmasam da) cok saygi duyulacak sahislardir bu kisiler (ki kendimden biliyorum yani) Bireyselligini hic ön plana cikarmamak, bunun icin cirpinmamak sözkonusu. Ben mesela kendimi nasil önemsiyorum ki, en sacma seylerimi bile buraya yazip, size bunlari okutup, sizi mesgul etme hakkini kendimde görebiliyorum. Ama bir Anonim öyle mi? Bir Anonim`in ne dedigi önemlidir, kim oldugu degil.

Perşembe, Mayıs 17, 2007

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

Konusamiyorum

Benim konusmam bozuk ve kaba. Eskiden fena degildi ama artik cok kötü. Kelimeleri dile getirisim, cümle icindeki vurgulamalarim... Hepsi cok fena. Buna üzülüyorum, cünkü birisiyle konusurken oldukca zorlaniyorum. Hele son Türkiye tatillerimde bir kac kisi konusmama direkt güldügünden beridir. Konusurken özenmeye, kulagima komik ve yapay gelmesine ragmen, kelimeleri düzgün dile getirmeye calisiyorum ama olmuyor iste. Bir defa kaymis dilimin kemigi.

Perşembe, Mayıs 10, 2007

Bugün güzelligin dünden ziyade


Gece saat 01.30 da trenden inip, telefonuma baktigimda, ekraninda minik bir ev isareti vardi. Telefon hattimi alirken verdigim ev adresime yaklastigimda beliren isaret bu. Hey, evime gelmisim ben! O minik ev ikonunu ve altindaki "Home" yazisini görmek hosuma gitti.
Tüm gün eski is yerimde calistim. Bugün 2 numarali tramvayi kullanamadim ise gitmek icin ama yarin öbür gün binerim heralde.
Teyzem bana pizza yapti bu aksam. Cok güzel olmustu. Mutfak masasinda onunla sigara icmeyi, Türkiye`de tatil planlarini ve Türkiye`den haberleri dinlemeyi özlemisim. Kollarinin agrisi gecmis, hatta omuzlari, ayaklari bile daha az agrir olmus. Buna sebep, 3 aydir sürekli gittigi masajmis. Düsünmüs ve karar vermis, o masaj yatagindan alacakmis kendine. Evet, cok pahaliymis ama varsin o da ona 30 yillik calismasinin bir hediyesi olsunmus.

Salı, Mayıs 08, 2007

Elini ver bana


"Yapilabilecek cok sey yok. Gorebildigim kadariyla, boyle bir dunyada ve oyle bir Turkiye’de yapilabilir olan yegane sey, bu pislik okyanusunda, kucuk kucuk adaciklar yaratmaya calismak. Yani, sayisi bir elin parmaklarini asamayacagi kesin gorunen tek tek insanlarla kurulan iliskilere yaslanarak ayakta kalmak. Ve, bunu yaparken, olabildigi olcude, kalabaliklarin “Boka battik, bok tikiniyor ve bok soluyoruz!” cigliklari arasinda ayaklanacaklari gunu beklemek (o gunun gelecegi kesin olmadigi gibi gelmeyecegi de kesin degil). Heyecan vericiligini ve zenginlestiriciligini yitirmeyen bir sevgili boyle bir adacik. Istikrarli, tutarli, zihnini boktan uzak tutmus, dost olarak anilmayi gercekten hak eden iyi insanlar da birer adacik. En yorucu olani, bence, boka batmis olanlar degil. Hem boktan uzak kalmayi ictenlikle isteyen, ama, hem de, “Tek enayi ben miyim” kuskuculugu ya da gelecek guvencesizligi tedirginligi ile kimi anlar ya da zamanlar tutarligini yitirip uzlasan, cogu zaman yakinimizda olan ya da bize oyle gorunen insanlar. Moral bozuyor bu turler, karamsarligi ve inancsizligi kiskirtiyor. Boylelerinin en vahim hatasi, insansizlik icinde ve insansizlasma kabullenilidiginde yasamda ne arkadasligin, ne coskunun, ne tutkunun, ne seksin, ne kitap keyfinin kaldigini gorememeleri. Genel olarak temiz olmak, ama araliklarla elini boka bulastirmak? Bu, benim acimdan en istenilmez, en yorucu ve biktirici olani."

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Bu dünyada eremezsem murada


Hic bir insani özelligi olmayan robotlar üretilsin, onlar gecsin basimiza. Hatta tüm dünyanin basina. Yandaki sahis benim Cumhurbaskani adayimdir. Metin Uca da adaydi degil mi?

Cuma, Mayıs 04, 2007

Burdan eve 3 gün 2 gece


Tam 50 dakika beklemem lazimdi, spordan cikista, sirf yagmur altinda okulun o muhtesem yollarinda biraz daha yürüme keyfini uzatip otobüsü kacirdigim icin. Bir sonraki otobüs 50 dakika sonra dedi, saati sordugum ve beni bir türlü anlamayan kiz.

Saat 22.00 ve ben bir an önce eve varip, Jacques Tati`nin "Traffic" filmini izlemek, uyumaya ugrasmak yerine yorgunluktan bayilmak istiyorum.

Beklemek yerine, saati sordugum kizla, iyice hizlanan yagmur altinda, okulun issiz ve karanlik yolundan sehre dogru yürümeye basladim. O ingilizce konustu ben almanca. Arada karistirip durduk iki dili de. Romanya`dan ögrenci degisim programi ile bir dönem icin gelmis. Onun kaldigi ögrenci yurduna geldik bile. Benim otobüsüme daha yarim saat var. O hic korkmuyormus issiz ve karanlik okul yolundan da, seyrek gecen arabalardan da. Burasi Almanyaymis, Romanya degilmis ki. Ben korkmayayim diye, benimle durakta bekledi. Israr ettim, gitti. Ayaga kalktim, yürümeye karar verdim eve kadar. Daha demin gözden kayboldugu yoldan, pembe semsiyesinin altindan sesi geldi tekrar "hadi, burada bekleme ve yürüme bu yolu tek basina, gel odamda bekle, otobüs gelene kadar" Gittim. Sicak cikolata ikram etti bana. Ilk misafiriymisim. Nasil da özenliydi. Hic almanlar gibi degildi. Karanlikdan hic degil ama icip, sapitan alman genclerinden cok korkuyormus. Ickiyi hic sevmiyormus. Ucuz oldugu icin, Romanya`ya otobüsle gidiyormus ve yol tam 3 gün 2 gece sürüyormus.
-kalkmam lazim, 5 dakika kaldi otobüsün gelmesine.
-eger istersen, yine gelebilirsin bir seyler icmeye bana.
-Sen de gel bana, bak telefonumu vereyim, ara
-yok, email adresini ver, telefon pahali benim icin
-peki.

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Hic mi düsünmedin sen


Bu blogun sahibi kendini cok yalniz ve mutsuz hissediyor bugün.
Niye yaziyor bunu buraya bu blogun sahibi?
Birisi bana sikica sarilsa, birazcik aglasam, gececek sanki.
Yok, herhalükarda gececek.

Salı, Mayıs 01, 2007

01.05.07







Afisler Die Zeit gazetesinden

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Öglen uykusu

Dün dersten aksam 9 da geldim. Dün gece 2.30 a kadar bu sabah erkenden baslayacak ders icin hazirlamam gereken sunumla ugrastim. Simdi evdeyim. Kendimde degilim. Cok uykum var. Yarim saat sonra baska ders var. Bir saattir yatakta kivranmam sonuc verseydi ve uyumus olsaydim kalkip derse gidecektim ama hem uyuyamiyor hem de derse gidecek gücü bulamiyorum kendimde. Biraz daha gözlerim yansin, kasinsin, sizlasin diye yaziyorum simdi bunlari da. Belki faydasi olur uyumama. Aksam da bir dersim var. Bugün haftanin en dolu günü. Aksamki dersim cok ilginc aslinda. Secmeli ders. Bir ögrenci televizyonu kuruyoruz. Gerekli tüm teknik malzemeler gecen yildan temin edilmis. Simdi ne tür programlar yapabiliriz, nasil yapariz gibi konular üzerinde tartisiyoruz. Önümüzdeki aydan itibaren teknik uygulamaya gececegiz. Cekim yapma, kesme, bicme gibi. Eylül 2007 de yayina baslayacagiz. Ayrica radyo ve televizyonda programlar yapan bir adam gelip bize sunuculuk falan filan gibi dersler verecekmis. Kamera arkasi tercihimdir.
Birazdan baslayacak derse gidemezsem ve buna ragmen uyuyamazsam vicdan azabindan ölürüm ben. Ya sev ya öldür beni. Hem sen tanrı mısın beni öldürdün, Esime dostuma beni güldürdün!

Cumartesi, Nisan 21, 2007

Nobel ödül töreni


Bir kadinla tanistim gecen gün. Orhan Pamuk`un Nobeli aldigi ödül törenine katilmis, hatta verilen yemege bile. Yaaa!!!
Daha ilginci onun evinin balkonunda otururken bana cok güzel bir cay esliginde(findik kokusu geliyordu caydan ama tam olarak ne karisimi oldugunu cözemedim) anlattigi eski is deneyimlerinden birkaciydi. Almanya`da yasayan, psikolojik problemleri olan yabancilari tedavi eden bir kurulusta calismis bir kac yil. Bir adam varmis orada. Yüzü hic gözünün önünden gitmiyormus. Angola`da ic savas sirasinda tam 26 yil hapis yatmis ve en sonunda akrabalari tarafindan Almanya`ya kacirilmis bir adammis bu. Almanya`da tutuldugu rehabilitasyon merkezinde, adamin odasinda parmaklik seklinde bir demir parcasi varmis hep. O parmaklik olmadan hic bir yerde duramiyormus adam. Gözünün önünde parmaklik oldugu zaman sakinlesiyormus.

Bir de kadin varmis hic unutamadigi. Tunceli`den gelmeymis. Anlattiklari, köyünün yakilisi, babasinin gözlerinin önünde öldürülüsü, hepsi, benim tanistigim kadini dinlerken cok aglatmis, geceleri rüyalarina girmis. Yine dayanilmaz acilarin anlatildigi bir görüsmeden sonra kadin birden acili sesini degistirip, iltica basvurusunu kastedip, "Oturum iznini verirler degil mi, pasaport verirler degil mi bana?" diye sormus. Bizim kadin bu cümleden, diger anlattiklarindan daha cok carpilmis. "Inanamadim, o anlattiklarinin üstüne nasil birden bire bunu bana sordu? Belki de hepsi yalandi, tek derdi Almanya`ya yerlesmekti" dedi. Bu sorunun cevabindan hic bir zaman emin olamamis. Iki ihtimal de cok carpici ve kötü. Belki öyle hirsli ki Almanya`ya yerlesmek icin, ürkütücü yalanlar söyleyebiliyor. Ya da o kadin icin öyle dayanilmaz bir fikir ki yeniden Türkiye`ye dönmek, diger anlattigi acilarin hemen ardina bunu koydugunda hic igreti durmuyor onun gözünde.

Perşembe, Nisan 19, 2007

Sen beni görünce mutlu mu sandin

"Annem beyaz mobilya isterdi hep, onun icin yatak odasi takimimi beyaz aldim" demisti, bir yil önce annesinin cenazesinde, annesinden geri kalan anilari yari bilincsiz anlatirken.
Annesinin, anneannesinin cenazesinde benzer bir halde dedikleri geldi aklima "ahh, annem bana cok düskün degildi ama ben simdi cok garip kaldim"

Annesi hakkinda ne diger kardesleri ne de anneannesi pek bir sey bilmezdi. Bildiklerine de inanmazlardi. Nasil yasardi, yasami hakkinda anlattiklari dogru muydu, 18 yasinda evlendirildigi 9 cocuklu (yarisi kendisinden büyüktü bu cocuklarin ve kendisinin de 2 kizi olacakti bu evlilikten) adamla rahat miydi gercekten de? Babasinin istegiyle gündeme gelen bu evlilige karsi cikisi, sonra birden evlilige razi olusu, hatta babasinin israrina ragmen vazgecmeyisinin nedenini bile bilmezlerdi. Kimbilir ne kirginliklar, umutsuzluklar sebep olmustu bu razi olusa.

Herkes onun, beyaz mobilya seven annesine kizardi. Niye dogrulari anlatmiyordu kardeslerine ya da annesine, niye hep o bes para etmez kocasini, üvey cocuklarini savunup, onlari övüp duruyordu?

Bir defa beni aramisti annesi. Yeni tasindigim evin telefonunu nereden bulmustu bilmiyorum. Demek ki annemden almisti bir ara, beni aramak icin. "annene ulasamiyorum, biriyle konusamazsam deli olacagim, beni kurtarsinlar artik" diye baslamisti aglayarak anlatmaya. Ev kalabalikti, gelen telefon sasirticiydi. Sacma sapan cümlelerle sakinlestirmeye calistim onu. Telefonu kapatir kapatmaz annemi cep telefonundan aradim, anlattim, aglamaya basladi o da.

Evet, artik gercekleri anlatiyordu bize. Hepimizin bekledigi buydu sanki. Agirlasmis bir seker hastaligi, iyilesmeyen ayak yaralari, artik görmeyen gözler ve son günlerinde kapanan bilinc bekliyordu bizi bir de.

Pazar, Nisan 15, 2007

Ustam geldi, sırtıma vurdu, unut dedi romanları

Birisi bana Origami kitabi hediye etse, yaninda renkli kagitlarla birlikte.
Piknige gitsek, piknik yerinde betondan masa ve banklar olsa, üstüne gölge düsse. Ben orada origami yapsam. Haslanmis misir alip yesek. Hatta ikiser tane yesek.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Baban beni babamdan da bir kerecik istesin

Teyzem aradi demin. Türkiyedeki akrabalardan birisinin tek oglu nisanlanmis! Amanin. Ama kiz cok siskoymus. Neredeyse benim sisman diger teyzemin iki katiymis rivayete göre, amanin. Gülüsüyoruz. Anaa oglanin bacilari(galiba 6 tane ve bu dis görünüs mevzularinda biraz burnu havada tiplerdi bunlar) dayanamaz buna, bozarlar valla nisani diyoruz. Kikirdiyoruz.
Sonra ben toparliyorum ilk kendimi, ya teyze, ne önemi var ki, zaten oglan da kel artik, gecen yaz gördüm sac falan kalmamisti diyorum. Savunmaya, düsünmeye bak! Teyzem aliyor sazi, tabii ki canim, ne önemi var, seviyorlarsa yeter, mutlu olsunlar yeter caniiiim diyor.
Sonra, bu laflari söyleyen teyzemin daha gecen yil oglunun evlenmek istedigi kizla tanistiginda söylediklerini hatirliyorum "hayatta olmaz, cok zayif ve kisa bu kiz! benim oglum dalyan gibi, olmaz, oglanin altinda ezilir gider bu, bu evlilik olmaz da olmaz!" Velhasil, olmadi o is.

Cuma, Nisan 13, 2007

One more...

Saat aksam altiya geliyor. Gün hala günesli ve sicak. Kampüs bos neredeyse. Bankta oturmus bir kiz arkadasimi bekliyorum. Orada bulusacaktik. Orada bir toplanti olacakti, yabanci ögrencilerle ilgili, tek bildigim bu. Ama kapi kapali halen. Tam bir bucuk saat bekliyorum bankta oturmus. Iki kisi daha geliyor. Bekliyorlar. Onlar ne beklediklerini biliyor ama ben bilmiyorum. Eger arkadasim gelmezse ben ne icin bekledim sorusunun cevabini bilmiyorum. Kapi aciliyor. Elinde tepsisiyle, geleneksel yemegiyle farkli irklardan insanlar gelmeye basliyor. Giriyorum iceri ben de. Ne yapsam ki? Burada ne var aslinda onu da bilmiyorum. Sonra diyorum ki, birak, sadece bir gecen gidecek. Ne var ki bir gecede? Bar hazirlaniyor, icecekler tasiniyor. Bir bira istiyorum. Oldukca ucuz fiyatlar. Disari cikiyorum yeni tanistigim bir kizla. Kapida birami iciyorum. Halen günesli ve sicak. Herkes gülümsüyor. Sanki deniz kenarindayiz, tatildeyiz, aslinda bikinilerle dolasiyoruz, kumlar ayagimizi yakiyor. Müzik ne güzel.

Konusuyorlar, iciyorlar, gülüyorlar, anlamadigim dillerde konusmalar geciyor. Bazen ingilizce bazen almanca sohbete katiliyorum ama bana soru soruldukca cevap vermekten ileri gitmiyorum. "Adin ne, seni gece saat 10 ile 11 arasinda barda calismak icin yaziyorum, tamam mi?" diyor. bakiyorum yüzüne, "tamam, olur" diyorum. Bir bira daha istiyorum. Acik büfe acildi. Sece sece kendime uygun bir seyler buluyorum. Meksikalilarin getirdigi sosa, amerikalilarin getirdigi tostlardan banip yiyorum. Bir de güzel bir misir salatasi var, kim getirdi acaba?

Kapiya cikiyorum, hala günesli, sicak. Disarisi iceriden daha kalabalik. Onlarca yeni isim ögreniyorum, hepsini saniyesinde unutuyorum. Bekledigim kiz arkadasim geliyor. Özür diliyor. "Hic önemli degil" diyorum. "Hadi cikalim, konsere gidecegiz daha" diyor. Bara yaklasiyorum, bir bira daha istiyorum. "ben calisamam, gitmeliyim" diyorum. "hey, hic dert degil" diyorlar.

Çarşamba, Nisan 11, 2007

Kış göstermem sana ben hep baharım

Bakmayin siz bana, ne dedigimi bildigimden konusmuyorum. Dert edecek, tasa edecek, gerilecek hic bir halt yok meydanda, bunu biliyorum. Ama kalbim minik bir sikintiya bile böyle tepki veriyor. Daraliyor, hemen cözülsün, olsun bitsin istiyor. Ben de onun elinden cekiyorum. Sabirsiz, cok sabirsiz. Sanki bunlari bitirip onu bekleyen baska türlü seylere gidecek. Acelesi var. Ama yok ki baska türlü bir sey de.
Cocukluk bu yaptigim.

Salı, Nisan 10, 2007

Yumurtami yedim de geldim

Hafif gülümseyerek arka tarafa, kiyiya bakiyorum ve hizlica yüzüyorum, aciliyorum. Birazcik, cok degil, belki ayagim yine de yere degecek kadar, ama o an da üstümdeki anormallige ragmen, iyi yüzemedigimi unutmuyor, cok ileri gitmiyorum. Arkamda birisi var, sakalli, yasli bir adam. Sonra aniden, tekrar, yüzmeye baslamadan önceki gibi oluyorum. Halsiz ve bilincim kapanir gibi. Sanki suyun icinde bayilacagim. Paniklemeye basliyorum. Bogulacagim ben orada. Sakalli adam endiseyle beni izliyor."Elimi tutar misiniz, lütfen" diyorum. Tam anlamiyor beni. Cünkü sesim de gidip geliyor, cok ciliz sesim. Tekrarliyorum "Elimi tutar misiniz, lütfen". Elimi tutuyor ve beni kurtariyor.

O adam benim Prof.lardan biriydi sanirim.
Bu bir rüya ben bir yay burcu. Ondan mi ben böyle gerginim hep?

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Ham demir gümüş m'olur

Isvicrede yasayan almanlar icin entegrasyon programlari varmis.
Bugün sabah sinifta bir kiz (Izledigi 10 filmin her birinden bir mimik ve jest kapip onlari 14 yasindan beri kullandigi icin bu havasini kendi hali sanan bir tip bu. Cok sevimsiz mimikleri var, alaysi, ukalaca ve aptalligini dile getirircesine. Sinir oldum da kiza camur atmiyorum, olan bu gercekten de. Güvenin bana.) kendi tecrübelerinden yola cikarak alaysi bir sekilde bunu anlatti. Böyle bir seyin varligini duyunca ya da bu duruma maruz kalinca nasil da sasirmis, halen de gecmemis saskinligi!
Demis ki yetkili kadina "hey, ben irakli ya da polonyali miyim ya da ne bileyim nereli miyim, Hallo!!! ben almanim, biz komsuyuz!" demis. Olacak sey mi bu, onu nasil bu duruma düsürürler ki! Bu alman kizimiz kendini demek ki göcmen ya da mülteci konumunda görmek istemiyor. Bu ona nasil da rahatsiz edici geliyor. Göcmen ya da mültecilere bakis acisindan olabilir bu.

Baskalari da bir baska ülkede göcmen ya da mülteci olabilmek icin neleri göze aliyor.

"Yabancı uyruklu bir grubun İran'dan Türkiye'ye gireceği ihbarını alan jandarma, Van kırsalında 40 Afganistan, 145 Pakistan, 42 Bangladeş ve bir Irak uyruklu 227 kişiyi buldu. Kaçaklar İran'dan yola çıkıp üç gün yürümüş, 3 bin 400 rakımlı Yiğit Dağı bölgesini geçerken yedi arkadaşları donarak ölmüştü." Bu haber Radikalden.

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Güzel gel bize

Bir dişi ne kadar güclü degil mi? Dün izledigim, fotografini buraya yerlestirdigim filmde de öyleydi. Stranger than Paradise bir Jim Jarmush filmi.
Hayat basittir, siradandir. Ama bir gün en siradanindan bir dişi gelir ve o hayata dahil olur. Ve hayat degisir artik.
Aslinda hayat yine basittir, yine siradandir ama mutluluk duygusu vardir artik. O disi icin bir seyler yapma, onu mutlu etme, böylelikle ona yaklasma istegi. Dişinin elleri, evin icinde salinisi, mimikleri, jestleri... Bir hayati degistirir.

Pazar, Nisan 01, 2007

Cuma, Mart 30, 2007

Eksilmez basimdan duman

Bugün tam bir klip kivamindaydi. Bir Sting falan sarkisina eslik edecek kivamda. Sabah kac gündür ilk defa zorlanarak uyandim. Henüz kendime diger odada yatak ayarlayamadigimdan ev arkadasimla ayni odada kaliyorum ve onun sabah ise giderken cikardigi ufak bir citirti bile beni uykumdan alip dünyanin tüm dertlerinin ortasina isinlamaya yetiyor. Böylelikle de mutsuz kalkmam icin yeterince hakkim oluyor. O sebepten kulaklikla uyuyorum. Bildiginiz müzik dinlemeye yarayan kulaklik. Elbette ki cok rahatsiz ama en kisa zamanda baska bir tarz kulaklik edineyim diyorum. Ne bileyim, denize falan girerken kullanilanlar gibi bir sey. Tislaya tislaya kahvalti yapmadan ciktim evden. Bugün hic dersim yok ama kütüphaneye gidip, dolaba kilitledigim kitaplardan birkacini alip, evde onlara kötü kötü bakma niyetim var. Ee, kütüphanede öyle kitaplari karsisina koyup bakamaz adam, illa ki okumali, degil mi? Tam duraga giderken bir kaza oldu. galiba ilk defa Almanya da bir kazaya rastladim. Büyük bir sey degildi. Otobüsün ici genclerle doluydu ama hepsi suratsizdi. Ya ne kasinti canlilariz biz ya. Biriyle otobüste gözgöze mi geldin? Hemen döneceksin yüzünü. Hele o birisi bir disiyse daha fena. Biz disiler niye böyle tatsiziz ya. Iste bir iki kisiyle gözgöze gelip, bön bön baktim. Kütüphanede arkadasimi beklemek zorunda kaldim 15 dakika!! Korkunc! Bir alman 15 dakika beklettiyse ona bir nebze kaba davranma hakkiniz vardir bence. Ama ben ac karnima ve tüm mutsuz, tatsiz, tuzsuzluguma ragmen yapmadim bunu! Döndüm. Otobüse bindigim duragin karsisinda indim. Alisveris merkezine girdim. Ekmek aldim. Niye bilmem, ev arkadasimin evde beni bekliyor olmasini bilmeme ragmen ne alakaysa kirmizimsi bir ruj almak icin bir dükkana daldim, oyalandim, aldim bir tane. Hani o ruhla ne alaka, allah askina bu is? Sonra eve vardim. Ev arkadasim hizlica hazirlanip, ise gitmek üzere evden cikti. Ögleden sonra yemek icin yaptigi sandvicleri masada unuttugunu farkedip hemen arkadasindan kapiyi acip, seslendim. Bir seyler geveledi. Bir kat inince farkettim ki merdivenden yuvarlanmis, eve cikardim, su falan filan, hastaneye gitme, orada beklemekten yorulup, vazgecip eve dönme, uyumasi, arada meraklanma falan. Benim bir yandan kitaplarla bogusman. Ögleden sonra ani bir bunalima girmem, kendimi göle atsam da kurtulsam mi diye düsünmem. Yarin okulu birakmaya karar vermem. Sigara yakmam. Mutfak camini sonuna kadar acip, vücudumu disari sarkitarak sigarami icmem. Karsi apartmanin bahcesini temizleyen kadini ve agaca tirmanan cocuklarini izlemem. Tam iki evin balkonunda alman bayragi görmem. O bayraklarin dünya kupasindan kaldigindan emin olmam. Tuvalete gidip aglamam. Tekrar dersimin basina dönmem. Kendimi cesaretlendimek icin kafamda komik replikler kullanmam. Kalkip, hic bir sey olmamis gibi sakince yemek yapmam. Yemekten sonra koca bir tabak cilek yemem. Ve günün son saati simdi. Cok dolu bir gündü bence bugün. Görüntüde bu gündelik hayat, kazalar, otobüste gencler, asik suratlar, sevimli yaslilar, ruj deneyen kizlar, ekmek secen eller, merdivenden yuvarlananlar, beyaz gömlekli doktorlar, pencereden bakanlar, tuvalette aglayanlar... Iste tam bu görüntüler bir klip gibi geldi bana. Vazgectim, Sting Miting olmasin, yazik. Gogol Bordello sarkisina klip olsun olmusken.

Salı, Mart 27, 2007

Arayi acmayalim ama!


Günlerim cok dolu geciyor. Okumam, arastirmam, uygulamam gereken dünya kadar sey var simdiden. Ama enerjim gayet yerinde, yorgunluk falan yok hic. Hani genelde mizmizlaniyorum ya ben.
Gözüm de acildi bu arada. Öyle mahsun mahsun durmuyorum. Hatta ana projelerimizden birini iyi bir sekilde elestirdim ve prof. da bana "yeni bir fikirle gel öyleyse" dedi. "Su saatten sonra semesteri idare edecek fikri nerden bulayim, ayol" dedim ben de:) Bakalim, belki de buluruz.

Haftasonu Isvicre`ye gectim. Güzeldi. Aksamda yeni sehrimi gezdim. Öyle güzelmis ki burasi. Kücük ama cok sevimli. Daracik sokaklari, köprüleri, cesit cesit binalari var. Fotograf buradan ama cep telefonuyla cekidligi icin epey kalitesiz

Perşembe, Mart 22, 2007

Nesemizi bulalim


Neyse, hayat bu, geciyor gidiyor bir sekilde. Insanoglu, insanogullari arasinda yasamak zorunda olmasa hayat ne güzel olurdu.:)Bakin bahar geldi, newroz geldi, cümlemize kutlu olsun. Ben neselendim bile :)

Çarşamba, Mart 21, 2007

Boru degil

Cok telasliyim buraya geldigimden beri. Tüm ürkekligime ragmen girisken, yirtici bir tip olmaya zorluyorum kendimi. Ben neden böyleyim ya? Aslinda böyle degildim, ki degilimdir de ama biraz yetersizlik (benim ölcülerime göre, baskasina göre öyle olmamasi derdim degil) hissettigim bir ortamda direkt bu kisiligime bürünüyorum. Off, hic sevmem bu halimi. Sapsal cocuk gibi!!!

Bugün aksam yeni gelenler icin minik partimsi bir sey vardi o bahsettigim villada. Düsünün bu halim nasil bir sekilde göze carpiyor ki adam(dersini aldigim bir Prof.) bana sürekli ana okuluna yeni katilmis yetim cocuk muamelesi yapti, sefkatini üzerimden eksik etmedi. E fena mi oldu, yok olmadi. Eve dogru yürürken siritip durdum, daha iyi olacak, biraz sabir diye tekrarlaya tekrarlaya. Halbuki ayni Prof.la sabahki görüsmemizde yüzüm öyle düsmüstü ki. Ah bir de suratima hakim olmayi ögrensem. Elime koluma hakim olmayi gerek cebime sokarak gerek gögsümde kavusturarak cözüyorum ama bu surat fena bir sey. Aninda belli ediyor icimi. Lanet olsun.

Neyse, diger hocalarla da tanistim, hepsi pek sicak tipler. Bakalim, bu yeni hayatta yeni kurallar da var bir nebze de olsa. Hemen not vermek yoook! Aman ne kural, degil mi?

Bir de su var. Simdi bazi mevzular hakkinda konusuyoruz derslerde ve ben mizacim geregi öyle cok fikir belirtmem. Yani belirtirim de öyle ivir zivir seyler hic demem. Düsünmemin, dile getirmemden kisa sürdügü bir fikri neden söyleyeyim ki. Herkes zaten bunu bilir, düsünür derim. Ama yok, bunlar tam tersi. Ben agzimi acmaya bile tenezzül etmezken, bunlar dile getiriyor ve digerleri de cok iyi buluyor bunu. AA, evet, cok dogru bir yaklasim, evet, cok iyi bir argüman! Git isine diyemezsin de bunlara.

Tekrar bir neyse. Bir de burada tek anahtar ile apartman kapisini da ev kapisini da acabiliyorsunuz. ilginc buldum, paylasmak istedim.

Salı, Mart 20, 2007

Cicekli Bahce icin "Vazgecemediklerim"

Simdi, herkes icin gecerli olanlari yazmayayim. Anam, babam, bacim, sevdigim oglan falan gibi.

Vazgecilmezlerim;

.....

....

tam yarim saat düsündüm (ki Cicekli Bahce beni sobelediginden beri ara ara aklima geliyor ne yazabilirim diye) bir seyler karaladim, tekrar sildim. Ama hicbir sey bulamadim. Vazgecilmezim yok galiba. Her seyden gecmis miyim ne ben, anlamadim. Kisin göbeem atletsiz, sütüm Nesquiksiz olmaz desem pek manasiz olacak, degil mi?. Ve bu cerceve disina cikip daha anlamli bir seyler de bulamadim. Galiba ben pek ciddiye aliyorum bu oyunlari.

Kusura bakma Cicekli Bahce, üzgünüm. :(

Pazar, Mart 18, 2007

Elif icin hakkimda bilinmeyenler -Bölüm 2-

-Annem söyler biz tekrarlardik "Allah`im, annemi, babami, kardeslerimi koru, bana zihin acikligi ver"
-Dedem esnerken "Hay Hak" derdi.
-Annem babaannemin yaptiklarini aglayarak anlattiktan sonra yüzünü gökyüzüne cevirip "bendeyse bana ondaysa ona versin" derdi.
-Diger dedem bir yaz günü balkonda oturup yan balkondaki komsumuzun gittikleri bilmem ne hocayi anlatisina küfretmis "bir kadeh rakinizi icin, her dileginiz kabul olur" demisti.
-Ilk defa karabasanlar görmeye basladigimda, annem bilmem kimin hactan getirdigi bakir bir tas bulup getirmisti "bununla su ic, gececekmis" demisti.
Tüm dini egitimim bundan ibaret.

Cuma, Mart 16, 2007

Yenilikler

Ben tasindim. Dün ilk derse girdim. 4 kisiydik ama aslimiz sekizmis. Keyifli bir grup olacak gibi. Sevimli bir tipti dünkü prof. Ama yargiya varmak icin cok erken. Hemen calismaya basladim. Dil konusu beni zorlayacak gibi. Bilmedigim bir dünya yabanci kelime cikiyor karsima. Ama digerleri de (alman olanlar) pek anlamadiklarini söylediler. Ben de buna sevindigimi söyledim. Burasi güzel bir sehir. Cok büyük degil. Dünkü prof.la calismamizi eski ve muhtesem manzarali bir villada yaptik. Bir yandan tüm dikkatimi adama verip, mevzuyu kacirmamaya calisiyordum bir yandan da icimden "burasi cok huzurlu, iyi ki su an buradayim" diyordum. Harika bir mekandi.
Tasinmadan önceki 3-4 günüm alman bürokrasisinin anasina, avradina, bacisina, babasinin sakalina, dedesinin mezarina, soyuna sopuna küfretmekle gecti. Kimseler kinamasin beni. Ceken bilir. Ve bu günlerin sonunda sunu ögrendim; öyle efendi efendi, kibar kibar dolanmayacaksin resmi islemlerini hallederken. Canavar gibi olacaksin, bagirip cagiracaksin, madem islerin yürüsün diye rüsvet veremiyorsun gözdagi vereceksin. Istersen nohut kadar ol. Ha bir de "sefin kim lan senin?" bu cümle hep cebinde olacak. Memuruna, cerine, cöpüne ettigin küfür direkt telef oluyormus. Sefe cikip, hakkkiiiim da hakkkiiiimm diye inleyecekmissin.

Ben okumam gereken ders notlarina döneyim.

Pazar, Mart 11, 2007

Ben bir marti olsam


Annem beni rüyasinda görmüs. Gözlerimle, gökyüzüne bakarak gökkusagi olusturuyormusum. Ben baktikca yavas yavas renkler beliriyormus ve bunun olabildigine sasiriyormusuz.

Cuma, Mart 09, 2007

Yalnız sana değil mahledeki arkadaşına kurban

Mesela oglumun adini Ilyas, kiziminkini Meryem koyacagim desem, duyan biraz yadirgar, daha iyi bir sey bulamadin mi der degil mi? Tazecik, cool isimler dururken bunlar da nereden cikti diye. Neden artik hic kimse cok sevdigi dostunun, arkadasinin, kardesinin adini koymuyor cocuguna. Adi gibi huyu da ona ceksin diyecegi kimse yok mu anne babalarin etrafinda? Birinin ismini bir digerine, yeni gelene aktarmak bence cok güzel bir durum. Hem öncekinin gelecegi uzar hem de yeni gelenin gecmisi.

Perşembe, Mart 08, 2007

Ali babanin ciftligi

Bu minigin annesi babasi kavga etmis bugün. O da "baba, anneye kizma, anne baarma" diye aglamis, durmus. Sonra ben duymusum bu halini ve almisim onu bugün ögleden sonra bol bol gezdirmisim.
-Bunlar (parktaki cakil taslari) niye bööle ses cikariyor T.T. abla?
-Onlar öyle konusuyor, kuslar da cik cik diye konusur, köpekler de hav hav diye. (yanlis cevap mi?)

Birlikte yemek yedik, kitapciya gittik. Fotografta görünen, elindeki kitabi cok sevdi, kendisi secti. Bir ciftlik evi resmedilmis kitapta. En sevdigi konulardan birisidir.

Sonra kocaman bir magazanin oyuncak kismina gittik, epey bir zaman orada oynadi. Bindigi arabadan inip, birden bire sarildi bana -T.T. abla ben seni cook seviyom. :)

Okuldan belgelerim geldi, haftaya pazartesi kayit yaptirmaya gidecegim. Sonra bir kac gün icinde tasinma mevzusu.

Pazartesi, Mart 05, 2007

Pearl jam ve igde cicekleri

Bahar geldi! Kisi dogru düzgün yasamadik ki geyiklerini lüzumsuz bulup, hemen geciyorum. Evet, bahar geldi. Ne güzel degil mi? En sevdigim mevsimler ilkbahar ve sonbahar.

Sonbahar... yaz biter, tatil biter, igde agaclari cicek acar. En sevdigim cicek igde cicegidir. Yaklasik 7-8 yil önce tam bu günlerde ben cok fena asik olmustum. Ölüyordum, bitiyordum oglana. Ilkbahardi. Kesin birine asik olacaktim, kötü sansim onu cikardi karsima. Neyse.
O vakitler baska bir arkadasimla bahse girmistik. Uzun bir zaman sigara icmeyecektik. Ilk icen digerine elindeki en degerli esyasini verecekti. Sözümüz sözdü. Ilk o icti. Elindeki Pearl Jam`in Ten albümünü verdi. Bir de kitap vardi. Unuttum adini. Cok ictendi. En sevdigi esyasi oydu gercekten de. Sonra nasil oldu bilmiyorum bir defa daha girdik bahse. Ilk ben ictim bu defa. Asik oldugum oglandan ayri gecirdigim okul tatili sonunda ona götürmek icin topladigim, henüz kurumamis olan igde ciceklerini kücük, tahta bir kutuda bahis kazanci olarak sundum arkadasima. Bir de ince bir kitabim vardi Brecht`in. Adini hatirlamiyorum simdi. Her sayfasi cizimlerle dolu bir kitap. Ikinci dünya savasindaki cocuklari anlatiyordu. Siirdi sanki. Hatirlayamiyorum.

Cok düsündüm o vakitler o ciceklerle dolu kutuyu verip vermemek konusunda. Ama söz vermistim arkadasima, en degerli esyalarimi verecektim. En degerli esyam o minik kutuydu.

Okul basladi, sonunda kavustum asik oldugum oglana. Telefonda ona anlattigim kutuyu sordu, ben bir türlü vermeyince. Söyledim o kutuyu kime, neden verdigimi. Cok kizdi bana. Ilk defa öyle kavga ettik. Kiskancliktan geberdi. Sacmaladi. Ben ona cok asiktim. Öldüm, bittim, beni birakacak diye. Bu tartisma tarzimiz kroniklesti daha sonra. Bu ilk baslangici oldu. Ama hic özür dilemedim. Ona daha da deli oldu galiba. Bence kendine pay cikarmayi bilse cok mutlu olurdu. Ya da ben gereksiz bir dürüstlük icindeydim.

Bundan bir kac sene önce kutuyu verdigim arkadasima rastladim tesadüfen ve evine gittik. Kitapliginda duruyordu o minik kutu. Cok seviyordu onu ama cicekler cok tozlaniyormus, temizlemesi zor oluyormus. Bir de kiz arkadasi sürekli bu minik kutuyu kiskanip durmasaymis!

“Yetimler ağıdı”

Yattım yere bakıyorum toprağın hisli eşitliğine
Sular sınırları pasaportsuz geçer
Asıl azınlık yerkürenin kendisidir
Tek millet, gökyüzüdür ölürken yürekli düşünüldüğünde

Hrant Dink`in anisina 73 şair tarafindan kaleme alinan “Yetimler ağıdı” siirinden.

Perşembe, Mart 01, 2007

Mimar Babam

Benim hayatimda bir mimar var. Ona meslegi cok yakisiyor. Bunu gecen yil "Mimar Babam" filmini izlerken farketmistim. Bazi meslekleri gercekten hakkini verenler yapmali. Cünkü is olsun diye, yanlis secimlerle, ana baba baskisiyla secilecek, icra edilecek seyler degildir onlar. Mesela hekimlik ve ögretmenlik gibi. Bu mesleklerin sahiplerinin kendine ait bir perspektifi vardir, olmalidir. Mimarlik da bu mesleklerden birisi. Bunun gibi meslekleri icra edenlerden acikcasi ben bir fark beklerim. Benden farkli olmalidirlar. Sahip olduklari gücü, kudreti bilip, bunu mesleklerini icra etmelerinden tutun da özel yasamlarina kadar yansitmalidirlar.

Dünyayi eskiden tam algilayamazdim ben, yani genel görüntüsünü kavrayamazdim. Benim etrafimdaki kücük(yerel) dünya vardi ve de digeri, karmakarisik, büyülü, her seyinin birilerinin elinde oldugu, o birilerinin kesinlikle benim gibi birer insan oldugunu aklimin alamadigi bir dünya. Ama yeni yeni görüyorum tüm dünyayi. Cok basit bu dünya. Cogu sey düsündügüm kadar yüce ve akil almaz degil. Benim kücük dünyamin meger bir kac boy büyügüymüs dünyanin tamami.

Nasil ki, örnegini verdigim böyle bir iki insana sahip olmak, su dünyada varolusum konusunda hayati önem tasiyorsa benim icin, ayni önemi bu koca dünyanin kendisi icin de tasiyor.