Perşembe, Haziran 21, 2007

Kader

Dünyadaki tek yara bu. Sadece yarayi acanin yaranin dermani oldugu yara. O yarayi kendi basina iyilestirmek icin gösterdigin tüm caba bosunadir. Tamam, gecti, iyilesti dersin bir gün. Ama tam da o gün birden, inceden bir sizi gelir oturur yüregine. Yine ayni karin agrisi. Yara aninda genisler, öyle genisler ki tüm hayatin yaraya dönüsür tekrar.

Yine duvara carpmissindir. "Yine mi?" diye korkutur seni. Ben yine mi döndüm dolastim ayni noktaya geldim dersin. Bu seni yer, bitirir. Bu gücsüzlügünü, bu iradesizligini, bu asagilikligini (!) görmek seni yer bitirir.

"Kapinin önünde durup düsündüm. Dedim, Bekir, bu kapi ahret kapisi, burasi sirat köprüsü, bu sefer de gecersen bir daha da geri dönemezsin, iyi düsün, dedim. Düsündüm, düsündüm... ama olmadi, dönemedim.
Sonra, bak oglum dedim kendi kendime, yolu yok cekeceksin, isyan etmenin faydasi yok, kaderin böyle.
Yol belli, eg basini, usul usul yürü simdi."

Pazartesi, Haziran 18, 2007

Dudaklarin mühür olsa ben acarim bana getir


Hava sicakmis, tam yazmis, ilk defa gecen hafta suya girmisim, yine bolca su yutmusum.

Bezmisim ama sebepsiz, aslinda sebepli… Ama anlatilmiyormus her sey, her sey konusulmuyormus, filmlerdeki gibi icindeki her seyi kusabilecegin bir arkadasin olmuyormus etrafinda. Dersler yogunlasmis, ama derdim o degilmis. Kader, Melegin Düsüsü, Selvi Boylum Al Yazmalim, Takva filmlerini izlemisim geceleri uyumadan, sabaha yaklasirken. Kader nasil da iyi bir film olmus. Asya „sevgi nedir?“ diye sorunca ben de sormusum.

Marketten eve gelirken odamin penceresinden disariya dogru rüzgarla savrulan turuncu perdemi görmüsüm, kanim isinmis odama, onu daha da alev rengi yapan günese. Uzundur ilk defa aldigim cikolatadan yemisim bol bol. Bugün ne pisirsem diye düsünmüsüm haftalardan beri ilk defa. Evi süpürmüs, silmisim. Üstüste ayni sarkiyi defalarca dinlemisim. Aylardan haziranmis, benim ömrümün bir günüymüs bu gecen.

Cuma, Haziran 15, 2007

15.06.07

Ben kücücük olsam. Bir sac teli kadar olsam. Bir güc gelse, beni cimbizla tutsa, alsa bir yere koysa.
Hic bir fikrimin olmadigi bir yer olsa orasi. Kimse olmasa orada. Ben de olmasam. Orada kalsam, kalsam, kalsam...

Belki sonra ama cok sonra yine cimbizla beni oradan kaldirsa, getirse dünyaya biraksa.

Salı, Haziran 05, 2007

Ey Sevdigim Sana Sikayetim Var

Baskın Oran bizi de duy!
Boyumuz kisa diye evimizin mutfagindan tut da dersliklerimize kadar ne cileler cekiyoruz biz. Biliyorum, bizim sayimiz cok memlekette . Bu cogunluga ragmen hicbir sey yapilmiyor. Cigligimiz duyulmuyor.

Ilk ergenligimizden beri örselene örselene bu günlere geldik. Bizden sonrakiler cekmesin. Kendi evinin mutfaginda yemek yiyebilmek icin tabak raflarina ziplamaya calisirken oraya buraya carpan dizlerin, gidilen özel bir yemek icin cekilen onca eziyetin, özenin, süsün ardindan sandalyenin yüksekliginden dolayi parmaklarinin ucunu ancak yere degdirerek oturmanin, bazi restorantlarda cocuk sandalyesine oturtulmus gibi bir görüntü vermenin yüregimizde yarattigi aciyi kim kapatacak? Ömür geciyor Baskin bey, gel de iki gününde yüzümüz gülsün bu ömrün.

Pazar, Haziran 03, 2007

Senin yazın kışa benzer, cok içmiş sarhoşa benzer


Bir haftalik tatil bitti. Tatil de denmez ya! Gündüzleri is aksamlari ders ve haftasonlari bu durumun daha da yogunlastirilmis versiyonlari... Yarin tekrar okulumun oldugu sehre dönecegim. Hic gidesim yok. Iyi ki bilet bulamamis ve Istanbul`a gidememisim bu tatilde, yoksa halim icler acisiydi dönerken. Tekrar motive olmam cok zaman alirdi eminim.

Dün gece saat 03.30 da isten geldigim icin sabah gec uyandim ve kahvaltidan sonra ise tekrar gitmemek icin mizirdanip, teyzemlerin taze süt almak icin bir köye gitme planlarina kendimi zorla dahil ettim. Buradaki ahirlar dayanilmaz kokuyor. Hayvanlari nasil besliyorlar bilmiyorum ama bizim oralar gibi hic degil. Bizim oralarin tezekleri mis gibi kokar diyor teyzem, e bence de öyle:) Ormana gittik oradan da, oradaki cesmeden, dagdan gelen sudan biraz eve getirmek icin. Orada bahceler arasinda gezerken erik, kiraz, visne gibi bazi meyvelerden asirdik ufak ufak. Teyzem korka korka asma yapragi topladi bir üzüm baginda. Burada üzüm baglarina kamera yerlestiriliyor, gizlice gireni cikani yakalamak icin.

Acik hava ve günesin etkisine sonradan eklenen acligimdan olsa gerek aksam üstü ise giderken fena bir basagrim vardi. Ya da annemin dedigi gibi oldu, "kac gündür et yemedim basim agriyor" Ki eve gelince teyzem harika bir biftek pisirdi, yedim, iyiyim sükür simdi.

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

Al sana bir gün

(fotografi kaldirdim, olmadi, rahat edemedim. Ne yaptigini bilmez bir insanin yüzüydü :)
16 saattir bilgisayar basinda oturuyorum. Bir kismi para kazanmak icin, bir kismi ise ilim, bilim icin kullanildi bu 16 saatin.

- Günün nasil gecti hayatim?
- Baslatma gününe! ben yattim.

Pazar, Mayıs 27, 2007

Yesil daglar menekseli



Ben yine kactim teyzeme geldim. Dedim zaten, ya beni kocaya versin ya da bir kuaförün yanina, okumam ben. Hic hevesim yok. :)

Yesil daglar menekseli diye devam eden bir sarki dinliyorum simdi. Yeni yetme kuzenim gönderdi. Beni daglara cagiriyor sarki. Bizim ailede yaklasik olarak simdi kuzenimin oldugu yaslardaki her gencin duygularini costurur bu sarki.

15 yasinda falandim. Ayni müzikleri dinledigimiz komsumuzun kizinin bir yakini vasitasiyla bir kiz ile tanistirilmistik. Bizi egitmek, yönlendirmek istiyordu. Adi Elif idi kizin. Basi kapali gelirdi bazen eve. Gizlenmek, taninmamak icin yapardi bunu. Biz cin cocuklardik, öyle hemen kendimizi verecek, kaptiracak cocuklar degildik. Isin eglencesindeydik biraz da, her seyle dalga gecebilir, gülebilir bir anda tüm anlamini bosaltabilirdik. Tam dönemimizin bizden beklediklerini yapan cocuklardik iste. Elif`in yine bize kitaplar getirdigi bir günde gizlice cüzdanini karistirmistik. Kimligini merak ediyorduk ve tahmin ettigimiz gibiydi, kimlik ismi farkliydi. Bu cok zorumuza gitti, bize güvenmiyordu, hakliydi belki güvenmemekte ya da bu isler böyle yürürdü ama bizim gururumuzu kirmisti. Görüsmeyi kestik.

Yine ayni arkadaslar, ayni liseye giderdik. Lisemiz ülkücülerle doluydu. Hocalarimiz bunlarin basta gideniydi. Hayir, ramazanda oruc numarasi yapmayi yeni yeni birakmistik, artik büyüktük, yalan söylemek en ezici olaniydi. Ki bu yalana baslamak da cok agrili olmustu. Öyle hikayeler duyardim ki "bizler" hakkinda, cevap vermeye ne gücüm ne terbiyem yeterdi. Ilkokulu yeni bitirmis bir cocuktum bu hikayeleri ilk duydugumda. Neyse. Lisede ülkücü cocuklara asik olup, evde bizi egitmeye calisan Elif ile görüsürdük okul dönüslerinde.

Ayni sehirde universiteye basladim. Iki yil sonra biraktim orayi ama cok agir bir ortam vardi ozamanlar. Fakültenin reisinin eslik etmesiyle kantine iner, ancak öyle karnimi doyurabilirdim ramazanda. Cok samimi bir sinif arkadasimdi reis, cok eglenirdik onunla. Mecbur oldugundan bu ortama dahil olmasi gerektigini söylerdi bana. Sonradan cok sevdigim baska arkadaslarimin evi basilip, küpesi ya da saclari nedeniyle yedikleri dayaklarin altindan onun adi cikacakti. Ramazanda oruc tutmadigi icin öldürülen ögrencinin katilleri de onun en yakin dostlariydi. Belki o da aralarindaydi. Bir kac yil önce evinin kapisina birakilan bir paketi acarken paramparca oldugunu duydum onun. Onun bir bebegi vardi. Cok güldügümüz günlerin fotograflari var bende de.

Cuma, Mayıs 25, 2007

Gözum yolda gönlum darda

Tam iki saattir bilet ariyorum, Istanbul`a bir haftaligina gitmek icin. Olmadi. Tarihi uyduramadim, yapmam gerekenleri bir kenara atamadim, dönüsümde yasayacagim mutsuzlugun tam da semester bitimine denk gelme ihtimalini silemedim. Olmadi. Ama bir an olacak sandim.

Salı, Mayıs 22, 2007

Müdür bey izin verdi söylenecek bu türkü

Tasarim yapmak ama sosyal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan! Tamam, kulaga hos geliyor ama bu mümkün mü gercekten?

Sosyal sorumluluk basligi altinda bazi firmalar cesitli projeler üzerinde calisiyor ya da destekliyor. Bunlar dürüstce mi sizce? Dertleri toplum mu yoksa bu vesileyle firmaya makyaj yapmak mi? Ya da bu durumda firmaya giren cikan ne oluyor? Benim paramla gidip benim köyüme agac dikiyorlar ya da cocuklarima defter kitap dagitiyorlar. Ortada bir sacmalik var. Ya da bunlardan hangileri dürüst sizce?

Kim icin, nasıl, nerede, hangi altyapi ve kosullarla kullanilacak sorularinin cevabi midir cogu tasarim yoksa bunlar sonradan mi ya da hic mi gelmiyor günümüzde?

Tasarim yapmak ama toplumsal, kültürel, cevresel sorumluluklarini unutmadan... nasil olur ki?

Cumartesi, Mayıs 19, 2007

Anonim olunmaz, dogulur


Ben de bir zamanlar Anonim idim. Bloglara yorum yazip, herhangi bir takma isim kullanmayanlari kastediyorum. Blogum daha yokken, bir bloga bir seyler yazmis, daha dogrusu bir soru sormus ve isim vermek yerine Anonim olarak yorumumu göndermistim. Sonrasinda gelisen ilginc bir karmasiklik nedeniyle, fircami yemis, o bloga yorum yazmanin tüm anonimlere yasaklanmasina neden olmustum. Israrla, kendime bir isim bulmam isteniyordu. Bense bunu cok sacma buluyor, beni simgeleyecek isme öyle hemen karar veremiyordum. Uydurma ismimi bile ciddiye aliyor, tek kullanimlik bir isim istemiyordum. Karsimdaki ise mutlaka, onu okuyan kisinin ete kemige degilse bile bir isme bürünmesini, böylece onun mikro kitlesi icinde parmakla sayilabilecek yerini almasini istiyordu.

Ete kemige bürünmeyen varliklar bizi korkuttugundan midir nedir ama blog camiasi olarak Anonimlere pek meyil vermeyiz. Aslinda (her konudaki gibi genelleme yapmasam da) cok saygi duyulacak sahislardir bu kisiler (ki kendimden biliyorum yani) Bireyselligini hic ön plana cikarmamak, bunun icin cirpinmamak sözkonusu. Ben mesela kendimi nasil önemsiyorum ki, en sacma seylerimi bile buraya yazip, size bunlari okutup, sizi mesgul etme hakkini kendimde görebiliyorum. Ama bir Anonim öyle mi? Bir Anonim`in ne dedigi önemlidir, kim oldugu degil.

Perşembe, Mayıs 17, 2007

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

Konusamiyorum

Benim konusmam bozuk ve kaba. Eskiden fena degildi ama artik cok kötü. Kelimeleri dile getirisim, cümle icindeki vurgulamalarim... Hepsi cok fena. Buna üzülüyorum, cünkü birisiyle konusurken oldukca zorlaniyorum. Hele son Türkiye tatillerimde bir kac kisi konusmama direkt güldügünden beridir. Konusurken özenmeye, kulagima komik ve yapay gelmesine ragmen, kelimeleri düzgün dile getirmeye calisiyorum ama olmuyor iste. Bir defa kaymis dilimin kemigi.

Perşembe, Mayıs 10, 2007

Bugün güzelligin dünden ziyade


Gece saat 01.30 da trenden inip, telefonuma baktigimda, ekraninda minik bir ev isareti vardi. Telefon hattimi alirken verdigim ev adresime yaklastigimda beliren isaret bu. Hey, evime gelmisim ben! O minik ev ikonunu ve altindaki "Home" yazisini görmek hosuma gitti.
Tüm gün eski is yerimde calistim. Bugün 2 numarali tramvayi kullanamadim ise gitmek icin ama yarin öbür gün binerim heralde.
Teyzem bana pizza yapti bu aksam. Cok güzel olmustu. Mutfak masasinda onunla sigara icmeyi, Türkiye`de tatil planlarini ve Türkiye`den haberleri dinlemeyi özlemisim. Kollarinin agrisi gecmis, hatta omuzlari, ayaklari bile daha az agrir olmus. Buna sebep, 3 aydir sürekli gittigi masajmis. Düsünmüs ve karar vermis, o masaj yatagindan alacakmis kendine. Evet, cok pahaliymis ama varsin o da ona 30 yillik calismasinin bir hediyesi olsunmus.

Salı, Mayıs 08, 2007

Elini ver bana


"Yapilabilecek cok sey yok. Gorebildigim kadariyla, boyle bir dunyada ve oyle bir Turkiye’de yapilabilir olan yegane sey, bu pislik okyanusunda, kucuk kucuk adaciklar yaratmaya calismak. Yani, sayisi bir elin parmaklarini asamayacagi kesin gorunen tek tek insanlarla kurulan iliskilere yaslanarak ayakta kalmak. Ve, bunu yaparken, olabildigi olcude, kalabaliklarin “Boka battik, bok tikiniyor ve bok soluyoruz!” cigliklari arasinda ayaklanacaklari gunu beklemek (o gunun gelecegi kesin olmadigi gibi gelmeyecegi de kesin degil). Heyecan vericiligini ve zenginlestiriciligini yitirmeyen bir sevgili boyle bir adacik. Istikrarli, tutarli, zihnini boktan uzak tutmus, dost olarak anilmayi gercekten hak eden iyi insanlar da birer adacik. En yorucu olani, bence, boka batmis olanlar degil. Hem boktan uzak kalmayi ictenlikle isteyen, ama, hem de, “Tek enayi ben miyim” kuskuculugu ya da gelecek guvencesizligi tedirginligi ile kimi anlar ya da zamanlar tutarligini yitirip uzlasan, cogu zaman yakinimizda olan ya da bize oyle gorunen insanlar. Moral bozuyor bu turler, karamsarligi ve inancsizligi kiskirtiyor. Boylelerinin en vahim hatasi, insansizlik icinde ve insansizlasma kabullenilidiginde yasamda ne arkadasligin, ne coskunun, ne tutkunun, ne seksin, ne kitap keyfinin kaldigini gorememeleri. Genel olarak temiz olmak, ama araliklarla elini boka bulastirmak? Bu, benim acimdan en istenilmez, en yorucu ve biktirici olani."

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

Bu dünyada eremezsem murada


Hic bir insani özelligi olmayan robotlar üretilsin, onlar gecsin basimiza. Hatta tüm dünyanin basina. Yandaki sahis benim Cumhurbaskani adayimdir. Metin Uca da adaydi degil mi?

Cuma, Mayıs 04, 2007

Burdan eve 3 gün 2 gece


Tam 50 dakika beklemem lazimdi, spordan cikista, sirf yagmur altinda okulun o muhtesem yollarinda biraz daha yürüme keyfini uzatip otobüsü kacirdigim icin. Bir sonraki otobüs 50 dakika sonra dedi, saati sordugum ve beni bir türlü anlamayan kiz.

Saat 22.00 ve ben bir an önce eve varip, Jacques Tati`nin "Traffic" filmini izlemek, uyumaya ugrasmak yerine yorgunluktan bayilmak istiyorum.

Beklemek yerine, saati sordugum kizla, iyice hizlanan yagmur altinda, okulun issiz ve karanlik yolundan sehre dogru yürümeye basladim. O ingilizce konustu ben almanca. Arada karistirip durduk iki dili de. Romanya`dan ögrenci degisim programi ile bir dönem icin gelmis. Onun kaldigi ögrenci yurduna geldik bile. Benim otobüsüme daha yarim saat var. O hic korkmuyormus issiz ve karanlik okul yolundan da, seyrek gecen arabalardan da. Burasi Almanyaymis, Romanya degilmis ki. Ben korkmayayim diye, benimle durakta bekledi. Israr ettim, gitti. Ayaga kalktim, yürümeye karar verdim eve kadar. Daha demin gözden kayboldugu yoldan, pembe semsiyesinin altindan sesi geldi tekrar "hadi, burada bekleme ve yürüme bu yolu tek basina, gel odamda bekle, otobüs gelene kadar" Gittim. Sicak cikolata ikram etti bana. Ilk misafiriymisim. Nasil da özenliydi. Hic almanlar gibi degildi. Karanlikdan hic degil ama icip, sapitan alman genclerinden cok korkuyormus. Ickiyi hic sevmiyormus. Ucuz oldugu icin, Romanya`ya otobüsle gidiyormus ve yol tam 3 gün 2 gece sürüyormus.
-kalkmam lazim, 5 dakika kaldi otobüsün gelmesine.
-eger istersen, yine gelebilirsin bir seyler icmeye bana.
-Sen de gel bana, bak telefonumu vereyim, ara
-yok, email adresini ver, telefon pahali benim icin
-peki.

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Hic mi düsünmedin sen


Bu blogun sahibi kendini cok yalniz ve mutsuz hissediyor bugün.
Niye yaziyor bunu buraya bu blogun sahibi?
Birisi bana sikica sarilsa, birazcik aglasam, gececek sanki.
Yok, herhalükarda gececek.

Salı, Mayıs 01, 2007

01.05.07







Afisler Die Zeit gazetesinden

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Öglen uykusu

Dün dersten aksam 9 da geldim. Dün gece 2.30 a kadar bu sabah erkenden baslayacak ders icin hazirlamam gereken sunumla ugrastim. Simdi evdeyim. Kendimde degilim. Cok uykum var. Yarim saat sonra baska ders var. Bir saattir yatakta kivranmam sonuc verseydi ve uyumus olsaydim kalkip derse gidecektim ama hem uyuyamiyor hem de derse gidecek gücü bulamiyorum kendimde. Biraz daha gözlerim yansin, kasinsin, sizlasin diye yaziyorum simdi bunlari da. Belki faydasi olur uyumama. Aksam da bir dersim var. Bugün haftanin en dolu günü. Aksamki dersim cok ilginc aslinda. Secmeli ders. Bir ögrenci televizyonu kuruyoruz. Gerekli tüm teknik malzemeler gecen yildan temin edilmis. Simdi ne tür programlar yapabiliriz, nasil yapariz gibi konular üzerinde tartisiyoruz. Önümüzdeki aydan itibaren teknik uygulamaya gececegiz. Cekim yapma, kesme, bicme gibi. Eylül 2007 de yayina baslayacagiz. Ayrica radyo ve televizyonda programlar yapan bir adam gelip bize sunuculuk falan filan gibi dersler verecekmis. Kamera arkasi tercihimdir.
Birazdan baslayacak derse gidemezsem ve buna ragmen uyuyamazsam vicdan azabindan ölürüm ben. Ya sev ya öldür beni. Hem sen tanrı mısın beni öldürdün, Esime dostuma beni güldürdün!

Cumartesi, Nisan 21, 2007

Nobel ödül töreni


Bir kadinla tanistim gecen gün. Orhan Pamuk`un Nobeli aldigi ödül törenine katilmis, hatta verilen yemege bile. Yaaa!!!
Daha ilginci onun evinin balkonunda otururken bana cok güzel bir cay esliginde(findik kokusu geliyordu caydan ama tam olarak ne karisimi oldugunu cözemedim) anlattigi eski is deneyimlerinden birkaciydi. Almanya`da yasayan, psikolojik problemleri olan yabancilari tedavi eden bir kurulusta calismis bir kac yil. Bir adam varmis orada. Yüzü hic gözünün önünden gitmiyormus. Angola`da ic savas sirasinda tam 26 yil hapis yatmis ve en sonunda akrabalari tarafindan Almanya`ya kacirilmis bir adammis bu. Almanya`da tutuldugu rehabilitasyon merkezinde, adamin odasinda parmaklik seklinde bir demir parcasi varmis hep. O parmaklik olmadan hic bir yerde duramiyormus adam. Gözünün önünde parmaklik oldugu zaman sakinlesiyormus.

Bir de kadin varmis hic unutamadigi. Tunceli`den gelmeymis. Anlattiklari, köyünün yakilisi, babasinin gözlerinin önünde öldürülüsü, hepsi, benim tanistigim kadini dinlerken cok aglatmis, geceleri rüyalarina girmis. Yine dayanilmaz acilarin anlatildigi bir görüsmeden sonra kadin birden acili sesini degistirip, iltica basvurusunu kastedip, "Oturum iznini verirler degil mi, pasaport verirler degil mi bana?" diye sormus. Bizim kadin bu cümleden, diger anlattiklarindan daha cok carpilmis. "Inanamadim, o anlattiklarinin üstüne nasil birden bire bunu bana sordu? Belki de hepsi yalandi, tek derdi Almanya`ya yerlesmekti" dedi. Bu sorunun cevabindan hic bir zaman emin olamamis. Iki ihtimal de cok carpici ve kötü. Belki öyle hirsli ki Almanya`ya yerlesmek icin, ürkütücü yalanlar söyleyebiliyor. Ya da o kadin icin öyle dayanilmaz bir fikir ki yeniden Türkiye`ye dönmek, diger anlattigi acilarin hemen ardina bunu koydugunda hic igreti durmuyor onun gözünde.

Perşembe, Nisan 19, 2007

Sen beni görünce mutlu mu sandin

"Annem beyaz mobilya isterdi hep, onun icin yatak odasi takimimi beyaz aldim" demisti, bir yil önce annesinin cenazesinde, annesinden geri kalan anilari yari bilincsiz anlatirken.
Annesinin, anneannesinin cenazesinde benzer bir halde dedikleri geldi aklima "ahh, annem bana cok düskün degildi ama ben simdi cok garip kaldim"

Annesi hakkinda ne diger kardesleri ne de anneannesi pek bir sey bilmezdi. Bildiklerine de inanmazlardi. Nasil yasardi, yasami hakkinda anlattiklari dogru muydu, 18 yasinda evlendirildigi 9 cocuklu (yarisi kendisinden büyüktü bu cocuklarin ve kendisinin de 2 kizi olacakti bu evlilikten) adamla rahat miydi gercekten de? Babasinin istegiyle gündeme gelen bu evlilige karsi cikisi, sonra birden evlilige razi olusu, hatta babasinin israrina ragmen vazgecmeyisinin nedenini bile bilmezlerdi. Kimbilir ne kirginliklar, umutsuzluklar sebep olmustu bu razi olusa.

Herkes onun, beyaz mobilya seven annesine kizardi. Niye dogrulari anlatmiyordu kardeslerine ya da annesine, niye hep o bes para etmez kocasini, üvey cocuklarini savunup, onlari övüp duruyordu?

Bir defa beni aramisti annesi. Yeni tasindigim evin telefonunu nereden bulmustu bilmiyorum. Demek ki annemden almisti bir ara, beni aramak icin. "annene ulasamiyorum, biriyle konusamazsam deli olacagim, beni kurtarsinlar artik" diye baslamisti aglayarak anlatmaya. Ev kalabalikti, gelen telefon sasirticiydi. Sacma sapan cümlelerle sakinlestirmeye calistim onu. Telefonu kapatir kapatmaz annemi cep telefonundan aradim, anlattim, aglamaya basladi o da.

Evet, artik gercekleri anlatiyordu bize. Hepimizin bekledigi buydu sanki. Agirlasmis bir seker hastaligi, iyilesmeyen ayak yaralari, artik görmeyen gözler ve son günlerinde kapanan bilinc bekliyordu bizi bir de.

Pazar, Nisan 15, 2007

Ustam geldi, sırtıma vurdu, unut dedi romanları

Birisi bana Origami kitabi hediye etse, yaninda renkli kagitlarla birlikte.
Piknige gitsek, piknik yerinde betondan masa ve banklar olsa, üstüne gölge düsse. Ben orada origami yapsam. Haslanmis misir alip yesek. Hatta ikiser tane yesek.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Baban beni babamdan da bir kerecik istesin

Teyzem aradi demin. Türkiyedeki akrabalardan birisinin tek oglu nisanlanmis! Amanin. Ama kiz cok siskoymus. Neredeyse benim sisman diger teyzemin iki katiymis rivayete göre, amanin. Gülüsüyoruz. Anaa oglanin bacilari(galiba 6 tane ve bu dis görünüs mevzularinda biraz burnu havada tiplerdi bunlar) dayanamaz buna, bozarlar valla nisani diyoruz. Kikirdiyoruz.
Sonra ben toparliyorum ilk kendimi, ya teyze, ne önemi var ki, zaten oglan da kel artik, gecen yaz gördüm sac falan kalmamisti diyorum. Savunmaya, düsünmeye bak! Teyzem aliyor sazi, tabii ki canim, ne önemi var, seviyorlarsa yeter, mutlu olsunlar yeter caniiiim diyor.
Sonra, bu laflari söyleyen teyzemin daha gecen yil oglunun evlenmek istedigi kizla tanistiginda söylediklerini hatirliyorum "hayatta olmaz, cok zayif ve kisa bu kiz! benim oglum dalyan gibi, olmaz, oglanin altinda ezilir gider bu, bu evlilik olmaz da olmaz!" Velhasil, olmadi o is.

Cuma, Nisan 13, 2007

One more...

Saat aksam altiya geliyor. Gün hala günesli ve sicak. Kampüs bos neredeyse. Bankta oturmus bir kiz arkadasimi bekliyorum. Orada bulusacaktik. Orada bir toplanti olacakti, yabanci ögrencilerle ilgili, tek bildigim bu. Ama kapi kapali halen. Tam bir bucuk saat bekliyorum bankta oturmus. Iki kisi daha geliyor. Bekliyorlar. Onlar ne beklediklerini biliyor ama ben bilmiyorum. Eger arkadasim gelmezse ben ne icin bekledim sorusunun cevabini bilmiyorum. Kapi aciliyor. Elinde tepsisiyle, geleneksel yemegiyle farkli irklardan insanlar gelmeye basliyor. Giriyorum iceri ben de. Ne yapsam ki? Burada ne var aslinda onu da bilmiyorum. Sonra diyorum ki, birak, sadece bir gecen gidecek. Ne var ki bir gecede? Bar hazirlaniyor, icecekler tasiniyor. Bir bira istiyorum. Oldukca ucuz fiyatlar. Disari cikiyorum yeni tanistigim bir kizla. Kapida birami iciyorum. Halen günesli ve sicak. Herkes gülümsüyor. Sanki deniz kenarindayiz, tatildeyiz, aslinda bikinilerle dolasiyoruz, kumlar ayagimizi yakiyor. Müzik ne güzel.

Konusuyorlar, iciyorlar, gülüyorlar, anlamadigim dillerde konusmalar geciyor. Bazen ingilizce bazen almanca sohbete katiliyorum ama bana soru soruldukca cevap vermekten ileri gitmiyorum. "Adin ne, seni gece saat 10 ile 11 arasinda barda calismak icin yaziyorum, tamam mi?" diyor. bakiyorum yüzüne, "tamam, olur" diyorum. Bir bira daha istiyorum. Acik büfe acildi. Sece sece kendime uygun bir seyler buluyorum. Meksikalilarin getirdigi sosa, amerikalilarin getirdigi tostlardan banip yiyorum. Bir de güzel bir misir salatasi var, kim getirdi acaba?

Kapiya cikiyorum, hala günesli, sicak. Disarisi iceriden daha kalabalik. Onlarca yeni isim ögreniyorum, hepsini saniyesinde unutuyorum. Bekledigim kiz arkadasim geliyor. Özür diliyor. "Hic önemli degil" diyorum. "Hadi cikalim, konsere gidecegiz daha" diyor. Bara yaklasiyorum, bir bira daha istiyorum. "ben calisamam, gitmeliyim" diyorum. "hey, hic dert degil" diyorlar.

Çarşamba, Nisan 11, 2007

Kış göstermem sana ben hep baharım

Bakmayin siz bana, ne dedigimi bildigimden konusmuyorum. Dert edecek, tasa edecek, gerilecek hic bir halt yok meydanda, bunu biliyorum. Ama kalbim minik bir sikintiya bile böyle tepki veriyor. Daraliyor, hemen cözülsün, olsun bitsin istiyor. Ben de onun elinden cekiyorum. Sabirsiz, cok sabirsiz. Sanki bunlari bitirip onu bekleyen baska türlü seylere gidecek. Acelesi var. Ama yok ki baska türlü bir sey de.
Cocukluk bu yaptigim.

Salı, Nisan 10, 2007

Yumurtami yedim de geldim

Hafif gülümseyerek arka tarafa, kiyiya bakiyorum ve hizlica yüzüyorum, aciliyorum. Birazcik, cok degil, belki ayagim yine de yere degecek kadar, ama o an da üstümdeki anormallige ragmen, iyi yüzemedigimi unutmuyor, cok ileri gitmiyorum. Arkamda birisi var, sakalli, yasli bir adam. Sonra aniden, tekrar, yüzmeye baslamadan önceki gibi oluyorum. Halsiz ve bilincim kapanir gibi. Sanki suyun icinde bayilacagim. Paniklemeye basliyorum. Bogulacagim ben orada. Sakalli adam endiseyle beni izliyor."Elimi tutar misiniz, lütfen" diyorum. Tam anlamiyor beni. Cünkü sesim de gidip geliyor, cok ciliz sesim. Tekrarliyorum "Elimi tutar misiniz, lütfen". Elimi tutuyor ve beni kurtariyor.

O adam benim Prof.lardan biriydi sanirim.
Bu bir rüya ben bir yay burcu. Ondan mi ben böyle gerginim hep?

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Ham demir gümüş m'olur

Isvicrede yasayan almanlar icin entegrasyon programlari varmis.
Bugün sabah sinifta bir kiz (Izledigi 10 filmin her birinden bir mimik ve jest kapip onlari 14 yasindan beri kullandigi icin bu havasini kendi hali sanan bir tip bu. Cok sevimsiz mimikleri var, alaysi, ukalaca ve aptalligini dile getirircesine. Sinir oldum da kiza camur atmiyorum, olan bu gercekten de. Güvenin bana.) kendi tecrübelerinden yola cikarak alaysi bir sekilde bunu anlatti. Böyle bir seyin varligini duyunca ya da bu duruma maruz kalinca nasil da sasirmis, halen de gecmemis saskinligi!
Demis ki yetkili kadina "hey, ben irakli ya da polonyali miyim ya da ne bileyim nereli miyim, Hallo!!! ben almanim, biz komsuyuz!" demis. Olacak sey mi bu, onu nasil bu duruma düsürürler ki! Bu alman kizimiz kendini demek ki göcmen ya da mülteci konumunda görmek istemiyor. Bu ona nasil da rahatsiz edici geliyor. Göcmen ya da mültecilere bakis acisindan olabilir bu.

Baskalari da bir baska ülkede göcmen ya da mülteci olabilmek icin neleri göze aliyor.

"Yabancı uyruklu bir grubun İran'dan Türkiye'ye gireceği ihbarını alan jandarma, Van kırsalında 40 Afganistan, 145 Pakistan, 42 Bangladeş ve bir Irak uyruklu 227 kişiyi buldu. Kaçaklar İran'dan yola çıkıp üç gün yürümüş, 3 bin 400 rakımlı Yiğit Dağı bölgesini geçerken yedi arkadaşları donarak ölmüştü." Bu haber Radikalden.

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Güzel gel bize

Bir dişi ne kadar güclü degil mi? Dün izledigim, fotografini buraya yerlestirdigim filmde de öyleydi. Stranger than Paradise bir Jim Jarmush filmi.
Hayat basittir, siradandir. Ama bir gün en siradanindan bir dişi gelir ve o hayata dahil olur. Ve hayat degisir artik.
Aslinda hayat yine basittir, yine siradandir ama mutluluk duygusu vardir artik. O disi icin bir seyler yapma, onu mutlu etme, böylelikle ona yaklasma istegi. Dişinin elleri, evin icinde salinisi, mimikleri, jestleri... Bir hayati degistirir.

Pazar, Nisan 01, 2007

Cuma, Mart 30, 2007

Eksilmez basimdan duman

Bugün tam bir klip kivamindaydi. Bir Sting falan sarkisina eslik edecek kivamda. Sabah kac gündür ilk defa zorlanarak uyandim. Henüz kendime diger odada yatak ayarlayamadigimdan ev arkadasimla ayni odada kaliyorum ve onun sabah ise giderken cikardigi ufak bir citirti bile beni uykumdan alip dünyanin tüm dertlerinin ortasina isinlamaya yetiyor. Böylelikle de mutsuz kalkmam icin yeterince hakkim oluyor. O sebepten kulaklikla uyuyorum. Bildiginiz müzik dinlemeye yarayan kulaklik. Elbette ki cok rahatsiz ama en kisa zamanda baska bir tarz kulaklik edineyim diyorum. Ne bileyim, denize falan girerken kullanilanlar gibi bir sey. Tislaya tislaya kahvalti yapmadan ciktim evden. Bugün hic dersim yok ama kütüphaneye gidip, dolaba kilitledigim kitaplardan birkacini alip, evde onlara kötü kötü bakma niyetim var. Ee, kütüphanede öyle kitaplari karsisina koyup bakamaz adam, illa ki okumali, degil mi? Tam duraga giderken bir kaza oldu. galiba ilk defa Almanya da bir kazaya rastladim. Büyük bir sey degildi. Otobüsün ici genclerle doluydu ama hepsi suratsizdi. Ya ne kasinti canlilariz biz ya. Biriyle otobüste gözgöze mi geldin? Hemen döneceksin yüzünü. Hele o birisi bir disiyse daha fena. Biz disiler niye böyle tatsiziz ya. Iste bir iki kisiyle gözgöze gelip, bön bön baktim. Kütüphanede arkadasimi beklemek zorunda kaldim 15 dakika!! Korkunc! Bir alman 15 dakika beklettiyse ona bir nebze kaba davranma hakkiniz vardir bence. Ama ben ac karnima ve tüm mutsuz, tatsiz, tuzsuzluguma ragmen yapmadim bunu! Döndüm. Otobüse bindigim duragin karsisinda indim. Alisveris merkezine girdim. Ekmek aldim. Niye bilmem, ev arkadasimin evde beni bekliyor olmasini bilmeme ragmen ne alakaysa kirmizimsi bir ruj almak icin bir dükkana daldim, oyalandim, aldim bir tane. Hani o ruhla ne alaka, allah askina bu is? Sonra eve vardim. Ev arkadasim hizlica hazirlanip, ise gitmek üzere evden cikti. Ögleden sonra yemek icin yaptigi sandvicleri masada unuttugunu farkedip hemen arkadasindan kapiyi acip, seslendim. Bir seyler geveledi. Bir kat inince farkettim ki merdivenden yuvarlanmis, eve cikardim, su falan filan, hastaneye gitme, orada beklemekten yorulup, vazgecip eve dönme, uyumasi, arada meraklanma falan. Benim bir yandan kitaplarla bogusman. Ögleden sonra ani bir bunalima girmem, kendimi göle atsam da kurtulsam mi diye düsünmem. Yarin okulu birakmaya karar vermem. Sigara yakmam. Mutfak camini sonuna kadar acip, vücudumu disari sarkitarak sigarami icmem. Karsi apartmanin bahcesini temizleyen kadini ve agaca tirmanan cocuklarini izlemem. Tam iki evin balkonunda alman bayragi görmem. O bayraklarin dünya kupasindan kaldigindan emin olmam. Tuvalete gidip aglamam. Tekrar dersimin basina dönmem. Kendimi cesaretlendimek icin kafamda komik replikler kullanmam. Kalkip, hic bir sey olmamis gibi sakince yemek yapmam. Yemekten sonra koca bir tabak cilek yemem. Ve günün son saati simdi. Cok dolu bir gündü bence bugün. Görüntüde bu gündelik hayat, kazalar, otobüste gencler, asik suratlar, sevimli yaslilar, ruj deneyen kizlar, ekmek secen eller, merdivenden yuvarlananlar, beyaz gömlekli doktorlar, pencereden bakanlar, tuvalette aglayanlar... Iste tam bu görüntüler bir klip gibi geldi bana. Vazgectim, Sting Miting olmasin, yazik. Gogol Bordello sarkisina klip olsun olmusken.

Salı, Mart 27, 2007

Arayi acmayalim ama!


Günlerim cok dolu geciyor. Okumam, arastirmam, uygulamam gereken dünya kadar sey var simdiden. Ama enerjim gayet yerinde, yorgunluk falan yok hic. Hani genelde mizmizlaniyorum ya ben.
Gözüm de acildi bu arada. Öyle mahsun mahsun durmuyorum. Hatta ana projelerimizden birini iyi bir sekilde elestirdim ve prof. da bana "yeni bir fikirle gel öyleyse" dedi. "Su saatten sonra semesteri idare edecek fikri nerden bulayim, ayol" dedim ben de:) Bakalim, belki de buluruz.

Haftasonu Isvicre`ye gectim. Güzeldi. Aksamda yeni sehrimi gezdim. Öyle güzelmis ki burasi. Kücük ama cok sevimli. Daracik sokaklari, köprüleri, cesit cesit binalari var. Fotograf buradan ama cep telefonuyla cekidligi icin epey kalitesiz

Perşembe, Mart 22, 2007

Nesemizi bulalim


Neyse, hayat bu, geciyor gidiyor bir sekilde. Insanoglu, insanogullari arasinda yasamak zorunda olmasa hayat ne güzel olurdu.:)Bakin bahar geldi, newroz geldi, cümlemize kutlu olsun. Ben neselendim bile :)

Çarşamba, Mart 21, 2007

Boru degil

Cok telasliyim buraya geldigimden beri. Tüm ürkekligime ragmen girisken, yirtici bir tip olmaya zorluyorum kendimi. Ben neden böyleyim ya? Aslinda böyle degildim, ki degilimdir de ama biraz yetersizlik (benim ölcülerime göre, baskasina göre öyle olmamasi derdim degil) hissettigim bir ortamda direkt bu kisiligime bürünüyorum. Off, hic sevmem bu halimi. Sapsal cocuk gibi!!!

Bugün aksam yeni gelenler icin minik partimsi bir sey vardi o bahsettigim villada. Düsünün bu halim nasil bir sekilde göze carpiyor ki adam(dersini aldigim bir Prof.) bana sürekli ana okuluna yeni katilmis yetim cocuk muamelesi yapti, sefkatini üzerimden eksik etmedi. E fena mi oldu, yok olmadi. Eve dogru yürürken siritip durdum, daha iyi olacak, biraz sabir diye tekrarlaya tekrarlaya. Halbuki ayni Prof.la sabahki görüsmemizde yüzüm öyle düsmüstü ki. Ah bir de suratima hakim olmayi ögrensem. Elime koluma hakim olmayi gerek cebime sokarak gerek gögsümde kavusturarak cözüyorum ama bu surat fena bir sey. Aninda belli ediyor icimi. Lanet olsun.

Neyse, diger hocalarla da tanistim, hepsi pek sicak tipler. Bakalim, bu yeni hayatta yeni kurallar da var bir nebze de olsa. Hemen not vermek yoook! Aman ne kural, degil mi?

Bir de su var. Simdi bazi mevzular hakkinda konusuyoruz derslerde ve ben mizacim geregi öyle cok fikir belirtmem. Yani belirtirim de öyle ivir zivir seyler hic demem. Düsünmemin, dile getirmemden kisa sürdügü bir fikri neden söyleyeyim ki. Herkes zaten bunu bilir, düsünür derim. Ama yok, bunlar tam tersi. Ben agzimi acmaya bile tenezzül etmezken, bunlar dile getiriyor ve digerleri de cok iyi buluyor bunu. AA, evet, cok dogru bir yaklasim, evet, cok iyi bir argüman! Git isine diyemezsin de bunlara.

Tekrar bir neyse. Bir de burada tek anahtar ile apartman kapisini da ev kapisini da acabiliyorsunuz. ilginc buldum, paylasmak istedim.

Salı, Mart 20, 2007

Cicekli Bahce icin "Vazgecemediklerim"

Simdi, herkes icin gecerli olanlari yazmayayim. Anam, babam, bacim, sevdigim oglan falan gibi.

Vazgecilmezlerim;

.....

....

tam yarim saat düsündüm (ki Cicekli Bahce beni sobelediginden beri ara ara aklima geliyor ne yazabilirim diye) bir seyler karaladim, tekrar sildim. Ama hicbir sey bulamadim. Vazgecilmezim yok galiba. Her seyden gecmis miyim ne ben, anlamadim. Kisin göbeem atletsiz, sütüm Nesquiksiz olmaz desem pek manasiz olacak, degil mi?. Ve bu cerceve disina cikip daha anlamli bir seyler de bulamadim. Galiba ben pek ciddiye aliyorum bu oyunlari.

Kusura bakma Cicekli Bahce, üzgünüm. :(

Pazar, Mart 18, 2007

Elif icin hakkimda bilinmeyenler -Bölüm 2-

-Annem söyler biz tekrarlardik "Allah`im, annemi, babami, kardeslerimi koru, bana zihin acikligi ver"
-Dedem esnerken "Hay Hak" derdi.
-Annem babaannemin yaptiklarini aglayarak anlattiktan sonra yüzünü gökyüzüne cevirip "bendeyse bana ondaysa ona versin" derdi.
-Diger dedem bir yaz günü balkonda oturup yan balkondaki komsumuzun gittikleri bilmem ne hocayi anlatisina küfretmis "bir kadeh rakinizi icin, her dileginiz kabul olur" demisti.
-Ilk defa karabasanlar görmeye basladigimda, annem bilmem kimin hactan getirdigi bakir bir tas bulup getirmisti "bununla su ic, gececekmis" demisti.
Tüm dini egitimim bundan ibaret.

Cuma, Mart 16, 2007

Yenilikler

Ben tasindim. Dün ilk derse girdim. 4 kisiydik ama aslimiz sekizmis. Keyifli bir grup olacak gibi. Sevimli bir tipti dünkü prof. Ama yargiya varmak icin cok erken. Hemen calismaya basladim. Dil konusu beni zorlayacak gibi. Bilmedigim bir dünya yabanci kelime cikiyor karsima. Ama digerleri de (alman olanlar) pek anlamadiklarini söylediler. Ben de buna sevindigimi söyledim. Burasi güzel bir sehir. Cok büyük degil. Dünkü prof.la calismamizi eski ve muhtesem manzarali bir villada yaptik. Bir yandan tüm dikkatimi adama verip, mevzuyu kacirmamaya calisiyordum bir yandan da icimden "burasi cok huzurlu, iyi ki su an buradayim" diyordum. Harika bir mekandi.
Tasinmadan önceki 3-4 günüm alman bürokrasisinin anasina, avradina, bacisina, babasinin sakalina, dedesinin mezarina, soyuna sopuna küfretmekle gecti. Kimseler kinamasin beni. Ceken bilir. Ve bu günlerin sonunda sunu ögrendim; öyle efendi efendi, kibar kibar dolanmayacaksin resmi islemlerini hallederken. Canavar gibi olacaksin, bagirip cagiracaksin, madem islerin yürüsün diye rüsvet veremiyorsun gözdagi vereceksin. Istersen nohut kadar ol. Ha bir de "sefin kim lan senin?" bu cümle hep cebinde olacak. Memuruna, cerine, cöpüne ettigin küfür direkt telef oluyormus. Sefe cikip, hakkkiiiim da hakkkiiiimm diye inleyecekmissin.

Ben okumam gereken ders notlarina döneyim.

Pazar, Mart 11, 2007

Ben bir marti olsam


Annem beni rüyasinda görmüs. Gözlerimle, gökyüzüne bakarak gökkusagi olusturuyormusum. Ben baktikca yavas yavas renkler beliriyormus ve bunun olabildigine sasiriyormusuz.

Cuma, Mart 09, 2007

Yalnız sana değil mahledeki arkadaşına kurban

Mesela oglumun adini Ilyas, kiziminkini Meryem koyacagim desem, duyan biraz yadirgar, daha iyi bir sey bulamadin mi der degil mi? Tazecik, cool isimler dururken bunlar da nereden cikti diye. Neden artik hic kimse cok sevdigi dostunun, arkadasinin, kardesinin adini koymuyor cocuguna. Adi gibi huyu da ona ceksin diyecegi kimse yok mu anne babalarin etrafinda? Birinin ismini bir digerine, yeni gelene aktarmak bence cok güzel bir durum. Hem öncekinin gelecegi uzar hem de yeni gelenin gecmisi.

Perşembe, Mart 08, 2007

Ali babanin ciftligi

Bu minigin annesi babasi kavga etmis bugün. O da "baba, anneye kizma, anne baarma" diye aglamis, durmus. Sonra ben duymusum bu halini ve almisim onu bugün ögleden sonra bol bol gezdirmisim.
-Bunlar (parktaki cakil taslari) niye bööle ses cikariyor T.T. abla?
-Onlar öyle konusuyor, kuslar da cik cik diye konusur, köpekler de hav hav diye. (yanlis cevap mi?)

Birlikte yemek yedik, kitapciya gittik. Fotografta görünen, elindeki kitabi cok sevdi, kendisi secti. Bir ciftlik evi resmedilmis kitapta. En sevdigi konulardan birisidir.

Sonra kocaman bir magazanin oyuncak kismina gittik, epey bir zaman orada oynadi. Bindigi arabadan inip, birden bire sarildi bana -T.T. abla ben seni cook seviyom. :)

Okuldan belgelerim geldi, haftaya pazartesi kayit yaptirmaya gidecegim. Sonra bir kac gün icinde tasinma mevzusu.

Pazartesi, Mart 05, 2007

Pearl jam ve igde cicekleri

Bahar geldi! Kisi dogru düzgün yasamadik ki geyiklerini lüzumsuz bulup, hemen geciyorum. Evet, bahar geldi. Ne güzel degil mi? En sevdigim mevsimler ilkbahar ve sonbahar.

Sonbahar... yaz biter, tatil biter, igde agaclari cicek acar. En sevdigim cicek igde cicegidir. Yaklasik 7-8 yil önce tam bu günlerde ben cok fena asik olmustum. Ölüyordum, bitiyordum oglana. Ilkbahardi. Kesin birine asik olacaktim, kötü sansim onu cikardi karsima. Neyse.
O vakitler baska bir arkadasimla bahse girmistik. Uzun bir zaman sigara icmeyecektik. Ilk icen digerine elindeki en degerli esyasini verecekti. Sözümüz sözdü. Ilk o icti. Elindeki Pearl Jam`in Ten albümünü verdi. Bir de kitap vardi. Unuttum adini. Cok ictendi. En sevdigi esyasi oydu gercekten de. Sonra nasil oldu bilmiyorum bir defa daha girdik bahse. Ilk ben ictim bu defa. Asik oldugum oglandan ayri gecirdigim okul tatili sonunda ona götürmek icin topladigim, henüz kurumamis olan igde ciceklerini kücük, tahta bir kutuda bahis kazanci olarak sundum arkadasima. Bir de ince bir kitabim vardi Brecht`in. Adini hatirlamiyorum simdi. Her sayfasi cizimlerle dolu bir kitap. Ikinci dünya savasindaki cocuklari anlatiyordu. Siirdi sanki. Hatirlayamiyorum.

Cok düsündüm o vakitler o ciceklerle dolu kutuyu verip vermemek konusunda. Ama söz vermistim arkadasima, en degerli esyalarimi verecektim. En degerli esyam o minik kutuydu.

Okul basladi, sonunda kavustum asik oldugum oglana. Telefonda ona anlattigim kutuyu sordu, ben bir türlü vermeyince. Söyledim o kutuyu kime, neden verdigimi. Cok kizdi bana. Ilk defa öyle kavga ettik. Kiskancliktan geberdi. Sacmaladi. Ben ona cok asiktim. Öldüm, bittim, beni birakacak diye. Bu tartisma tarzimiz kroniklesti daha sonra. Bu ilk baslangici oldu. Ama hic özür dilemedim. Ona daha da deli oldu galiba. Bence kendine pay cikarmayi bilse cok mutlu olurdu. Ya da ben gereksiz bir dürüstlük icindeydim.

Bundan bir kac sene önce kutuyu verdigim arkadasima rastladim tesadüfen ve evine gittik. Kitapliginda duruyordu o minik kutu. Cok seviyordu onu ama cicekler cok tozlaniyormus, temizlemesi zor oluyormus. Bir de kiz arkadasi sürekli bu minik kutuyu kiskanip durmasaymis!

“Yetimler ağıdı”

Yattım yere bakıyorum toprağın hisli eşitliğine
Sular sınırları pasaportsuz geçer
Asıl azınlık yerkürenin kendisidir
Tek millet, gökyüzüdür ölürken yürekli düşünüldüğünde

Hrant Dink`in anisina 73 şair tarafindan kaleme alinan “Yetimler ağıdı” siirinden.

Perşembe, Mart 01, 2007

Mimar Babam

Benim hayatimda bir mimar var. Ona meslegi cok yakisiyor. Bunu gecen yil "Mimar Babam" filmini izlerken farketmistim. Bazi meslekleri gercekten hakkini verenler yapmali. Cünkü is olsun diye, yanlis secimlerle, ana baba baskisiyla secilecek, icra edilecek seyler degildir onlar. Mesela hekimlik ve ögretmenlik gibi. Bu mesleklerin sahiplerinin kendine ait bir perspektifi vardir, olmalidir. Mimarlik da bu mesleklerden birisi. Bunun gibi meslekleri icra edenlerden acikcasi ben bir fark beklerim. Benden farkli olmalidirlar. Sahip olduklari gücü, kudreti bilip, bunu mesleklerini icra etmelerinden tutun da özel yasamlarina kadar yansitmalidirlar.

Dünyayi eskiden tam algilayamazdim ben, yani genel görüntüsünü kavrayamazdim. Benim etrafimdaki kücük(yerel) dünya vardi ve de digeri, karmakarisik, büyülü, her seyinin birilerinin elinde oldugu, o birilerinin kesinlikle benim gibi birer insan oldugunu aklimin alamadigi bir dünya. Ama yeni yeni görüyorum tüm dünyayi. Cok basit bu dünya. Cogu sey düsündügüm kadar yüce ve akil almaz degil. Benim kücük dünyamin meger bir kac boy büyügüymüs dünyanin tamami.

Nasil ki, örnegini verdigim böyle bir iki insana sahip olmak, su dünyada varolusum konusunda hayati önem tasiyorsa benim icin, ayni önemi bu koca dünyanin kendisi icin de tasiyor.

Çarşamba, Şubat 28, 2007

Heryerini begendim, azicik boydan kisa

Düsündügüm modeller olmadi ama bunlari aldim. Hepsi de S.nin cok begenip bir türlü bana uyan bedenini bulamadigi modeller. Bu defa ben buldum. Onun hediyesi hepsi. Cok tesekkürler!

Bugün is yine cok cok yogundu. Bu pazartesi sabah erkenden gelecegi bana önceki cumadan söylenmis oldugu halde yine de pazar gecesi telefonuma mesaj atilip, gelecegi tekrar hatirlatilan salak müsteri (öküz) gelmemisti ve bugün pat diye geldi. Bir yarim saat ayirdim ama sonra da resmen kovdum adami. Acil baska islerim var diye. Dünyayi kendi etrafinda dönüyor sananlara iyi bir örnek bu adam. Kendimce kücük bir ders verdim güya ona.
Sanstan patron yoktu orada, yoksa yavsar, siritir, teyzenteyfik hanim espri yapiyor gibi saçma sapan şeyler söyler, adam üzerinde istedigim ezici etkiyi yaratamama neden olabilirdi. Bir nebze de olsa genel sinirimi aldi bu olay.

Dün gece yine yatakta cirpindim durdum, 3 gibi uykuya dalmisim sanirim. Su okul isinin sürüncemede kalmasi beni hasta etti! Bugün okuldaki kadin telefonda yine ayni seyleri söyledi. Tamam, kabul ediliniz ama belgeler hazir degil henüz!! Sinirleniyor hanim bir de arayip duruyorum diye. E, iyi de 12 martta okul basliyo. O vakte kadar ben oraya tasinacagim da yer yurt bulacagim da, ilk gün yüzüm kizarmadan sesim titremeden kendimi tanitabilmek icin korkularimi atlatacagim da!!! vayy vayy.

Salı, Şubat 27, 2007

Ah o gemide ben de olsaydim

Bugün cok calistim. Normalde is saatimin ücte biri oyalanarak, msn de gevezelik yaparak ya da o site senin bu site benim dolanarak gecer ama bugün hic öyle olmadi. Tek yaptigim kacamak, internetten, Asliberry`nin su siralar dinledigi Amália Rodrigues`in ve Anlat Anne`nin bahsettigi Rosa Passos sarkilari indirmek oldu.

Aklima gelmisken ben de bir sey paylasayim beni okuyanlarla. Efendim, Clinique Skin Smoother Pore Minimizing Make-up mükemmel bir fondöten. Benim gibi, cildine sürdügü fondöten ve pudra suratinda maske gibi duranlari sasirtacak kadar dogal bir görünümü var. Ve hic yaglandirmiyor yüzü. Ben pek makyaj yapmam ama bu ürünü cok sevdim. Sabahlari mutsuz, asik ve etrafa nefretle bakan suratima bir parcacik bile sürsem renk katiyor. O renk öglene dogru kendiliginden geliyor esasen ama en sosyal oldugum anlardan biri sabah ise gidisim (ikincisi isten dönüsüm) oldugu icin onu kullaniyorum bazi bazi.

Biraz fani mevzular etrafinda dolasan bir yazi olacak galiba bu.

Aksam eve dönerken tramvayda orta yasli bir kadin (alman) bir seyler mirildana mirildana oturdu yanima. Bana bulasmaz insallah diye düsünürken önünden gectigimiz marketi parmagiyla göstererek "Burada ananas cok pahali, en iyisi cuma ve cumartesileri Lidl`dan almak, cok uygun oluyor fiyatlari" dedi, bana! Ben de "hmm, öyle mi?" falan diye geveledim. Sonra yeni yapilan meydanin önünden gecerken de "cok güzel yaptilar burayi" dedi. Ben de "güzel ama biraz bos görünüyor" diyerek sohbete baslamaya karar verdim. Biraz daha konusup, bana eskiden orada bulunan cocuk parkini, kendi cocuklarini hep oraya götürdügünü falan anlatti ve indi bir kac durak sonra. Degisik bir kadindi.

Neyse, neden bu fani mevzular etrafinda dönüyorum bugün, ona gelelim.

Aksam tramvaydan inip eve dogru yürürken bir giyim magazasina daldim ve gözlerim faltasi gibi acildi. Iceride muhtesem parcalar vardi. Gözüm döndü. Bir ikisini gözüme kestirdim. Bu gece uyumadan onlari üstümde hayal eder, henüz görmedigim uygun ayakkabi ve aksesuarlari da eklerim hayalime. Bu konularda tam kücük kiz cocuklari gibiyim galiba ben. Bugün daha iyi anladim bunu. Bu duygunun aynisini cok cok kücükken de hissederdim. Mesela bir fotografim var 5-6 yasindayken cekilmis. Almanya`daki teyzem gelmis bize ve biz cocuklara da elbiseler, kolyeler falan getirmis. Onlari da giydirmisler, cekmisler fotografimizi. Ben orada ne mutluydum bir bilseniz. O yaz ki hediyelerimin icinde bir de t-shirt vardi, üstünde kabartmali dondurma deseni vardi. O kabartmanin dokusunu halen elimde hissedebiliyorum.

Iste böyle, kiyafet, alisveris, müzik derken gün böyle gecti.
Bence gecenin en güzel elbiselerinden birisi Kidman`in giydigiydi.

Ha, okul mu, bekledigim belgeler mi? Yok, gelmedi hicbir sey daha!!!
O elbiseleri alsam mi yarin gidip?

Ben bu kafayla!

Cumartesi, Şubat 24, 2007

Ben de bir anadan doğmadım mı?

Öglen, kahvalti yaparken (bir dengesizlik oldugunu ben de farkediyorum) Zelma`ya "o" maili yazdim. Gün aksam oldu halen cevap gelmedi. Hic gelmese de yeridir gerci.

Bugün Stuttgart`a gitme planimiz vardi. Benim de tam cözemedigim bir sürec sonunda iptal oldu plan. Hava cok güzeldi bugün, günesli. Kacirmamak icin disari firladik hemen. Fakat eve belki gec döneriz diye önce teyzeme ugramak ve birakmamiz gereken anahtari (onun isyerinin) vermemiz gerekiyordu. Gittik, taze cay vardi. Nah söyle gevsedik, yerlestik mutfaga. Ictik mis gibi caylari. Oldu aksamüzeri. Ciktik, biraz yürüdük. Cok feci bir yagmur -bu senenin ilk güzel yagmuru- basladi. Kaca kaca eve geldik.
Visnelipastam, neredesin sen, blogunu sildin mi, iyi misin?

Cuma, Şubat 23, 2007

Zelma

Bu sabah Zelma`dan bir mail gelmis. Benden cevap alamayan onlarcasina bir tane daha eklendi.

Zelma benim almanca kursundan arkadasim. Romanya`li. Internetten tanistigi kendi memleketinden bir gencle evlenip gelmisti Almanya`ya. Bu degil de bir önceki Almanya`ya geldigim zamanlardan taniyorum. Almanca derslerinden sonra evlerimize yakin bir parkta bulusur ya da sehre dogru yürüyerek konusur, pratik yapardik. Ben Türkiye`ye dönüp, Ankara`da yasadigim süre icinde de görüsmeye devam ettik. Birbirimizi merak ettigimizi, özledigimizi yazdigimiz mailler yolladik karsilikli. Sonra ben yine ciktim geldim Almanya`ya.
Geldigimde aradim onu. Bir defa görüstük. O, bu arada almancasini epey ilerletmis, meslek yapmis ve bir dishekiminin yaninda calisiyordu. Bir kac hafta sonra ben aradim Zelma``yi ve birlikte noel alisverisi yapmayi teklif ettim. Cok istedi ama gelemedi. Sonrasinda bana bir haller oldu. Onun her teklifini geri cevirir oldum. Canim istemedi onunla vakit gecirmek. Zamanla telefonlarina cevap vermez oldum. Mail yazmaya basladi. Bunlara da cevap vermedim. Bu durumlar o kadar artti ve birikti ki, altinda ezilir oldum bu yaptigim kabalik ve adiligin. 7-8 ay sonra bir mailine cevap yazdim. "Bu siralar cok yogunum, seni arayacagim. Lütfen beni kabaligim icin affet" diye. Ama hic aramadim onu. Neden böyle yaptim bilmiyorum. O halen, beni merak ettigini, en azindan nasil ve nerede oldugumu yazmami istedigini belirten mailler atiyor bana. Arkadasim yok, asosyalim diye söyleniyorum bir yandan da. Cok utaniyorum ondan. Kalbini kirmis da olabilirim.

Buradan tasinmadan onu aramaliyim. Hatta bugün. Yok yok yarin.
Resim Anton Räderscheidt

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Bir sabah

Ise gelmek icin iki tane yol secenegim var. Birisi otobüsle digeri de tramvayla. Otobüsle daha kisa zamanda gelebilecegimi yakinlarda kesfettim ve son aylarda genelde onu tercih ediyorum. Sabahlari 15 dakika daha fazla uyumami sagliyor bu yöntem.

Tramvaya gelince, sehrin en eski ve pis tramvayi gidiyor calistigim bölgeye. Aslinda yeni modellere göre cok daha sevimli ve güzel bir tasarimi var bu eski olanin. Hem de kisin hic bir toplu tasima aracinda bulamayacaginiz sicaklik onda var. Calistigim yer sehrin endüstri bölgesinde. Oraya giden yol, Almanya`ya ilk gelen yabancilarin yerlestigi bir mahalleden geciyor. Belki zamaninda popüler bir mahalleydi bilmiyorum ama simdi cok icler acisi bir durumda. Italyanlar, Türkler, Polonyalilar, Kürtler, Cingeneler, Yunanlar, Araplar ilk aklima gelen milletler, orada yasayanlar arasinda. Sokaklari, marketleri, binalari, hepsi cok kirli görünüyor. Belki de bu yüzden sehrin baska hic bir yerine gitmeyen eski tramvay buraya geliyor.

Tramvayin yolculari genelde o mahalleye ve eski tramvaya benziyorlar. Yarisindan fazlasi icin "deli bunlar" deseniz yeridir. Yolculuk süresi boyunca kendinizi tedirgin hissedebilirsiniz etrafiniza baktiginizda. Hep, her an ariza cikarabilecek bir sarhos olur icerde. Saatin kac oldugu farketmez.

Tramvayin son duragi o mahallenin de sonudur. Orada bir genelev sokagi var. Evlerin bir kac metre mesafesinde. Hava kararinca kirmizi isiklar yanar o sokagin lambalarinda. 18 yasindan kücüklere giris yasaktir yazan koca bir paravanla sokagin girisi kapatilmistir.

Ben en son durakta inerim tramvaydan. Sirtimi geneleve, kir ve yorgunluk icindeki mahalleye dönüp, karsiya gecmek icin cift tarafli gidisin oldugu yola dogru yürürüm. Yesil isik cok gec yanar o yolda. Birinden gecip, iki yolun arasinda bir 5 dakika daha beklemek gerekir, ters yön olan yolda yayalara gecis izni verilsin diye. Biz, ben ve son durakta inip ise giden sanayi iscisi gencler (hepsi deforme olmus vücutlara ve suratlara sahipler) kirmizi isigi beklemeyiz hic. Ama bu sabah bekledik cünkü karsida polis arabasi vardi. Hepimiz bu bekleme süresi boyunca huzursuzduk. Sanki bize zorla cirkin bir sey yaptirilmis gibi gözgöze gelmemeye calistik. Utandik sanki bu korkumuzdan.

Fabrika kokar oralar ama arada ince ince de yakinlardaki cikolata fabrikasindan cok güzel kokular gelir. Bazen cok yogunlasir bu koku.

Karsiya gecip, sehirler arasi tren yolunun altindan saga dönerim. Orada hep bir adam olur. Cok temiz giyimli ama bu temizligi sanki kendisinden degil de sahibinden geliyormus havasi olan bir adam. Donmus gibi durur orada ve park etmis arabalarin plakalarina bakar. Dakikalarca kipirdamadan bakar. Genelde her gün görüyorum o adami orada. Bir kac defa cesaretimi toplayip sormak istedim neye baktigini ama ona biraz yaklasmamla bile tedirgin oluyor adam. Hemen kipirdiyor ve ciddi bir is yapiyormus gibi tavirlar takiniyor.

Ve ise geldim. Burasi ayri bir hikaye.

Pazar, Şubat 18, 2007

Benim gibi

Basim döndü. Sigara ictim. Sigara ictigimde basimi döndürmesin ve agritmasin diye salata yaptim yedim. Acken sigara icince bas agrisi yapiyor. Bir film izledim. Sevimli bir film. Nesesizdim. Teyzemlerden geldim. Aksam yemeginde kuru dolma yapmisti teyzem. Cok yiyemedim. Fotograf makinami yanima almistim. Kücük kuzenimin fotografini cektim, o da beni cekti. Yüzümü cekmeye calisirken hep ayagimi cekti durdu. Büyüyünce gazeteci olursun dedi, teyzem ona. O da gece boyu ben gazeteci olacagim, fotooyaf cekecegim dedi. Cok huzursuzdu, gündüz uykusunu alamadigi icin. Kahvaltiyi da teyzemlerde yaptim. Evde ekmek yoktu, oraya gittim. Gec uyandim. Keyifsiz uyandim.

Cuma, Şubat 16, 2007

Dünyada bir yerdeyim

Size de oluyordur bu. Bana cok sik olur. Herkese cok sik olur aslinda. Bir heyecan dalgasina kapilip, essiz bir ani, hayati yasiyormussunuz gibi hissedersiniz bazen. Her sey, hergün gördügünüz sehir, bindiginiz tramvay, patronunuz bile daha parlak görünür gözünüze. Bir essizlik, biriciklik havasi kaplar bedeninizi de ruhunuzu da. Bunun cok sebebi olabilir. En dile geliri, karsi cinsten biriyle karsilasmak olabilir. Güzelligi ya da hosluguyla sizi birden carpmasi olabilir. Markette, kasa kuyrugunda baska bir kasadaki yasli bir adamla gözgöze gelmek de olabilir buna bir neden. Bikmislik ve calistirilmanin verdigi asagilanmayla is yerinizden cikip, kasvetli bir gökyüzüyle karsilasmaniz da.

Hayattaki en güzel anlar olmakla birlikte en aci verici anlardir bunlar. Cünkü o essizlik isigi yavas yavas cekilir üzerinizden. Yolda karsilastiginiz, gözlerinizi alamadiginiz kadin ya da adam gözden kaybolmus, marketteki yasli adam parasini ödemis, arabasina atlamis ve kasvetli gökyüzü kararmistir bile. Simdi o sefil, donuk, mat hayatiniza tekrar dönmek daha da hüzünlüdür.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Asiklar günü

Hani sevgililer günüydü ya, ben hic haz etmedim bu defa bu günden. Sevgili, sevdigine her gün hissettirir bir sekilde sevgisini, bugün olmazsa yarin hissettirir. Ama ya sevilmeyenler?
Bir gün olsa ve o gün herkes, kendisini seven kisiyle gecirse o günü. Kisinin sevmesi önemli degil, onu seven biriyle gecirsin yeter.
Asigina biraz teselli versin, ona bu lütufta bulunsun. Ya da eski asigina gitsin, özür dilesin, onun canini acittigi icin.
Bu, aslinda cok önemli bir mevzu. Düsünsenize size asik biri var, siz biliyorsunuz, o sizinle biraz vakit gecirmek ya da bir kahve icmek icin bile cirpiniyor ama siz öyle umursamaz, öyle havalardasiniz ki. Ahh, ne aci!!! Can yakmak...

Ben cok canlar yaktim. Gercekten. Belki halen de yakiyorumdur. Bunun icin cok üzgünüm. Bazen benim elimde olmayan durumlar da vardi ama ben hic hal bilmedim (aslinda bir cok insana göre cok iyi bildim ama bence bilmedim)
Bazen aklima birileri geliyor. Daha simdi simdi, yillar sonra o vakitler söylenen bir lafi ya da bir olayi nasil da gözardi ettigimi bu hareketimle birinin canini nasil da acitmis olabilecegimi düsünüyorum. Benim de canimi cok acittilar. Ask bu. Coguna haykira haykira, belki de küfürler esliginde (derdimi anlatmama cok yardimci oluyor) derdimi anlatamadim. Bunu cok hayal ettim. "Ah, o vakit bunu diyecektim" ya da "neden böyle yapmadim ki ben, off" diye cok kafama vurdum. Iste, tam bu durumlar icin, bir gün olsun. Alacaksin adami ya da kadini karsina, sayacaksin bir bir. Ama öyle olacak ki, o seni dinleyebilecek, yani karsina gelip oturma amaci senin derdini anlamak olacak.
Adi Asiklar Günü olsun bu günün.

(Fotograf Goretta`nin Dantelci Kiz filminin afisi. Lise bittigi yillarda trt2 de izlemistim bu filmi. Cok sevmistim. Halen bazi sahneleri net olarak aklimda. Tekrar izlemeyi cok isterdim.)

Salı, Şubat 13, 2007

icmeden oyy oyyy sarhosum oyy oyy




sarhosum sayin seyirciler.
yazarim ama
kayiyor harfler yaa
yarin okumak icin yaziyorum özellikle
aahhh
ictim valla
eve gelirken
aldim biraciklari
allah yaratti demiyor bu meret
annaaaa
nasil oldum yav
serefsiz olsun her gün icmeyen
sahane bir sey bu ya
epeydir yapmamisim
buyrun siz de dinleyin. güzel sarki.

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Öpmeye kiyamadim, sevmeye yazik



Asagidaki yaziyi lütfen yukaridaki müzik esliginde okuyun.

Yaz tatiliydi. Anneannem bize gelmisti ve dönerken beni de yaninda götürmüstü. Yaz tatilini, ilk defa denizi gördügüm o sehirde gecirecektim. Herkes beni, ne güzel kiz, saclarina bak, ne sirin diye severdi orada. Dayimla, sonradan uzun yillar görüsemeyecegim ve cok eski bir fotografini yillarca basucumda kücük bir cercevede sergiledigim dayimla, ilk defa bu kadar uzun birarada olacaktim. Dedemin saz, söz arkadaslarindan birisi de oglu ve karisiyla misafiriydi anneannemin o yaz. Dedemin ailesinin hep önüne cikmis bir arkadasti bu. Dedem hayrandi ona ve karisina. Gec saatlere kadar saz calar, türkü söyler, sohbet ederlerdi. Asktan, sevgiden bahsederlerdi en cok. Rakilari eksik olmazdi. Ogullari da saz calardi. Arada ona verirlerdi sazi. Onun ezgileri biraz daha baskaydi. Onu da hayranlik ve saygiyla dinlerlerdi. Beyaz tenli, tertemiz, bakimli siyah sakali olan bir adamdi ogullari. Onlara cok yaklasmazdim ben. Sevecen bakislari hep üstümde olurdu biraradayken. Ne mutlu ve sevecendi dedem onlarin yanindayken. Cagirir öperdi beni. Ama gözü ve kulagi en cok misafirlerindeydi. Anneannem nezaketsiz denilmeyecek kadar güleryüzlüydü. Ben en cok kuzenimle egleniyordum. Bazen, "sizi evlendirecegiz" seklinde sacma espriler yapildikca, aramiza bir mesafe girer gibi oluyordu. Tekrar kaynasmamiz mümkün oluncaya kadar, evin damina cikiyor, ta oraya kadar uzanmis asmadan, henüz olgunlasmamis, eksi üzümlerden topluyor, elimizdeki iki metal tabagin arasinda, biraz tuz, biber ve nane esliginde sallaya sallaya, tabaklarin dibine vurarak yumusamalarini saglayarak, o yaz ki en büyük kesfimiz ve eglencemiz olan eksi üzümümüzü yapiyorduk. Ne cok yemistik o yaz. Kuzenim aksamlari evlerine giderken, biraz da digerlerinden utanarak, "sen de bize gelsene" derdi, bana. Karari ya anneannem ya teyzem verirdi. Git hadi ya da yok olmaz diye. Ben tek kelime etmezdim. Burada da dayim vardi. Aksamlari onunla olmak da güzeldi. Hem o yasli misafir ve ogullari sayesinde senlikliydi ev.

Simdilerde ben bile sasiririm bildigim türkülere, türkü sözlerine. Bazilarinin sözlerini ilk kelimesini duydugum anda hatirlarim ya da hic duymadiklarimin sözlerinin devamini tahmin ederim. Bunu diyen, arkasindan bunu der diye. Belki de bu yazin bana ögrettigi türküler ve sözler hepsi. Bazi sesler ve türküler beni öyle carpar ki. Yavas yavas ben büyürken olusan bir yer var sanki kalbimde ve oraya dokunuyor gibi bazilari. Yüzlerce kisinin hafizasina sahip oluyorum sanki o vakitlerde. Birileri icin icim aciyor ya da kalbim kanatlanacak gibi mutlu oluyorum.

Tatilim güzel geciyordu, tek sikintim annemi özlemem ve yeni yeni belki de biraz erken cikamaya baslayan gögüslerimi saklamak icin ugrasmamdi. Sol elimi sag omuzuma koyarak oturur ve yürürdüm. Ne cok utaniyordum.

Ve misafirlerin gidecegi gün geldi. O gün farketmistim ben gideceklerini. Biraz yabaniydim galiba. Mutlaka ki önceden baslayan hazirliklarini ya da konusmalari gözden kacirmistim. Dedem üzgündü. Anneannem güleryüzlüydü. Ben ayak altinda dolaniyordum. Kapida vedalasmalar basladi. Dedem hepsini öptü sirayla. Hepsi bizi öptü sirayla. Ogullari beni öperken, kulagima "beni unutma" diye fisildadi.

Hic unutmadim. O ani o kadar cok düsündüm, tekrarladim ki kafamda.

Yazdi, deli bir sicak vardi. O, bana dogru egilirken, bir serinlik, güzel kokulu bir nefes geldi sakallarindan. Yumusacik... Saskinligimi belli edemeyecek kadar sasirmistim. Bilmedigim, belki de ilk defa hissettigim bir sürü duygu... Umrumda olmayan bu gidis bir anda beni mahzunlastirdi. Ilk defa öyle bir üzüntü hissettim. Evdeki tek cocuktum o yaz. Öyle siliktim ki. Ama o beni farketmis ve benim aklimda kalmak istemisti. Neden bana öyle demisti?

Sonralari, yillar sonra, dayima o aileyi ve ogullarini sordum, umursamaz bir edayla. Kimdi o adam, neredeydi simdi? Sadece dedemin korkusuyla kabullenilen bu aile, dedem öldükten sonra, hafizadan coktan silinmisti bile.

Cumartesi, Şubat 10, 2007

37 x binler, milyonlar kac eder?



O günü hatirlayan coktur. Ben 15 yasindaydim. Ne sevdalarda, hayallerdeydim kim bilir?(ben de pek hatirlamiyorum) ama televizyonu seyretigimi, durumu kavrayamadigimi, etrafimdakilerin sapsallastigini hatirliyorum.

Ah, ah insan insani neden böyle yakar? Yaktigiyla kalmaz, neden böyle asagaladikca asagilar? Biliyorum aslinda bu sorunun cevabini, asagi yukari. Ama iste sapsalim ya ben, aklim almiyor ki.
Soru sordurup durur bu hal insana, neden?, nicin?, ama nasil?, ama neden?, nasil?, neden?...

Kebapciymis simdi oralar. Orayı müzeye çevirmeli diye gelen önerileri halkı kışkırtacağı gerekçesiyle reddetmisler... Dogru... Birileri yansin, kalanlar bu kapazelikle asagalansin... Aman ha, nazlidir benim Sivas halkim! Öylelerinin kalbini kirarsak kim atese verecek geride kalanlari, kim tetikci olacak geride kalanlara?

Gözyasi Perisi`nden mektup

Ben gözyasi perisiyim. Kücük bir damlayim... Bindir yildiz isigi bir araya gelir, gözyasi olur. Ben, binbirincisiyim o yildiz isiklarinin.
....
Hadi... Beni tanimadiginizi söylemeyin, sizin gözyasinizin binbirinci isigiyim ben. Mektup yazdiginiz kisinin omuzunda unutmustunuz beni. Simdi, sizinle uzun bir aradan sonra yeniden görüsebilme sansim var.


Sizden ayrildiktan sonra.....
...
Günlerden bir gün omuzunda kaldigim kisinin basinin üzerinde dolanip duran ve sizinle konusabildigini söyleyen bir mektup perisiyle karsilastim. Pek gözüm tutmadi kendisini (cünkü periler insanlarla konusmazlar) uyduruyor diye gecirdim aklimdan. Eger gercekten istersem ve söylediklerini yaparsam, söyleyeceklerim varsa eger, size aktarabilirmis. Iyi öyleyse, ben de bir masal anlatayim size dedim. Yine de su, cok bilmis mektup perisinin, anlatacagim masali araklamayacagi, size kendi masaliymis gibi aktarmayacagi ne malum? Anlatacagim masal, özel sinirlerle ulasacakmis size, bir insanin yazdigi mektup gibi okuyacakmissiniz masalimi...

Benim gibi serüvenden serüvene kosan bir perinin yutacagi bir hikaye mi bu? Elbette degil... Ama ya söyledikleri dogruysa?

...
Artik özgür bir periyim, farkinda oldugunuz gibi biraz ukalayim, ama özgürlügümü sizin mutsuzlugunuza borclu olmam beni ne kadar üzüyor bilseniz... Belki de size anlatacagim masal sizi güldürür, öyle güldürür ki, benim gibi bir peri kayar yanaklariniza, özgürlügünü mutlulugunuza borclu oldugunu bilerek mutlu yasar.

...

Salı, Şubat 06, 2007

Anaaa, cevap geldi!!!

Basvurdugum okullardan birinden cevap geldi, yeterlilik sinavini gecmisim :) Bir belgem eksikmis, onu göndermeliymisim, sonra kismetse kayit yaptirabilirmisim.
Daha dün, bana memleket yollari göründü, bir baltaya sap olacagim yok bu gurbet ellerde diyerek almistim sazi elime. Sabah bir mail geldi ki, bir sahane. Gerci yine tetikteyim, henüz net bir sey yok.
Saskinligim gectikten sonra aldi beni bir telas. Anaaaa, ben napacam taa oralarda bir basima.??Tasinmam lazim, eger bu okula gideceksem. Bir de derslerin falan iceriklerine söyle bir göz gezdirdim ve gezen gözün gözü korktu. Ee, önceden bakmadin mi a kizim, bilmiyor muydun, bu kadar israrla istedigin okulun seni nasil zorlayacagini? Yok, cok bakmamistim. Zaten korkak, pisirik, kendine güvensizim ya bu mevzularda, iyice gözüm korkmasin demistim. Ki bu cevap gelen okula, sansim yok benim, deyip göndermeyecektim ama son anda ne kaybim olacak diye göndermistim basvuru belgelerimi.
Böyle iste durum. Fotograftakiler de son yaptigim perde deseni. :)

Pazartesi, Şubat 05, 2007

Guilty or not guilty

"Burasi yabani hayvanlarin kol gezdigi bir cayirlik mi yoksa benim evim mi, dogdugum yer mi, bilmiyorum!"
(Amin Maalouf/Araplarin Gözünden Hacli Seferleri)

Bu kitabi okuyorum. Herkese öneririm. Okumasi oldukca zevkli. Keske her tarih kitabimiz böyle olsa, biz de keyifle okuyup ne nedir, ne degildir diye ögrensek. Biz de, onlar da. Herkes. Sacma sapan yanlis bilgilerle dolmasa kafamiz.
Haftasonu bir kült filmi izledim. 1957 yapimi "12 Angry Men". Ortada bir babanin cesedi ve 100% katil oldugundan emin olunan bir ogul var. 12 juri üyesinin hepsinin birden O`nu suclu ya da sucsuz bulmasi gerekiyor. Toplu bir karar olmasi lazim. Sucluysa idam edilecek. 11 üye hemen suclu derken bir tanesi (Henry Fonda) sucsuz diyor ve böylece onu ikna etme girisimleri basliyor. Bir odadan cikmadan biten film boyunca önyargilarin kirilmasindan tutun da bir insanin baska birini ölüme ne denli kolay gönderebilecegine kadar oldukca ciddi ve insansi mevzular etrafinda dolasiyoruz.
Herkesin bir derdi var, durur icerisinde misali herkesin bir kafasi var ve onun ici hic mi hic kolay degismiyor. Ne sonradan okunan bir kitap ne de izlenen bir film fayda ediyor bence. Degisebilir kafalar yetistirmek lazim galiba. Geri dönüsümlü kagit gibi olsunlar, cevreye de en az zarar.

Cuma, Şubat 02, 2007

Hakkimda bilinmeyen 5 sey

Ilk defa bloglar arasi oyunlardan birine dahil oldum. Simon beni sobelemis (böyle diyorlar degil mi?)

Hakkimda bilinmeyen 5 sey:

1- Ilkokuldayken Burhan Cacan`in yakisikli bir erkek oldugunu düsünürdüm. Kavram kargasasi yasamisim sanirim.

2-Yine kücükken, eglence maksadiyla kücük kagitlara ciplak kadin ve erkekler cizmis yanlarina da cinsel organlarinin isimlerini yazmistim. Ablamla gülmüstük falan. (simdi hatirliyorum da, cok basarili degillerdi, pek iyi incelememisim) Sonra annem bulmustu kagitlari. Bana bir dönem ressam Goya diye hitap ettiler. Utanmistim.

3-Bebek severken mideme bir agri girer gibi olur ve gözlerim dolar. Sefkat, sevgi karisimi bir seyler bedenimi ele geciriyor galiba o anlarda.

4-Ankara`da yasarken, bir gece, kasiklarimdan baslayip, gögüs kafesime kadar genisleyen ve saatlerce süren bir agri yüzünden, aglaya aglaya, ilk defa acile gitmistim. S. apandisit olmasindan korkmustu, cok telaslanmisti. Doktor, agriyan bölgeyi tam tespit edebilmek icin, karnima yavas yavas bastirdi ve o an anladim ben derdimi. Gaz! Doktor anlamadi tabiki ve eger apandisitse, bunun anlasilmasina engel olmasin diye hic bir ilac falan da vermeden eve gönderdi. Evde yavas yavas kendime geldim ve S.ye derdimi söyledim. O güldü ve cok az alay etti. Ben cok utandim.

5- 17 yasima kadar saclarim hep uzatilmisti. Babaannem kestirmeyin demis. Bir o yüzden, bir de herkesin cok hosuna gidiyor diye. Epey uzundu, belimin cok cok asagisina kadar uzaniyordu. Bir gün, kimseye söylemeden saclarimi kisacik (baglanamayacak kadar) kestirip eve geldim. Ilk balkondaki bir komsumuz gördü beni. Apartmana girdigimde annemin sesi geliyordu, yukaridaki merdivenlerden. "Teyzenteyfik dogru mu?" diye. Eve girdim. Yüzüme tükürdü annem. Bir sürü laf söyledi. Cok cok agir laflar. Babam da evdeydi. Annem öyle kizdi, öyle laflar söyledi ki, babamin agzina acmasina bile gerek kalmadi. Babamin surati daha cok üzgün gibiydi. Yatak odasina gidip, kapiyi kapattim ve aglaya aglaya uykuya dalmisim. Bir ara uyanir gibi oldum. Elim ensemde, sacima dokunuyordu. Kisa oldugunu farkettim. Sasirdim, ensemde bir tutam sac kisalmisti. nasil farketmemisim ben, nasil olmustu? Sonra yavas yavas kendime geldim ve saclarimin tamaminin kisaldigini hatirladim. Tekrar aglamaya basladim. Karnim da acikmisti ama odadan cikamadan aglaya aglaya uykuya daldim.